|
ÖZET: Başvuran, 1956 yılında askerlik hizmeti sırasında bir kaza sonucu hayatını kaybeden kardeşinin “şehit” sayılmasını ve mezar yerinin belirlenmesini talep etmiştir. Ancak, yapılan incelemelerde, başvuranın kardeşine ait mezar yeri bilgisi, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilgili şehitliklerde bulunamamıştır. Ölüm olayının üzerinden 65 yıl geçmiş olması ve aile tarafından yakın tarihe kadar herhangi bir girişimde bulunulmaması, mezar yerinin tespitini zorlaştırmıştır.
Başvuranın kardeşinin ölümünün, 1683 sayılı Askeri ve Mülki Tekaüt Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca “şehit” sayılabilmesi için gerekli koşulları taşımadığı belirtilmiştir. Bu madde, yalnızca savaşta veya eşkıya müsademelerinde düşman silahıyla derhal vefat edenleri “şehit” olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla, başvuranın talebi hukuka uygun bulunmamış ve başvuru reddedilmiştir. Bu karar, ilgili mevzuat ve belgeler ışığında verilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/10260-S.21.16523
BAŞVURU NO : 2021/3718
KARAR TARİHİ : 09/07/2021
RET KARARI
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI
Başvuranın; Ankara ilinde askerlik hizmetini er olarak yapan
BAŞVURUNUN KONUSU :
adlı kardeşinin, askerlik hizmeti sırasında atış eğitimine giderken geçirdiği araç kazası sonucu 1956 yılında vefat etmesi nedeniyle, “şehit” sayılması, şehitliğe bağlı haklarının verilmesi ve mezar yerinin belirlenmesi talepleri hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 16/02/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran, Kurumumuza yaptığı başvurusunda özetle; 1956 tarihinde kardeşi 2’nci Zh.
Tug. K.lığı 2’nci Tank A. 3’üncü Tank Bölük Komutanlığı’nda (Ankara/Etimesgut) “er” olarak vatani hizmetini yaparken, Tuz Gölü’ne atışa gidişte Ankara-Konya asfaltının 80’inci kilometresinde bir tank ile bir jeep çarpışması neticesinde “şehit” olduğu ölüm tutanaklarında detaylı bir şekilde kayda geçtiğini, kardeşi şehit olduğunda annesi o dönemin şartlarında maddi imkansızlıktan dul bir kadın olarak cenazeyi teslim almaya gidemediğini, dönemin sorumlu kurumu tarafından cenazenin memlekete de gönderilmediğini, kardeşinin nereye defnedildiği taraflarına bildirilmediğini, kendisinin 82 yaşında dul bir kadın olduğunu, okur-yazarlığı bulunmadığını, çocuklarının kardeşinin bir kez bile göremediği mezarını görebilme ve şehit kardeşinden doğan haklarının tarafına verilmesi için araştırmalara başladığını, ilgili kurumlara gerek dilekçe gerek Cimer üzerinden şahsı adına birçok kez başvuruda bulunulduğunu, ama sorumlu kurumların kardeşi şehadeti hakkında ellerinde herhangi bir bilgi ve belge olmadığı ve 1683 sayılı Askeri ve Mülki Tekaüd Kanununun 45’inci maddesindeki şehit kelimesinin şümulü hakkında TBMM kararı kapsamında olmadığını taraflarına bildirdiğini, fakat bahsi geçen Kanunun 45’inci maddesinde açık bir şekilde “vazife icabı kazaen vefat edenlerin yetimlerine birinci derecede maluliyet
maaşının sülüsü tahsis olunur.” denildiğini, Şehit ve Gazi İşlem Şube Müdürlüğüne hakkında ellerindeki belgeleri göndermelerini istediğinde ellerinde hakkında bilgi ve belge olmadığı bildirildiğini, kendi araştırmaları neticesinde elde ettikleri Iğdır İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğünden aldığı ölüm vukuat kaydını, Iğdır Askerlik Şubeden aldığı askerlik durum gösterir belgesini ilgili kurumlara kendi eliyle sunduğu halde halen şehadeti, mezarı ve şehitliğinin resmileşmesi konusunda bir eylemde bulunulmadığını, elinde mevcut bulunan, sorumlu memurların harf hatası yaparak yazdığı evraklarda Hüdaverdi oğlu “ ” olarak geçtiğini, yine aynı şekilde harf hatası yapılarak 1933 doğumlu 1956’da vefat eden Er Ankara Cebeci Askeri Şehitliği no’lu mezara “ ” olarak defnedildiğini, ekte mezar taşı görüntüsünü ve şehit biyografisini sunduğunu, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Iğdır İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü ölüm vukuat defterinde ölüm vukuat kaydında mezar yeri yazmadığını, bu konudan mesul ilgili kurumların mezar yerini tarafına bildirmesini istediğini, zira gösterecekleri bir mezar yoksa yukarıda belirttiği mezarın ait olduğunun doğrulanmasını talep ettiğini, yaşının 82 olduğunu, bundan sonra daha kaç yıl yaşayacağı bilinmezken hala şehit kardeşinin iade-i itibarının verilmesi için mücadele ettiğini ve manen yıprandığını belirterek; kardeşinin şehadeti hakkında bilgilendirilmeyi, mezar yerini öğrenmeyi ve zamanında ailesine verilmeyen iade-i itibarın şahsına ve ailesine verilmesini talep etmektedir.
II. İDARELERİN ŞİKÂYETE İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla; 03/03/2021 tarih ve sayılı yazımızla
Milli Savunma Bakanlığından, 29/03/2021 tarih ve sayılı yazımızla Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığından, 29/03/2021 tarih ve sayılı, 15/04/2021 tarih ve sayılı yazılarımızla
Ankara Valiliğinden bilgi ve belge talep edilmiştir.
3. Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığının 15/03/2021 tarih ve sayılı cevabi yazısında; 3.1. Yapılan inceleme neticesinde; vefat olayına ilişkin K.K.Şht. ve Gz.İşi.Ş.Md.lüğü kayıtlarında bilgi ve belge bulunmadığı, Iğdır As.Ş.Bşk.lığı ile yapılan koordinasyon neticesinde
1956 tarihinde vefat ettiği, kütük kayıt defterinde yapılan inceleme neticesinde; “bu
erin taburunun atış yapmak üzere Tuz Gölü’ne müteveccihen harekete geçtiğinde Ankara-Konya 85’inci kilometrede bir M-47 tankının jeepe çarpması neticesinde jeep içinde bulunduğundan şehit düştüğü” şeklinde kayıt yapıldığı, 3.2. TSK personelinden vefat edenlerden, kimlerin şehitliğe defnedileceğine ilişkin işlemler bir hak doğurması nedeniyle, olayın oluş tarihi itibari ile 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanununa (11
Haziran 1930 tarihli ve 1517 sayılı Resmi Gazete) atfen 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanununun 45’inci Maddesindeki Şehit Kelimesinin Şümülü Hakkında Karar (05 Şubat 1936 tarihli ve 3224 sayılı
Resmi Gazete) esasına göre yürütüldüğü, 3.3. 1683 sayılı Kanunun 45’inci maddesi “Harpte veya eşkıya müsademelerinde şehiden ve hazarda kendisinin sun’u taksiri olmıyarak vazife icabı kazaen veya mecruh olup tedavi sırasında veya icra olunan cerrahî ameliyat neticesinde veya sebebi malûm olmıyarak muhasara içinde vefat eden zabitlerle mülkî ve askerî memurların yetimlerine birinci derece maluliyet maaşının yüzde yetmiş beşi ve harbiye ve bu
/
derecedeki sınıflar talebesi ile küçük zabitler, gedikliler ve efradın yetimlerine birinci derece maluliyet maaşının sülüsü tahsis olunur.” hükmünde olduğu, 3.4. Günümüz mevzuatı da dahil olmak üzere kayıtlarda “ŞEHİT” tanımı bulunmadığı, ancak mevzuat oluşturulurken, hangi durumda vefat edenlere hangi maddi hakların verileceğine yönelik “ŞEHİT” kelimesi hakkında açıklamalara yer verildiği görüldüğü, 3.5. 1683 sayılı Kanunun 45’inci maddesinde; savaş alanında doğrudan/derhal vefat edenlerin şehit olarak vefat ettikleri, diğer ölüm hallerinin ise ecel olarak belirtildiği anlaşıldığı, maddi haklara yönelik bu anlam karmaşasının önüne geçilmesi maksadıyla 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanununun 45’inci
Maddesindeki Şehit Kelimesinin Şümülü Hakkında Kararının tanzim edildiğinin görüldüğü, 3.6. Söz konusu Kararda yer alan “Tekaüd Kanununun 45’inci maddesindeki şehid kelimesinin şümulü derecesi hakkında” başlıklı 927 sayılı Kararın “ 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüd Kanununun 45’inci maddesinde; ‘Harpte veya eşkıya müsademelerinde şehiden ve hazarda kendisinin sun’u taksiri olmıyarak vazife icabı kazaen veya mecruh olup tedavi sırasında veya icra olunan cerrahî ameliyat neticesinde veya sebebi malûm olmıyarak muhasara içinde vefat eden zabitlerle mülkî ve askerî memurların yetimlerine birinci derece maluliyet maaşının yüzde yetmiş beşi vee harbiye ve bu derecedeki sınıflar talebesi ile küçük zabitler, gedikliler ve efradın yetimlerine birinci derece maluliyet maaşının sülüsü tahsis olunur.’ denilmiş olduğuna göre bu madde ile; 1- Harpte veya eşkıya müsademelerinde şehiden vefat, 2- Hazarda kendisinin sun’u taksiri olmıyarak vazife icabı kazaen vefat, 3- Mecruh olup tedavi sırasında veya icra olunan cerrahı ameliyat neticesinde vefat, 4- Muhasara içerisinde sebebi malum olmıyarak vefat, Olmak üzere dört vefat vaziyeti derpiş edilmiştir.
Bunlardan bir numaralı fıkrada yazılı vefat vaziyeti, madde hükmüne göre şehid olanların harp meydanında ve eşkıya müsademesi sırasında düşman silâhı tesirile derhal vefat edenlere aiddir. Çünkü bu hallerde yaralanarak bilâhara tedavi sırasında vefat edenler maddenin müteakıb fıkralarında gösterilmiş bulunmaktadır. Netekim 2,3 ve 4 numaralı fıkralarda yazılı hallerin yalnız sefere mahpus olmayıp hazara da teşmil edilmesi kasdile hazar kelimesinin metne ilâve edildiği anlaşılmaktadır. Bu cümleden olarak muhasara daha ziyade harp sırasında düşman tarafından bir yerin kuşatılması ve bu yerin memleketin diğer kısımları ile alâkasının kesilmesine ıtlak olunduğu gibi hazarda da eşkıya tarafından bir mahallin aynı suretle muhasara altına alınması şeklinde de vaki olabilir. Yine vazife icabı kazaen veya mecruhiyet neticesinde vefat dahi hazarda olduğu gibi seferde de vaki olabilir ve bunların tâbi olacağı hükümlerin hazar ve sefer haline göre tefrikına saik olacak hiçbir sebep tasavvur edilemez.
Bu tahlile göre şehid, harpte veya eşkıya müsademelerinde her nevi düşman silâhı tesirile derhal vefat edenlerdir.
İkinci fıkra hükmü, aynı suretle sefer veya hazarda vazife ilcasile kazaen derhal vefat edenlerdir.
Üçüncü fıkra hükmü de aynı sebeplerle yaralananlardan bu yaraların tesirile ve yaraları iltiyam bulmadan tedavi sırasında ölenlerdir.
Muhasaraya dair olan dördüncü fıkra hükmü daha sarihtir. Binaenaleyh 1683 numaralı kanunun 45 inci maddesi metninin bu maksadları açıfça ifade etmekte olmasına göre buradaki şehid kelimesinin tefsirden müstağni olduğuna karar verildi” hükmünde olduğu, 3.7. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, müteveffa 1956 tarihinde araç kazası sonucu vefat ettiği göz önünde bulundurularak eldeki mevcut bilgiler kapsamında hakkında şehadet belgesi düzenlenmesi olanaksız olduğu, 3.8. Başvuru sahibinin dilekçesinde de belirttiği 1683 sayılı Kanunun 45’inci maddesine atıfta bulunarak
“vazife icabı kazaen vefat edenlerin yetimlerine birinci derecede maluliyet maaşının sülüsü tahsil olunur” ibaresinden hareketle şehit olarak kabul edilmesi gerektiğine dair talebinin, bahse konu Karardaki “Bu tahlile göre şehid, harpte veya eşkıya müsademelerinde her nevi düşman silâhı tesirile derhal vefat edenlerdir.” hükmünü göz ardı ettiği anlaşıldığı, 3.9. Müteveffa vefat olayı ilgili Kanuna atfen ilgili Karar kapsamında olmadığından, hakkında şehitliğe defin işlemi yapılmadığı ve şehadet belgesi tanzim edilmediği, 3.10. Meydana gelen kaza/olay sonucunda verilen şehitliğe defin veya vefat kararı Yönerge ve
Yönetmelikte belirtilen ilgili komutanlıklar tarafından verildiği, müteveffa personelin hak sahibi yakınlarına özlük haklarının verilip/verilmemesi zorunluluğunu doğurmadığı, bu haklar için ilgili kurum ve kuruluşlar sorumlu oldukları mevzuat hükümlerine göre işlem tesis ettiği, 3.11. K.K.Şht. ve Gz.İşi.Ş.Md.lüğü kayıtlarında mezar yeri bilgisi bulunmamakta olup söz konusu şehitliğe dair kayıtların valiliklerin sorumluğunda olduğu, 4. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Mezarlıklar Dairesi Başkanlığının Kurumumuzun kayıtlarına 07/04/2021 tarihinde giren sayılı yazısında özetle; Mezarlıklar Dairesi
Başkanlığı arşivlerinde yapılan inceleme ve araştırma neticesinde, ait herhangi bir defin bilgisi ve belge bulunmadığı, 5. Ankara Valiliği Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünün Kurumumuzun kayıtlarına 31/05/2021 tarihinde giren sayılı yazısında özetle; Yatırım İzleme ve Koordinasyon
Başkanlığı kayıtlarında, ait herhangi bir belge ve bilgiye rastlanılmadığı, Başkanlıklarına bağlı Cebeci Askeri Şehitliğinde ada pafta üzerinde “Şehit ( ) ” şehit mezarı bulunduğu, açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
6. 1982 Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesi: “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 7. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası: “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
8. 11/06/1930 tarih ve 1517 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt
Kanununun 45’inci maddesi: “Harpte veya eşkıya müsademelerinde şehiden ve hazarda kendisinin sun’u taksiri olmıyarak vazife icabı kazaen veya mecruh olup tedavi sırasında veya icra olunan cerrahî ameliyat neticesinde veya sebebi malûm olmıyarak muhasara içinde vefat eden zabitlerle mülkî ve askerî memurların yetimlerine birinci derece maluliyet maaşının yüzde yetmiş beşi ve harbiye ve bu derecedeki sınıflar talebesi ile küçük zabitler, gedikliler ve efradın yetimlerine birinci derece maluliyet maaşının sülüsü tahsis olunur.” hükümlerini ihtiva etmektedir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ
9. Yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın iddiaları, İdarelerin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek başvurunun reddi yönünde hazırlanan Ret
Karar Önerisi Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Bir numaralı paragrafta yer verildiği üzere başvuran; 1956 tarihinde kardeşi 2’nci Zh.
Tug. K.lığı 2’nci Tank A. 3’üncü Tank Bölük Komutanlığı’nda (Ankara/Etimesgut) “er” olarak vatani hizmetini yaparken, Tuz Gölüne atışa gidişte Ankara-Konya asfaltının 80’inci kilometresinde bir tank ile bir jeep çarpışması neticesinde “şehit” olduğu ölüm tutanaklarında detaylı bir şekilde kayda geçtiğini, kardeşi şehit olduğunda annesi o dönemin şartlarında maddi imkansızlıktan dul bir kadın olarak cenazeyi teslim almaya gidemediğini, dönemin sorumlu kurumu tarafından cenazenin memlekete de gönderilmediğini, kardeşinin nereye defnedildiği taraflarına bildirilmediğini, 1683 sayılı Askeri ve Mülki
Tekaüd Kanununun 45’inci maddesindeki şehit kelimesinin şümulü hakkında TBMM kararı kapsamında olmadığını taraflarına bildirdiğini, fakat bahsi geçen Kanunun 45’inci maddesinde açık bir şekilde “vazife icabı kazaen vefat edenlerin yetimlerine birinci derecede maluliyet maaşının sülüsü tahsis olunur.” denildiğini, elinde mevcut bulunan, sorumlu memurların harf hatası yaparak yazdığı evraklarda Hüdaverdi oğlu , “ ” olarak geçtiğini, yine aynı şekilde harf hatası yapılarak 1933 doğumlu 1956’da vefat eden Er Ankara Cebeci Askeri Şehitliği no’lu mezara “ ” olarak defnedildiğini, ekte mezar taşı görüntüsünü ve şehit biyografisini sunduğunu, yaşının 82 olduğunu, bundan sonra daha kaç yıl yaşayacağı bilinmezken hala şehit kardeşinin iade-i itibarının verilmesi için mücadele ettiğini ve manen yıprandığını belirterek; kardeşinin şehadeti hakkında bilgilendirilmeyi, mezar yerini öğrenmeyi ve zamanında ailesine verilmeyen iade-i itibarın şahsına ve ailesine verilmesini talep etmektedir.
11. Başvuru konusuyla ilgili, Milli Savunma Bakanlığı tarafından; başvuranın kardeşi müteveffa ile ilgili K.K.Şht. ve Gz.İşi.Ş.Md.lüğü kayıtlarında bilgi ve belge bulunmadığı, Iğdır As.Ş.Bşk.lığı ile yapılan koordinasyon neticesinde 1956 tarihinde vefat ettiği, kütük kayıt defterinde “bu erin taburunun atış yapmak üzere Tuz Gölü’ne müteveccihen harekete geçtiğinde AnkaraKonya 85’inci kilometrede bir M-47 tankının jeepe çarpması neticesinde jeep içinde bulunduğundan şehit düştüğü” şeklinde not düşüldüğü tespitinde bulunulmuştur. Ayrıca, başvuranın kardeşinin “şehit” sayılması talebiyle ilgili olarak İdare tarafından, müteveffanın ölüm tarihinde geçerli olan 1683 sayılı Askerî ve Mülkî
Tekaüt Kanununa bakılması gerektiği, söz konusu Kanunun 45’inci maddesinde kimlerin “şehit” sayılacağı
hususuyla ilgili olarak “Tekaüd Kanununun 45’inci maddesindeki şehid kelimesinin şümulü derecesi hakkında” başlıklı 927 sayılı TBMM Kararında yer alan “harpte veya eşkıya müsademelerinde her nevi düşman silâhı tesirile derhal vefat edenlerdir.” şeklindeki yorumundan, “vazife icabı kazaen vefat edenlerin” şehit olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.
12. Diğer taraftan, başvuranın kardeşinin mezar yerinin belirlenmesi amacıyla, müteveffanın birliğinin bulunduğu Ankara ilindeki kamu idareleriyle Kurumumuz tarafından yapılan yazışmalar neticesinde; Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlı mezarlıklarda, müteveffa ait herhangi bir mezar yeri bilgisi bulunmadığı, yine Ankara Valiliğinin sorumluluk alanında bulunan şehitliklerde de müteveffa
’a ait herhangi bir mezar yeri bilgisi bulunmadığı tespit edilmiştir. Başvuranın isim benzerliği iddiasında bulunduğu ” ile ilgili ise, Cebeci Askeri Şehitliğinde ada pafta üzerinde
“Şehit ( ) ” şehit mezarı bulunduğu bilgisi Kurumumuza gönderilmiştir.
13. Mevzuatımızda “şehit” kavramının tanımını yapan bağlayıcı bir düzenleme bulunmamaktadır.
tarihli Askeri Tekaüt ve Maaş Kanununda “şehit” kavramı geçmekte ise de tanımı verilmemektedir. Keza,
5434 sayılı TC. Emekli Sandığı Kanununun 64 ve müteakip maddesinde “Harp Malullüğünden” söz
edilmekle birlikte, “şehit” ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Emekli Sandığı Kanununun 69’uncu maddesinin (d) bendinde “…64’ncü madde de yazılı hallerde şehit olmuşlarsa;…” ibaresinin, şehit ya da şahadeti tam olarak açıkladığı söylenemez. Bu konuda, TBMM’nin 927 sayılı yorum kararı ile 4992 sayılı Kanuna ek 5107 sayılı kanunun 2’nci maddesinin tefsirine lüzum ve zaruret olmadığına dair Heyeti
Umumiye kararı mevcuttur. Bu kararlarda, harpte veya eşkıya müsademesinde her nev’i düşman silahı tesiri ile derhal vefat edenler ile harpte yaralanıp tedavi sırasında veya icra olunan cerrahi ameliyat neticesinde vefat edenlerin şehit sayılacağı belirtilmiştir (AYİM 2.Dairesi 29/11/2000 tarih ve 2000/70 Esas, 2000/777
Karar sayılı, AYİM 3.Dairesi 17/06/2004 tarih ve 2003/731 Esas, 2004/1015 sayılı kararlar).
14. “Şehit” statüsünün belirlenmesine ilişkin olarak; 1325 tarihli Askeri Tekaüt ve İstifa Kanunu, 1683 sayılı Askeri ve Mülki Tekaüt Kanunu ve 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunlarında düzenlenme yapıldığı görülmekle birlikte, belirtilen sıra ile birbirini izleyen zamanlarda yürürlüğe giren ve bilahare ilk ikisi yürürlükten kalkan bu kanunlardan, şehitlik (vefat) anında yürürlükte olan Kanun hangisi ise o kanunun yürürlükte bulunduğu zaman dilimi içinde meydana gelen olaylara uygulanabileceği ilkesi gereğince, o kanunun “şehit” hükümlerinin aradığı şartlarının bulunup bulunmadığının tespiti yapılmalıdır (AYİM 1.Dairesi 17/09/1996 tarih ve 1996/57 Esas, 1996/715 Karar sayılı karar). Bu çerçevede, öncelikle başvuruya konu ölüm olayının geçtiği tarihte yürürlükte olan düzenleme hangisi olduğu belirlenmelidir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, başvuranın kardeşinin /1956 tarihinde vefat ettiğinde şüphe bulunmamaktadır. Ölüm tarihi itibariyle de ise 1683 sayılı Askeri ve Mülki Tekaüt Kanunu yürürlüktedir.
Yine, 1683 sayılı Kanunun 45’inci maddesinde kimlerin “şehit” sayılacağı hususuyla ilgili olarak “Tekaüd
Kanununun 45’inci maddesindeki şehid kelimesinin şümulü derecesi hakkında” başlıklı 927 sayılı TBMM
Kararı da somut olaya uygulanması gerekmektedir.
15. 1683 sayılı Kanunun 45’inci maddesinde, “şehit” statüsüyle ile ilgili olarak aynen “Harpte veya eşkıya müsademelerinde şehiden” ifadesi geçmekte olup, bunun dışında açıklayıcı bir ifadeye yer verilmemiştir.
Konunun açıklığa kavuşturulması adına, bahse konu kanun maddesiyle yasa koyucunun neyi amaçlandığı ise 927 sayılı TBMM Kararında ayrıntılı şekilde anlatılmıştır. Söz konusu TBMM Kararında, 1683 sayılı
Kanunun 45’inci maddesinde dört vefat şeklinin olduğu ifade edilmiştir. Bunlar sırasıyla; “Harpte veya
eşkıya müsademelerinde şehiden vefat”, “Hazarda kendisinin sun’u taksiri olmıyarak vazife icabı kazaen vefat”, “Mecruh olup tedavi sırasında veya icra olunan cerrahı ameliyat neticesinde vefat” ve” Muhasara içerisinde sebebi malum olmıyarak vefat” şeklindedir. Birinci sıradaki vefat olayıyla ilgili olarak anılan
TBMM Kararında “…madde hükmüne göre şehid olanların harp meydanında ve eşkıya müsademesi sırasında düşman silâhı tesirile derhal vefat edenlere aiddir. Çünkü bu hallerde yaralanarak bilâhara tedavi sırasında vefat edenler maddenin müteakıb fıkralarında gösterilmiş bulunmaktadır.” şeklinde bir değerlendirme yapılarak, “şehit” “harpte veya eşkıya müsademelerinde her nevi düşman silâhı tesirile derhal vefat edenler” olarak kabul edilmiştir.
16. Bu bağlamda, başvuranın kardeşinin ölüm olayına bakıldığında, eğitim tatbikatına gidiş esnasında meydana gelen kaza sebebiyle ölüm olayının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere, savaş sebebiyle düşman silahıyla meydana gelen bir ölüm bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvuranın kardeşi müteveffa 1683 sayılı Kanunun 45’inci maddesi kapsamında “şehit” olarak değerlendirilmesi, 927 sayılı TBMM Kararında da açıkça ifade edildiği üzere mümkün görülmemektedir.
Her ne kadar, müteveffa ait kütük kayıt defterinde “şehit düştüğü” şeklinde bir ifade kullanıldığı görülmekle birlikte, asıl olanın olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükteki mevzuatın aradığı şekilde “şehit” sayılmaya gerektirecek bir ölüm olayının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Dolayısıyla, kayıtlarda başvuranın kardeşiyle ilgili “şehit” ifadesi geçse de ölümün gerçekleşme şekline göre 1683 sayılı
Kanunun 45’inci maddesi açısından “şehit” olarak kabul edilmesi söz konusu olamayacaktır.
17. Diğer yandan, başvuranın kardeşinin mezar yerinin tespiti hususuna gelindiğinde; başvuranın askerlik hizmetini yürüttüğü Ankara ilinde gerek Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlık mezarlıklarda gerekse de şehitliklerde “ ” ismine ait herhangi bir mezar yeri tespit edilememiştir. Yine, ölüm olayının üstünden yaklaşık 65 yıl gibi bir süre geçtiği için kaza sonrası başvuranın kardeşi müteveffa ; öldükten sonra naaşının nereye defnedildiği, naaşının alınması için ailesiyle nasıl iletişime geçildiği, buna ilişkin yazılı herhangi bir bildirim yapılıp yapılmadığı gibi bir çok husus açıklığa kavuşturulamamıştır. Bu konuda ailenin de yakın tarihe kadar bir girişiminin olmadığı gözetildiğinde, İdarelerin kurumumuza gönderdiği bilgi ve belgeler ile başvuranın Kurumumuza sunduğu mevcut bilgi ve belgeler ışığında müteveffa mezar yeri tespit edilememiştir.
18. Öte yandan, “ ” ismine ait şehit mezarının, başvuranın kardeşi ” olabileceği iddiasıyla ilgili olarak ise, Cebeci Askeri Şehitliğinde ada pafta üzerinde “Şehit ( ) ” şeklinde şehit mezarı bulunduğu bilgisi edinilmekle birlikte, mezarın içerisinin dolu olup olmadığı, şayet dolu ise mezarda bulunan cesedin gerçekten başvuranın kardeşi “ ” olup olmadığıyla ilgili bir tespit ve değerlendirmenin, yasalar gereği yargı organları vasıtasıyla yapılması gerekmektedir. Ancak, bu şekildeki bir tespitin yargı organlarının görev alanı içerisinde olduğu değerlendirildiğinden, 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca “Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar” kapsamında Kurumumuzun görev alanı dışında olan bu hususla ilgili ayrıca bir inceleme yapılamamıştır.
19. Bu kapsamda, başvuranın iddiaları, idarelerin konu ile ilgili açıklamaları, yargı kararları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın kardeşi müteveffa ın “şehit” sayılması ve şehitliğe bağlı haklarının tanınması talebinin, ölüm olayının gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 1683 sayılı Kanunun 45’inci maddesi ile 927 sayılı TBMM Kararı uyarınca yerinde
olmadığı, ayrıca başvuranın kardeşinin mezar yerine ilişkin herhangi bir tespit yapılamadığı anlaşılmakla, başvuru konusu olayda herhangi bir hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı kanaat ve sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 20. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvuru kapsamında ilgili idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, ayrıca idarenin başvuranla ilgili işlemlerinde iyi yönetim ilkelerine uygun davranıldığı anlaşılmıştır.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
21. 6328 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup ilgili Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE, Kararın BAŞVURANA ve MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi