Belediye Şirketleri Açısından Özellik Arz Eden Konular

Belediyeler giderlerini, merkezi bütçeden aldıkları vergi payları yanında, kendi öz gelirleri olan vergi, harç ve katılma paylarını tarh, tahakkuk ve tahsil etmek suretiyle karşılamaktadırlar.

Belediyeler öz gelirlerine ilişkin işlemlerin usulü bakımından 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na, uygulanması bakımından ise 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu ile 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’na tabidirler.

2464 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinde, 213 sayılı Kanun’da belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç olmak üzere, belediye gelir şube müdürlerinin vergi dairesi müdürlerine tanınan sıfat ve yetkilere sahip oldukları; mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkilerin ise, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılacağı ifade edilmiştir.

213 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinde vergi incelemesinden kastın; ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması, tespit edilmesi ve ödenmesinin sağlanması olduğu belirtilmiş; 135 inci maddesinde ise vergi incelemesinin vergi müfettişleri, vergi müfettiş yardımcıları, ilin en büyük mal memuru veya vergi dairesi müdürleri tarafından yapılacağı ifade edilmiştir.

Hükümlerden anlaşılacağı üzere, belediye gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsili görev ve sorumluluğunun belediye başkanları ve gelir şube müdürlerine verildiği, ancak bu görevlerin yerine getirilmesinde en büyük araç olan vergi inceleme yetkisinin bu birimlere verilmediği görülmektedir.

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, gelir şube müdürlüğü unvan ve görevlerini, mer’i mevzuat ve Norm Kadro Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümleri çerçevesinde mali hizmetler müdürlüğü (büyükşehir belediyelerinde daire başkanlığı) karşılamaktadır.

Ayrıca vergi inceleme yetkisi kadro ile ilgili olmayıp göreve ilişkin olduğundan, müdürlük ya da daire başkanlığı görevinin vekaleten ya da tedviren yürütülüyor olması da bu açıdan önemli değildir.

Vergi müfettişleri hariç tutulursa, merkezi yönetim vergi gelirleri açısından bakıldığında mahallin en büyük mal memurunun (defterdar, uygulamada vergi dairesi başkanı) ve vergi dairesi müdürünün; belediye vergi mevzuatının yerine getirilmesi bakımından belediye başkanı ve mali hizmetler birimi müdürü/daire başkanından farkı bulunmamaktadır.

Görev ve sorumluluklar bakımından aynı hükümlere tabi tutulan birimlerin, farklı yetkilerle donatıldığı görülmektedir.

Kaldı ki, Sayıştay denetimlerinde belediye başkan ve mali hizmetler birimlerinin vergi gelirlerinin zamanaşımına uğraması durumunda, kamu zararına muhatap kalmaları değerlendirildiğinde; vergi gelirlerinin ödettirilmesi fonksiyonu yüklenen vergi inceleme yetkisinin, belediye birimlerine verilmemesi ancak bu birimlerin zamanaşımından sorumlu tutulması, bu konudaki çelişkiyi açıkça ortaya koymaktadır.

Vergi inceleme yetkisi neden önemlidir?

Gelir İdaresi Başkanlığı bürokratlarına verilen yetkinin, kamu yararına aykırı olmasına rağmen belediye birimlerine verilmemesi, bu yetkiye tanınan özlük hakları bakımından da önem taşımaktadır.

Zira vergi inceleme yetkisi Maliye bürokrasisi açısından yeminli mali müşavirlik (YMM) sertifikasına sahip olma açısından kolaylık sağlamaktadır.

3568 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinde; en az 10 yıl serbest muhasebeci mali müşavir olarak çalışmış olmak, YMM olabilmenin özel şartları arasında sayılmış; ancak vergi inceleme yetkisine sahip olanların kamu kurumlarında geçen hizmet sürelerinin, en az 10 yıl SMMM olarak çalışma şartını karşıladığı belirtilmiştir.

Dolayısıyla, belediye birimlerine vergi inceleme yetkisi verilmemesi, YMM olma açısından önemli bir özlük hakkını da ellerinden almaktadır.

Aynı görev ve sorumluluklara sahip olan kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirmede yetki kısıtlamasına tabi tutulmalarının ve özlük haklarının farklılaştırılmasının, Anayasa’nın 10 uncu maddesinde yer alan “Kanun Önünde Eşitlik” ilkesine aykırı olduğu değerlendirilmektedir.

Vergi İnceleme Yetkisinin Alınması Açısından Nasıl Bir Yol İzlenebilir?

TBMM tarafından Kanunda yapılacak düzenleme ihtimali bir tarafa bırakılacak olursa, bireysel olarak bu yetkinin ve dolayısıyla özlük hakkının alınabilme yolunun somut norm denetiminden geçtiği değerlendirilmektedir.

Anayasa’nın 152 nci maddesinde, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görmesi durumunda veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasını ciddi bulması durumunda, bu hükmün iptalini Anayasa Mahkemesinden isteyebileceği düzenlenmiştir.

Belediye başkanları ya da mali hizmetler yöneticilerinin, yeminli mali müşavirliğin özel şartını sağladıkları iddiasıyla TÜRMOB’a başvurmaları ve gelen ret işleminin iptali bakımından konuyu yargıya taşımaları, görülmekte olan yargılama sürecinde ise Anayasaya aykırılığı gündeme getirmeleri;

Ya da, belediye gelirlerinin zamanaşımına uğratıldığı iddiasıyla Sayıştay’da yargılanmaları durumunda, vergi inceleme yetkilerinin bulunmadığını ve Anayasa’ya aykırılığın Anayasa yargısına taşınması taleplerini belirterek,

Konuyu Anayasa Mahkemesinin takdirine taşımalarının ve 2464 ve 1319 sayılı Kanunlarda yer alan “vergi inceleme yetkisi hariç olmak üzere” hükümlerinin iptalini talep etmelerinin, bu hususta sonuç getirebileceği değerIendirilmektedir.

Malimevzuat.com