|
ÖZET: Başvuran, 2022 yılında askerlik borçlanması talebinde bulunmuş, ancak bu talebe ilişkin borç tahakkukunun usulüne uygun bir şekilde kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmiştir. Başvuru süreci boyunca, 2022 yılına ait borçlanma tutarının geçersiz sayılması nedeniyle 2023 yılı üzerinden daha yüksek bir tutar ödemek zorunda kalmıştır. Başvuran, fazla ödediği tutarın iadesini talep etmekte ve bu durumun kendisine maddi zarar verdiğini belirtmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 2022 yılında yaptığı borçlanma talebine ilişkin tebligatın, belirtilen adrese gönderildiğini, ancak tebliğin kendisine ulaşmadığını ifade etmiştir. Bu nedenle, başvuranın 2022 yılı için talep ettiği borçlanmanın geçersiz sayıldığı ve 2023 yılı için yeni bir başvuru yapması gerektiği belirtilmiştir. Başvuranın 2023 yılı için ödediği tutar ile 2022 yılı için tahakkuk eden tutar arasındaki farkın, yıllara göre değişen asgari ücret tutarlarından kaynaklandığı ifade edilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını değerlendirirken, idarenin tebligat işlemlerinin usulüne uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini incelemiştir. Sonuç olarak, başvuranın talebinin reddedilmesine karar verilmiş, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’na gelecekte benzer durumların yaşanmaması için gerekli önlemleri alması yönünde tavsiyede bulunulmuştur. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/7170-S.24.11198
BAŞVURU NO : 2024/838
KARAR TARİHİ : 09.07.2024
KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI ,TCKN:
Adres:
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın askerlik borçlanmasına ilişkin borç tahakkukunun usulüne uygun tebliğ edilmemesi nedeniyle 2022 yılı yerine 2023 yılı üzerinden fazla olarak ödediği borç tutarının tarafına iadesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 18.01.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; 19/12/2022 tarihinde askerlik süresini borçlanmak için idareye başvuruda bulunduğunu, ikamet ettiği yer dolayısıyla Edremit Sosyal Güvenlik Merkezine (SGM) verdiği dilekçesinin 23/12/2022 tarihinde Ankara İl Müdürlüğü Sıhhiye SGM’ye gönderildiğini, tarafına tahakkuk ettirilen borcun 27/12/2022 tarihinde iadeli taahhütlü olarak tebliğe çıktığını, ancak bahse konu tebliğin kendisine veya ilgili muhtarlığa teslim edilmeden göndericiye iade edildiği bilgisine aylar sonra ulaştığını, sonrasında ilgili Müdürlüğe borçlanma talebinin 2022 yılı borçlanma tutarları üzerinden dikkate alınması gerektiğini ifade ettiğinde yetkililer tarafından kendisine verilen cevapta söz konusu tebliğin Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) marifetiyle ulaştırılamadığından 15-20 gün içerisinde başvurunun akıbeti de sorulmadığı için o zamanki askerlik borçlanması başvurusunun geçersiz sayılıp 2023 yılı için yeniden başvuruda bulunulması gerektiğinin beyan edildiğini, hâlbuki Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK)
/ sayılı Genelgesi’nde tahakkuk ettirilen borç tutarının ilgiliye iadeli taahhütlü olarak tebliğ edileceği ve PTT alındısının ilgiliye teslim edildiği tarihin borcun tebliğ tarihi sayılacağı şeklinde bir düzenleme yer aldığını, 30/11/2023 tarihinde 2022 tutarı üzerinden askerlik borçlanmasında bulunmak için
/
idareye yeniden dilekçe sunduğunu ancak bu dilekçesine de cevap verilmediğini, ilgili başvurularına dönüş alamadığı için tekrardan borçlanma tutarı artışına tabi olmamak adına yasal haklarını saklı tutarak 540 gün karşılığında 77.268,60 TL tutarında 2023 yılı borçlanmasını ödemekle beraber asıl borcunun 2022 yılının yasal borçlanma tutarı üzerinden 37.272,00 TL olduğunu, ilk borçlanma dilekçesini kabul etmeyip 2022 yılı tutarı üzerinden borçlanmasını engelleyerek zararına yol açan ilgili Kurum personelinden şikâyetçi olduğunu belirterek fazla tutarda ödediği yaklaşık 40 bin liralık borçlanma tutarının tarafına iadesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 12/02/2024 tarih ve – / -S. sayılı bilgi ve belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü) tarafından gönderilen 17/05/2024 tarih ve E- – – sayılı yazı ve eklerinde ilgili
mevzuatına da yer verilmek suretiyle özetle:
2.1. Başvuranın 19/12/2022 tarihli askerlik süresini borçlanma dilekçesine istinaden 27/12/2022 tarih ve varide numaralı 37.272,00 TL tahakkuk tutarını içeren tebligat işleminin yapıldığı, anılan tebligatın başvuranın borçlanma dilekçesinde belirtmiş olduğu ve MERNİS kayıtlarındakiyle aynı olan adrese gönderildiği, ancak tebligatın başvurana ulaştırılamadığı ve adresine ihbarname bırakılıp bu tarihin tebliğ tarihi sayıldığı, buna bağlı olarak tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödemede bulunulmadığından
2022 yılı için talep edilen askerlik borçlanmasının geçersiz sayıldığı, daha sonrasında başvuranın 2023 yılı
içerisinde askerlik borçlanması için yaptığı başvuruyla birlikte kendisine tahakkuk ettirilen 77.268,60 TL tutarın ödenmesi sonucunda borçlanma işleminin gerçekleştirildiği, 2.2. Şu durumda başvurana 2022 yılı için tahakkuk ettirilen borçlanma tutarının 37.272,00 TL ve 2023 yılı için tahakkuk ettirilen borçlanma tutarının ise 77.268,60 TL olduğu, ilgili tutarlar arasındaki farkın yıllara göre değişen asgari ücret tutarlarından (yıllara göre değişen günlük prime esas kazanç alt sınırları)
kaynaklanıp 39.996,60 TL’lik bir miktara karşılık geldiği, 2.3. Bilindiği üzere 2018/38 sayılı Genelge’nin “Yaşlılık Sigortası” başlıklı Üçüncü Bölümü’nün
“2.1.1.1.3” numaralı “506 sayılı Kanunun Geçici 81/C Bendine Göre Aylığa Hak Kazanma Koşulları” başlığında, 23/05/2002 tarihinden geçerli olmak üzere 506 sayılı Kanun’un geçici 81’inci maddesinde yapılan değişiklikle 15 yıl+50/55 yaş+3600 gün koşuluna göre yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları sigortalılık sürelerinin tespiti bakımından 23/05/2002 tarihinin esas alındığı, bunun üzerine yaş şartı açısından belirlenen emeklilik şartlarına dair kademeli geçiş sürecinin öngörüldüğü, 2.4. Buna göre başvuranın dosyasının tetkikinden; 10/11/1970 doğumlu ve 54 yaşında olduğu, gerekli sigortalılık süresini doldurmuş ve gerek askerlik borçlanması yapmadan önceki prim ödeme gün sayısının gerekse askerlik borçlanması yaptıktan sonraki prim ödeme gün sayısının 2014 yılından sonra 3600 gün koşulunu sağladığı anlaşıldığından kendisinin 60 yaşını doldurduğu tarih itibarıyla emekliliğe hak kazanabileceği, /
2.5. 2013/11 sayılı Genelge’nin Onuncu Kısım Birinci Bölümü “3- Borçlanma müracaatının yapılması, borçlanma tutarının hesabı, tebliği ve ödenmesi” başlığı altında belirtildiği üzere; “Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının; (a) ve (b) bentleri ile Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa (c)
bendi kapsamında sigortalı sayılanların, Kanunun 41 inci maddesine göre borçlanacakları sürelere ait prim tutarı, sigortalıların veya hak sahiplerinin talepte bulundukları tarihte Kanunun 82 nci maddesine göre prime esas kazancın alt ve üst sınırları arasında olmak üzere kendilerince belirlenen günlük kazancın
% 32’si oranında hesaplanacaktır.”, 2.6. Aynı başlık altında borçlanmanın tebliği ve ödenmesiyle ilgili olarak; “Tahakkuk ettirilen borç tutarı ilgiliye iadeli taahhütlü olarak tebliğ edilecek, (EK-26) (EK-27) PTT alındısının ilgiliye teslim edildiği tarih borcun tebliğ tarihi olacaktır. Borç tebliğleri öncelikle sigortalının borçlanma talep dilekçesinde beyan ettiği adrese gönderilecek söz konusu adrese tebliğ yapılamaması ve tebliğin Kurumumuza iade edilmesi durumunda borçlanma tebligatı bu defa gecikmeye mahal verilmeden sigortalının MERNİS (Merkezi Nüfus
İdare Sistemindeki Adresine) adresine gönderilecektir. Sigortalının MERNİS adresine gönderilen tebliğ zarfın üzerine görülebilecek bir yere “Kişinin MERNİS adresidir. 7201 sayılı Tebligat Kanunun 21/2 inci maddesine göre işlem yapılması gerekmektedir.” ibaresi şerh düşürülerek postaya verilecektir. Haber kağıdı bırakılmak suretiyle tebliğ edilemeyen borçlanma tebliğleri haber kağıdının kapıya (sigortalının adresine) bırakıldığı tarih tebliğ tarihi olarak kabul edilecektir. Sigortalının MERNİS kayıtlarında herhangi bir adresi bulunmaması durumunda beyan edilen adrese gönderilen borç yazısının tebliğ edilemediği tarih tebliğ tarihi olarak dikkate alınacaktır. Hesaplanan borç, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde sigortalı veya hak sahipleri tarafından Kuruma ya da Kurumun anlaşmalı olduğu bankalara ödenecek, bir ay içinde ödenmeyen borçlanmalar ise geçerli sayılmayacaktır. Borcun bir ay içinde tamamının ödenmemesi halinde, ödenen miktara karşılık gelen süre sigortalılık süresi olarak değerlendirilecektir.” denildiği, 2.7. Bu itibarla başvurana yapılan tebligat ve söz konusu uyuşmazlık hakkında belirtilen mevzuat hükümlerinin uygulandığı, hususları bildirilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinde; “(…)Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu
Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.(..)” hükmü yer almaktadır.
4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.
5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Sigortalıların borçlanabileceği süreler” başlıklı 41’inci maddesinde; “Bu Kanuna göre sigortalı sayılanların; (…)
b) Er veya erbaş olarak silâh altında veya yedek subay, yedek astsubay okulunda geçen süreleri, (…)
kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları ve talep tarihinde 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında olmak üzere, kendilerince belirlenecek günlük kazancın %32’si üzerinden hesaplanacak primlerini borcun tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödemeleri şartı ile borçlandırılarak, borçlandırılan süreleri sigortalılıklarına sayılır. (i) bendi kapsamında borçlanılacak sürelere ilişkin genel sağlık sigortası primlerinin ödenmiş olması halinde, genel sağlık sigortası primi ödenmiş bu sürelere ilişkin borçlanma tutarı %20 oranı üzerinden hesaplanır.
Bir ay içinde ödenmeyen borçlanmalar için ise yeni başvuru şartı aranır. Primi ödenmeyen borçlanma süreleri hizmetten sayılmaz. Borçlanma sürelerinin ne şekilde belgeleneceğini belirlemeye Kurum yetkilidir.(..)”, 6. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun; 6.1. “Tebligatın yapılması” başlıklı 1’inci maddesinde; “Kazaî merciler, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile vakıf yükseköğretim kurumları, il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından yapılacak elektronik ortam da dâhil tüm tebligat, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel
Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılır.”, 6.2. “Bilinen adreste tebligat” başlıklı 10’uncu maddesinde; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.
Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir.”, 6.3. “Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21’inci maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün
oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.
Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır.
İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.
Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralar uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar.”, 6.4. “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 32’nci maddesinde; “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.”, 7. 25/01/2012 tarih ve 28184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tebligat Kanununun
Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in; 7.1. “Bilinen adreste tebligat” başlıklı 16’ıncı maddesinde; “Tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır.
Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir.”, 7.2. “Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden kaçınma ile adres kayıt sistemindeki adreste bulunamama halinde yapılacak işlem” başlıklı 31’inci maddesinde; “Tebliğ memuru; a) Muhatap veya muhatap adına tebligat yapılabilecek kişiler, o adreste bulundukları halde hiçbirinin tebliğ anında gösterilen adreste mevcut olmamaları, b) Muhatap ya da kendilerine tebligat yapılabilecek kişilerin tebellüğden kaçınması, c) Muhatap, gösterilen adreste hiç oturmamış veya bu adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi tebligatın, muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine bu husus meşruhat verilerek çıkarılması, hallerinden biri gerçekleştiği takdirde tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi üyesinden birine ya da kolluk amir veya memuruna imza karşılığında teslim eder. Tebliğ memuru, ek-1’de yer alan (2) numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. (a) bendinde belirtilen halin gerçekleşmesi durumunda tebliğ memuru, tebliğ olunacak şahsa
keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir.
Birinci fıkranın (c) bendi gereğince yapılacak tebligatlarda tebliğ memurunca 30 uncu maddeye göre araştırma yapılmaz.”, 7.3. “Tebliğ tarihi” başlıklı 32’nci maddesinde; “31 inci maddenin birinci fıkrasına göre yapılacak tebligatlarda, ihbarnamenin gösterilen adresin kapısına yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.”, 7.4. “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 53’üncü maddesinde; “Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır.
Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir.
Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı mümkün değildir.”, 8. Sosyal Güvenlik Kurumunca (Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü) çıkarılan 2013/11 sayılı
Sigortalılık İşlemleri Hakkında Genelge’nin Onuncu Kısım Birinci Bölümü’nde yer alan
“Borçlanma müracaatının yapılması, borçlanma tutarının hesabı, tebliği ve ödenmesi” alt başlığında; “Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının; (a) ve (b) bentleri ile Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanların, Kanunun 41 inci maddesine göre borçlanacakları sürelere ait prim tutarı, sigortalıların veya hak sahiplerinin talepte bulundukları tarihte Kanunun 82 nci maddesine göre prime esas kazancın alt ve üst sınırları arasında olmak üzere kendilerince belirlenen günlük kazancın % 32’si oranında hesaplanacaktır.
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendine tabi sigortalıların yapacakları hizmet borçlanmalarına ait borçlanma tutarı “Borçlanma Talep Dilekçesi” ile beyanda bulundukları prime esas kazanç üzerinden, prime esas kazanç beyanında bulunulmaması halinde ise borçlanma tutarı, asgari günlük kazanç tutarı üzerinden hesaplanacaktır.
(…)
Sigortalının borçlanmaya esas günlük kazancının tespitinde, adi posta veya kargo ile gönderilen veya
Kuruma doğrudan verilen borçlanma dilekçesinin Kurum kayıtlarına intikal ettiği tarih, taahhütlü, iadeli taahhütlü, acele posta servisi, PTT Alo Post veya PTT Kargo ile gönderilenlerde postaya veya kargoya verildiği tarih, e-devlet başvurularında ise başvurunun yapıldığı tarih esas alınacaktır.
Tahakkuk ettirilen borç tutarı ilgiliye iadeli taahhütlü olarak tebliğ edilecek, (EK-26) (EK-27) PTT alındısının ilgiliye teslim edildiği tarih borcun tebliğ tarihi olacaktır. Borç tebliğleri öncelikle sigortalının borçlanma talep dilekçesinde beyan ettiği adrese gönderilecek söz konusu adrese tebliğ yapılamaması ve tebliğin Kurumumuza iade edilmesi durumunda borçlanma tebligatı bu defa gecikmeye mahal verilmeden sigortalının MERNİS (Merkezi Nüfus İdare Sistemindeki Adresine ) adresine
gönderilecektir. Sigortalının MERNİS adresine gönderilen tebliğ zarfın üzerine görülebilecek bir yere
“Kişinin MERNİS adresidir. 7201 sayılı Tebligat Kanunun 21/2 inci maddesine göre işlem yapılması gerekmektedir.” ibaresi şerh düşürülerek postaya verilecektir. Haber kağıdı bırakılmak suretiyle tebliğ edilemeyen borçlanma tebliğleri haber kağıdının kapıya (sigortalının adresine) bırakıldığı tarih tebliğ tarihi olarak kabul edilecektir. Sigortalının MERNİS kayıtlarında herhangi bir adresi bulunmaması durumunda beyan edilen adrese gönderilen borç yazısının tebliğ edilemediği tarih tebliğ tarihi olarak dikkate alınacaktır. Hesaplanan borç, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde sigortalı veya hak sahipleri tarafından Kuruma ya da Kurumun anlaşmalı olduğu bankalara ödenecek, bir ay içinde ödenmeyen borçlanmalar ise geçerli sayılmayacaktır. Borcun bir ay içinde tamamının ödenmemesi halinde, ödenen miktara karşılık gelen süre sigortalılık süresi olarak değerlendirilecektir. Kuruma yazılı olarak başvurup dilekçeleri ekinde borçlanma belgeleri bulunmayanlardan bir ay içinde söz konusu belgeleri ibraz etmeyenlerin hizmet borçlanma tutarları, belgenin Kurum kayıtlarına ibraz edildiği tarihte geçerli olan prime esas günlük kazanç miktarlarına göre hesaplanacaktır.
Her borçlanma için ayrı borçlanma talep dilekçesi alınacaktır.
Süresi içinde tebliğ edilen borcunu ödemeyenler ile bir kısmını ödeyenlerin kalan süreleri için yeniden başvurmaları gerekmektedir.
Borçlanma miktarı ve bu miktarın Kuruma ödenmesine ilişkin usul ve esaslar, başvuru sahibine iadelitaahhütlü olarak tebliğ edilecek, tebliğ için PTT’nin yurtiçi servislerinde kullanılan “Alma/Ödeme Haberi
Kartı” kullanılacaktır.
(…)”, düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Kararı Önerisi”
Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran özetle; 2022 Aralık ayında askerlik borçlanması talebinde bulunduğunu, borç tahakkuku ile ilgili tarafına herhangi bir tebliğ yapılmadığını, 2023 Kasım ayında önceki borçlanma talebinin geçerli sayılması için bir dilekçe verdiğini, ancak bu talebinin kabul edilmediğini, bunun üzerine 2024 yılında gerçekleşecek olan borçlanma tutarındaki artıştan etkilenmemek için 2023 yılı sonunda yeniden borçlanma başvurusunda bulunduğunu, o nedenle geçersiz sayılan 2022 yılındaki borçlanma tutarıyla 2023 yılında ödemek durumunda kaldığı borçlanma tutarı arasında yaklaşık 40 bin TL’lik bir fark oluştuğunu belirterek söz konusu farkın tarafına iadesini talep etmektedir.
/
11. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; başvuranın 2022 Aralık ayında yapmış olduğu borçlanma başvurusuna istinaden borç tahakkuk tutarını içeren tebliğ işleminin başvuranın beyan etmiş olduğu ve aynı zamanda MERNİS kayıtlarında geçen adrese yapıldığı, ancak tebligatın başvurana ulaştırılamadığı, bu nedenle adrese ihbarname bırakılarak bu tarihin tebliğ tarihi sayıldığı, tebliğ işleminin ilgili mevzuata uygun olarak gerçekleştirildiği, anılan tarihten itibaren bir ay içinde herhangi bir ödemede bulunulmadığı için söz konusu askerlik borçlanması talebinin geçersiz sayıldığı, daha sonrasında başvuranın 2023 yılı içerisinde yeniden askerlik borçlanması talebinde bulunması üzerine güncel borçlanma tutarı üzerinden borçlanma işleminin gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.
12. Bu çerçevede uyuşmazlığın temel olarak; başvuranın 2022 yılının Aralık ayında yapmış olduğu askerlik süresi borçlanma başvurusunun ardından SGK tarafından çıkartılan borç tahakkuk tebligatının başvurana ulaştırılamaması ve bundan ötürü başvuranın süresinde ödeme yapamamasından kaynaklı başvurunun geçersiz sayılıp sayılamayacağı ve buna bağlı olarak başvuranın 2023 yılı içerisinde yeniden borçlanma başvurusunda bulunduğu durumda önceki yıl hesaplanan tutar üzerinden borçlanma işleminin gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği hususlarında ortaya çıktığı görülmektedir. Dolayısıyla başvuru kapsamında yapılacak inceleme ve araştırma özelinde bahse konu borç tahakkuk tutarının başvurana tebliğ edilmesi konusunda uyulması gereken usuli yükümlülüklerin idare tarafından yerine getirilip getirilmediği ile beraber başvuran tarafından hâlihazırdaki başvurusunun takibi adına gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediğine dair bir değerlendirme yapılmalıdır.
13. Ayrıca Kurumumuza başvuru yapılması aşamasına kadar gelinen noktada başvuranın askerlik borçlanması işlemini 2023 yılı tutarı üzerinden gerçekleştirdiği, ancak 2022 yılı borçlanma tutarı ile 2023 yılı tutarı arasında başvuranın aleyhine bir fark oluştuğu, başvuranın Kurumumuza yönelttiği başvurusunda meydana gelen bu farkın ödenmesi isteminin ileri sürüldüğü, dolayısıyla başvuruya konu talebin özü itibarıyla idarenin kusurundan doğan tazminat sorumluluğuyla ilgili olduğundan Kurumumuzca somut uyuşmazlığın çözümü için yapılacak değerlendirme sonucunda tazminat talebine yönelik bir karara varılması gerekecektir.
14. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı kadarıyla başvuru konusu somut olayın
gelişim sürecine bakıldığında:
14.1. Başvuranın SGK’ya ilk olarak 19/12/2022 tarihinde askerlik süresini borçlanma talepli dilekçeyle başvuruda bulunduğu, söz konusu dilekçede başvuran tarafından “ Cad. Sok. No: / /
Apt. /BALIKESİR Mah.” adresinin beyan edildiği, 14.2. PTT Gönderi Takip Bilgilerinden görüldüğü üzere SGK tarafından iadeli taahhütlü olarak 27/12/2022 tarih ve varide numaralı 37.272,00 TL’lik borç tahakkuk cetveli tebligatının “ Cad.
Sok. No: / / Apt. /BALIKESİR Mah.” adresine çıkarıldığı, ancak
PTT görevlisinin adrese ulaşmış olduğu 31/12/2022 tarihinde Gönderi Takip Bilgileri ekranındaki “Adreste
Yok/Kapalı-Haber Kağıdı Bırakıldı” ibaresinden anlaşıldığı kadarıyla başvuran ilgili adreste bulunmadığından kapıya ihbarname bırakıldığı, 2013/11 sayılı Genelge’nin ilgili hükmü uyarınca tebliğ işlemi gerçekleştirilemediğinden SGK tarafından 27/12/2022 tarihinin tebliğ tarihi olarak kabul edildiği, /
14.3. 5510 sayılı Kanun ve 2013/11 sayılı Genelge’de yer alan düzenlemeler gereğince askerlik borçlanma tutarının ödenmesi için öngörülen azami sürenin bir ay olduğu, bu nedenle SGK tarafından tebliğin gerçekleştirildiği kabul edilen tarihin üzerinden bir ay geçmesinin ardından 27/01/2023 itibarıyla başvuranın 19/12/2022 tarihinde yapmış olduğu borçlanma başvurusunun geçersiz sayıldığı, 14.4. Devam eden süreçte başvuranın 30/11/2023 tarihinde SGK’ya sunduğu dilekçede 19/12/2022 tarihli askerlik borçlanma başvurusunun dikkate alınarak o zamanki tutar olan 37.272,00 TL üzerinden borçlanma işleminin gerçekleştirilmesini talep ettiği, bunun üzerine SGK tarafından bir önceki paragrafta ileri sürülen nedenlerle başvuranın talebinin reddedildiği, 14.5. Sonucunda başvuranın 30/11/2023 tarihli talebi idarece reddolunduğundan bir sonraki askerlik borçlanma tutarı artışından etkilenmemek adına 2023 Aralık ayında 77.268,60 TL’lik tutar üzerinden askerlik borçlanmasında bulunduğu, askerlik borçlandırması işleminin Tekirdağ/Malkara SGM tarafından gerçekleştirildiği, görülmektedir.
Bu kapsamda uyuşmazlık konusu borçlanma tahakkuk tutarının başvurana tebliğ edilmesi
hususunda idarenin usuli yükümlülükleriyle ilgili olarak:
15. Öncelikle bahsetmek gerekir ki; tebligat, yetkili makamlarca birtakım hukuki işlemlerin, işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri istenilen kişilere kanuna uygun şekilde bildirimini ve bu bildirimin usulüne uygun olarak yapıldığının belgelendirilmesini ifade etmektedir. Bu nedenle söz konusu işlemlerin kendilerine bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi, her şeyden önce muhatabına bildirilmesine bağlıdır.
Bu yönüyle tebligat, Anayasa’da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama hürriyetinin önemli güvencelerinden biridir (Anayasa
Mahkemesi, E: 2013/95, K: 2014/176, T: 13/11/2014). Bu nedenle yetkili makamların, tebliğ işlemlerini yürütürken gerekli özeni göstermemesi nedeniyle muhatabının tebliğ konusuna vâkıf olamadığı durumlarda, muhatabın herhangi bir kusuru bulunmadığı hâlde tebligata bağlanan hukuki sonuçtan sorumlu
tutulması hakkın varlığını anlamsız kılacaktır (Anayasa Mahkemesi, Ertuğrul Dalbaş Başvurusu, B. No:
2014/7805, 25/10/2017, § 64; Mustafa Adnan Çobanoğlu Başvurusu, B. No: 2016/2595, 21/03/2019, § 60). Şu hâlde tebligat konusu hukuki işlemin ilgilisi hakkında hukuki sonuç doğurmasının, kanuna uygun şekilde bildirim yapılmasının yanında bu bildirimin ayrıca usulüne uygun olarak belgelendirilmesine de bağlı olduğu anlaşılmaktadır.
16. Bu anlamda tebligat, tebliğ konusu hakkında muhatabın bilgilendirilmesinin yanında, bu bilgilendirmenin belgelendirilmesini de içeren bir usul işlemidir. Nitekim 7201 sayılı Kanun, tebligatın bu özelliklerinin somut olarak gerçekleşmesini tamamen birtakım şekli kurallar ile sağlamaya çalışmaktadır.
Dolayısıyla Kanun’un amacı; tebliğin muhatabına ulaşması, tebliğ konusu ile ilgili olarak muhatabın bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hâl böyle iken, Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlar tarafından yapılacak tebligatlarda, söz konusu şekli hükümlerin en ufak ayrıntılarına kadar
uygulanması yasal zorunluluktur (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E: 2017/1090, K: 2017/2178, T:
16/03/2017).
17. Bu noktada ifade etmek gerekirse; Sosyal Güvenlik Kurumu, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu’na ekli (IV) sayılı cetvelde sayılan sosyal güvenlik kurumları arasında yer almaktadır. Bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılacak tebligatların, 7201 sayılı Kanun’a tabi olduğu açıktır. Dolayısıyla anılan idare tarafından yapılacak tebligatların usulüne uygun olması için, 7201 sayılı
Kanun’daki zorunlu şartların yerine getirilmiş olması gerekmektedir (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No: 2020/89059, 16/12/2020, Tavsiye Kararı, §§ 14-16).
18. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun tebliğ işlemleri için öngörmüş olduğu usul ve esaslara bakıldığında; ilk olarak 10’uncu maddenin birinci fıkrasında (10/1) tebligatın kişinin bilinen en son adresinde yapılacağı düzenlenmiştir. Burada geçen bilinen en son adres kavramı, yerleşim yeri ifadesinden farklılık göstermektedir. Şöyle ki yerleşim yeri, Türk Medeni Kanunu’na göre bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerken bilinen en son adres kavramının belirlenmesi için o yerin süreklilik arz etmesi ve kişinin orada oturuyor olması gerekmez (Nesibe Kurt Konca, “Türk Hukukunda Tebligata İlişkin Güncel
Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2014 (114), sf. 245-246, Erişim için bkz.
https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2014-114-1414). Ayrıca Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair
Yönetmelik’in (Tebligat Yönetmeliği) 16’ıncı maddesinin birinci fıkrasında, bilinen en son adresin tespitinde tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın ve diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgelerin esas alınacağı belirtilmiştir.
19. 7201 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasında (10/2); bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bilinen en son adresi olarak kabul edilip tebligatın buraya yapılacağı düzenlenmiştir.
Ayrıca söz konusu Kanun’un 21’inci maddesinin ikinci fıkrasında da (21/2); gösterilen adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi tebliğ olunacak evrakın, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edileceği ve teslim alanın adresini içeren ihbarnamenin gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırılarak söz konusu yapıştırma tarihinin tebliğ tarihi kabul edileceği hükme bağlanmıştır.
20. Diğer yandan Tebligat Yönetmeliği’nin 31’inci maddesinde ise; tebliğ anında tebligatı alabilecek hiç kimsenin tebligat adresinde mevcut olmaması, tebliği alabilecek kişinin tebellüğden kaçınması, muhatabın gösterilen adreste hiç oturmamış ya da bu adresten sürekli ayrılmış olsa dahi tebligatın muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine bu husus meşruhat verilerek çıkartılması durumlarından biri gerçekleştiği takdirde tebliğ olunacak evrakın o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi üyelerinden birine ya da kolluk amir veya memuruna imza karşılığı teslim edileceği ve bununla beraber hiç kimsenin tebligat adresinde bulunmaması durumunda tebliğ olunacak kişiye durumun haber verilmesi için komşu veya varsa yönetici yahut kapıcının bilgilendirileceği düzenlenmiştir. Devam eden 32’nci maddede ise bu
yolla yapılacak tebliğlerde tebligata esas alınacak tarihin, ihbarnamenin kapıya asıldığı tarih olacağı belirtilmiştir.
21. O halde bahse konu mevzuat hükümleri dâhilinde bilinen en son adrese/gösterilen adrese tebliğ yapılamaması durumunda tebligatın 21/2’ye göre göre kişinin adres kayıt sistemindeki (MERNİS) adresine çıkarılacağı söylenebilir. Yani 7201 sayılı Kanun’un 21/2 fıkrası hükmünün tebliğ imkânsızlığı durumunda uygulanması gerekecektir (Nesibe Kurt Konca, “Türk Hukukunda Tebligata İlişkin Güncel Sorunlar ve
Çözüm Önerileri”, sf. 247-248).
22. Nitekim konuyla ilgili Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19/09/2013 tarih ve E: 2013/21372, K:
2013/29142 sayılı kararında yer alan değerlendirmelerde; gerçek kişilere yapılacak tebligatlarda iki aşamalı bir yolun benimsendiği, ilk önce muhatabın bilinen en son adresine normal tebligat çıkarılması gerektiği, bu adresin adres kayıt sistemindeki veya başkaca bir adres olması arasında bilinen en son adres niteliği açısından fark bulunmadığı, eğer söz konusu ilk tebligat bila tebliğ iade edilirse bu sefer muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine 21/2’ye göre tebligatın çıkarılacağı, buna göre 7201 sayılı
Kanun’un 10/2 ve 21/2 maddelerinin yorumu yoluna gidilerek muhatabın başka bir adresi bilinmemesi nedeniyle adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine doğrudan 21/2’ye göre tebligat çıkarılmasının uygun olmayacağı, böyle bir durumun Anayasa’nın 36’ncı maddesine aykırılık oluşturup savunma hakkına yönelik bir kısıtlama anlamına geleceği ifade edilmiştir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel
Kurulunun 21/2’ye göre yapılacak tebliğle ilgili benzer değerlendirmeler içeren içtihadı birleştirme kararı için bkz. E: 2019/2, K: 2020/3, T: 20/11/2020).
23. Ayrıca bilinen en son adresin adres kayıt sistemindeki adresle aynı olması olasılığı 7201 sayılı
Kanun’da düzenlenmemiş olmakla birlikte böyle bir durumda aynı adrese iki kez tebligat çıkartılması ve ikinci tebligatın 21/2 kapsamında yapıldığının kabul edilmesi, kişilerin savunma hakkı bağlamında usulen en makul yol olarak karşımıza çıkmaktadır (Nesibe Kurt Konca, “Türk Hukukunda Tebligata İlişkin
Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, sf. 249).
24. Bu itibarla somut uyuşmazlığa konu olan tebliğ işlemine bakıldığında:
24.1. SGK tarafından başvuranın askerlik süresi borçlanma dilekçesinde beyan etmiş olduğu adresine 27/12/2022 tarihli yazıyla tebligat çıkarıldığı, bu adresin 7201 sayılı Kanun kapsamında bilinen en son adres niteliğinde olduğu, ancak posta memurunun ilgili tebligatı söz konusu adrese getirdiğinde başvuranın adreste bulunmadığından kapıya ihbarname bırakıldığı, bu nedenle idarece borç tahakkuk cetvelinin düzenlendiği 27/12/2022 tarihinin tebliğ tarihi olarak kabul edildiği anlaşılmakta olup idarece muhatabın
MERNİS adresine yeniden bir tebligat çıkarma yoluna gidilmediği görülmektedir.
24.2. Şu durumda gerek 7201 sayılı Kanun’un gerekse de SGK’nın 2013/11 sayılı Genelgesi’nin (Bkz. bu kararın 9 no.lu paragrafı) ilgili hükümleri ve yargı içtihadı göz önüne alındığında, SGK tarafından borçlandırma işlemleri için ilgililere yapılacak tebliğlerde öncelikle beyan edilen adrese tebligat çıkarılmalı, eğer tebligat söz konusu adresten iade olursa borçlanma tebligatı bu defa 7201 sayılı
Kanun’un 21/2 maddesi gereğince ilgilinin MERNİS adresine gönderilmelidir. Son durumda kişinin
/
MERNİS adresine giden tebligatın o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edilmesiyle beraber tebliğe dair ihbarnamenin gidilen adresteki binanın kapısına yapıştırılması ve bu tarihin tebliğ tarihi sayılması gerekecektir.
24.3. Başvuranın borçlanma dilekçesinde belirttiği ve aynı zamanda MERNİS adresi olduğu belirtilen adrese çıkarılan tebligatın başvurana ulaştırılamaması durumunda söz konusu tebligat doğrudan 21/2’ye göre yapılmış sayılamayacağından ilk tebliğin yapılamaması sonucunda kapıya ihbarname bırakılarak idarece bu tarihin tebliğ tarihi sayılması durumunda ne tebligat işleminin hukuksal mahiyeti ne de muhatabın hakkında uygulanacak işlemden haberdar edilmesi amacıyla uyuşan bir yön bulunmaktadır. Zira hukuk devleti ilkesi gereğince idarenin işlem ile eylemlerinde maddi ve şekli hukuk kurallarına uygun hareket etme zorunluluğu karşısında yukarıda sözü edilen şekilde bir işlem tesis edilmesinden ötürü, gerekli usuli sürecin en basit ve kolay şekilde sonuca erdirilmesi ve hatta idarenin üzerine düşen sorumluluktan bir nevi kaçma güdüsü akıllara gelecektir. Haliyle somut olayda; SGK’nın başvuran hakkında uyguladığı tebliğ işleminde yukarıdaki paragraflarda yer alan usuli yükümlülüklere uygun davrandığından bahsedilemez.
24.4. Buradan hareketle denilebilir ki; başvuranın 19/12/2022 tarihli dilekçesinde sunduğu askerlik süresi borçlanma talebine ilişkin idare tarafından hazırlanan 37.272,00 TL’lik tahakkuk tutarının başvurana bildiriminde usulüne aykırı bir tebliğ işlemi gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte 7201 sayılı Kanun’un 32’nci maddesi ve Tebligat Yönetmeliği’nin 53’üncü maddesi uyarınca; tebliğ usulüne aykırı bile yapılmış olsa muhatabın tebliğden haberdar olması durumunda muhatap tarafından beyan edilen tarih tebliğ tarihi sayılmalıdır. Ancak başvuru konusu somut olayda başvuranın söz konusu usulsüz tebligattan hangi tarihte haberdar olduğunun kesin olarak belirlenmesi mümkün gözükmemektedir.
Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun ve 2013/11 sayılı Genelge’de geçtiği üzere ilgiliye yapılan borçlanma başvurusunun geçerli sayılması için tahakkuk ettirilen borç tutarının tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi şartı, ortada usulüne uygun bir tebliğ işlemi olmadığından karşılanması hukuken ve fiilen mümkün olmayan bir şart olarak görünmektedir.
Yukarıda anlatılanların yanında başvuranın askerlik borçlanması başvurusunun takibi açısından gerekli dikkat ve özeni gösterip göstermediğine koşut olmak üzere önceki başvurusunun geçerli
sayılıp sayılamayacağına yönelik olarak:
25. Başvuranın 19/12/2022 tarihinde yapmış olduğu borçlanma başvurusunun usulsüz tebligat nedeniyle aradan geçen zamana bakmaksızın her daim geçerli kabul edilmesi gibi sınırı belirsiz bir hukuki kabule gitmenin dürüstlük ve iyi niyet kuralları ile örtüşmeyecek ve hakkın kötüye kullanılmasına alan açacak bir yaklaşım olacağı açıktır. Nitekim 7201 sayılı Kanun’da usulüne aykırı yapılan tebliğ işleminde her ne kadar muhatabın beyan ettiği tarihin esas alınacağı belirtilmişse bile aynı zamanda muhatap tebliğden haberdar olmuş ise tebliğin geçerli sayılacağı da ifade edilmiştir. Yani başvuranın yapmış olduğu borçlanma başvurusu sonrasında kendisine borç tahakkukunu içeren bir tebligat yapılacağından haberdar olup başvurusunun takibine yönelik gerekli dikkat ve özeni göstermesi, ortalama ve makul bir kişiden beklenen bir davranış olacaktır. O yüzden uyuşmazlığın hakkaniyetli bir çözüme kavuşması adına başvuranın ne
kadarlık bir süre içerisinde hareketsiz kalabileceğine dair bir makul süre tespitinde bulunmak gerekmektedir.
26. Nitekim benzer şekilde süresi içerisinde borç tutarının ödenmemesi gerekçesiyle idarece yurt dışı borçlanma başvurusunun geçersiz sayılması konusunda Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin önüne gelen bir
davada (E: 2023/762, K: 2023/3518, T: 30/03/2023):
26.1. Davacı tarafından; yurt dışı borçlanma başvurusunun üç aylık ödeme süresi geçirildiği gerekçesiyle idarece geçersiz sayılmasına ilişkin uygulanan işlemin iptali ile yaptığı başvurunun geçerli olduğunun tespitine ve borçlanılan miktarın ödenmesi için başvuru tarihindeki şartların dikkate alınmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
26.2. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu ise; tebligatın sigortalının gösterdiği adrese gönderilmiş olmakla birlikte kendisine ulaşılamadığını, söz konusu adresin doğru olduğunun tespit edilmesi üzerine tebliğin borçlandırma yazısının kurumlarından çıktığı tarihte yapılmış sayıldığını, bu nedenle 3201 sayılı Kanun’da yurt dışı borçlanma başvuruları için öngörülen tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde borcun ödenmesi şartı sigortalı tarafından yerine getirilmediğinden başvurunun geçersiz sayıldığını, tekrardan borçlanma başvurusunda bulunulması halinde yeni talep tarihinde geçerli şartlar ile hesaplanacak borçlanma tutarı üzerinden borçlanmanın gerçekleştirileceğini ifade etmiştir.
26.3. Yargıtayın yaptığı değerlendirmede; SGK’nın aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulması, ilgili mevzuat hükmünde tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi ve bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak prim miktarının nasıl
belirleneceğinin irdelenmesi gerektiği belirtilmiş olmakla beraber:
“Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Kanunda belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir.(..)
Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanun’un 42 inci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, ‘Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.’ düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanunun 116’ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı
Kanunun 4’üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı
Kanunla ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir.
Buna göre, Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler
/
esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihindeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir.(..)
Diğer bir olasılık da, Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda,
5510 sayılı Kanunun 42’nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş
olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine
Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak
Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir.” denilmek suretiyle davacının SGK’ya yapmış olduğu borçlanma başvurusunun üzerinden söz konusu altı aylık makul süre geçmeden dava yoluna gidildiği görülmüş olup borçlanma başvurusunun reddine yönelik kurulan idari işlemin iptali olarak verilen istinaf mahkemesi kararının onanması şeklinde hüküm
kurulmuştur (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E: 2022/1880, K:
2022/3517, T: 14/03/2022; E: 2022/5276, K: 2022/11011, T: 22/09/2022; E: 2023/10746, K: 2023/12207,
T: 30/11/2023; E: 2023/5236, K: 2023/12573, T: 07/12/2023).
27. Yargıtay içtihadı açısından bakıldığında; yurt dışı borçlanma başvuruları yönünden üç ay bekleme süresi ve üç ay da 3201 sayılı Kanun’da geçen ödeme süresi olmak üzere (3+3= 6 ay) toplam altı aylık bir makul süre belirlenimi yapılmıştır. Buna göre, kişiler yurt dışı sürelerini borçlanma talebiyle SGK’ya başvurduklarında eğer ki usulüne uygun bir tebliğ işlemi gerçekleştirilmez ve tebligat kendilerine ulaştırılamazsa idareye başvuru tarihinden itibaren altı aylık bir süre içerisinde uyuşmazlık mahkemeye taşındığı takdirde ilk başvuru geçerli kabul edilip o zamanki şartlar ve borçlanma tutarı üzerinden borçlandırma işlemi yapılmalıdır. Böylece idarenin kusurundan kaynaklı olarak kişilerin kendi aleyhlerine sonuç doğuran, ölçüsüz ve ağır bir külfete katlanmak zorunda oldukları uyuşmazlığın hakkaniyet çerçevesinde, öngörülebilir bir çözüme kavuşturulması mümkün hale gelmiştir.
28. Buna ek olarak; hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin korunması açısından borçlanma başvurusunun geçerli kabul edileceği makul sürenin belirlenmesinde yorum kuralları ele alınırken aşırı şekilcilikten kaçınarak kişilerin yararlanacağı hakkın kullanımını imkânsız kılacak bir duruma sebebiyet vermemek önem taşımaktadır (Anayasa Mahkemesi, Yaşar Çoban Başvurusu [GK], B. No: 2014/6673, 25/07/2017, §§ 65-67).
29. Dikkat çekmek gerekir ki; Yargıtay, makul süre tespitinde bulunurken süre konusuna dair bir incelemede bulunduğundan meseleyi usul boyutu üzerinden ele almış gibi gözükse de aslında esasa dair bir yorumlama faaliyetine başvurmuştur. Zira ortaya koyulan tespit, dava konusu edilen hakkın şekli bir süre şartıyla mahkemeye taşınıp taşınamayacağıyla değil hâlihazırda usulüne uygun olarak görülen bir davada söz konusu hakkın maddi açıdan ileri sürülüp sürülemeyeceğiyle ilgilidir. Öyle ki kişilerin zaten şartları sağlıyorlarsa her zaman borçlanma başvurusunda bulunabilmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak
/
borçlanma başvurusunun öngörülen ödeme süresini aşan bir tarihten sonra geçerli kabul edilip edilemeyeceğine bağlı olarak önceki tutar ve şartlar üzerinden borçlanma işleminin tamamlanıp tamamlanamayacağı sorunsalı, esas yönünden bu hakkın korunmasıyla alakalı bir değerlendirme gerektirmektedir. Yargıtay tarafından kişilerin önceki borçlanma başvurusunu geçerli kılmaya dair yapılan yorumla bir makul süre tespit edilmiş ve böylelikle aynı zamanda esas bakımından benzerlik gösteren uyuşmazlıklar için de uygulanabilir genel ve soyut bir hukuk kuralı ortaya koyulmuştur.
30. Dolayısıyla usul şartlarının kıyas yoluyla belirlenmesinin hukuki açıdan sıkıntılı olmasının yanında esasa ilişkin bir kıyaslama olarak askerlik borçlanması başvuruları açısından da bir makul süre tespitinde bulunmak gerekirse; yukarıda aktarılan Yargıtay içtihadında yurt dışı borçlanma başvurularında olduğu gibi üç aylık bir bekleme süresinin üzerine askerlik borçlanması için 5510 sayılı Kanun’un 41’inci maddesinde yer alan bir aylık ödeme süresi eklendiğinde (3+1= 4 ay) toplam dört aylık bir makul süre elde edilir. Buradan hareketle denilebilir ki, SGK’nın askerlik borçlanması başvurularında borç tahakkuk tutarını kişilere usulüne uygun tebliğ etmemesi halinde başvuranların borçlanma taleplerini ayakta tutabilmek için başvuru tarihinden itibaren en fazla dört aylık süresi mevcut olacaktır. Bu sürenin aşıldığı durumlarda tekrar başvuru yapıldığında en son tarihte var olan şartlar esas alınacak olup önceki başvurunun geçerliliğini yitireceği sonucuna ulaşmak gerekir. Bahse konu dört aylık makul sürenin ise borçlanma başvurusunda bulunanlar açısından ölçüsüz ve ağır bir külfet yaratmadığı ve hakkın kullanımını imkânsız kılacak bir sınırlama getirmediğinden bahsetmek mümkündür.
31. Sonuç itibarıyla başvuru konusu somut uyuşmazlığa bakıldığında; başvuran 19/12/2022 tarihinde askerlik süresini borçlanma başvurusunda bulunduktan sonra idarenin kendisine usulüne uygun bir tebliğ yapmadığı anlaşılmakla birlikte başvuranın da 30/11/2023 tarihine kadar mevcut başvurusunun durumunu öğrenmeye veya işlemlerinin tamamlanmasına dair idareden yazılı herhangi bir talepte bulunmadığı, başvuran her ne kadar SGK’daki görevlilerle iletişime geçip kendisine bir aylık ödeme süresini geçirmesi nedeniyle başvurusunun geçersiz sayıldığı ve yeni tutarlar üzerinden tekrar başvuruda bulunması gerektiğine dair bilgi verildiği iddiasında bulunsa da bu durumun somut bulgularla ortaya konulamadığı, dolayısıyla başvuran tarafından 2022 Aralık ayından sonra ilk defa 2023 Kasım ayında idareye bir dilekçe sunularak ilk başvurudaki tutar üzerinden borçlandırma işleminin tamamlanmasına yönelik yapılan başvurunun yukarıda aktarıldığı üzere dört aylık makul süre içerisinde olmadığı görüldüğünden mevcut durumda maddi hukuk kapsamında ileri sürülebilecek bir hakkın kalmadığı değerlendirilmektedir.
32. Yukarıda yapılan açıklamalar, başvuranın iddiaları ile idarenin beyanları, ilgili mevzuat ve konuya dair ele alınan yargı kararları çerçevesinde Kurumumuzca yapılan inceleme ve değerlendirmede; 32.1. Başvuranın ilk defa 2022 Aralık ayında askerlik borçlanması talebinde bulunduktan sonra 2023
Kasım ayında aradan geçen süreye rağmen söz konusu borçlanma başvurusunun geçerli sayılıp borçlanma tutarının ilk başvuru tarihindeki esaslara göre belirlenmesi talebinin reddedilmesine yönelik idarece uygulanan iş ve işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, /
32.2. Ancak idarenin ilk borçlanma talebi üzerine başvurana usulüne uygun bir tebliğde bulunmadığı, somut uyuşmazlığı doğuran zincirleme olayların temel olarak buradan kaynaklandığı, her ne kadar somut uyuşmazlıkta başvuran ilk başvurusunu ayakta tutmak adına makul süre içerisinde bir harekette bulunmasa dahi idarenin üzerine düşen usuli yükümlülükleri yerine getirmemesinden ötürü ortaya çıkan durumun benzer başka uyuşmazlıklarda hakkaniyet ve adalet ilkelerini zedeleyebilecek sonuçlar doğurma olasılığı da göz önüne alındığında idarenin bundan sonraki borçlanma başvurularında benzer durumların oluşmaması için kişilerin borçlanma iradelerini korumak amacıyla insan haklarına dayalı adalet anlayışı ve hakkaniyet ilkelerini gözeterek usul kurallarına uygun bir süreç yönetmesi gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 33. 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup; idarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde göndermediği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranmadığı, idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevap verilmediği, ayrıca şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN MEVZUAT
34. 6328 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine kararın idareye tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecektir. Buna göre; (varsa) dava açma süresinden kalan süre içerisinde Tekirdağ İş Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle; – Başvuranın 2022 ile 2023 yılları askerlik borçlanması tutarları arasında oluşan ve fazladan ödemek durumunda kaldığı tahakkuk farkı tutarının tarafına ödenmesi şeklinde ileri sürmüş olduğu tazminat talebi yönünden BAŞVURUNUN REDDİNE, – Ancak idarenin bundan sonraki uygulamalarında, borçlanma başvurusunda bulunan kişilere yapılacak borç tahakkuk tutarının tebliğini gerçekleştirirken işbu Karar’ın “V. Değerlendirme ve Gerekçe” başlığı altında yer alan açıklamalar gözetilerek gerekli duyarlılığın gösterilip kişilere ölçüsüz ve ağır bir külfetin yüklenmemesi adına 7201 sayılı Kanun’da düzenlenen usul kurallarına da uygun şekilde mümkün olan önlemlerin alınması hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA
TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca SOSYAL
GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi