|
ÖZET: Başvuran, babasından aldığı ölüm aylığının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından hatalı hesaplanması sonucu aylığının 3.400 TL’den 68 TL’ye düşürüldüğünü ve bu durum üzerine 150.000 TL borç çıkarıldığını belirtmiştir. Askerlik borçlanması yaparak aylığının tam hale getirilmesini talep eden başvuran, SGK’nın yurt dışı süreleri borçlanması gerektiği gerekçesiyle talebinin reddedildiğini ifade etmiştir. Başvuran, askerlik borçlanması ile aylığının tam hale getirilmesi ve çıkarılan borcun iptali için başvuruda bulunmuştur.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın babasının Türkiye’deki prim gün sayısının tam yaşlılık aylığına yeterli olmadığını ve bu nedenle Almanya’daki prim günlerinin de dikkate alındığını açıklamıştır. Başvuranın kısmi aylığının tam aylığa dönüştürülmesi için yurt dışı borçlanması yapılması gerektiği belirtilmiştir. Başvuranın talebi, ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirildiğinde, askerlik sürelerinin borçlanılabileceği süreler arasında olmadığı ifade edilmiştir. Sonuç olarak, başvuranın talebinin hukuka uygun bulunmadığı ve ret kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumunda hukuka aykırı bir durum olmadığını değerlendirerek, başvurunun reddedilmesini önermiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2023/8805-S.23.14275
BAŞVURU NO : 2023/1605
KARAR TARİHİ : 17/07/2023
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Başvuranın tarafına çıkarılan yersiz ödeme borcunun iptal edilmesi ile
BAŞVURUNUN KONUSU :
askerlik borçlanması yoluyla kendisine tam aylık bağlanması talebi hk.
BAŞVURU TARİHİ : 30/01/2023
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran özetle; babasından dolayı aldığı ölüm aylığının (yurt dışı sözleşme aylığı), kurumca hesabın hatalı yapılması ve hatanın sonradan fark edilmesi üzerine 3.400 TL’den 68 TL’ye düşürüldüğünü, adına 150.000 TL borç çıkarıldığını, çıkarılan borcun eşinden dolayı aldığı ölüm aylığından kesilmeye başlandığını, bunun üzerine babasından dolayı aldığı sözleşme aylığının tam aylığa çevrilmesi için askerlik borçlanması yapmak istediğini ancak hak sahibi olarak öncelikle yurt dışı süreleri borçlanabileceği, bu sürelerin yetmemesi halinde askerlik sürelerini borçlanabileceği gerekçesiyle talebinin reddedildiğini, oysa aylığın ilk defa bağlandığı tarihteki kurallara göre askerlik borçlanması yapmak suretiyle aylık bağlanması şartlarını taşıdığını belirterek askerlik borçlanması talebinin kabulüyle tarafına 4/1-a kapsamında aylık bağlanmasını ve adına çıkarılan borcun iptalini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 29/03/2023 tarihli ve – – sayılı yazı ve eklerinde
mevzuat hükümlerine yer verilerek özetle:
2.1. Başvurana, müteveffa babasından numaralı tahsis dosyasından 506 Sayılı Kanun’un 66’ncı maddesinin A bendi kapsamında 01.04.2009 tarihi itibariyle, 10.01.2000 tarihinde vefat eden eşine ait Bağ-Numaralı dosyadan 1479 Sayılı Kanun’un 40’ıncı maddesi kapsamında 01/02/2000 tarihi itibariyle ölüm aylığı bağlandığı,
2.2. Başvuranın müteveffa babası ’ın Türkiye’de 506 sayılı Kanun kapsamında 154, Alman sosyal güvenlik mevzuatına göre 8760 prim ödeme gün sayısı mevcut olup iki ülkedeki toplam prim gün sayısının 8914 olduğu, müteveffa sigortalının yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu 13.01.1997 tarihinde Türkiye’deki prim ödeme gün sayısının tam yaşlılık aylığına hak kazanmaya yetmediği, 2.3. Türkiye ile Almanya arasında imzalanmış olan Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin 27’nci maddesinin, “Her iki akit taraf mevzuatına göre nazara alınabilecek sigortalılık sürelerinin mevcudiyeti halinde, uygulanacak mevzuata göre yardım hakkının doğmasında, diğer akit taraf mevzuatına göre geçen ve aynı zamana rastlamayan, hesaba dahil edilebilir nitelikteki sigortalılık süreleri de nazara alınır. Sigortalılık sürelerinin ne ölçüde hesaba dahil edilebileceği, bunların hesaba dahil edilebilirliğini tayin eden mevzuata göre tespit edilir.”, 29’uncu maddesinin üçüncü fıkrasının, “(3) Türk prim ödeme sürelerinden bir aylık veya gelir bağlanmasını talep etme hakkının mevcut olmaması, ancak, sözleşmenin 27 nci maddesine göre bir aylık veya gelir talep etme hakkının mevcut olması halinde, aşağıdaki hükümler uygulanır. (a) Yetkili
Türk Sosyal Sigorta Mercii, birleştirilen sigortalılık süreleri kendi mevzuatına göre geçmiş ve aylık veya gelir hesabında nazara alınacakmış gibi, aylık veya geliri tespit eder.
(b) Yetkili Türk Sosyal Sigorta Mercii bilahare, (a) bendine göre nazari olarak tespit edilen aylık veya gelirin, kendi mevzuatına göre geçen prim ödeme sürelerinin her iki akit taraf mevzuatına göre geçen prim ödeme sürelerinin toplamına olan oranına uyan kısmını hesaplar, bu şekilde hesaplanan aylık veya gelir meblağı, gereği halinde, Türk mevzuatında öngörülen en düşük aylık, aylık veya gelir düzeyine çıkartılır.” hükümlerini amir olduğu, 2.4. Buna göre, müteveffa sigortalının yaşlılık aylık talep tarihinde Türkiye’deki prim ödeme gün sayısının tam yaşlılık aylığına hak kazanmaya yetmemesi sebebiyle Almanya ile imzalanan Sosyal
Güvenlik Sözleşmesinin 27’nci maddesi gereği Almanya’daki prim ödeme süreleri dikkate alınarak yaşlılık aylığı hakkı belirlendiği ve aylık hesabının Sözleşmenin 29’uncu maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde yapıldığı, söz konusu hesaba göre 8914 gün üzerinden aylık hesabı yapılarak bu tutarın 154 günlük kısmına isabet eden oranda (154/8914=0,0173) aylık bağlandığı, 2.5. ’ın 31.01.2004 tarihinde vefatının ardından söz konusu kısmi yaşlılık aylığının eşi ’a bağlandığı, onun da 14.11.2008 tarihinde vefatının ardından söz konusu aylığın hak sahibi kız çocuğu olarak ’a 01.04.2009 tarihinden itibaren bağlandığı, söz konusu aylık tutarının 8,75 TL olduğu, tarafına 8,75 TL ölüm aylığı bağlandığı ve 15,61 TL birikmiş ödeme yapılacağı bilgisinin 22 Nisan 2009 tarihli ve sayılı yazı ile verildiği, ancak aylık kararının sisteme işlenmesi esnasında 0,0173 olan aylık kat sayısı sehven uygulanmayarak adı geçene 5,75 TL yerine 526,23
TL aylık ödemesi yapıldığı, 2.6. Kurumca kullanılan aylık bağlama sisteminin 2011 yılında yenilendiği, daha önceki yıllarda bağlanan aylıkların da yeni programa işlendiği, diğer yandan, Ülkemizin akdetmiş olduğu sosyal güvenlik sözleşmeleri kapsamında aylık bağlanan ve Genel Müdürlüklerinde bulunan dosyaların da taşra birimlerine devredilmesine yönelik çalışmalar yürütülmekte olup bu kapsamda mevcut dosyaların yeniden tetkik edildiği, buna göre yukarıda belirtilen hatalı işlemin, söz konusu çalışmalar esnasında 2022 yılı Kasım ayında tespit edildiği, Kurum hatası sebebiyle yapılan yersiz ödemenin 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine istinaden tahsili cihetine gidildiği,
2.7. Ülkemizin akdettiği ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri kapsamında bağlanan kısmi aylıkların askerlik süreleri borçlandırılarak tam aylığa yükseltilmesi yönünde bir düzenleme mevcut olmadığı, Sosyal
Güvenlik Sözleşmeleri kapsamında bağlanmış olan kısmi aylıkların tam aylığa yükseltilmesi ile ilgili olarak 3201 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesinin “Sosyal güvenlik sözleşmeleri uygulanmak suretiyle sosyal güvenlik kanunlarına göre kendilerine veya hak sahiplerine kısmi aylık bağlanmış olanlar, talep ettikleri takdirde, 4 üncü madde hükmüne göre tahakkuk ettirilen borçlarını tamamen ödemeleri şartıyla kısmi aylıkları, borçlarını ödedikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren kısmi aylığın başlangıç tarihi esas alınarak mülga 2829 sayılı Kanun ya da 5510 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi uyarınca tespit edilecek statüye göre ilgili sosyal güvenlik kuruluşunca tam aylığa çevrilir.” hükmünü amir olduğu, başvurana bağlanan aylığın tam aylığa yükseltilmesinin, ilgili mevzuat kapsamında ancak yurt dışı borçlanması ile mümkün olduğu, 2.8. Bununla birlikte eğer müteveffa sigortalı ’a hayatta iken kısmi yaşlılık aylığı bağlanmamış olsa idi 506 sayılı Kanun’un 66’ncı maddesinde yer alan “(c) 5 yıldan beri sigortalı bulunup sigortalılık süresinde en az 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda (..) ölen sigortalının hak sahiplerine aylık bağlanır.” hükmü esas alınarak müteveffanın askerlik süresinin borçlanılması yoluyla sözleşme hak sahiplerine tam aylık bağlanması imkanının bulunduğu, 2.9. Buna göre, 506 sayılı Kanun’a göre hak sahibi kız çocuklarının hâlihazırda bağlanmış aylıklarından vazgeçerek yeni bir borçlanma yapma ve yeniden aylık bağlatma imkânı bulunmadığı, ancak kısmi sözleşme aylıklarının 3201 sayılı Kanun uyarınca yine kanunda yazılı sürelerin borçlanılması yoluyla tam aylığa çevrilmesine imkân bulunduğu, askerlik sürelerinin borçlanılabilecek sürelerden sayılmadığı, 2.10. Mevcut durumda başvuranın yurt dışı sürelerini borçlanabileceği, söz konusu borçlanma sonucu kazanılan sürelerin Kanun’un 4/1-(b) kapsamında değerlendirileceği ve 2829 sayılı Kanun uyarınca başvurana bağlanacak aylığın statüsünün belirlenmesinde dikkate alınacağı ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan
Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.
4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.
5. Türkiye Cumhuriyeti İle Federal Almanya Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Hakkında
Sözleşmesinin; 5.1. 27’nci maddesi; “Her iki akit taraf mevzuatına göre nazara alınabilecek sigortalılık sürelerinin mevcudiyeti halinde, uygulanacak mevzuata göre yardım hakkının doğmasında, diğer akit taraf mevzuatına göre geçen ve aynı zamana rastlamayan, hesaba dahil edilebilir nitelikteki sigortalılık süreleri de nazara
alınır. Sigortalılık sürelerinin ne ölçüde hesaba dahil edilebileceği, bunların hesaba dahil edilebilirliğini tayin eden mevzuata göre tespit edilir.”, 5.2. 29’uncu maddesinin üçüncü fıkrası; “(3) Türk prim ödeme sürelerinden bir aylık veya gelir bağlanmasını talep etme hakkının mevcut olmaması, ancak, sözleşmenin 27 nci maddesine göre bir aylık veya gelir talep etme hakkının mevcut olması halinde, aşağıdaki hükümler uygulanır.
(a) Yetkili Türk Sosyal Sigorta Mercii, birleştirilen sigortalılık süreleri kendi mevzuatına göre geçmiş ve aylık veya gelir hesabında nazara alınacakmış gibi, aylık veya geliri tespit eder.
(b) Yetkili Türk Sosyal Sigorta Mercii bilahare, (a) bendine göre nazari olarak tespit edilen aylık veya gelirin, kendi mevzuatına göre geçen prim ödeme sürelerinin her iki akit taraf mevzuatına göre geçen prim ödeme sürelerinin toplamına olan oranına uyan kısmını hesaplar, bu şekilde hesaplanan aylık veya gelir meblağı, gereği halinde, Türk mevzuatında öngörülen en düşük aylık, aylık veya gelir düzeyine çıkartılır.”, 6. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun; 6.1. “Yaşlılık aylığından yararlanma şartları” başlıklı mülga 60’ıncı maddesi; “Yaşlılık
aylığından yararlanma esas ve şartları aşağıda gösterilmiştir:
A) Yaşlılık aylığından yararlanabilmek için sigortalıların; a) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması ve en az 7000 gün veya, b) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4 500 gün, Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şarttır.
B) a – 50 yaşını doldurmamış olmakla beraber en az 20 yıldan beri sigortalı olarak Sosyal Güvenlik ve
Çalışma bakanlıklarınca tespit edilen maden işyerleri b – 50 yaşını doldurmamış olmakla beraber en az 25 yıldan beri sigortalı olarak (B/a) fıkrasında sözü edilen işyerlerinin yeraltı münavebeli işlerinde çalışan ve bu işlerde en az 4 000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödeyen sigortalılar da (…) 8100 gün prim ödemiş sigortalılar gibi yaşlılık aylığından yararlanırlar.
C) a) Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce bu Kanunun 53 üncü maddesine göre malul sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya arızası bulunan ve bu nedenle malullük aylığından yararlanamayan sigortalılar, yaşları ne olursa olsun en az 15 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az
3600 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından
yararlanırlar.
b) Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılardan; ilgili mevzuatı uyarınca, I. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3600 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, II. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onsekiz yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, III. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az yirmi yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4400 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar. Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması dolayısıyla yaşlılık aylığına hak kazanarak yaşlılık aylığı alanlar Kurumca kontrol muayenesine tabi tutulabilir.
D) a – 50 yaşını dolduran ve erken yaşlanmış olduğu tespit edilen,
b – 50 yaşını dolduran ve malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi çalışmalarının en az 1 800 gününü
Sosyal Güvenlik ve Çalışma bakanlıklarınca tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı işlerinde geçirmiş bulunan.
Sigortalılar da (A) bendinin (a) veya (b) fıkralarında belirtilen diğer şartlara yaşlılık aylığından yararlanırlar.
E) Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanlıklarınca tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı veya yeraltı münavebeli işlerinde en az 1 800 gün çalışmış bulunan sigortalıların, bu işlerdeki prim ödeme gün sayıları toplamına dörtte biri eklenir ve toplamı, bunların Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi ödeme gün sayısı olarak kabul edilir.
01/04/1954 tarihinden beri yeraltı veya yeraltı münavebeli işlerde çalışmış olan sigortalılar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
F) Bu Kanuna göre sigortalı olarak tescil edilmiş bulunanların, er olarak silah altında veya yedek subay okulunda geçen sürelerinin tamamını veya bir kısmını, kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde ve bu Kanunun 78 inci maddesi ile belirlenen prime esas kazancın alt sınırının talep tarihindeki tutarı üzerinden hesaplanacak malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerini tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde ödemeleri şartı ile borçlandırılır, altı ay içinde primi ödenmeyen borçlanma süreleri hizmetten sayılmaz.
Ancak Kanunla kurulmuş bulunan diğer sosyal güvenlik kuruluşları mevzuatına göre sigortalı veya iştirakçi olanlar hakkında yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.
Sigortalıların grev ve lokavtta geçen süreleri, grev ve lokavtın sona ermesinden itibaren altı ay içinde kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde ve bu Kanunun 78 inci maddesi ile belirlenen prime esas kazancın alt ve üst sınırları arasında olmak suretiyle, talep tarihindeki tutarı üzerinden hesaplanacak malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi, tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde ödemeleri şartıyla borçlandırılır.
Borçlandırılan sürenin karşılığı olan gün sayısı sigortalının prim ödeme gün sayısına katılır. Bu Kanuna göre tespit edilen sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için borçlandırılma halinde, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlandırılan gün sayısı kadar geriye götürülür.
Aylık bağlanmasına askerlik, grev ve lokavt borçlanması ile hak kazanılması durumunda kendilerine, borcun ödendiği tarihi takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır.
G) Bu maddenin uygulanmasında; 18 yaşından önce Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak, bu tarihten önceki süreler için ödenen Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir.
H) Bu maddede belirtilen yaşlılık aylıklarından yararlanabilmek için, sigortalının çalıştığı işten ayrılması ve yazılı istekte bulunması şarttır.”, 6.2. “Ölüm sigortasından bağlanacak aylığın hesaplanması” başlıklı mülga 67’nci maddesi; “Sigortalının ölümü halinde, hak sahibi kimselerine bağlanacak aylığın tespitinde aşağıdaki hükümler
uygulanır:
A) a) Sigortalının almakta olduğu veya bağlanmasına hak kazandığı malullük veya yaşlılık aylığı, b) Malullük veya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra sigortalı olarak çalışmaya başlaması sebebiyle aylığı kesilen sigortalının ölüm tarihine ve 58 veya 63 üncü maddelere göre tespit edilecek aylığı, c) Toplam olarak 1800 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olan sigortalının, bu
Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının %60’ının 1/12’si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. Bu oran sigortalının 8100 ila 9000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2, 9000 günden sonra ödenen her 360 gün için de 1,5 artırılır. Bu şekilde hesaplanan ölüm aylığı 61 inci maddenin son fıkrası hükümlerine göre artırılır.
B) Sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda malul sayılarak aylık bağlanmasına hak kazanmış ise, (A/a-b) fıkralarının uygulanmasında, bu durum nazara alınmadan bağlanabilecek aylık esas tutulur.”, 7. 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin
Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un; 7.1. “Amaç ve kapsam” başlıklı 1’inci maddesi; “Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu
Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.”, 7.2. “Tanımlar” başlıklı 2’nci maddesi; “Bu kanunda geçen; …
c) Sürelerin Değerlendirilmesi; Türk vatandaşlığını haiz olanların 1 inci maddede belirtilen sürelerinin istekleri halinde değerlendirilmesini, …
İfade eder.”, 7.3. “Kısmi aylıklar” başlıklı 9’uncu maddesi; “Sosyal güvenlik sözleşmeleri uygulanmak suretiyle sosyal güvenlik kanunlarına göre kendilerine veya hak sahiplerine kısmi aylık bağlanmış olanlar, talep ettikleri takdirde, 4 üncü madde hükmüne göre tahakkuk ettirilen borçlarını tamamen ödemeleri şartıyla kısmi aylıkları, borçlarını ödedikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren kısmi aylığın başlangıç tarihi esas alınarak mülga 2829 sayılı Kanun ya da 5510 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi uyarınca tespit edilecek statüye göre ilgili sosyal güvenlik kuruluşunca tam aylığa çevrilir. Bu uygulamada borç miktarının tahakkukunda sözleşme akdedilen ülkenin sigorta kurumlarınca gönderilmiş olan hizmet cetvelindeki, tam aylığa yeterli olan gün sayıları nazara alınır.
Ancak, istekleri halinde sigortalı veya hak sahipleri, hizmet cetvelindeki gün sayılarının tamamını da borçlanabilirler.”, 8. Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik’in
“Kısmi aylığın tam aylığı dönüştürülmesi” başlıklı 16’ncı maddesi; “(1) Sosyal güvenlik sözleşmeleri uygulanmak suretiyle kendilerine veya hak sahiplerine sosyal güvenlik kanunlarına göre kısmi aylık bağlananlar, diledikleri takdirde yurt dışında geçen ve tam aylık almak için yeterli gün sayısını veya hizmet belgelerindeki gün sayılarının tamamını borçlanabilirler.
(2) Kısmi aylıkların tam aylığa yükseltilmesinde 13 üncü maddenin birinci fıkrasındaki şartlar aranır.
Ancak, kısmi aylık; a) Borcun ödendiği tarih kesin dönüş tarihinden önce ise kesin dönüş tarihini, b) Borcun ödendiği tarih kesin dönüş tarihinden sonra ise borcun ödendiği tarihi, takip eden aybaşından itibaren tam aylığa yükseltilir.
(3) Tam aylık bağlanması için gerekli şartların tespitinde kısmi aylığın başlangıç tarihi esas alınarak mülga 2829 sayılı Kanun ya da 5510 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi uyarınca tespit edilecek statüye göre ilgili sosyal güvenlik kanunlarına ait hükümler uygulanır.”, hükmünü amirdir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
9. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde, başvuran hakkında tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durumun bulunmadığı değerlendirildiğinden, ret kararı verilmesine ilişkin öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran özetle; babasından dolayı aldığı ölüm aylığının SGK tarafından hatalı hesaplanıp daha sonrasında bu durumun tespiti üzerine aylığının kısmi aylığa çevrilerek tarafına 150.000 TL borç çıkarıldığını, ölüm aylığının tam aylığa çevrilmesi için askerlik borçlanması yapmak istediğini ancak öncelikle yurt dışı sürelerini, bu sürelerin yetmemesi halinde askerlik sürelerini borçlanabileceği gerekçesiyle talebinin reddedildiğini belirterek askerlik borçlanması talebinin kabulü ile tarafına 4/1-a kapsamında aylık bağlanmasını ve adına çıkarılan borcun iptalini talep etmektedir.
11. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; 11.1. Başvuranın ödenmiş aylıkların tarafına borç çıkarılmasına itirazı yönünden; başvurana müteveffa babasından kaynaklı 01/04/2009 tarihinde aylık bağlandığı, ancak aylık kararının sisteme işlenmesi esnasında 0,0173 olan aylık kat sayısının sehven uygulanmayarak başvurana kısmi değil tam aylık ödemesi yapılmaya başlandığı, belirtilen hatalı işlemin 2022 yılı Kasım ayında tespit edildiği, Kurum hatası sebebiyle yapılan yersiz ödemenin 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca başvurandan tahsili yoluna gidildiği, 11.2. Başvuranın kısmi aylığının askerlik borçlanması yoluyla tam aylığa dönüştürülerek tarafına 4/1-(a) kapsamında aylık bağlanması talebiyle ilgili; başvuranın müteveffa sigortalı babasının yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için Türkiye’deki prim ödeme sürelerinin tek başına yeterli olmamasından dolayı Almanya ile Türkiye arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesi gereğince Almanya’daki prim ödeme sürelerinin de dikkate alındığı, bununla birlikte yine anılan Sözleşme uyarınca ödenecek aylığın hesaplanmasında toplam prim ödeme süresi üzerinden hesap yapılarak bu tutarın Türkiye’deki prim ödeme gün sayısına isabet eden oranında kısmi aylık bağlandığı, başvurana müteveffa babasından kaynaklı bağlanan kısmi aylığın tam aylığa yükseltilmesinin ilgili mevzuat kapsamında ancak yurt dışı borçlanması ile mümkün olduğu, askerlik sürelerinin 3201 sayılı Kanun’da belirtilen borçlanılabilecek sürelerden olmadığı, mevcut durumda başvuranın yurt dışı sürelerini borçlanması sonucu kazanılan sürelerin 4/1-(b) kapsamında değerlendirileceği, ifade edilmiştir.
12. Buna göre başvuru yukarıdaki iki başlık altında toplanarak incelenmiştir.
Başvuranın ödenmiş aylıklarının tarafına borç çıkarılmasına yönelik olarak;
13. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1’inci maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmiştir.
14. Aynı çerçevede, Anayasa’nın 35’inci maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmış, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.
15. Anayasa Mahkemesince verilmiş kararlarda Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60) ifade edilmektedir.
16. Anayasa Mahkemesi tarafından da sosyal güvenlik hakkı kapsamındaki aylıkların başvurucuya ödenmesiyle başvurucunun mevcut malvarlığı haline geldiği, bu nedenle bunların ilgili mevzuatta öngörülüp öngörülmediğinin tartışılmasına dahi girilmeksizin Anayasa’nın 35. maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü yoluna gidilmiştir (Uğur Ziyaretli, B. No:2014/5724, 15/2/2017, § 44).
17. Somut olayda başvuranın müteveffa sigortalı babasının yaşlılık aylığı için başvuru yaptığı
13.01.1997 tarihinde Türkiye’deki prim ödeme süresinin aylık bağlanması için yeterli olmadığından
kendisine Almanya ve Türkiye arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesi hükümlerine göre yurt dışındaki prim ödeme süresi de dikkate alınarak toplam süre olan 8914 gün üzerinden aylık hesabı yapılıp bu tutarın Türkiye’deki 154 günlük kısmına isabet eden oranda (154/8914=0,0173) kısmi yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Başvuranın babasının vefatından sonra söz konusu aylığın müteveffanın eşine geçtiği, daha sonrasında bu kişinin de ölümü üzerine söz konusu aylığın 01.04.2009 tarihinden itibaren hak sahibi kız çocuğu olarak başvurana bağlandığı görülmektedir.
18. Başvuranın hak kazandığı aylığın ilk ödendiği dönemdeki tutarı 8,75 TL olmakla birlikte aylık kararının sisteme işlenmesi esnasında 0,0173 olan kısmi aylık kat sayısının sehven uygulanmayarak başvurana 8,75 TL yerine 526,23 TL aylık ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Takip eden dönemde de aylık ödemeleri aynı şekilde devam ederken 2022 yılının Kasım ayında SGK tarafından bu durumun tespiti üzerine tam olarak ödenen aylık tutarı kısmi aylığa çevrilmiştir. Başvuranın müteveffa sigortalı babasından dolayı hak kazandığı kısmi ölüm aylığının kendisine bağlandığı tarih olan 2009 yılından itibaren 0,0173 oranı üzerinden ödenmesi gerekirken Kurum tarafından yapılan hatanın tespit edildiği
2022 yılının Kasım ayına kadar tam ölüm aylığı olarak ödendiği görülmektedir. O halde başvuranın bu
süre zarfında aldığı tam aylığın kazanılmış hak olarak nitelenemeyeceği dolayısıyla yersiz ödeme durumuna düştüğünün kabulü gerekmektedir.
19. Diğer yandan sigortalılara fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen Kanun kapsamındaki her türlü ödemenin hangi esaslarla geri alınacağı ise 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinde düzenlenmiştir.
Anılan madde ile fazla veya yersiz ödemenin doğma sebebine göre (sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışı ya da Kurumun hatalı işlemi) bir ayrıma gidildikten sonra söz konusu ödemelerin ilgililerin
Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı, Kurumdan almakta oldukları gelir veya aylıklardan % 25 oranında kesileceği düzenlenmiştir.
Nitekim bu çerçevede başvurana kısmi olarak ödenmesi gerekirken tam olarak hesaplanıp yersiz ödenen ölüm aylığının son beş yıl içerisinde fazladan ödenen kısmının kendisi adına borç kaydedildiği anlaşılmaktadır.
20. Buna göre, tam oranlı ölüm aylığının başvurana ödenmesiyle mevcut mal varlığı haline geldiği tartışmasız olup Anayasa’nın 35’inci maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, ödenmiş tam ölüm aylığının asıl katsayı oranıyla (0,0173) hesaplanması gereken tutardan fazla olarak ödenen kısmının geri istenmesinin mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği değerlendirilmektedir.
21. Öte yandan, Anayasa’nın 35’inci maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Buna göre mülkiyet hakkı da yapılan müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesinin gözetilmesi şartıyla sınırlanabilmektedir.
Kanunilik ilkesi 22. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın
Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
(AYM, Bekir Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).
23. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).
24. Sigortalılara yersiz yapılan ödemelerin hangi esaslar çerçevesinde geri alınacağı 5510 sayılı
Kanun’un 96’ncı maddesinde belirlenmiştir. Madde ile Kurum tarafından fazla veya yersiz yapıldığı anlaşılan her türlü ödemenin geri alınacağı düzenlenmiştir. Nitekim başvuranın babasından dolayı kendisine tam oranlı olarak ödenen ölüm aylığı yersiz ödendiği gerekçesiyle 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesi uyarınca başvurana borç çıkartılmıştır. Bu durumda ödenmiş aylıkların geri alınması suretiyle
başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin 5510 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirildiği, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Meşru amaç ilkesi 25. Anayasa’nın 13’üncü ve 35’inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, idarenin yersiz ödemeden kaynaklı alacaklarını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığını sağlamaktır.
26. 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluna başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesi anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşmış, ilgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurumun gider kaybının önlenmesi, Kurumun aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunması ve böylece Sosyal
Güvenlik Kurumunun uğradığı kamusal zararın giderilmesinin amaçlandığını ifade etmiştir (AYM
E.2015/97, K.2016/10, 10/02/2016; E.2017/44, K.2017/118, 12/07/2017).
27. Bu anlamda aylık tutarı Türkiye’deki prim ödeme gün sayısı üzerinden yapılan hesaplamayla kısmi oranlı olarak bağlanan müteveffa sigortalı babanın hak kazandığı yaşlılık aylığının anılanın vefatından sonra hak sahibi kız olarak başvurana tam ölüm aylığı bağlanması nedeniyle fazlalık olan miktarın tarafına borç çıkartılıp kendisinden geri alınmasındaki temel amacın sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığını sağlamak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı değerlendirilmektedir.
Ölçülülük ilkesi 28. Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirmelerde mülkiyet hakkının sınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35’inci maddesinin temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının düzenlendiği 13’üncü maddeyle birlikte ele alınması gerektiği, 35’inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan sınırlama ve güvence ölçütlerinin 13’üncü madde ışığında yorumlanması gerektiği ifade edilmekte, bu kapsamda bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, 29/12/1999). Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamu yararı karşısında bireye düşen
fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmektedir (Korkut Bahadır, B. No:
2014/4025, 11/12/2014, § 43; Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 09/03/2016, § 48-49).
29. Yine Mahkemece, kanuni bir dayanağı olup meşru amaçlara dayansa dahi müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususları değerlendirme konusu yapılmakta (Tevfik Baltacı, § 50), mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerektiği ifade edilmektedir (Tevfik Baltacı, § 66).
30. Anayasa Mahkemesi kararlarında ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün
olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade ettiği (AYM, E.2011/111, K.2012/56,
11/4/2012; E.2012/102, 14.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176,
K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, 142016/127, 22/6/2016; Mehmet
Akdoğan ve diğerleri, § 38), yine ölçülülük ilkesinin, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvence olduğu; ölçülülüğün, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıttığı; ölçülülük denetiminin, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesi olduğu; bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (Osman Bayrak, B. No: 2013/3803, 25/2/2015, § 74; Tevfik Baltacı, § 65).
31. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü hakkında ise kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların ne derece katkısının olduğuna bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, B.
No: 2014/18979, 22/2/2018, § 50; Uğur Ziyaretli, § 65).
32. Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan birinin de kamu makamlarının tutum ve davranışları olduğu, bu bağlamda idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği; idarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz ettiği belirtilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, §51,52; Tevfik Baltacı, § 48,70,71).
33. Ayrıca sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olduğu, aksi durumda kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabileceği, bu durumun sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyeceği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker
Akkaya, § 53; Tevfik Baltacı, § 74).
34. Buna göre, hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi, emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanması gerektiği ifade edilmektedir (Tevfik
Baltacı, § 76, Fatma Ülker Akkaya, § 58).
35. Bu çerçevede başvuru konusu uyuşmazlıkta yasal bir dayanağı ve kamu yararına dayanan meşru bir amacı olan sınırlamanın Anayasa’nın 13’üncü maddesinde ifade edildiği şekilde ölçülü olup olmadığının yani diğer bir deyişle mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
36. Somut olayda başvurana yapılan yersiz ödemenin başvuranın müteveffa sigortalı babasından dolayı hak sahibi olduğu kısmi ölüm aylığının Kurum tarafından yanlış hesaplanmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvurana aylık bağlandığı 2009 yılından itibaren hatalı durumun tespit edildiği tarih olan 2022 yılına kadar tam aylık ödemesi yapılmış, tespit tarihinden sonra ödenen aylık tutarı olması gereken orana çekilerek kısmi aylığa çevrilmiş ve 5510 sayılı Kanun’un 96’ıncı maddesinin birinci fıkrası (b) bendi hükmü gereğince hatalı işlemin tespiti tarihinden geriye doğru beş yıllık süre içerisinde yapılan yersiz ödemeler kendisine borç çıkarılarak başvuranın müteveffa eşinden kaynaklı
Kurumdan aldığı başka bir aylık olması nedeniyle borcun tahsili ilgili aylıktan % 25 kesinti yapılarak sağlanmaya başlanmıştır. Söz konusu sürecin oluşumunda başvuranın herhangi bir yönlendirmesi veya başvurana yüklenebilecek ağır kusurlu bir davranış yahut ihmalkârlıktan söz edilemese de Kurum tarafından gerçekleştirilen hatalı işlemin daha sonrasında yapılan çalışmalar sırasında fark edilerek işlemin kendisiyle birlikte işlemden doğan sonuçların da geri alınması yoluyla hukuka aykırı durumun düzeltildiği göz önüne alındığında idarenin icra ettiği işlem ve eylemlerin hukukiliğini sağlamak adına elverişli ve gerekli araçlara her zaman başvurabileceği hukuk devleti olmanın da bir koşulu olarak karşımıza çıkmaktadır.
37. Sonuç itibariyle başvuranın müteveffa sigortalı babasından kaynaklı hak sahibi olduğu kısmi ölüm aylığının ödenmesi işleminde idare tarafından hatalı bir işlem yapılmış olsa da iadesi istenen tutarın başvuranın eşinden dolayı almakta olduğu ölüm aylığından kesinti yapılması yoluyla tahsil edildiği görüldüğünden bu durumun ilgiliyi ekonomik olarak dara düşürdüğüne yönelik herhangi bir verinin sunulmadığı hususları dikkate alındığında ulaşılmak istenen kamu yararının sağlanmasındaki toplumsal menfaat ile başvuranın mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengenin başvuran aleyhine bozulmadığı, başvurana şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklenmediği, haliyle orantısız bir müdahaleden bahsedilemeyeceği, bütün bunların birlikte değerlendirilmesi sonucunda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olarak nitelendirilemeyeceği ve dolayısıyla idarece başvurana yersiz ödenen ölüm aylığının bir kısmının geri alınması şeklinde uygulanan işlemin hukuka ve hakkaniyete aykırı olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Başvuranın kısmi aylığının askerlik borçlanması yoluyla tam aylığa dönüştürülerek tarafına 4/1(a) kapsamında aylık bağlanmasına yönelik olarak; 38. Başvuranın müteveffa sigortalı babasının Türkiye’de 506 sayılı Kanun kapsamında 154, Alman sosyal güvenlik mevzuatına göre 8760 prim ödeme gün sayısı olup iki ülkedeki toplam prim gün sayısının
8914 olduğu görülmektedir. Müteveffanın yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu 13/01/1997 tarihinde
Türkiye’deki prim ödeme gün sayısının tam yaşlılık aylığına hak kazanmaya yetmediği anlaşılmaktadır.
Bununla beraber Türkiye ile Almanya arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin 27’nci maddesi uyarınca Almanya’daki prim ödeme süreleri de dikkate alınarak yaşlılık aylığı hakkı belirlenmiş ve aylık hesabı da aynı Sözleşme’nin 29’uncu maddesine göre her iki ülkedeki toplam prim ödeme gün
sayısı olan 8914 gün üzerinden yapılmıştır. Ancak anılana ödenen aylık, 8914 gün üzerinden hesap edilen tutarın Türkiye’deki prim ödeme gün sayısı olan 154 günlük kısmına isabet eden oranda bağlanmıştır.
39. Anılanın vefatı üzerine 506 sayılı Kanun’un 66’ncı maddesi gereğince hak sahibi olarak öncelikle müteveffanın eşine, daha sonra eşin de ölümü üzerine hak sahibi kız olan başvurana adı geçen Kanun’un 67’nci maddesinde belirtildiği üzere müteveffa sigortalının almakta olduğu kısmi yaşlılık aylığı üzerinden yapılacak hesaplamayla ölüm aylığı tahsis edilmiştir. İlk başta Kurumun hatası nedeniyle başvurana tam olarak ödenen ölüm aylığı ilgili hatanın tespit edilmesinden sonra olması gerektiği şekilde kısmi aylığa dönüştürülmüştür.
40. Bu durum itibariyle başvuran, müteveffa sigortalı babasının askerlik sürelerini borçlanmak suretiyle kısmi ölüm aylığını tam aylığa çevirme talebinde bulunmaktadır. Fakat ülkemizin akdettiği ikili sosyal güvenlik sözleşmelerinden kaynaklı bağlanılan kısmi aylıkların askerlik borçlanması yoluyla tam aylığa yükseltilmesine dair 506 sayılı Kanun’da bir düzenleme yer almamaktadır. Buna ilişkin düzenleme
3201 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesinde geçmekte olup ilgili hükme göre; başvuranın kısmi ölüm
aylığını tam aylığa yükseltebilmesi ancak yurt dışı borçlanması yoluyla mümkündür. Yani başvuran, müteveffa sigortalı babasının yurt dışı sürelerinden tam yaşlılık aylığı almaya yetecek gün sayısı kadarını borçlanarak kısmi ölüm aylığını tam aylığa yükseltme talebinde bulunabilecektir. Diğer yandan başvuranın bu yola başvurarak kısmi ölüm aylığını tam aylığa çevirmesi halinde borçlanılan yurt dışı süreler 3201 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 4/1-(b) kapsamında değerlendirilecektir.
41. Bu çerçevede başvuranın müteveffa sigortalı babasından dolayı hak kazandığı kısmi ölüm aylığını askerlik borçlanması yaparak tam aylığa yükseltme talebine ilişkin 506 sayılı Kanun kapsamında bir düzenleme bulunmayıp bu durum ancak 3201 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca yurt dışı borçlanması yoluyla mümkündür. Bu şekilde borçlanılan yurt dışı hizmet süresine ait borçlanmalar ise anılan Kanun’un 5’inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre 4/1-(b) kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla başvuranın askerlik borçlanması yaparak kısmi aylığının tam aylığa çevrilmesi ve tarafına 4/1-(a) kapsamında aylık bağlanması talebinin idare tarafından reddedilmesi şeklinde uygulanan işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunamadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 42. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.
43. Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Diğer yandan hukuk devleti ilkesi, idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve “haklı beklenti”
ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir.
44. Hukukun üstünlüğünü kabul eden idare, tüm faaliyetlerini yargı önünde hesap verebilir doğrulukta ve daha dikkatli icra etmek zorundadır. Nitekim Anayasa’nın 125’inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte idare, kamu hizmeti ödevini üstlenmiş olmanın getirdiği sorumluluk ile hizmeti sürekli ve kesintisiz olarak idare edilenlere sunmakla da mükelleftir. Kamu gücünü elinde bulunduran üstün yetkilerle donatılmış idare karşısında bireylerin koruma altına alınması; idarenin hem hukuki hem de mali sorumluluğunun kabul edilmesiyle mümkün olacaktır. Nitekim idarenin bireylere verdiği zararlardan doğan maddi sorumluluğu anayasal bir kural olarak da karşımıza çıkar.
45. Öte yandan idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM Kenan
Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).
46. Sosyal güvenlik uygulamaları, çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatını etkileyen, sosyal devlet olmanın gereği olarak kapsama alınan risklere karşı alınan bir güvence, devlet için ise bir ödev niteliğindedir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir.
İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir.
Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
47. 6328 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararı’nın başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Isparta İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE;
Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi