ÖZET: Başvuran, 1995 yılında gerçekleştirdiği askerlik borçlanmasından vazgeçerek ödediği tutarın iadesini talep etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu, yapılan başvurunun yalnızca ödemenin aynen iade edilebileceğini, buna ek olarak faiz uygulanamayacağını belirtmiştir. Başvuran, iade edilen tutarın yasal faizle birlikte geri verilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, borçlanma işleminin isteğe bağlı olduğunu ve iade işlemlerinin de bu isteğe bağlı olarak gerçekleştirildiğini ifade etmektedir. Yönetmelik gereğince, borçlanma tutarının iadesinde faiz uygulanması mümkün değildir. Ancak, başvuranın talebi, mülkiyet hakkı ve sosyal güvenlik sisteminin adalet anlayışı açısından değerlendirildiğinde, iade edilen tutarın enflasyon karşısında değer kaybettiği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın alacaklarının değer kaybının telafi edilmesi gerektiği yönünde bir tavsiye kararı vermiştir. Bu karar, başvuranın ödediği primlerin geri ödenmesi sırasında alım gücünün korunması gerektiğini vurgulamaktadır. İdareye, bu tavsiyeye uygun olarak işlem tesis etmesi için 30 gün süre verilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2023/4879-S.23.8033

BAŞVURU NO : 2023/1063

KARAR TARİHİ : 13/04/2023

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Borçlanma tutarının iadesi hakkındadır

BAŞVURU TARİHİ : 19/01/2023

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza, yapılan başvuruda başvuran özetle, 1995 yılında askerlik borçlanması yaptığını, askerlik borçlanmasından vazgeçerek ödediği bedeli geri almak istediğini, Sosyal Güvenlik Kurumundan sadece ödediği miktar kadar iade alabileceğini öğrendiğini, geri iade tutarının hesaplanmasında yasal faiz işletilmesi gerektiğini ifade ederek 1995 yılında yaptığı askerlik borçlanmasının yasal faiz işletilerek tarafına iade edilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün başvuru konusuna ilişkin 24/03/2023 tarihli ve sayılı yazısında özetle;

2.1. Borçlanma işleminin zorunlu bir işlem olmayıp sigortalının talebi doğrultusunda gerçekleştirilmekte olduğu, borçlanmanın iadesi işleminin de sigortalının talebine binaen gerçekleştirilmekte olduğu, Sosyal

Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 66 ncı maddesinin onbirinci fıkrasında “Kanunun 41 inci maddesine göre yapılan borçlanmalarda aylık bağlanmamış olması şartıyla Kuruma yazıyla müracaat edilmesi halinde borçlanmadan vazgeçilebilir. Ödenen borçlanma tutarının tamamı faiz uygulanmaksızın iade edilir. Kısmi iade yapılmaz. Yanlış veya yersiz olarak yapılmış borçlanma tutarları da faiz uygulanmaksızın ilgililere iade edilir. Borçlandıkları hizmetler dikkate alınarak aylık bağlanmış olanların ödedikleri borçlanma tutarı ile sigortalıların vefatından önce yapmış olduğu borçlanmalara ilişkin borçlanma tutarları hak sahiplerine iade edilmez.” hükmü gereğince, yapılmış olan borçlanma tutarının aynen iadesi mümkün olup, bu tutara faiz ya da başka bir artırım yapılmasının mümkün olmadığı açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın; “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”

4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında;

“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”

5. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun;

5.1. “Borçlunun temerrüdü” başlıklı 117. maddesinde;

“Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.

Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.”

5.2. “Temerrüt faizi” başlıklı 120. maddesi;

“Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.

Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.

Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”

6. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un “Temerrüt faizi” başlıklı 2.

maddesinin birinci fıkrasında;

“Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”

7. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin “Borçlanmaya ilişkin süreler” başlıklı 66. maddesinin on birinci fıkrasında; “Kanunun 41 inci maddesine göre yapılan borçlanmalarda aylık bağlanmamış olması şartıyla Kuruma yazıyla müracaat edilmesi halinde borçlanmadan vazgeçilebilir. Ödenen borçlanma tutarının tamamı faiz uygulanmaksızın iade edilir. Kısmi iade yapılmaz. Yanlış veya yersiz olarak yapılmış borçlanma tutarları da faiz uygulanmaksızın ilgililere iade edilir.”

Düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

8. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

9. Başvuran, 1995 yılında askerlik borçlanması yaptığını, askerlik borçlanmasından vazgeçerek ödediği bedeli geri almak istediğini beyan ederek askerlik borçlanmasının yasal faiz işletilerek tarafına iade edilmesini talep etmektedir.

10. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; borçlanma ve borçlanmanın iadesine yönelik işlemlerin zorunluluk arz etmediği, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 66 ncı maddesi gereğince yapılmış olan borçlanma tutarının iadesinde faiz ya da başka bir artırım yapılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

11. Bilindiği üzere sigortalıların sosyal güvenliklerinin sağlanması amacıyla oluşturulan sosyal sigorta kurumları, nimet-külfet dengesi üzerine kurulmuşlardır. Bu doğrultuda, sigortalının katlanması gereken külfet primlerini ödemektir. Sosyal sigorta kurumları ise bu prim ödemelerinin karşılığı olarak hak kazanılan sigorta ödemesini gerçekleştirmekle yükümlüdürler. Bu nedenle, sigortalının ödemiş olduğu primlerinin karşılığını alamaması sosyal güvenlik sisteminin amacıyla bağdaşmaz. Aksi bir yorum, sisteme duyulan güveni ortadan kaldıracağı gibi yükümlülüklerini zamanında yerine getirenlerin cezalandırılması anlamına gelecektir ki, bu sosyal adalet duygusunun zedelenmesine neden olacaktır. Bu durum ise primlerini ödeyen sigortalının, bu ödemeye uygun hakkını elde edememesi sonucunu doğurarak nimetkülfet dengesini bozacağından hukuka aykırı olacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; 5/11/1997 tarihli ve E: 1997/698, K: 1997/895 sayılı kararı, 30/3/2012 tarihli ve E: 2012/211, K: 2012/269 sayılı kararı.)

12. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin birçok kararında; mülkiyet hakkının, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi hakkını içermediği, bununla birlikte yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılmasının öngörüldüğü durumlarda, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireylerin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatlerinin doğduğu kabul edilmektedir. Yüksek Mahkeme, mülk kavramı içerisinde yer alan ve ilgililerin hak kazandığı bir sosyal güvenlik ödemesinin, hak kazanılan tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süredeki enflasyon oranları dikkate alınmadan ödenmesi durumunda mülkiyet hakkının ihlal edildiği görüşündedir. Söz konusu kararlarda, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağın enflasyon oranları dikkate alınmadan ödenmesi durumunda değer kaybına uğratılarak ödenmiş olacağı,

bunun da değer kaybının miktarı bakımından yapılan müdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklendiği anlamına geleceği değerlendirmelerine yer verilerek, söz konusu müdahale ile kamunun yararı ve başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşılmıştır. (Anayasa Mahkemesinin; 2014/7601 numaralı başvuruya ilişkin 25/7/2017 tarihli kararı, 2015/7602 numaralı başvuruya ilişkin 10/5/2018 tarihli kararı, 2015/6908 numaralı başvuruya ilişkin 27/6/2018 tarihli kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)

13. Somut olayda başvuranın askerlik borçlanması kapsamında ödediği primlerin iade edilmesi konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Yine başvuranın bu alacağının Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında mülk teşkil ettiği konusunda da tereddüt bulunmamaktadır. Yaşanan uyuşmazlıkta sorun, başvuranın borçlanma tutarının iadesine ilişkin alacağının temelini oluşturan primlerin yıllar içerisinde uğradığı değer kaybının telafi edilip edilmeyeceği meselesidir.

14. Sosyal Güvenlik Kurumunca Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldığı gerekçesi ile birkaç lira tutarında emekli ikramiyesi ödenmesine yönelik uyuşmazlıkları konu alan 9/10/2013 tarihli ve 2013/42 numaralı Tavsiye

Kararı’na da değinmek gerekmektedir. Söz konusu Tavsiye Kararı’nda; ilgili yasal düzenleme uyarınca emekli ikramiyesinin hesabında emekli olunan tarihteki katsayıların dikkate alınması gerektiği belirtilmekle birlikte, bu hesaplamanın ilgili yılın katsayısı ile yapıldıktan sonra bulunan sonuçtan altı basamağın atılması suretiyle kişilere ödeme yapılması nedeniyle sorun teşkil ettiği tespiti yapılmıştır. Bu kapsamda, alım gücü dikkate alınmadan sadece altı basamağın silinerek emekli ikramiyesi ödenmesinin kabul edilebilir olmadığı değerlendirilmiştir. Karar’da, enflasyona bağlı olarak yıllar içerisinde belli bir miktar paranın iade anındaki alım gücünün azaldığı gerçeğine işaret edilerek idareden, ilgili yılların katsayıları ile emekli ikramiyesini hesaplamasının ardından, yıllar içerisindeki enflasyon oranlarını dikkate alarak paranın alım gücünde oluşan değer kaybını belirlemesi ve Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ve benzeri parametreler kullanarak söz konusu tutarın ödeme tarihindeki alım gücüne denkleştirilmesinin beklenildiği ifade edilmiştir. Bu çerçevede, emekli ikramiyesinin hesaplanma usulüne ilişkin hukuka aykırılığın bulunmadığı ancak hesaplanan ikramiye tutarının alım gücünün, çeşitli bilimsel yöntem ve araçlarla ödeme tarihindeki alım gücüne dönüştürülmeksizin ödenmesi suretiyle eksik işlem tesis edildiği sonucuna ulaşılmıştır. (Bk.

https://www.ombudsman.gov.tr/document/yayinlar/karar_yayinlarimiz/calisma-ve-sosyal-guvenlik-1.pdf, s. 120 vd.)

15. Belli bir miktar paranın iade edilmesinin gerektiği durumlarda paranın alım gücündeki eksilmenin neden karşılanması gerektiğinin anlaşılması için, yukarıda belirtilen Tavsiye Kararı’nda da yer verilen

Anayasa Mahkemesinin bir kararında geçen şu ifadelere de yer vermek gerekmektedir. Karar’ın ilgili bölümünde;“Türk Lirasında meydana gelen ani değer kayıpları nedeniyle alacak borç ilişkilerinde bir tarafta kalmış olan değerin geri alınması için davalarda denkleştirici adalet ilkesinin geliştirildiği, bunun için paranın alım gücündeki düşmenin çeşitli değerlendirme yöntemleri hamur edilerek ortaya çıkan değerin alım gücündeki eksilme yüzdesi olarak kabul edildiği, böylece faizle karşılanamamış olan zararın tazmini yolunda verilen kararlarla denkleştirici adaletin uygulanarak uğranan değer kaybının giderilmeye çalışıldığı, fiyat artışlarının bulunduğu dönemlerde çoğu zaman faiz ile karşılanamayan zararların

doğduğu…” ifadeleri yer almaktadır. (Anayasa Mahkemesinin, 24/9/2008 tarihli ve E: 2006/158, K:

2008/150 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)

16. Yine Yargıtay kararlarında denkleştirici adalet ilkesinin, başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran ve elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olan kişiyi gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü altına soktuğu üzerinde durulmaktadır. Ayrıca Yüksek Mahkeme, yaşanan enflasyon nedeniyle paranın alım gücünün düştüğü gerçeği karşısında belli bir miktar paranın verildiği tarihteki aynı

miktarda iade edilmesinin, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olduğuna ve kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapıldığına değinmiştir. Yüksek Mahkeme söz konusu kararlarında hukuk kurallarının, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlayacağına ve hukuk kuralı olma özelliğini koruyacağına işaret ederek, hukuk kurallarının gerçek hayata ve çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanma zorunluluğunu ortaya koymuştur. Bu doğrultuda, belli bir miktar paranın iadesinin söz konusu olduğu durumlarda paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılmasının ve bu şekilde iadeye karar verilmesinin hakkaniyetin ve adaletin bir gereği olduğu, aksi takdirde kısmi iade durumu ile karşı karşıya kalınacağı, iade dışındaki zenginleşmenin iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacağı sonucuna ulaşılmıştır. (Yargıtay On Üçüncü Hukuk Dairesinin; 24/1/2002 tarihli ve E: 2001/10656, K: 2002/612 sayılı kararı, 2/3/2004 tarihli ve E: 2004/427 K: 2004/2425 sayılı kararı, Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinin 10/6/2015 tarihli ve E: 2014/17907, K: 2015/10731 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)

17. Somut olay bakımından sigortalıların ödemiş oldukları primlerin iadesinde, primlerin iade zamanındaki değer kaybının telafisi amacıyla güncellenerek ödeme ilkesinin esas olması gerekli görülmektedir.

Başvuranın ödemiş olduğu primlerin aynen iadesi yoluyla sosyal sigortalara egemen olan nimet-külfet dengesini başvuran aleyhine bozulmaktadır. Başvuranın ödemiş olduğu primlerin, paranın alım gücündeki eksilme dikkate alınmadan geri ödenmesi işleminin hakkaniyete uyarlı olmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

18. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği’nin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece

“kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak idarenin, başvurana verdiği cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle

“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idareden bahse konu ilkeye de uygun davranması beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

19. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle;

İadeye konu edilen primlere ilişkin olarak, paranın alım gücünde oluşan değer kaybının belirlenmesi ve başvurana yapılacak geri ödeme tutarının ödeme tarihindeki alım gücüne denkleştirilerek ödenmesine yönelik işlem tesis edilmesi hususunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tavsiyede bulunulmasına,

6328 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bu karar üzerine idare tarafından tesis

edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın, Başvurana ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi