|
ÖZET: Bu karar, başvuranın Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda mobbing uygulandığı iddialarını incelemektedir. Başvuran, çeşitli görev değişiklikleri ve disiplin cezaları ile karşılaştığını, bu süreçlerin sistematik bir mobbing olarak değerlendirildiğini öne sürmüştür. Ancak, yapılan incelemeler sonucunda, başvuranın disiplin cezasına maruz kalmasının ve görev değişikliklerinin idarenin takdir yetkisi çerçevesinde ve mahkeme kararlarının uygulanması gereği yapıldığı tespit edilmiştir.
İdare, başvuranın geçmiş hizmetleri ve görevin niteliği göz önünde bulundurularak, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun bir şekilde hareket ettiğini savunmuştur. Mobbing tanımına uygun bir durumun varlığına dair yeterli delil sunulmadığı için, başvuranın iddiaları reddedilmiştir. Sonuç olarak, başvurunun reddine karar verilmiştir. Bu durum, idarenin eylemlerinin hukuka uygun olduğu ve mobbing iddialarının ispatlanamadığı anlamına gelmektedir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/16781-S.21.26878
BAŞVURU NO : 2021/10735
KARAR TARİHİ : 30/11/2021
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : AYDIN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI
Başvuranın tarafına mobbing uygulandığı iddiasına ilişkindir.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 14/06/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza yapılan başvuru ve eklerinde, başvuran Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığına
Ekim/2014 tarihinde Uzman kadrosunda atandığını, 12/05/2017 tarihinde asil olarak atandığı Kültür ve
Sosyal İşler Dairesinde (Strateji Geliştirme Dairesi Başkan Vekili – Strateji Geliştirme Şube Müdür Vekili)
07/09/2017 tarihinde kızının ameliyat kontrolü için yıllık izindeyken, yokluğunda, işleme sokulan, tarihsiz, kullanmakta olduğu imzasının da bulunmadığı, iradesini yansıtmayan dilekçeye istinaden görevden alınarak Uzman kadrosuna atandığını, Aydın İdare Mahkemelerinde açtığı iptal davasıyla 07/12/2018 tarihinde önce eski görevine iade edildiğini, daha sonra 12/12/2018 tarihinde başka bir idari işlemle Strateji
Geliştirme Dairesi Başkanlığına atandığını, 05/07/2019 tarihinde ise bu defa anılan dairenin kapatılması üzerine Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı olarak atandığını, görevden alındığı tarihten bu tarafa
İdarenin sistemli, süregelen, hukuksuz, kasıtlı ve keyfi eylemlerine maruz bırakıldığını ifade ederek tarafına uygulanan mobbingin durdurulmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı İnsan Kaynakları Ve Eğitim Dairesi Başkanlığı’nın 15/10/2021 tarihli ve – – sayılı yazısında; 2.1. Başvuranın, Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı bünyesinde 1. dereceli Uzman kadrosuyla görev yapmakta olduğu, 2.2. Başvuranın, Aydın Defterdarlığı Muhakemat Müdürlüğünde, Raportör kadrosuyla görev yapmakta iken naklen atanma talebinde bulunması üzerine, Belediye norm kadro cetvelinde Raportör kadrosu
bulunmadığından, eş değeri olabileceği düşünülerek l. dereceli Uzman kadrosu ile Büyükşehir Belediye
Başkanlığına naklen atandığı, 03.09.2014 tarihinde İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığında göreve başladığı, 18.09.2014 tarihinde İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığına bağlı Eğitim Şube
Müdürlüğüne vekaleten görevlendirildiği, 19.01.2016 tarihinde Strateji Geliştirme Dairesi Başkan Vekili,
22.01.2016 tarihinde Strateji Geliştirme Şube Müdür Vekili olarak atanmış olup idarenin takdir yetkisi ile
16.02.2016 tarihinde İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığından Strateji Geliştirme Dairesi
Başkanlığına l. dereceli Uzman kadrosu ile naklen atandığı, 2.3. Strateji Geliştirme Dairesi Başkan Vekilliğine tecrübeli ve asaleten görev yapmakta olan başka bir daire başkanının görevlendirilmesi ve Strateji Geliştirme Müdür Vekilliğine ise öğrenim itibariyle daha verimli olacağı düşünülen Endüstri Mühendisi bir personelin görevlendirmesi sebebiyle 27/12/2017 tarihinde başvuranın vekalet görevlerinin sona erdiği, İdarenin takdir yetkisi ile 12.05.2017 tarihinde l.
dereceli Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı kadrosuna atandığı, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi
Başkanı kadrosunda görev yapmakta iken dilekçesine istinaden Devlet Memurları Kanunun 68/ B ve 76.
maddeleri uyarınca (eski görev unvanı olan) l. dereceli Uzman kadrosu ile vekaleten de görev yaptığı
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığına naklen atandığı, 2.4. Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığına l. dereceli Uzman kadrosu ile yapılan atamanın iptali iİstemi ile açılan dava sonucunda, Aydın 2. İdare Mahkemesinin / Esas, / nolu kararı ile işlemin iptaline karar verildiği, idare tarafından yapılan istinaf başvurusu sonucu, İzmir Bölge İdare Mahkemesi l.
Dava Dairesinin 12/06/2019 tarih : / , K : / sayılı kararı ile istinaf talebinin reddine karar verilmesi üzerine, Danıştay’da Temyiz Kanun yoluna başvurularak Danıştay İkinci Dairesinin /
Esas, / nolu temyiz kararı ile İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 12/06/2019 tarih : / , K: / sayılı kararının bozulmasına karar verildiği, Aydın 2.İdare Mahkemesinin 26/10/2018 tarih ve
/ ve / K. sayılı istinaf başvurusuna konu kararın kaldırılmasına, “davanın reddine” karar verildiği, Davanın reddi yönündeki karara istinaden ilgili, 09/03/2021 tarihinde Kent Tarihi ve Tanıtımı
Dairesi Başkanlığında l. dereceli Uzman kadrosuna getirildiği ve halen görevine devam etmekte olup yapılan işlem yeni bir işlem olmayıp Mahkeme kararının uygulanması ve yerine getirilmesi işlemi olduğu, Mahkeme kararının yerine getirilmesine karşı başvuranın, 09.03.2021 tarihli ve sayılı işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması talebi ile Aydın 1. İdare Mahkemesince / Esas No ile açılan dava neticesinde “yürütmenin durdurulması isteminin reddine” karar verildiği, Daire Başkanı kadrosunun altı bir kadro olan Uzman kadrosu, kişinin eski unvanı olup yapılan atama işlemi yeni bir işlem değil, Mahkeme kararı gereği olduğu, 2.5. Başvuranın sağlık izninde bulunduğu 16/10/2017 tarihinde Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığına gelerek Daire Başkanlığı personeli ile odasında toplantı yaptığı ve bu sırada küfür ve hakaret içeren konuşmalarda bulunduğuna dair personel tarafından tutulan tutanaklara istinaden hazırlanan soruşturma raporu neticesinde, disiplin amiri Genel Sekreter V. tarafından 07/05/2018 tarih ve sayılı yazı ile 657 sayılı DMK’ nın 125. maddesi B/g bendi uyarınca ‘kınama’ cezası ile tecziye edildiği ancak açılan dava neticesinde İstinaf Mahkemesinin disiplin cezasının 657 Sayılı DMK’ mn 125. maddesi B/l bendi uyarınca verilmesi gerektiği kararı üzerine, Disiplin Amiri Genel Sekreter V. tarafından 10/03/2020 tarih ve sayılı yazı ile 657 sayılı DMK’mn 125. maddesi B/I bendi uyarınca ‘kınama’ cezası ile tecziye edildiği, başvuranın tekrar Mahkeme yoluna giderek, Kınama Cezası ile tecziye edilmesine ilişkin işlemin iptali istemi ile Aydın 2.İdare Mahkemesi’nin / . sayılı dava dosyası ile açmış olduğu dava neticesinde,
09.10.2020 tarih ve / ve / K sayılı karar ile “davanın reddine” karar verildiği, verilen
karara karşı yapılan İstinaf başvuru üzerine İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesinin
26.03.2021 tarih E., / K. sayılı kararı ile “İstinaf başvurusunun reddine” karar verildiği,
3. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı’nın 08/11/2021 tarihli ve sayılı yazısında; Başvuranın 1. Dereceli Uzman kadrosuna getirilmesine karşı, 09.03.2021 tarih ve sayılı işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle
Aydın 1. İdare Mahkemesince / Esas No ile açılan dava neticesinde / Karar nolu kararı ile
09.03.2021 tarih ve sayılı işlemin iptali isteminin reddine karar verildiği,
açıklamalarına yer verilmektedir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 4.1. . “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci maddesi; “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” 4.2. “Çalışma hakkı ve ödevi” başlıklı 49 uncu maddesinin ikinci fıkrası; “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” 4.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir… Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” 5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir…”, 6. 14/07/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun; 6.1. “Amir durumda olan devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası; “Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır.” 6.2. “Devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrası; “Devlet memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar.”
6.3. “Disiplin amiri ve disiplin cezaları” başlıklı 125 inci maddesinin ikinci fıkrası; “Kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve yönetmeliklerin Devlet memuru olarak emrettiği ödevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre 125 inci maddede sıralanan disiplin cezalarından birisi verilir.” 7. 19/03/2011 tarihli ve 27879 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi konulu 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi; “Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin, çalışanların itibarını ve onurunu zedelediği, verimliliğini azalttığı ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediği belirtilmiş, kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesinin gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemli olduğu vurgulanmış, bu doğrultuda çalışanların psikolojik tacizden korunması amacıyla birtakım tedbirler alınmıştır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMUDENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
8. Kamu Denetçisi tarafından, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin hazırlanan Ret Karar Önerisi
Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuran tarafına mobbing uygulandığı iddiasında bulunmaktadır.
10. İdareden gelen bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; başvuranın Kültür ve Sosyal İşler Daire
Başkanlığı görevini yürütmekte iken Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı’na uzman olarak atandığı dönemde, 16.10.2017 tarihinde Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’na gelerek Daire Başkanlığı personeli ile toplantı yaptığı ve bu sırada küfür ve hakaret içeren konuşmalarda bulunduğuna ilişkin personeller tarafından tanzim edilen tutanağa istinaden inceleme ve araştırma yapılmak üzere görevlendirme yapıldığı, yürütülen disiplin soruşturması neticesinde 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 125/B-g bendi hükmü uyarınca davacının kınama cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan işlemin iptali istemiyle açılan davada davanın reddine karar verildiği, karara yapılan istinaf başvurusunun İzmir Bölge İdare Mahkemesi ikinci İdari Dava Dairesi’nin 09.012020 tarih ve
E: / K: / sayılı kararı ile “Bu durumda, davacının sübut bulan eylemi 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 125/B-l maddesi kapsamında kaldığı halde, 125/B-g maddesi uyarınca kınama cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yöndeki Mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir. ‘ gerekçesiyle kaldırılarak işlemin iptal edilmesi üzerine disiplin amiri Genel Sekreter V. tarafından 10.03.2020 tarih ve sayılı karan ile 657 sayılı Kanun’un 1251-1 bendi gereği davacının kınama cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, mahkeme sürecinin ardından kararın kesinleştiği, bu sürece sebebiyet veren olaylar dolayısıyla Kültür ve Sosyal İşler Daire
Başkanlığı’nda çalışma barışı bozulduğundan bahisle davacının 12.12.2018 tarihinde Strateji Geliştirme
Dairesi Başkanlığı’na aynı unvanla atandığı, Aydın Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 14.05.2019 tarihli kararıyla Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı’nın kaldırılarak Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi
Başkanlığı’nın kurulması dolayısıyla da Başkanlık Makamı’nın 05.07.2019 tarih ve sayılı Oluru ile başvuranın Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı kadrosuna atandığı, bu arada başvuranın Aydın
Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’nda Daire Başkanı iken 1. dereceli uzman kadrosu ile Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı’na naklen atanmasına ilişkin işlemin dava konusu edildiği, Aydın 2. İdare Mahkemesi’nin E: / sayılı dosyasında verilen karara yapılan istinaf başvurusunun İzmir Bölge İdare Mahkemesi l . İdari Dava Dairesi’nin 12.06.2019 tarih ve E: /
/ sayılı kararı ile reddedildiği, işbu karara yapılan temyiz başvurusunun Danıştay 2.
Dairesi’nin 04.11.2020 tarih ve E: / / sayılı kararı ile kabul edilerek İzmir Bölge
İdare Mahkemesi l . İdari Dava Dairesi’nin 12.06.2019 tarih ve E: / : / sayılı kararının bozulmasına kesin olarak karar verildiği, anılan bozma kararı üzerine İzmir Bölge İdare
Mahkemesi l. İdari Dava Dairesi tarafından E: / sayılı dosyasında yeniden esasa alınan dosyada
Daire’nin 16.02.2021 tarih ve E-.2021/149 14:2021/243 sayılı kararı ile “…dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinde idarenin mevzuat uyarınca sahip olduğu takdir yetkisini kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı kullandığına dair herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, dava konusu işlemin, davacının geçmiş hizmetleri ve görevin niteliği gözönünde bulundurularak, hizmetin daha etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla, kamu yararı ile hizmet gereklerine uygun olarak tesis edildiği… gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine idare tarafından başvuranın uzman kadrosuna atandığı ve başvuran tarafından da bu işleme karşı dava açıldığı belirlenmiştir.
11. Başvuranın 1. Dereceli Uzman kadrosuna getirilmesine karşı, 09.03.2021 tarih ve sayılı işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle Aydın 1. İdare Mahkemesince / Esas No ile açılan dava neticesinde / Karar nolu kararı ile 09.03.2021 tarih ve sayılı işlemin iptali isteminin reddine ilişkin kararda; “…davacının uzman olarak atanmasına ilişkin işlemin mahkeme kararıyla iptal edilmesi sonucunda davacının eski kadrosu olan daire başkanı kadrosuna atandığı, ancak mahkeme kararına yapılan temyiz başvurusunun kabulü sonrasında istinaf mercii tarafından davanın reddine karar verilmesi üzerine dava konusu atama işleminin gerçekleştirildiği gözetildiğinde, yargı kararını geciktirmeksizin ve aynen uygulamakla yükümlü davacı idarece bu yükümlülüğün yerine getirilmesi kapsamında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamıştır. Öte yandan, her ne kadar davacı tarafından daha evvel lehine verilen yargı kararını etkisiz kılmak için hukuka aykırı olarak sonraki atama işlemleri gerçekleştirildiği ileri sürülmüş ise de; 06.12.2018 tarihli Olur ile davacının önceki görevi olan Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı kadrosunun atamasının gerçekleştirildiği, ancak davacıya disiplin cezası verilmesine sebep olaylar dolayısıyla çalışma barışının bozulması nedeniyle davacının unvanı korunarak Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı kadrosuna atandığı, Aydın Büyükşehir
Belediye Meclisi’nin 14.05.2019 tarih ve sayılı karan ile Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı’nın t kaldırılarak Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı nın kurulması dolayısıyla da yine aynı unvanla
Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı’na atandığı anlaşılmakla, sonraki atama işlemlerinin fiili zorunluluklar ve hukuki gerekçelerle gerçekleştirildiği sonucuna varılmakla davacının anılan iddiasına itibar edilmemiştir.”ifadeleri kullanılmıştır.
12. Mobbing, “İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal
ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü” olarak tanımlanmış, mobbingin unsurları olarak; işyerinde gerçekleşmesi, sistemli bir şekilde yapılması, süreklilik kazanmış bir sıklıkla tekrarlanması, kasıtlı yapılması, yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacında olması, mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında zarar ortaya çıkması hususları sayılmıştır. [Bkz, İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Bilgilendirme Rehberi, Psikolojik Tacizle
Mücadele Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Mayıs 2014)] 13. Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesinin 16/09/2014 tarihli ve E:2014/18743, K:2014/24185 sayılı kararında; “Mobbingin meydana gelebilmesi için bir işçinin hedef alınarak, uzun bir süre ve belli aralıklarla sistematik biçimde tekrarlanan, mağdurun karşı koymasına rağmen yapılan aşağılayıcı, küçük düşürücü ve psikolojik olarak acı veren, işteki performansı engelleyen veyahut olumsuz bir çalışma ortamına sebep olan tehdit, şiddet, aşağılama, hakaret, ayrımcılık, ağır eleştiri, taciz ve çalışma şartlarını ağırlaştırma gibi eylem, tutum ve davranışların uygulanması gerekir. (…) Mobbingde, hedef alınan kişinin şerefine, kişiliğine, karakterine, inancına, değerlerine, yeteneklerine, tecrübelerine, birikimlerine, düşüncelerine, etnik kökenine, yaşam biçimine, kültür ve benzeri yönlerine topluca bir saldırı söz konusudur. Bu saldırı, dedikodu ve söylenti çıkarma, iftira atma, toplum önünde küçük düşürme, hafife alma, karalama, kötüleme ve yok sayma gibi kişiyi zihinsel, ruhsal, fiziksel ve bedensel olarak etkileyebilecek eylemlerle yapılmaktadır. Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilemez.” ifadelerine yer verilmiştir.
14. Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesinin 22/05/2014 tarihli E:2013/11788, K:2014/14008 sayılı kararında; “Mobbingin varlığı ve kabulü için mağdurda psikolojik rahatsızlığın meydana gelmesi zorunlu olmadığı gibi, her psikolojik rahatsızlığın nedeni de mobbing değildir. Birçok olguda işyeri stresinin çalışanların sağlığı üzerinde mobbinge benzer etkiler oluşturduğu bilinen bir husustur. Çalışanlar üzerinde olumsuz etki yaparak, onların davranışlarını, verimliliklerini ve sosyal ilişkilerini etkileyen olgu, stres olarak tanımlanır ve rahatsızlık belirtileri birçok yerde mobbinge benzerdir. Mobbing oluşturan eylemler, mağdur üzerinde psikolojik baskı oluştursa ve bunun sonucunda bir kısım sağlık sorunlarına neden olsa da, her psikolojik baskıyı ve rahatsızlığı mobbinge bağlamak doğru değildir. Bu bağlamda, bir işyerinde yaşanan belli yoğunluktaki stres, kaba, kırıcı ve küçümseyici davranışlar, çalışanları mutsuz yapsa, onların psikolojik ve ruhsal sağlığında bozulmalar meydana getirse de, diğer unsurlara bakılmadan mobbing olarak kabul edilmesi hatalıdır. Örneğin, nezaket ve saygının yokluğu olan işyeri kabalığı, doğal olarak kişiye bağlı, beğenilmeyen, çirkin görülen, rahatsız edici ve hoş karşılanmayan söz, tutum ve davranışlardan oluşmaktadır. … Mobbing kavramının etimolojik anlamına ve tarihsel gelişimine bakıldığında; aynı ortamda bulunan veya aynı organizasyona bağlı olan bir veya birden fazla kimsenin bir kişiye belli bir amaçla, sistematik bir şekilde, yılgınlık, korku, tedirginlik, endişe, bunalım, bıkkınlık, sıkıntı veya kaygı oluşturacak söz, tutum veya davranışlarla psikolojik ve duygusal baskı kurarak onu belli şekilde davranmaya ya da davranmamaya, ortak alandan uzaklaştırmaya, güçsüzleştirmeye, değersizleştirmeye, aşağılamaya, küçük düşürmeye veya pasifize etmeye yönelik çabalarına mobbing denilir. Mobbingi; stres, tükenmişlik sendromu, işyeri kabalığı, iş tatminsizliği ya da doyumsuzluğu gibi olgulardan ayıran husus, belli kişinin belli bir amaca yönelik olarak hedef alınması, yapılan haksızlığın sürekli, sistematik ve sık oluşudur.” ifadelerine yer verilmiştir.
15. Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesinin 12/02/2013 tarihli ve E:2010/38293, K:2013/5360 sayılı kararında; “Hareketin mobbing sayılabilmesi için sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerekir. Ayrıca hareketin amacı da doğru tespit edilmelidir. Çünkü mobbingde amaç, iş ilişkisi içinde bulunduğu
mağdurdan kurtulmak veya ona zarar vermek, onu yıldırmaktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. Örneğin, yöneticinin otoriter olması tek başına mobbing uygulandığı anlamına gelmez. Kişilik haklarının ihlal edilip edilmediğini ise her somut olayın özelliğine göre değerlendirmek gerekir. Ayrıca, bu şekilde davranışlara maruz kaldığını ispat yükü iddia edene düşer. Yani işçi mobbinge maruz kaldığını ispat etmelidir. İşçinin anlattığı mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması mobbingin varlığının tartışmasız kabulünü doğurur.” denilmektedir.
16. Yargı organlarınca verilen kararlarda, mobbinge dayanan iddialarda kesin ve mutlak bir ispatın aranmayacağı, “ilk görünüş ispatı olarak adlandırılan” vicdani kanaatin oluşmasına yetecek kadar bir ispatın yeterli olduğu, delillerin sıhhat ve kuvvetinde tereddüt edilmesi halinde çalışan lehine yorum ilkesinin uygulanması gerektiği; ayrıca kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu vurgulanmaktadır.
17. Zira Anayasa Mahkemesinin 10/03/2016 tarihli ve 2013/6235 başvuru numaralı kararında da; “Kural olarak psikolojik tacize maruz kaldığını ileri süren başvurucu1arın bu iddialarını yeterli ve ikna edici açıklamalar ve delillerle ispat etmeleri gerekir. Bununla beraber, psikolojik tacizi kanıtlamak kolay değildir. Bu yüzden, başvurucuların kendilerine yönelik sistematik ve süreklilik arz eden şekilde psikolojik tacize yol açan muamele yapıldığını hukuka uygun her türlü delille ispatlamaları mümkündür. Bunun ispatlanması durumunda, “bu şekildeki muamelenin var olmadığını veya haklı sebeplere dayandığını ispat yükü muameleyi. gerçekleştiren kamu makamlarına geçecektir.” değerlendirmelerine yer verilmiştir.
18. Başvuranın iddiaları ile İdareden tarafımıza gönderilen bilgi ve belgeler incelendiğinde; başvuranın yer değişikliklerinin idarenin takdir yetkisi ile mahkeme kararının uygulanması sebepleriyle gerçekleştiği, yer değişiklerine ilişkin açılan diğer davada başvuranın taleplerinin reddedildiği, başvuran hakkında yapılan disiplin soruşturması neticesinde başvuranın kınama cezası ile tecziye edildiği, başvuranın 2017/2018 yıllarında ilaç/rapor kullanmak suretiyle mobbinge bağlı olarak Aydın Devlet Hastanesi Psikiyatri servisinde uzman hekim nezaretinde görmekte olduğu tedaviye ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeyi
Kurumumuza sunmadığından bu konuda herhangi bir tespit yapılamadığı, yapılan işlemlerin mobbing kapsamında değerlendirilemeyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
19. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; yukarıda açıklanan nedenlerle idari işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 20. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde iyi yönetim ilkelerine yer verilmiş olup; idare tarafından, Kurumumuzca talep edilen bilgi ve belgeler süresi içinde gönderildiğinden ve Gönderme Kararımız üzerine hem başvurana hem de Kurumumuza kısa sürede cevap verdiğinden “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun hareket edildiği; ancak, başvuranın talebini reddederken bu işlem karşısında hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uyulmadığı tespit edilmiş olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
21. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa)
dava açma süresinden kalan süre, kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup Aydın İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Bu kararın BAŞVURANA ve AYDIN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Sadettin KALKAN
Kamu Başdenetçisi V.