ÖZET: Bu karar, başvuranın can güvenliği mazeretiyle Uşak iline yer değiştirme talebinin reddine ilişkin hukuki değerlendirmeleri içermektedir. Başvuran, evliliği süresince şiddete maruz kaldığını ve can güvenliğinin tehdit altında olduğunu belirterek yer değişikliği talep etmiştir. İdare, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 45/A maddesine dayanarak, sözleşmeli personelin en az üç yıl görev yapması gerektiğini ve başvuran hakkında iş yeri değişikliğine dair bir mahkeme kararı bulunmadığını gerekçe göstererek talebi reddetmiştir.

Ancak, idarenin başvuranın can güvenliği risklerini dikkate alarak bir değerlendirme yapmadığı ve başvuranın sürekli korku içinde yaşayıp yaşamadığını araştırmadığı görülmüştür. Bu durum, idarenin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve başvuranın maddi ve manevi varlığının korunması hakkını ihlal ettiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, başvuranın talebinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2019/12185-S.18931

BAŞVURU NO : 2019/17388

KARAR TARİHİ : 29/11/2019

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SAĞLIK BAKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Kadın başvuran can güvenliği mazereti nedeniyle yer değişikliği talebinde bulunmaktadır.

BAŞVURU TARİHİ : 02/10/2019

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran, 12/05/2017 tarihinden beri İstanbul Haseki Eğitim Araştırma Hastanesinde sözleşmeli hemşire olarak çalıştığını, eşinden kendisine şiddet uyguladığı için anlaşmalı olarak boşandığını ancak eşinin kendisini halen tehdit etmesi nedeniyle can güvenliğinin tehlikede olduğunu belirterek ailesinin yaşadığı Uşak iline atanmak için yer değişikliği talebinde bulunduğunu, talebinin en az 3 yıl çalışma şartı ve iş yeri değişikliğine ilişkin mahkeme kararı olmadığı için reddedildiğini, uğradığı şiddet eylemleri için doktora gitmesine rağmen tehdit ve baskıdan dolayı o zamanlar şikayetçi olamadığını, bu nedenle kendisi için koruma kararı verilmediğini, Uşak Aile Mahkemesince verilmiş 3 aylık uzaklaştırma kararı bulunduğunu belirterek can güvenliğinin tehlikede bulunduğu gerekçesiyle ailesinin yaşadığı Uşak iline yer değişikliği suretiyle atanmak istemektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 11/10/2019 tarihli ve … sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben gönderilen Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün bila tarihli ve …

sayılı yazıda özetle; 2.1. 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun

Hükmünde Kararnamenin 45/A maddesi hükümlerine yer verilmek suretiyle sözleşmeli sağlık personeli istihdamına ilişkin hususların burada düzenlendiği, aile birliği mazereti dışında sözleşmeli personelin görev yeri değişikliğine imkan tanıyan bir düzenlemeye ise yer verilmediği, bu çerçevede, belli bir statüye girmeyi kabul eden bir kişinin, bu statü için geçerli olan kural ve kaidelere uyması gerektiği, sözleşmeli personelin hizmet sözleşmesindeki şartları kabul ederek bu statüye girdiğini, başvuran ile akdedilen hizmet sözleşmesinin 10 uncu maddesinde “Personel, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 45/A maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen haller dışında, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren en az üç yıl sözleşme yaptığı

Kurumun hizmet biriminde görev yapar ve anılan Kanun maddesinde belirtilen haller dışında başka bir yere atanma talebinde bulunamaz.” hükmüne yer verildiği, 2.2. Bu meyanda, ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde, sözleşmeli personel istihdamının, memur istihdamından farklı maksatlara matuf olduğunun görüldüğü, memur istihdamında bile, görev yeri değişikliğinin ancak bu konuda yasal bir düzenleme yapılmış ise mümkün olabildiği, sözleşmeli personelin can güvenliği mazereti nedeniyle yer değişikliğinin yasa hükmü ile düzenlenmediğinden, bu kapsamdaki taleplerin yerine getirilmesinin mümkün bulunmadığı, diğer taraftan, başvuranın Bakanlıklarına göndermiş olduğu Uşak 2. Aile Mahkemesinin …

sayılı Kararında da başvuranın görev yerinin değiştirilmesi gerektiğine dair bir hüküm de bulunmadığı, açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW)

Sözleşmesinin “Kadınlara karşı ayrımcılığın tanımı” başlıklı 1 inci maddesinde; “Bu

Sözleşmenin amacı bakımından ‘kadınlara karşı ayrımcılık’ terimi siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer alanlardaki kadın ve erkek eşitliğine dayanan insan haklarının ve temel özgürlüklerin, medeni durumları ne olursa olsun kadınlara tanınmasını, kadınların bu haklardan yararlanmalarını veya kullanmalarını engelleme veya hükümsüz kılma amacını taşıyan veya bu sonucu doğuran cinsiyete dayalı her hangi bir ayrım, dışlama veya kısıtlama anlamına gelir.”

4. 24/11/2011 tarihli ve 6251 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan ve 8/3/2012 tarihli ve 28227 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla

Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi) “Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması” başlıklı 4’üncü maddesinde; “1.Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

2. Taraflar, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınayacak ve ayrımcılığı önlemek üzere, özellikle aşağıdakiler dahil olmak üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır: (…) – kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamaları yürürlükten kaldıracaklardır.

3. Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.

4. Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler, bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır.” 5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Ayrımcılık yasağı” başlıklı 14 üncü maddesinde; “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” 6. 2709 sayılı T.C. Anayasası’ nın; 6.1. “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci maddesinde; “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” 6.2. “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” 6.3. “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” 6.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” 7. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 8. 6284 sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un

“Tanımlar” kenar başlıklı 2 nci maddesinin ilgili kısımlarında; “…Bu kanunda yer alan; …

b) Ev içi şiddet: Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti ,…

ç) Kadına yönelik şiddet: Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu

Kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranışı, d) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı ,..

ifade eder.” 8.1. Aynı adlı Kanun’un 4 üncü maddesinin ilgili kısmında; “(1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir: a) İşyerinin değiştirilmesi.” 8.2. Aynı adlı Kanun’un 10 uncu maddesinin 7 nci fıkrasında; “İşyerinin değiştirilmesi yönündeki tedbir kararı, kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre yetkili merci veya kişi tarafından yerine getirilir.” 9. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “İstihdam şekilleri” başlıklı 4 üncü maddesinde; “… bu Kanuna tâbi kamu idarelerinde ve dış kuruluşlarda belirli bazı hizmetlerde çalıştırılacak personelin de zorunlu hallerde sözleşme ile istihdamları caizdir.” 10. 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında

Kanun Hükmünde Kararname’nin “ Sözleşmeli sağlık personeli istihdamı” başlıklı 45/A maddesinin 3 ve 4üncü fıkralarında; “(3) Bu madde uyarınca atanan sözleşmeli sağlık personeli üç yıl süreyle başka bir yere atanamaz. Aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelerde bu madde uyarınca istihdam edilen personelin eşi bu personele tabidir. Ancak sözleşmeli sağlık personelinin bulunduğu ilde bir yıl görev yapması ve vizeli pozisyon bulunması durumunda; eşlerin her ikisinin de Bakanlık ve bağlı kuruluşlarında sözleşmeli veya eşlerden birinin sözleşmeli, diğerinin Bakanlık ve bağlı kuruluşlarında veya diğer bir kamu kurum veya kuruluşunda kadrolu statüde istihdam ediliyor olması halinde hizmet ihtiyacının daha fazla olduğu yere atamaları yapılabilir.

(4) Sözleşmeli sağlık personelinden üç yıllık çalışma süresini tamamlayanlar talepleri halinde bulundukları yerde 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (A) bendi kapsamındaki kadrolara atanır. Bu kadrolara atananlar, aynı yerde en az bir yıl daha görev yapar, bunlar hakkında adaylık hükümleri uygulanmaz.…

25/6/1983 tarihli ve 18088 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Devlet Memurlarının Yer

Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik’in “Can güvenliği mazeretine bağlı yer değişikliği” kenar başlıklı 14/A maddesinde, “Memurun can güvenliği mazeretine dayanarak yer değiştirme talebinde bulunabilmesi için; kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarından birinin bulunduğu yerde kalmasının can güvenliğini tehdit altında bırakacağının adli veya mülki idare makamlarından alınacak belgeyle belgelendirmesi gerekir. Can güvenliği mazeretine dayalı olarak yapılacak yer değişikliğinde memur; aynı hizmet bölgesi içindeki başka bir hizmet alanına, görev yaptığı hizmet bölgesinde ihtiyaç bulunmaması halinde ise diğer hizmet bölgelerine atanabilir.

8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine

Dair Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hakkında adli makamlarca işyerinin değiştirilmesine ilişkin koruyucu tedbir kararı alınan memur, aynı hizmet bölgesi içindeki başka bir hizmet alanına, görev yaptığı hizmet bölgesinde ihtiyaç bulunmaması halinde ise diğer hizmet bölgelerine atanabilir.” 11. 18/1/2013 tarihli ve 28532 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 6284 sayılı Ailenin

Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama

Yönetmeliği’nin “İşyerinin değiştirilmesi” kenar başlıklı 13 üncü maddesinde; “ (1) Hâkim tarafından, korunan kişinin tabî olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre, talebinin bulunması halinde veya onayı alınmak suretiyle işyerinin bulunduğu il içinde ya da il dışında değiştirilmesine karar verilebilir.

(2) Karar hâkim tarafından, korunan kişi bakımından en uygun koşullar göz önüne alınarak yerine getirilmek üzere korunan kişinin iş yerine tebliğ edilir.

(3) Karar yetkili kurum veya kişi tarafından yerine getirilir. İş yeri değiştirilmesine dair tedbir kararının kaldırılması halinde de karar işyerine tebliğ edilir.” 12. 25/06/1983 tarihli ve 18088 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren

DevletMemurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin “Can

Güvenliği Mazeretine Bağlı Yer Değişikliği” başlıklı 14/A maddesinde; “Memurun can güvenliği mazeretine dayanarak yer değiştirme talebinde bulunabilmesi için; kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarından birinin bulunduğu yerde kalmasının can güvenliğini tehdit altında bırakacağının adli veya mülki idare makamlarından alınacak belgeyle belgelendirmesi gerekir. Can güvenliği mazeretine dayalı olarak yapılacak yer değişikliğinde memur; aynı hizmet bölgesi içindeki başka bir hizmet alanına, görev yaptığı hizmet bölgesinde ihtiyaç bulunmaması halinde ise diğer hizmet bölgelerine atanabilir.

8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair

Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hakkında adli makamlarca işyerinin değiştirilmesine ilişkin koruyucu tedbir kararı alınan memur, aynı hizmet bölgesi içindeki başka bir hizmet alanına, görev yaptığı hizmet bölgesinde ihtiyaç bulunmaması halinde ise diğer hizmet bölgelerine atanabilir.”

Hükümleri yer almaktadır.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

13. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 14. Başvuran, özetle evliliği süresince şiddete maruz kaldığını ve can güvenliğinin bulunmadığını belirterek anne babasının bulunduğu Uşak iline yer değiştirme suretiyle atanma talebinde bulunmaktadır.

15. İdare ise cevabi yazısında özetle; 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının

Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 45/A maddesinin üçüncü fıkrası gereğince; sözleşmeli personelin anılan fıkrada belirtilen haller dışında, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren en az üç yıl, sözleşme yaptığı Kurumun hizmet biriminde görev yapmasının gerekli olduğu ve başvuran hakkında iş yeri değişikliğine ilişkin bir mahkeme kararı bulunmadığını belirterek başka bir yere atanmasının mümkün olmadığı açıklamalarına yer vermiştir.

16. Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) 1 Mart 1980 tarihinde üye devletlerin imzasına açılmıştır. Türkiye, 11/06/1985 tarih ve 3232 sayılı “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine Katılmanın

Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile sözleşmeyi kabul etmiş ve 20/12/ 1985 tarihinde “katılma belgesi”ni Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine depo etmiştir, İhtiyari Protokol ise 2002 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşme kadınların kamusal ve özel hayatta kadın-erkek arasındaki eşitsizliklerin ve ayrımcılıkların mevzuatta ve fiili uygulamada ortadan kaldırılmasını öngörür ve bunu taraf devletin sorumluluğu olarak kabul eder.

17. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki

Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) ise, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti ele alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini haizdir. CEDAW’ın ayrımcılık yasağına ilişkin temel hükümleri İstanbul Sözleşmesi’ne aktarılmış olup İstanbul

Sözleşmesi ayrımcılık ve şiddet konuları esas alınarak hazırlanmıştır. Türkiye, Sözleşme’yi 2011’de imzalamış ve 2012’de onaylamıştır. Sözleşmenin 4’üncü maddesi “Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması” başlıklı olup, 4 üncü fıkrası “Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır.” hükmünü amirdir.

18. İç hukukta ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. . Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” hükmünü amirdir. Bu kapsamda devletin ve idarenin kadın-erkek eşitliğini uygulamalarında gerçekleştirme yükümlülüğü söz konusudur.

19. Ayrımcılık ve kadına yönelik her türlü şiddet bağlantılı kavramlar olup idarelerin uygulamalarında, devletin yükümlülüklerini düzenleyen yukarıda açıklanan mevzuatı detaylı bir şekilde değerlendirmesi gerekmektedir.

20. Bu çerçevede 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair

Kanun’un 1’nci maddesinde “Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak tanımlanmıştır.

21. Başvuranın talebi vücut bütünlüğüne yönelik tehditten korunmasına ilişkindir. Anayasa’nın 17’nci maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı, Anayasa’nın 5 inci maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51). Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da belirtilen haklara saygıyı

sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny [GK], B. No:

2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40). Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, etkili mekanizmalar kurma, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlama ve bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin, idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil karar vermelerini temin etme sorumluluğunu da içermektedir (Semra Özel Üner,B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36; Ö.T., § 29). Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru K.S Kararı Başvuru Numarası: 2016/14613

Karar Tarihi : 29/11/2019 17/7/2019 R.G. Tarih ve Sayı : 2019/12185-S.18931 10/9/2019-30884).

22. 6284 sayılı Kanun, Kanun koyucu tarafından ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için etkili ve süratli bir yöntem izlenmesi, şiddete maruz kalan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin gecikmeksizin korunması amacıyla Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle belirlenen standartlara uygun olarak yürürlüğe konulmuştur. Buna göre devletin koruma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli yasal altyapının oluşturulduğu ve şiddete uğrayanların veya şiddete uğrama tehlikesi bulunanların korunması yönünden, kurulan hukuk sisteminin yetersiz olmadığı anlaşılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Semra Özel Üner, § 39;A.Z.Ö., § 76; Ö.T., § 32). Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru

K.S Kararı Başvuru Numarası: 2016/14613 Karar Tarihi : 29/11/2019 17/7/2019 R.G. Tarih ve Sayı : 2019/12185-S.18931 10/9/2019-30884).

23. 6284 sayılı Kanunda: mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları 3 üncü maddede, hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları 4 üncü maddede ve hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları ise 5 inci maddede düzenlenmiştir. Somut olayın özelliğine göre hakim bu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verebilir. Mezkur Kanunun 4 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasında, koruyucu tedbirler kapsamında hâkimin mağdurun işyerinin değiştirilmesine hükmedebileceği düzenlenmiştir. Kanun’un 10 uncu maddesinin (7) numaralı fıkrasında, hâkim tarafından verilen işyerinin değiştirilmesi yönündeki tedbir kararının, kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre yetkili merci veya kişi tarafından yerine getirileceği belirtilmiştir. Uygulama

Yönetmeliğine göre hâkim tarafından bu kapsamda alınan tedbir kararı, korunan kişi bakımından en uygun koşullar gözönüne alınarak yerine getirilmek üzere korunan kişinin işyerine tebliğ edilir. Karar yetkili kurum veya kişi tarafından yerine getirilir. İşyeri değiştirilmesine dair tedbir kararının kaldırılması hâlinde de karar işyerine tebliğ edilir. Bu durumda hâkim tarafından şiddet mağduru kişinin korunması amacıyla gerekli olması hâllerinde işyerinin bulunduğu il içinde ya da il dışında değiştirilmesine karar verilmesi mümkündür.

24. Somut olayımızda başvuranın talebi üzerine, 6284 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin (1)

numaralı fıkrasında yer alan; a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.

hükümlerine dayanılarak sadece önleyici tedbir kararı verildiği görülmüştür.

25. Ancak başvuran hakkında iş yerinin değiştirilmesi dahil herhangi bir koruyucu tedbir kararı bulunmamaktadır. İdare de bu yönde bir mahkeme kararı bulunmadığından hareketle başvuranın iş yeri değişikliği talebini reddetmiştir. Ancak idare başvuranın boşandığı eşi tarafından yöneltilen davranışları dikkate alarak başvuranın içinde bulunduğu can güvenliği risklerine dair hiç bir somut açıklama, değerlendirme ve gerekçe ortaya koymamıştır.

Başvuranın maddi ve manevi varlığının korunması hakkı bağlamında ilgili ve yeterli bir açıklama yapmamıştır. Bu açıklamalar çerçevesinde, idarenin şiddet mağduru olduğunu iddia eden başvuranı korumaya yönelik tedbirleri sağlama yönünde pozitif yükümlülüklerine uygun hareket ettiği savunulamaz. Bu durumda başvuranın maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında devlete ait pozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirildiğinden söz edilemez.

26. İdarenin somut olayımızda, başvuranın can güvenliğinin tehlikede olduğu yolundaki iddialarını, iş yerine gitmek için her gün kullandığı güzergâhı eski eşinin de kullanıp kullanmadığı, yaşantısını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu yerlerin eşinin çalıştığı ya da ikamet ettiği yere çok yakın olup olmadığı, gibi hususları göz önünde bulundurarak başvuranın sürekli korku içinde olup olmadığını belirlemek suretiyle bir değerlendirme yapmadığı görülmektedir.

Oysa tabi olduğumuz uluslararası ve ulusal hükümlere göre yetkililer, aile içi şiddet hakkında bilgilendirilmeleri halinde, dikkatli bir biçimde risk değerlendirmesi yapmalıdırlar.

27. Diğer taraftan, 663 sayılı Sağlık Alanında Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde

Kararnamenin 45/A maddesinde, öncelikle personel istihdamında güçlük çekilen yerlerde, personel ihtiyacını karşılamak üzere sözleşmeli personel istihdam edileceği öngörülmekte, süre ve yer değiştirme yönünden kısıtlamalar getirilmektedir. Madde metninde sözleşmeli sağlık personelinin üç yıl süreyle başka bir yere atanamayacağının hüküm altına alındığı, sadece aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelere ilişkin istisnai düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. Diğer taraftan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle

Atanmalarına İlişkin Yönetmelik’in “Can güvenliği mazeretine bağlı yer değişikliği” kenar başlıklı 14/A maddesinde, “Memurun can güvenliği mazeretine dayanarak yer değiştirme talebinde bulunabilmesi için; kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarından birinin bulunduğu yerde kalmasının can güvenliğini tehdit altında bırakacağının adli veya mülki idare makamlarından alınacak belgeyle belgelendirmesi gerekir. Can güvenliği mazeretine dayalı olarak yapılacak yer değişikliğinde memur; aynı hizmet bölgesi içindeki başka bir hizmet alanına, görev yaptığı hizmet bölgesinde ihtiyaç bulunmaması halinde ise diğer hizmet bölgelerine atanabilir.” hükmü yer almaktadır. Her ne kadar söz konusu düzenleme, devlet memurları için öngörülmüş ise de can güvenliği mazeretine bağlı yer değişikliği’ne ilişkin istisnai hükmün sözleşmeli personel için de kıyasen uygulanmasının mümkün olacağı değerlendirilmektedir.

28. İdare tarafından Uşak ilinde veya sürekli korku içinde yaşamayacağı başka bir yerleşim yerinde başvuranın durumuna uygun boş pozisyon bulunup bulunmadığı yönünde bir açıklama yapılmamıştır. 663 sayılı KHK’nın 45/A maddesi ile sözleşmeli personelin belirli bir süre ile aile birliği mazereti dışındaki mazeret sebepleri ile yer değiştiremeyeceğini öngören emredici hükmün, personel istihdamında güçlük çekilen yerlerde, personel ihtiyacını karşılamaya diğer bir ifade ile kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik bir düzenleme olduğu şüphe götürmez.

Diğer taraftan başvuranın can güvenliği mazereti nedeniyle yer değişikliği talebinde de başvuranın can güvenliğinin korunması yönünde bir bireysel menfaat söz konusudur. Bu açıklamalar çerçevesinde; somut uyuşmazlık kapsamında, başvuranın bireysel menfaati (can güvenliği) ile kamu menfaati (kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesi) arasında bulunması gereken dengenin birey aleyhine bozulup bozulmadığı, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının özünün zedelenip zedelenmediği hususunda idare tarafından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Opuz v. Türkiye kararında devletin yaşamı korumak için makul tedbirler alıp almadığını incelerken, “yetkililer farklı davranmış olsalardı, olayların başka bir biçimde sonuçlanabileceği ve ölümün gerçekleşmeyebileceği şeklinde kesin bir sonuca varılamayacağını belirtmiş ancak diğer taraftan; sonucu değiştirmeye ya da zararı hafifletmeye yönelik gerçek bir umut taşıyan makul önlemler almamasının, devletin sorumluluğuna yol açmak bakımından yeterli olduğunu hatırlat” mıştır. Bu durumda idareden aile içi şiddet hakkında bilgilendirilmesi üzerine, dikkatli bir biçimde risk değerlendirmesi yapması beklenmektedir. Sadece 6284 sayılı Kanun hükümlerine göre alınmış bir Mahkeme Kararı bulunmadığı gerekçesiyle, herhangi bir değerlendirme yapmaksızın yer değiştirme talebinin idarece reddedilmesi işleminin, tam da

İHAM kararında belirtildiği üzere “gerçek bir umut taşıyan makul önlemler almamak” olarak nitelendirilmesi mümkündür.

29. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın can güvenliği nedeniyle yer değiştirme talebinin reddine yönelik idari işlem her ne kadar 663 sayılı KHK’nın 45/A maddesine uygun ise de Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına

İlişkin Yönetmelik’in “Can güvenliği mazeretine bağlı yer değişikliği” kenar başlıklı 14/A maddesi hükümleri çerçevesinde, istihdamda güçlük çekilen yerlerde personel ihtiyacını karşılamak şeklinde zuhur eden kamu yararına üstünlük tanınarak, bireyin maddi ve manevi varlığının korunması, yaşam hakkının kutsallığı karşısında, aile içi şiddet hakkında risk değerlendirmesi, başvuranın bireysel menfaati (can güvenliği) ile kamu menfaati (kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesi) arasında bulunması gereken dengenin birey aleyhine bozulup bozulmadığı, hakkın özünü zedelediği veya bireye katlanması güç bir külfet yüklenmesine sebep olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın başvuranın can güvenliği nedeniyle yer değiştirme talebinin idarece reddi işleminin, Anayasamızın ilgili hükümlerine ve ülkemizin uluslararası alandaki taahhütlerine aykırılık teşkil edeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 30. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirmede, şikayet başvurusu kapsamında, idarenin, başvurana ilişkin işlemlerle ilgili bilgi ve belgeleri süresi içerisinde kurumumuza gönderdiği, bu anlamda “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ve “makul sürede karar verme” ilkelerine uygun hareket ettiği ancak, başvuru sahibine verdiği cevapta idari işleme karşı hangi sürede hangi mercie başvurabileceğini göstermediği bu nedenle de karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

31. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmez ise başvuru konusu idari işleme karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, İstanbul İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE, Kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının Anayasa ile teminat altına alındığı, önleyici tedbir kararının geçerlilik süresinin 11/12/2019 tarihinde sona erecek olması hususları göz önünde bulundurularak, başvuranın can güvenliğinin sağlanmasını teminen yer değişikliği talebinin yukarıda yer alan açıklamalar ve 25 inci fıkrada yer alan aile içi şiddete ilişkin risk değerlendirilmesi yapılmak suretiyle yeniden değerlendirilmesi hususunda SAĞLIK

BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASI’na,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası

uyarınca, bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın gereği için BAŞVURANA ve SAĞLIK BAKANLIĞINA tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi