|
ÖZET: Başvuru, 2011 yılında 6111 sayılı Kanun çerçevesinde Bağ-Kur hizmetlerinin ihya edilmesi sürecinde yaşanan bir mağduriyetle ilgilidir. Başvuran, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından, 1995/11 sayılı Genelge gerekçe gösterilerek ihya ettiği sigortalılık sürelerinin bir kısmının iptal edildiğini belirtmiştir. İdare, başvuranın 2011 yılında yapılan ihya işlemi sırasında, vergi kaydı ve meslek kuruluşu kaydı gibi unsurları dikkate almadığını ifade etmiştir. Başvuran, tüm hizmet sürelerinin geçerli sayılarak sigortalılık hakkının tanınmasını talep etmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 2011 yılında yaptığı ihya işleminin esas alındığı sürelerin, vergi kaydı ve meslek kuruluşu kaydıyla sınırlı olduğunu belirtmiştir. Ancak, başvuranın 2004 tarihli dilekçesinin dikkate alınmaması sonucu, sigortalılık süresinin 2947 güne indirildiği ifade edilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın mağduriyetinin giderilmesi için SGK’ya tavsiyede bulunmuş ve idarenin uygulamalarının hukuka uygunluğunu sorgulamıştır. Sonuç olarak, başvuranın 2011 tarihli ihya işleminde kabul edilen 4296 gün sigortalılık süresinin geçerli sayılması gerektiği belirtilmiştir. İdarenin, başvuranın mülkiyet hakkını ihlal eden işlemi, hukuka ve hakkaniyete uygun bulunmamıştır. Bu nedenle, SGK’nın başvuranın mağduriyetini gidermesi için yeni bir işlem tesis etmesi tavsiye edilmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2022/15925-S.22.24311
BAŞVURU NO : 2022/10705
KARAR TARİHİ : 09/12/2022
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
İhtilaf konusu dönemde Bağ-Kur sigortalılık tescil talebi hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 29/07/2022
I.BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1.Başvuran, 2011 yılında 6111 sayılı Kanun uyarınca Bağ-Kur hizmetlerini ihya ettiğini, sonrasında idarece 1995/11 sayılı Genelge gerekçe gösterilmek suretiyle ihya ettiği sigortalılık sürelerinin bir kısmının iptal edildiği bilgisinin verildiğini, ihya işleminin idarenin bilgi ve gözetimi altında yapıldığını idarenin söz konusu Genelge hükmünü 2011 yılında tespit edebilecekken bu durumu tahsis talebi sonrası uyguluyor olmasının mağduriyetine yol açtığını ifade ederek ihya kapsamında tüm hizmetlerinin geçerli sayılarak kendisine sigortalılık bahşedilmesini talep etmektedir.
II.İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) tarafından gönderilen 20/10/2022 tarihli ve E.
sayılı cevabi yazıda özetle:
2.1. Başvuranın, 2011 yılında sehven yapılan ihya işleminde esas alınan sigortalılık süresinin 09.09.1993-
15.08.2005 tarihleri arası olmak üzere 4296 gün olduğu ve karşılığı tutarın da 15.944,72 TL olarak
hesaplandığı, ancak daha sonra yapılan inceleme neticesinde sigortalının 1995/11 sayılı Genelgeden faydalanmak için dilekçesinin bulunduğu, bu durum dikkate alınmadan ihya sürelerinin sehven hatalı girildiği tespit edilerek vergi mükellefi olduğu 09.09.1993-16.11.2001 tarihlerine göre 2947 gün hizmet verildiği, 2.2. 2011 yılında sehven yapılan ihya işlemindeki prim ödeme gün sayısının hesaplanmasında vergi, oda ve sicil kaydı esas alındığı, 2011 yılında yapılan ihya işleminde, sigortalının 1995/11 sayılı Genelge ile
yapılan düzenlenmeden yararlanmaya ilişkin 01.06.2004 tarihli dilekçesinin sehven görülmeyip, esnaf oda ve esnaf sicil kaydına göre 15.08.2005 tarihine kadar hizmet verildiği, 2.3. Vergi kaydı bulunmayan veya vergi kaydını sildiren ancak çeşitli nedenlerle meslek kuruluşu kaydı ile esnaf ve sanatkar sicili kaydını devam ettirmek zorunda olan veya ihmal sonucu bu kayıtlarını sildirmeyen ve dolayısıyla kendi nam hesabına bağımsız çalışması bulunmayan sigortalıların 1479 Sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı sayılması, Bağ-Kur sigortalılığının asli ve vazgeçilmez şartı olan “kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma” halinin dışına çıkılan bir durum oluşturduğu, bu nedenle, sigortalıların mağduriyetinin ve yargıda emek, masraf ve zaman kaybının önlenmesi amacıyla 1995/11 sayılı Genelge hükümlerinin uygulanması Yönetim Kurulu kararınca uygun görüldüğü, söz konusu hükümler ile 22/3/1985 tarihinden itibaren sigortalılık sürelerinin tespitinde; “Gelir vergisi mükellefiyetinin başladığı tarihten önce meslek kuruluşu kaydı veya esnaf ve sanatkar sicil kaydı olanların, bu sürelerde kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması olmadığını, meslek kuruluşlarından, esnaf ve sanatkar sicil müdürlüğünden, vergi dairesinden, belediyeden veya ilgili herhangi bir resmi kuruluştan belgelemeleri halinde, sigortalılıklarının gelir vergisi mükellefiyetinin başladığı tarihte başlatılacağı, gelir vergisi mükellefiyetinin sona erdiği tarihten sonra meslek kuruluşu kaydı veya esnaf ve sanatkar sicili kaydı devam edenlerin, bu sürelerde kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması olmadığını sayılan kuruluşlardan belgelemeleri halinde, sigortalılıklarının gelir vergisi mükellefiyetinin sona erdiği tarih itibariyle sona erdirileceği”, talimatlandırıldığı, ifade edilmiştir.
III.İLGİLİ MEVZUAT
3.18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan
Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.
4.6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin
birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.
5.5510 sayılı Kanunun “Sigortalılığın zorunlu oluşu, sona ermesi ve sosyal güvenlik sicil numarası”
başlıklı 92’nci maddesinin birinci fıkrası; “Kısa ve uzun vadeli sigorta kapsamındaki kişilerin sigortalı ve genel sağlık sigortalısı olması, genel sağlık sigortası kapsamındaki kişilerin ise genel sağlık sigortalısı olması zorunludur. Bu Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersizdir.”
6.1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanunu’nun; 6.1.“Kanunun amacı, sigortalı sayılanlar ve sayılmayanlar” başlıklı 24’üncü maddesinin birinci fıkrasının (I) bendinin (a) alt bendi;
“Aşağıda sayılan sigortalılar hakkında malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu Kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanır.
I – Sigortalı sayılanlar:
Kanunla ve Kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; a) (Değişik alt bend: 04.10.2000 – 619 S.KHK/Madde 13) Esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar ile gelir vergisinden muaf olanlardan esnaf ve sanatkar siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar, …
Bu Kanuna göre sigortalı sayılırlar.
6.2.“Yazılma” başlıklı 26’ncı maddesinin birinci fıkrası;
“Sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz. Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlülüklerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz. Bu Kanuna göre sigortalı sayılanlar, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç 3 ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Üç ay içinde kayıt ve tescilini yaptırmayan sigortalılar
Kurumca resen kayıt ve tescil edilir.” 6.3. Ek Geçici 17’nci maddesi;
“20/04/1982 tarihinden önce her ne suretle olursa olsun Kuruma kayıt ve tescili yapılan va talep tarihinde sigortalılık niteliğini taşıyanlar, 01/10/1972 ile 20/04/1982 tarihleri arasında, Kuruma veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına kayıtlı bulundukları süreler dışında vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesaplarına bağımsız çalıştıkları sürelerinin tamamını belgelemek şartıyla borçlanabilirler. Sigortalının ölümü halinde bu haktan, hak sahipleri de faydalanabilir. Borçlanma primleri sigortalının bulunduğu son basamak üzerinden yürürlükteki prim tutarlarına göre hesaplanarak defaten veya bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde ödenir. Bu süre içinde primi ödenmeyen borçlanma süreleri sigortalılıktan sayılmaz. Borçlanma talebi bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde Kuruma yazılı olarak yapılır ve bu süre içinde vergi dairelerince verilecek belgelerle tevsik edilir. Çalışma belgelerinin gerçeğe uymadığı tespit edildiği takdirde, gerek sigortalılar ve gerekse belgeyi düzenleyenler hakkında Türk Ceza Kanununun genel hükümlerine göre ceza kovuşturması yapılır. Ayrıca, Kurumun bu yüzden uğrayacağı zararlar %50 fazlası ve kanuni faizi ile birlikte bunlardan tahsil edilir.” hükmünü amirdir.
IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ
7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.
/
V.DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A.Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8.Başvuran özetle, 2011 yılında 6111 sayılı Kanun uyarınca Bağ-Kur hizmetlerini ihya ettiğini, sonrasında idarece 1995/11 sayılı Genelge gerekçe gösterilmek suretiyle ihya ettiği sigortalılık sürelerinin bir kısmının iptal edildiği bilgisinin verildiğini, ihya işleminin idarenin bilgi ve gözetimi altında yapıldığını idarenin söz konusu Genelge hükmünü 2011 yılında tespit edebilecekken bu durumu tahsis talebi sonrası uyguluyor olmasının mağduriyetine yol açtığını ifade ederek ihya kapsamında tüm hizmetlerinin geçerli sayılarak kendisine sigortalılık bahşedilmesini talep etmektedir 9.Bağ-Kur Kanunu’nun 25’inci maddesi, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlangıç tarihi bakımından genel düzenleme niteliğindedir. 1479 sayılı Kanun’un Ek Geçici 17 inci maddesinde ise konuyla ilgili özel bir düzenleme yapılarak Bağ-Kur Kanunu’na göre sigortalılık niteliği taşıyan sigortalıların kendi nam ve hesaplarına bağımsız çalıştıkları sürelerinin tamamını belgelemek şartıyla borçlanabilecekleri kurala bağlanmıştır.
10.Başvuran 1479 sayılı Kanunun ek geçici 17’nci maddesi uyarınca 03/05/2011 tarihli ihya talebinde bulunmuş bu talep doğrultusunda 4296 gün sayısı borçlandırılarak 15.944,72 TL borçlanma tutarı tahsil edilmiştir.
11. Başvuranın 2021 tarihli tahsis dilekçesi kapsamında ise idarece, ihya işleminde sigortalılık süresi ve ihya borç tutarında yanlışlık yapıldığı, sigortalının 1995/11 sayılı Genelge hükümleri uyarınca sigortalılık süresinin vergi kaydının bulunduğu süreye göre değerlendirilmesi talepli 2004 tarihli dilekçesinin mevcut olduğu ancak 2011 tarihli ihya işleminde sehven esas alınmadığı dolayısıyla sigortalılık süresinin anılan dilekçe uyarınca vergi kaydının son bulduğu 16/11/2001 tarihi itibariyle durdurulduğu bildirilmiştir.
12. 1995/11 numaralı Genelge ile Bağ-Kur sigortalılar sadece vergi mükellefiyet sürelerine göre BağKur’daki hizmet sürelerini belirleyebilmektedirler. Bu Genelge sayesinde Bağ-Kur sigortalılar hizmetlerini sadece vergi mükellefiyet sürelerine göre belirledikleri için, prim borçları indirilmekte ve vergi mükellefiyet süreleri emeklilikleri için yetiyorsa kendilerine lazım olan süre kadar hizmet kazanabilmektedirler.
12.1.Ancak başvuranın içinde bulunduğu durumla benzer durumda olup anılan Genelge’den yararlanıp daha sonraki yıllarda emeklilikte hizmete ihtiyaçları olduğu için Genelge’den yararlanma haklarının iptal edilmesini isteyen Bağ-Kur sigortalıların talepleri Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından reddedilmektedir.
13. Ancak, Türk sosyal güvenlik sisteminde zorunluluk ilkesi egemendir. Bu ilke gereği sigortalı olmak, kişi açısından sadece bir hak değil, aynı zamanda kaçınılamayan bir yükümlülüktür. Diğer bir ifade ile sigortalı olup olmama konusunda kişinin iradesine bakılmaz; kişi istemese de belirli koşulların oluşmasıyla birlikte sigortalı olmak zorundadır. Bu zorunluluk, 5510 sayılı Kanun’un 92’nci maddesiyle (5. pragraf) hüküm altına alınmış, olup sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler yasa gereği geçersiz sayılmıştır. 1479 sayılı Kanunun 26 nci maddesi uyarınca da (6.2. pragraf) sigortalı olmak
hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamazdır. Kanunlardaki amir düzenleme, sigortalılığın zorunluluğunu gerektirmekle birlikte idare, anılan 1995/11 sayılı Genelge ile Bağ-Kur sigortalılığı için yasanın aradığı koşullara sahip olan sigortalıların sadece vergi mükellefiyet sürelerine göre sigortalılık sürelerini belirleyebilmeleri imkanını sağlamış bir anlamda Kanunda yer almayan bir hususu kanuna aykırı bir şekilde genelge hükmü ile uygulanır kılmıştır.
14. Başvuran 2011 tarihli ihya talebi ile 4296 gün sayısı borçlandırılmıştır. İdare bu işlemin tesisinde 1995/11 sayılı Genelge hükmünü ve başvuranın bu genelgeye atfen 2004 tarihli dilekçesini uygulamamış aradan geçen 10 yılın sonunda ise anılan Genelge hükmünü tatbik etmek gereği duyarak başvuranın sigortalılık süresini 2947 güne düşürmüş ayrıca bu süre boyunca da borçlandırılan tutarı uhdesinde ihtiva etmek suretiyle kullanmıştır.
Dolayısıyla tesis edilen işlemin mülkiyet hakkı bağlamında da incelenmesi gerekmektedir.
14.1.Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
14.2.Bu kapsamda Kurumumuza yapılan somut başvurunun anılan ilkelerden “kanunilik” yönünden yapılan incelemesinde; Bağ-Kur sigortalılık tescili için 1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı
Yasanın 24’üncü maddesinde zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı için esnaf sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı aranırken 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasanın 24’üncü maddesi değiştirilecek zorunlu sigortalılık için gelir vergisi mükellefi olması şartı getirilmiş ancak gelir vergisinden muaf olanlar için meslek kuruluşuna kayıtlı olma yeterli görülmüş, 22.3.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Yasa ile 24’üncü madde değiştirilerek zorunlu sigortalılığı için vergi kaydı veya esnaf sicil kaydı veya oda kaydının bulunması yeterli görülmüş, 2.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren
4956 sayılı Yasa ile 24’üncü madde değiştirilerek zorunlu sigortalılığı için gelir vergisi mükellefi olma
şartı getirilmiş ancak gelir vergisinden muaf olanlar için esnaf sicil kaydı ve oda kaydının bir arada bulunması yeterli görülmüştür.
14.3. Başvuranın Bağ-Kur tescili 1993 yılı olup yukarıda açıklanan 1479 sayılı Kanunun 24’üncü maddesi uyarınca vergi kaydı bulunmasa bile oda kaydının varlığı başvuranın Bağ-Kur sigortalılığı için yeterli kabul edilmiştir. Dolayısıyla 2011 tarihli ihya işleminde idarece oda kaydının esas alındığı 1993-2005 tarihleri arasındaki 4296 gün sigortalılık tescili 1479 sayılı Kanun kapsamında kanuna uygun bir işlemdir. Ancak ihya işleminden 10 yıl sonrasında, başvuranın 2004 tarihli dilekçesinin sehven dikkate alınmamış olduğu gerekçesiyle 1995/11 sayılı Genelge uyarınca başvuranın sigortalılık süresinin vergi kaydına göre tespiti ve sürenin 2947 güne indirilmesi söz konusu işlemi kanuni dayanaktan yoksun bırakmış, ayrıca Genelge hükmü ile başvuranın sosyal güvenlik hakkının sınırlandırılması sonucunu doğurmuştur.
14.4. Söz konusu işlem kamu yararı amacıyla yapılmış olsa bile somut başvuru hakkında “ölçülülük” ilkesi yönünden yapılan incelemede; Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu vermiş olduğu kararında (Ümmü Çakır); ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca
daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir
(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,
22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
14.5.Anayasa Mahkemesince yukarıda yer verilen Ümmü Çakır başvurusunda orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan birisinin de kamu makamlarının tutum ve davranışları olduğu zikredilmiştir. Bu bağlamda idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı hareket etmelerini gerektirir. Bu bağlamda idarenin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekmektedir (Anayasa Mahkemesinin Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş., B. No:2015/6728, 1/2/2018 tarihli ve Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:2013/711, 03/04/2014 tarihli kararı)
Bu bağlamda aradan geçen uzun zaman dilimi sonrasında (ihya işleminden 10 yıl sonra) 2011 yılındaki ihya işleminde idarece esas alınmayan, 2004 tarihli dilekçenin (1995/11 sayılı Genelge uyarınca vergi kaydının esas alınması içerikli dilekçe) 2021 tarihi itibariyle esas alınarak başvuranın sigortalılık süresinin terkini sonucunu doğuran işlem ile mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz kılındığı ayrıca başvuran nezdinde hakkaniyete uygun olmayan bir sonucun yaşanmasına yol açıltığı değerlendirilmektedir.
Somut olayın özel koşulları altında genelge hükmüne atfen başvuranın Bağ-Kur sigortalılık süresinin bir kısmının terkini sonucunu doğuran işlemin başvurucuya şahsi olarak külfet yüklediği, idarenin işlemi yapmaya sevk eden kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu, hizmet kusurunu ikrar eden idarenin bu kadar uzun bir süre sonra sigortalılık süresini iptal etmesinin hukuk güvenliği ilkesini de zedelediği dolayısıyla başvuran adına 2011 tarihli ihya işleminde esas alınan 4296 günün sigortalılık süresi olarak bahşedilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
15. Kurumumuzca yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde başvuranın 2011 tarihli ihya işleminde kabul edilen ve zorunlu sigortalılık süresi olarak tespit edilen 4296 günün geçerli sayılması talebinin reddine ilişkin idari işlemin yukarıda açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı ayrıca hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 16.28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı
6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde
gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir
VI.HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
17. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)
dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Antalya İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII.KARAR
Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE, Zorunlu Bağ-Kur sigortalılık süresi olarak tespit edilen sürenin bir kısmının Genelge hükmüne atfen terkini sonucunu doğuran idari işlemin başvuran nezdinde mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurduğu dolayısıyla idarenin, başvuranın mağduriyetini giderek şekilde hukuka uygun yeni bir işlem tesisi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA;
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, SOSYAL
GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna
Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine;
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi