|
ÖZET: Başvuran, babasından aldığı ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesildiğini ve bu durumun yasalara aykırı olduğunu iddia ederek aylığının yeniden bağlanmasını talep etmiştir. Başvuran, eski eşinin 2000 yılında başka biriyle evlenmiş olmasının, birlikte yaşadığı tespit edilen eşin evliliğiyle bir ilgisi olmadığını savunmaktadır. Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan incelemelerde, başvuranın boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı tespit edilmiştir. Bu durum, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesi gereğince ölüm aylığının kesilmesine neden olmuştur.
SGK, başvuranın boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığını belirten denetim raporlarına dayanarak, aylığın kesilmesi ve daha önce ödenen tutarların geri alınması gerektiğini ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi de benzer durumlarda, boşanmanın ardından fiili birlikteliğin devam etmesinin, ölüm aylığı alımında hakkın kötüye kullanılması anlamına geldiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, başvuranın talebi hukuki olarak geçerli bulunmamış ve ret kararı verilmiştir. Sonuç olarak, başvuranın aylığının kesilmesi ve geri ödemelerin talep edilmesi, ilgili mevzuat ve denetim raporları doğrultusunda hukuka uygun olarak değerlendirilmiş ve başvurusu reddedilmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2022/16457-S.22.25230
BAŞVURU NO : 2022/9861
KARAR TARİHİ : 19/12/2022
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Başvuranın ölüm aylığının kesilmesi hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 15/07/2022
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran; babasından dolayı aldığı yetim aylığının 1996 yılında boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilerek ödenen aylıkların borç çıkarıldığını, oysa eski eşinin 28/6/2000 tarihinde başka biriyle evlendiğini ve halen evli olduğunu, muvazaa olarak adlandırılabilecek durumun mevcut olmadığını, sadece eski eşinin çeşitli hastalıkları mevcut olduğundan ara sıra bakımını sağladığını, aylığının kesilmesinin birlikte yaşadığı tespit edilen eşin başka biri ile evlenmesi halinde aylıkların yeniden başlatılmasını düzenleyen 2018/38 sayılı Genelge hükmüne aykırılık teşkil ettiğini belirterek aylığının kesildiği tarihten itibaren tekrar bağlanmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün başvuru konusuna ilişkin 23/8/2022 tarihli ve sayılı yazısında özetle;
2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasında eşinden boşanmak suretiyle babasından maaş bağlanan, ancak boşandığı eşleriyle fiilen beraber yaşayanların gelir ve aylıklarının kesilmesi ile ilgili hususların düzenlendiği, bu bakımından mezkûr maddenin uygulamada hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla getirildiği,
2.2. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrasının anayasaya aykırılığını inceleyerek yapılan itirazları reddettiği kararında da hakkın kötüye kullanımı üzerinde durulduğu, söz konusu kararda; 5510 sayılı Kanun’da öngörülen ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacı ile iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma
kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınmasının, açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun belirtildiği,
2.3. Öte yandan, 22/07/2011 tarihli ve 2011/58 sayılı Genelge’den bu yana uygulana gelen ve hak sahibinin hakkını kötüye kullanmadığına delalet eden, boşanılan eşin başka biri ile evlenmesi halinde aylıklarının başlatılacağına ilişkin düzenlemenin ilgililerin fiilen birlikte yaşamadıklarını kesin bir şekilde ortaya koyar nitelik taşımadığı, zira aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan denetmen raporundan da anlaşılacağı üzere başvuranın boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam ederek hakkını kötüye kullandığının yapılan incelemeler sonucu net bir şekilde tespit edildiği açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;
“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında;
“Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.
5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun;
5.1. “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendinin üç numaralı alt bendinde;
“Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının;
…
Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;
…
Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının, her birine % 25’i, …
oranında aylık bağlanır.”
/
5.2. “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” başlıklı 56. maddesinin ikinci fıkrasında; “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” 5.3. “Kurumun denetleme ve kontrol yetkisi” başlıklı 59. maddesinin bir ila üçüncü fıkralarında; “Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin işlemlerin denetimi, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları eliyle yürütülür. Askerî işyerlerine ait sigorta işlemlerinin denetim ve kontrolü, askerî iş müfettişleri tarafından da yapılabilir.
Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. İşverenler ve sigortalılar ile işyeri sahipleri, tasfiye ve iflâs idaresinin memurları, işle ilgili gerçek ve tüzel kişiler, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarına bilgi verilmek üzere çağrıldıkları zaman gelmek, gerekli olan defter, belge ve delilleri getirip göstermek ve vermek, görevlerini yapmak için her türlü kolaylığı sağlamak ve bu yoldaki isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlüdürler. Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları görevlerini yaparken, tüm kamu görevlileri gerekli kolaylığı gösterir ve yardımcı olurlar.
Bu Kanunun uygulanması bakımından, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları, 4857 sayılı İş Kanununda belirtilen denetim, teftiş ve kontrol yetkisini de haizdir.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
6. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 7. Başvuran özetle; müteveffa babasının hak sahibi olarak bağlanan ölüm aylığının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesildiğini, oysa sadece eski eşinin hastalıklarının bulunması nedeniyle kimi zaman yardımcı olduğunu belirterek aylığının yeniden bağlamasını talep etmektedir.
8. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; 5/10/2021 tarihli ve sayılı denetim raporunda, başvuranın boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeniyle babasından dolayı bağlanan aylığın başlangıç tarihi itibarıyla iptal edildiği açıklamalarına yer verilmiştir.
9. Bu çerçevede somut olayda hukuki sorunun, hak sahibi olarak ölüm aylığı alan kişilerin aylıklarının hangi durumda kesilebileceğine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, söz konusu hukuki sorunun daha önce Kurumumuza başvuru konusu edildiği ve 23/1/2019 tarihli ve 2019/1310 numaralı başvuru hakkında verilen Ret Kararı’nda irdelendiği görülmektedir.
10. Bahsi geçen Karar’da, sigortalılar veya hak sahiplerinin belli şartların yerine getirilmesi halinde sosyal yardımlara hak kazandıkları, bu bakımdan sosyal güvenlik sistemi içerisinde yapılan ödemelerin karşılıksız olan sosyal yardımlardan ayrıldığı, ölüm aylığının sigortalının yarından emin olma düşüncesinin, geride kalanlarının güvencesini karşılama fikriyle ortaya koyulduğu, ölüm sigortasının aileyi esas alan bir sigorta kolu olduğu ve bunun bir sonucu olarak sigortalının ölümü halinde belirli şartların yerine getirilmesi koşulu ile sigortalının geride kalan hak sahiplerine yapılan sigorta ödemesi niteliğinde olduğu, bu kapsamda yasa koyucunun, bu amaca uygun olarak geçmişten günümüze bir geliri bulunmayan ve evli olmayan kadınlara, ölen babalarının elde ettiği sigortalılık haklarına bağlı olarak aylık ödenmesine imkân sağlayarak maddi destekten yoksun olan bu kişilere hayatlarını idame ettirmeleri için imkân sağladığı açıklamalarına yer verilmiştir.
11. Söz konusu Karar’da, ölüm sigortası kapsamında tanınan haklardan yararlanmak amacıyla fiili birliktelik sona ermeden yapılan boşanmaların sosyolojik bir gerçeklik olduğu, bu doğrultuda yasa koyucunun, bu tür boşanmalar sonucunda gelir ve aylık bağlananların söz konusu gelir ve aylıklarının kesilmesine ve ödenen miktarların da geri alınmasına yönelik önceki yasal mevzuatta yer almayan bir düzenlemeye 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrasında yer verdiği, dolayısıyla Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayanların aylıklarının kesilmesinin mezkûr madde gereğince zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
12. Nitekim mezkûr maddenin Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile açılan davada Anayasa Mahkemesi; söz konusu kural ile ölüm aylığı alma hakkının kötüye kullanılmasının engellenmesinin amaçlandığı, uygulamada ölüm aylığı almaya hak kazanmak için gerekli olan evli olmama koşulunun boşanma ile aşılarak yasa koyucunun bir geliri bulunmayan dul veya bekâr kadınları koruma gayesinin istismar edildiği, bu şekilde gerçekleştirilen boşanmada koca olarak ailede kendisine düşen sorumluluklardan kurtulma çabasına girildiği, eşlerin sanki resmi evliliklerini sürdürüyor gibi bir arada yaşamaya devam ettikleri, başka bir ifadeyle, ölüm aylığı alabilmek için gerçekleştirilen boşanmada tarafların iyi niyetli davranmadıkları, 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesinde öngörülen ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacı ile iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğu, hakkın kötüye kullanılmasının hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemeyeceği, resmi evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için hakkını kötüye kullanarak resmi evliliğini boşanma ile sonlandırıp boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam edenlerin söz konusu hakkı kullanmak bakımından eşit kabul edilemeyeceklerinden bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamayacağı, ölüm aylığının, doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme olmadığı, yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımının sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması halinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödeme olduğu, itiraz konusu kuralın, hak edilmediği halde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıması nedeniyle ölüm aylığı almayı hak edenler açısından Sosyal Güvenlik Kurumunun mali kaynakları çerçevesinde Anayasa’nın 60. maddesinde ifade edilen güvenceyi sağlamaya çalışmanın bir gereği olduğu, ölüm aylığı alabilmek için öngörülen koşulun hakkın kötüye kullanılarak sağlanmak istenmesinin sosyal güvenlik hakkıyla bağdaştırılamayacağı, ölüm aylığı alabilmek için boşanarak eşiyle birlikte fiilen yaşamaya devam eden kadınlara haksız ve yersiz ödeme yapılması ile oluşacak maliyetin, Sosyal Güvenlik
Kurumunun aktüeryal dengelerini olumsuz etkilememesi için yasa koyucunun bu düzenlemeyi getirdiğinin anlaşıldığı gerekçelerine yer vererek hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan kuralın hukuk
/
devletine aykırı bir düzenleme olarak görülemeyeceği kanaatine varmış ve Anayasa’ya aykırı olmadığına
karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E:2009/86, K: 2011/70 sayılı kararı. Kaynak:
www.corpus.com.tr)
13. Belirtmek gerekir ki, 23/1/2019 tarihli ve 2019/1310 numaralı başvuru hakkında verilen Ret
Kararı’nda da yer verildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; devletlerin, özellikle de vergilendirme, aylıklar ve sosyal sigorta hakları gibi mali politikalar ve sosyal politika konularına giren sorunlarda, evli ve evli olmayan çiftlere farklı muamelede bulunma konusunda belirli bir takdir payı bulunduğu görüşündedir. (Şerife Yiğit/Türkiye, Başvuru No : 2022/98613976/05, 2/11/2010)
14. Öte yandan anılan Ret Kararı’nda, söz konusu madde ile boşanılan eş ile fiilen birlikte yaşamanın varlığının tespitinin aylığın kesilmesi bakımından yeterli görüldüğü, bu kapsamda boşandığı eş ile birlikte yaşama olgusunun tespitinin nasıl yapılacağının önemli olduğu, bu doğrultuda 5510 sayılı Kanun’un 59.
ve 100. maddelerinde kontrol ve denetim yetkisinin görevli memurlar eli ile yürütüleceğinin, memurların yemin dışında her türlü delile başvurabileceklerinin, bunların düzenlediği tutanakların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunun, görevin ifasına tüm kamu görevlilerinin yardım etmelerinin gerektiğinin, özel hayat ve aile hayatının gizliliği ve savunma hakkına ilişkin hususlar hariç gizli dahi olsa istenen belgelerin ilgili kuruluşlarca sağlanması gerektiğinin düzenlendiği belirtilmiştir.
15. Tüm bu açıklamalar sonrasında somut olaya gelince, 5/10/2021 tarihli ve 420468/56 sayılı denetim raporu ile başvuran ile eşinin boşandıktan sonra da aynı yerleşim yerinde ikamet ettiklerinin, inceleme konusu yapılan döneme ilişkin olarak sağlık kuruluşlarına başvuruları bakımından benzer tarihlerde aynı illerdeki hastanelere başvurduklarının, başvuranın boşandığı eşinin ikamet adresine gidildiğinde kapıyı başvuranın açması ve eski eşinin ev işlerini kendisinin yaptığını beyan ettiğinin, köy muhtarı ve köy sakinlerinin beyanlarında başvuran ile eski eşi arasındaki evlilik bağının devam ettiği ve birlikte yaşadıkları yönündeki ifadelerin örtüşmesinin anlaşılması üzerine başvuran ve boşandığı eski eşinin fiili olarak birlikte yaşadıkları kanaatine ulaşıldığı ve başvurana bağlanan aylığın 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kesilerek yersiz ödenen aylıkların aynı Kanun’un 96. maddesi uyarınca geri alınması gerektiğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır.
16. Bu kapsamda Kurumumuzca yapılan değerlendirmeler neticesinde; sigortalının geride kalan kız çocuklarına sosyal koruma sağlanmasını öngören norma getirilen sınırlamanın sosyal sigorta sisteminin amacına uygun düştüğü, nitekim söz konusu normun Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasının Anayasa
Mahkemesi tarafından yerinde görülmediği anlaşıldığından başvuranın boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edilmesine ve buna bağlı olarak aylığının kesilmesine yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu işlemlerinde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 17. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği’nin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiş olup; idarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması
sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
18. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle başvuranın talebinin reddine; Kararın başvurana ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
/