ÖZET: Başvuru, Diyarbakır 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan bir hükümlünün, 19.02.2024 tarihinde odasına yapılan kısmi arama sırasında darp edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuran, bu olayla ilgili olarak darp eden memurlar hakkında dava açılmasını ve başka bir kuruma nakil talep etmektedir. Başvuru, 18.03.2024 tarihinde yapılmış olup, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından incelenmiştir. İlgili iddialar üzerine Adalet Bakanlığı’ndan bilgi talep edilmiş, 19.02.2024 tarihli olayla ilgili kamera kayıtları ve hastane raporları incelenmiştir.

Adalet Bakanlığı, başvuranın darp iddialarını destekleyecek herhangi bir delil bulunmadığını belirtmiş ve başvuranın tek kişilik odada barındırıldığını, dolayısıyla odasında kamera olmadığını ifade etmiştir. Ayrıca, başvuranın nakil talebinin, ceza infaz kurumlarının doluluk oranları ve güvenlik gerekçeleri nedeniyle uygun görülmediği açıklanmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın darp iddiasını reddetmiş, ancak uygun koşullar oluştuğunda nakil talebinin yeniden değerlendirilmesi için Adalet Bakanlığı’na tavsiyede bulunmuştur.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/9604-S.24.14823

BAŞVURU NO : 2024/3960

KARAR TARİHİ : 10.09.2024

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI , TCKN:

Adres:Diyarbakır 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz

Kurumu

BAŞVURUYA KONU İDARE : Adalet Bakanlığı

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, bulunduğu infaz kurumunda darp edildiği iddiasına ilişkin olarak ilgili memurlar hakkında dava açılması, memurların hasım düzeyine alınması ve başka bir kuruma nakledilmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 18.03.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Şikâyetçi tarafından yapılan başvuruda dilekçesinde kayıtlı hususlarda özetle, 19.02.2024 tarihinde odasına kısmi arama denilerek girilip darp edildiği, kurum başmemuru tarafından “Sen bizi ne diye durmadan şikâyet ediyorsun lan? 12 yıldır iyi olup bizi mi şikâyet edeceksin? Seni kim dolduruyor?” denilerek yüzüne tokat atıldığı, daha sonra diğer memurların da boğazını sıkarak yüzüne vurmaya başladığı, arama izlenimi verilen bu muameleye karşı çıkacak söylemlerde bulunduğunda ise hücreye alındığı, 2024/3096 sayılı asılsız tutanak ile üzerine iftira atıldığı, aralık ve ocak aylarında üst üste kamera önünde yapılan aramaların hiçbir sorun yaşanmadığı, ancak söz konusu durum için aramaya engel olduğu iddiasında bulunulduğu, 04.01.2024 tarihli Adalet Bakanlığına yazdığı dilekçesinde “Kurumda yaşadığım ve yaşayacağım sorunların sorumlusu idaredir.” diye belirtmesine rağmen darp edildiği, il dışında başka bir kuruma nakli için talepte bulunduğu iddia ve ifade edilerek başka bir kuruma naklinin sağlanması, darp olayına karışan başmemur ve memurlar hakkında dava açılması, ilgili kişilerin aynı zamanda hasım düzeyine alınması ilgili tarihteki kamera kayıtlarına şiddet olayı yansımasa da delil olarak incelenmesi talep edilmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzca, verilecek karara esas olmak üzere 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu hükümleri uyarınca inceleme ve araştırma gerçekleştirilmiştir. 6328 sayılı Kanun’un “Bilgi ve belge istenmesi” başlıklı 18’inci maddesi hükmü uyarınca Kurumumuzca dostane çözüme ilişkin mevzuat

hükümleri hatırlatılarak 21.05.2024 tarih ve sayılı yazı ile Adalet Bakanlığından bilgi ve belge talep edilmiş olup başvuruya konu iddialar hakkında Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel

Müdürlüğünün 11.07.2024 tarih ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle;

2.1. Bahse konu kurumda, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kuralların, hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulandığı, bu uygulamada ulaşılmak istenilen temel amacın, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu,

2.2. Anılan Kurumda 19.02.2024 tarihinde yaşanan olaya ilişkin görüntü kayıtlarının ekte gönderildiği,

2.3. Adı geçen hakkında 19.02.2024 tarihinde Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen Genel Adli Muayene Raporunun ekte gönderildiği,

2.4. 19.02.2024 tarihinde anılan Kurumda yaşanan olaya ilişkin olarak tanzim edilen tutanak ile disiplin soruşturmasına ilişkin belgelerin ekte gönderildiği,

2.5. Adı geçenin Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olması nedeniyle tek kişilik odada barındırıldığı,

2.6. Adı geçenin en son 06.05.2024 tarihli dilekçesiyle naklinin talep ettiği Ceza İnfaz Kurumlarındaki doluluk oranlarının Kurumumuza iletildiği,

2.7. Ayrıca nakil talebinde bulunduğu Ceza İnfaz Kurumlarından olan Kartal H Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunun suç türü itibarıyla konumuna uygun olmadığından değerlendirilmediği,

2.8. Adı geçen hükümlünün başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesine ilişkin son nakil talebinin

31.05.2024 tarihli ve sayılı yazıyla uygun görülmediği,

2.9. Öte yandan 5275 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesi ile 05.06.2015 tarihli ve 167 No.lu Genelgenin 15 inci maddesinin ilgili fıkraları gereğince, hükümlülerin gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten dilekçe vermeleri gerektiği hüküm altına alınmış olduğundan Genel Müdürlüğün isteğe bağlı nakillerde hükümlülerin nakil gitmek istedikleri yer dışında re’sen kurum belirleme yetkisinin bulunmadığı,

2.10. Hükümlünün suç profilinin 5275 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinde barındırılması gereken hükümlü profili olduğundan yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerektiği, talep ettiği kurumlarda terör suçundan bulunan hükümlü/tutuklulara ayrılan odaların kapasitelerinin dolu olması ve doluluk oranları bildirilen ceza infaz kurumlarının verileri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumlarında kapasite üstünde hükümlü ve tutuklu barındırılması durumunda kişi ve kurum güvenliğinin tehlikeye düşebileceği, 2.11. Öte yandan, aynı suç türünden çok fazla tutuklu ve hükümlünün aynı kurumda barındırılması durumunda bu tutuklu ve hükümlülerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmeleri nedeniyle kurum güvenliğini zafiyete uğratabileceği, bu kapsamda adı geçenin de kendi suç türünden tutuklu ve

hükümlülerin yoğun olduğu kurumları talep etmesi ve yukarıda açıklanan nedenlerle talep ettiği ceza infaz kurumlarına nakil talebinin uygun görülmediği,

2.12. Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların; hastalık, disiplin, güvenlik, özellikle toplu nakiller ve tutukluların mahkeme nedeniyle yapılan sevkleri sonucu, ceza infaz kurumu mevcutlarının günaşırı değiştiği, bu nedenle, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü/tutukluların nakil talepleri Genel

Müdürlüğe ulaştığı anda, talep edilen kurumların kapasitelerinin o günkü veriler göz önüne alınarak değerlendirildiği,

2.13. Adı geçenin ileriki aylarda belirtilen nakil dönemlerinde nakil talep dilekçesini bulunduğu ceza infaz kurumu idaresi aracılığıyla Genel Müdürlüğe göndermesi halinde durumunun mevzuat hükümleri uyarınca değerlendirileceği,

açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;

3.1. “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5’inci maddesinde; “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır”,

3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”,

3.3. “I. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17’nci maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

3.4. “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20’nci maddesi birinci fıkrasında, “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”,

3.5. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”,

3.6. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40’ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır”,

3.7. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinde; “…

Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.

…” düzenlemeleri bulunmaktadır.

4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun,

4.1. “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir”,

4.2. “İnceleme ve araştırma” başlıklı 20’nci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, inceleme ve araştırmasını başvuru tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırır”,

5. 17/12/2015 tarihli Birleşmiş Milletler Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kuralların (Nelson

Mandela Kuralları) (1955 tarihli BM Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kurallar Bütününün revizyonu);

5.1. 1’inci maddesinde; “Bütün mahpuslara insanlık onuru ve değerine uygun olarak saygıyla davranılır.

Hiçbir mahpus, gerekçesi ne olursa olsun işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya maruz bırakılamaz ve bütün mahpuslar böylesi muamele ve cezaya karşı korunur…”,

5.2. 2’nci maddesinde; “Mevcut kurallar, taraf gözetmeden uygulanır. Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da diğer bir statü temelinde bir ayrımcılık yapılamaz…”,

5.3. 3’üncü maddesinde; “Hapislik ve kişilerin dış dünyayla ilişkilerin kesilmesiyle sonuçlanan diğer tedbirler, bu kişileri özgürlüklerinden yoksun bırakarak, kendi kaderlerini belirleme hakkını ellerinden aldığı için sıkıntı vericidir. Bu nedenle hapishane sistemi, olaya özgü olarak haklı görülebilir ayırma ya da disiplin gerekçeleri hariç, böylesi bir duruma ilişkin ıstırabı, daha ağır hale getiremez.”,

5.4. 4’üncü maddesi birinci fıkrasında; “Hapis cezasının ya da kişinin özgürlüğünü kısıtlayan benzer tedbirlerin amacı, öncelikle toplumu suça karşı korumak ve suçun tekrarını azaltmaktır. Ancak bu amaçlar, eğer hapislik dönemi, bu kişiler tahliye olduklarında mümkün olduğunca topluma yeniden uyumlarını sağlayacak biçimde kullanılırsa başarılabilir; böylece yasalara uymaları ve kendi yaşamlarını sürdürmeleri sağlanabilir.”

5.5. 38’inci maddesinde; “(1) Hapishane idareleri, mümkün olduğu ölçüde, disiplin suçlarını önlemek ya da anlaşmazlıkların çözümü için çatışma önleme, arabuluculuk ya da diğer alternatif anlaşmazlık çözümü mekanizmalarını kullanmaya teşvik edilirler. (2) Hapishane idaresi, ayrı tutulan ya da tutulmuş mahpuslar

için, hapishaneden salıverilmelerinin ardından kapatılmalarının kendileri ve ait oldukları topluluk üzerindeki zararlı etkilerini hafifletmek amacıyla gerekli tedbirleri alır.”

5.6. 39’uncu maddesi ikinci fıkrasında; “Hapishane idareleri disiplin yaptırımı ile tespit edilen suç arasında orantılılık olmasını sağlar…”,

5.7. 50’ncı maddesinde; “Mahpusların üst ve hücrelerinin aranmasına yön veren yasa ve düzenlemeler, uluslararası hukuk uyarınca üstlenilen yükümlülüklere uygun olur ve hapishanelerde güvenliği sağlama ihtiyacını göz önünde tutarak, uluslararası standart ve normları dikkate alır. Aramalar, insanlık onuruna ve aranılanların mahremiyetine saygılı olacak şekilde ve aynı zamanda ölçülülük, yasallık ve gereklilik ilkeleri çerçevesinde yürütülür.”,

5.8. 51’inci maddesinde; “Aramalar, rahatsız etme, göz korkutma ya da mahpusun mahremiyetine gereksiz yere müdahale etmek için kullanılamaz…”

6. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 09.12.1988 tarih ve 43/173 sayılı Kararıyla kabul edilen Herhangi

Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütününün “İnsani tarzda muamele yükümlülüğü” başlıklı 1’inci maddesi, “Her hangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde muamele görür.” ifadesini haizdir. Söz konusu Prensiplerin “İşkence yasağı” başlıklı 6’ncı maddesinde ise her hangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimsenin, işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamayacağı, kayıt altına alınmıştır.

7. 1990 yılında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş

Milletler Konferansı tarafından kabul edilen Kanun Adamlarının Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel

İlkelerin 15’inci maddesinde, “Kanun adamları, kurum içinde güvenliğin ve düzenin sürdürülmesi için gerekli olmadıkça veya kişisel güvenlikleri tehdit edilmedikçe, hapsedilen kişilerle olan ilişkileri sırasında zor kullanamazlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.

8. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8’inci maddesinde; “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”,

9. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un

9.1. “İnfazda temel ilke” başlıklı 2’nci maddesinde; “(1) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.

(2) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz”,

9.2. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3’üncü maddesinde; “ (1) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün

/

yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır”,

9.3. “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6’ncı maddesinde; “(1) Hapis cezalarının

infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:

a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesinde tutulurlar.

b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.

c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır.

Hükümlünün kanun (…) ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.

d) İyileştirmeye gereksinimleri olmadığı saptanan hükümlülere ilişkin infaz rejiminde, bu hükümlülerin kişilikleriyle orantılı bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterilir ve bu hususlar yönetmeliklerde düzenlenir.

e) Cezanın infazında adalet esaslarına uygun hareket edilir. Bu maksatla ceza infaz kurumları kanun (…)

ve yönetmeliklerin verdiği yetkilere dayanarak nitelikli elemanlarca denetlenir.

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.

g) Hükümlünün infazın amacına uygun olarak kanun (…) ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uyması zorunludur.

h) Kanunlarda gösterilen tutum, davranış ve eylemler ile kurum düzenini ihlâl edenler hakkında Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır. Cezalara, Kanunda belirtilen merciler, sürelerine uygun olarak hükmederler. Cezalara karşı savunma ve itirazlar da Kanunun gösterdiği mercilere yapılır”,

9.4. “Kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 8’inci maddesinde; “Kapalı ceza infaz kurumları, …

hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir”,

9.5. “Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 9’uncu maddesinde; “(1) Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır.

(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan; a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78), b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82), c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188), d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308), e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir.

(3) Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir, araç ve usûllerine ısrarla karşı koyanlar bu kurumlara gönderilirler.

(4) Birinci fıkrada tanımı yapılan kurumların ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümleri kullanılır…”

9.6. “Arama” başlıklı 36’ncı maddesinde; “(1) Kurumlarda, odalar ve eklentilerinde, hükümlülerin üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabilir. Her ay bir kez mutlaka arama yapılır.

(2) Aramalar, gerektiğinde dış güvenlik görevlileri veya kolluk kuvvetleriyle veya diğer kamu görevlilerince ortaklaşa gerçekleştirilebilir.”

9.7. “Nakiller” başlıklı 53’üncü maddesinde; “(1) Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.”

9.8. “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 54’üncü maddesinde; “(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için; a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri, b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri, c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması, d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması, e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması, f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması, g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması, Gerekir…”

10. 29.03.2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in “Hükümlülerin nakillerinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 127’nci maddesinin ilk fıkrasında; “Hükümlülerin nakillerinin 5275 sayılı

Kanunun 53 ilâ 58 inci maddeleri hükümlerine göre gerçekleştirilir.”

11. Adalet Bakanlığı tarafından 05.06.2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 167 sayılı Ceza

İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelgenin “Hükümlülerin Kendi

İstekleri ile Nakilleri” başlıklı 15’inci maddesinde, Kanun’un ve Yönetmelik’in “Kendi istekleri ile nakil” maddelerinde aranan şartlara ek olarak; “h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir”;

12. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararına Ek “Temel İlkeler” başlıklı 3’ncü maddesi “Özgürlüğünden yoksun

bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır.”

12.1. “Yerleştirme ve Barındırma” başlıklı

17.1. maddesinde; “Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.”

17.2. maddesinde; “Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır.”

17.3. maddesinde; “İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır.”

12.2. “Dış Dünya ile İlişki” başlıklı

24.4. maddesinde; “Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.”,

24.5. maddesinde; “Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara “uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.”

12.3. “Disiplin ve Cezalandırma” başlıklı

56.1. maddesinde; “Disiplin prosedürleri son çare mekanizmaları olmalıdır.”

56.2. maddesinde; “Mümkün olan her durumda, cezaevi yetkilileri mahpuslarla kendileri arasında olan veya mahpuslar arasında oluşan anlaşmazlıkları çözmek için uzlaşma ve zararı giderme mekanizmalarını kullanmalıdır.”

57.1. maddesinde; “Sadece, kurumdaki iyi düzeni, emniyeti ve güvenliği tehlikeye atacak bir davranış disiplin suçu olarak tanımlanabilir.”

60.2. maddesinde; “Verilen cezanın ağırlığı ile disiplin suçu arasında bir orantı olmalıdır.”

düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ FATMA BENLİ YALÇIN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

13. Şikâyetçinin iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu

Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme

14. 1 numaralı paragrafta açıklandığı üzere başvuran tarafından özetle, 19.02.2024 tarihinde odasına kısmi arama denilerek girilip darp edildiği, kurum başmemuru tarafından kendilerini sürekli şikayet etmesi sebep gösterilerek yüzüne tokat atıldığı, diğer memurların da boğazını sıkarak yüzüne vurduğu, arama izlenimi verilen bu muameleye karşı çıkacak söylemlerde bulunduğunda ise hücreye alındığı iddia ve ifade edilerek başka bir kuruma naklinin sağlanması, darp olayına karışan başmemur ve memurlar hakkında dava açılması ve ilgili kişilerin aynı zamanda hasım düzeyine alınması ilgili tarihteki kamera kayıtlarına şiddet olayı yansımada da delil olarak incelenmesi talep edilmektedir.

15. Başvuru üzerine Kurumumuzca yapılan incelemede Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel

Müdürlüğü tarafından özetle; 19.02.2024 tarihinde yaşanan olaya ilişkin görüntü kayıtlarının ve adı geçen hakkında 19.02.2024 tarihinde Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen Genel Adli Muayene Raporunun ekte gönderildiği, adı geçenin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsü olduğu için tek kişilik odada barındırıldığı, adı geçenin en son 06.05.2024 tarihli dilekçesiyle naklini talep ettiği il ve kurumların doluluk oranlarına yer verildiği şekilde olduğu, ayrıca nakil talebinde bulunduğu Kartal H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun suç türü itibarıyla konumuna uygun olmadığından değerlendirilmediği, hükümlünün başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesine ilişkin son nakil talebinin 31.05.2024 tarihli ve sayılı yazılarıyla uygun görülmediği, öte yandan 5275 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesi ile 05.06.2015 tarihli ve 167 No.lu

Genelgenin 15 inci maddesinin ilgili fıkraları gereğince, hükümlülerin gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten dilekçe vermeleri gerektiği hüküm altına alınmış olduğundan

Genel Müdürlüğün isteğe bağlı nakillerde hükümlülerin nakil gitmek istedikleri yer dışında re’sen kurum belirleme yetkisinin bulunmadığı, hükümlünün suç profilinin 5275 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinde barındırılması gereken hükümlü profili olduğundan yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerektiği, talep ettiği kurumlarda terör suçundan bulunan hükümlü/tutuklulara ayrılan odaların kapasitelerinin dolu olması ve doluluk oranları verilen ceza infaz kurumlarının verileri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumlarında kapasite üstünde hükümlü ve tutuklu barındırılması durumunda kişi ve kurum güvenliğinin tehlikeye düşebileceği, bu kapsamda adı geçenin de kendi suç türünden tutuklu ve hükümlülerin yoğun olduğu kurumları talep etmesi ve yukarıda açıklanan nedenlerle talep ettiği ceza infaz kurumlarına nakil talebinin uygun görülmediği, ceza infaz kurumu mevcutlarının çeşitli nedenlerle günaşırı değiştiği, bu nedenle, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü/tutukluların nakil taleplerinin Genel Müdürlüklerine ulaştığı anda, talep edilen kurumların kapasitelerinin o günkü veriler göz önüne alınarak değerlendirildiği, adı geçenin ileriki aylarda belirtilen nakil dönemlerinde nakil talep dilekçesini bulunduğu ceza infaz kurumu idaresi aracılığıyla Genel

Müdürlüklerine göndermesi halinde durumunun mevzuat hükümleri uyarınca değerlendirileceği açıklamalarına yer verilmiştir.

16. Yetkili makamlar tarafından usulüne uygun şekilde özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişiler, dış dünya ile bağlantıları kaldırılmış/kısıtlanmış, hak ihlali noktasında en fazla risk altında bulunan, diğer kişilere göre daha incinebilir konumda olan ve temel ihtiyaçları için tamamen ilgili mercilere bağımlı kişilerdir. Bu kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin temini ve korunması, tamamen kamu idaresinin sorumluluğu altında bulunmaktadır. Bu öneminden hareketle, özgürlüğünden mahrum kılınan tutuklu ve hükümlü kişilerin barındırıldığı mekânlardan sorumlu kamu görevlilerinin işlem, eylem ve uygulamalarının hukuk kurallarına uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin denetimi hususu hayati önemi haizdir.

17. Türkiye tarafından ceza adalet sisteminin işleyişinde insan onurunun gözetileceği şekilde teşkiline yönelik önemli adımlar atılmış, bu amaçla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun bütüncül bir bakış açısıyla baştan sona gözden geçirilerek 2004 yılında kabul edilmiştir.

18. Ceza infaz sisteminin işleyişinin temel dayanak belgesi niteliğinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin işleyişi ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin yönetimine dair temel hukuk kuralı olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun “İnfazda temel ilke” başlıklı 2’nci maddesinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kuralların, ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, milli veya sosyal köken vs. hiçbir konuda ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanacağı; ayrıca ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamayacağı güvence altına alınmıştır.

19. Modern infaz sistemlerinin temel amacı, tutuklu kişilerin bir yandan cezalarının infazı, diğer yandan da bu kişilerin ıslahı ve topluma yeniden katılımlarının kolaylaştırılması amacına dayanmaktadır. Bu husus,

5275 sayılı Kanun’un “İnfazda temel amaç” başlıklı 3’üncü maddesinde, hükümlünün öncelikle genel ve

özel önlemesinin sağlanması (cezanın infazı) yanı sıra, yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak şeklinde tarif edilmiştir. Yine Kanun’un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6’ncı maddesinde; hükümlülerin güvenli bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesinde tutulacakları, hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten mahrumiyetin, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî şartlar altında çektirileceği, cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve imkânların kullanılacağı, hükümlünün kanun ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunilik ve hukuka uygunluk ilkelerinin esas alınacağı, hükümlülerin kişilikleriyle orantılı bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterileceği ve ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasının zorunlu olduğu şeklinde açıklanan ilkelere yer vermek suretiyle bu amacın sağlanmasına yönelik tedbirler teminat altına alınmıştır.

20. Somut olayda isnat edilen şikayet, görevli infaz koruma memurlarının 19.02.2024 tarihinde başvuranın odasına kısmi arama yapmaya geldiği sırada, başvuranın daha önce kendilerine yönelik şikayetleri sebebiyle başvuranı darp ettikleri iddiası hakkındadır.

21. Başvuran tarafından Kurumumuza gönderilen başvuru dilekçesinde ve 21.02.2024 tarihli ifade tutanağında “arama izlenimi verilerek hücresinde darp edildiği” beyanlarında bulunulmuştur.

22. İdare tarafından ise “19/02/2024 tarihinde ise kısmi arama yapmak üzere hükümlü ’ın odasına gidilmiş olup, hükümlü aramaya karşı koymak suretiyle görevli personele “ben sizi şikâyet ettim diye kısmi aramaya geliyorsunuz, siz görürsünüz” şeklinde cümleler kullanıp agresif tavırlar sergileyerek aramaya karşı koymaya çalışmıştır. Bu durum üzerine Kurum Personeli tarafından zor kullanma yetkisi kullanılarak hükümlü başka odaya alınmış ve gerekli oda araması yapıldıktan sonra hükümlü tekrardan odasına alınmıştır. Bunun üzerine hükümlü darp edildiğini iddia etmiş olup, Kurumumuzca idari soruşturma açılmış ve soruşturma devam etmekte, aynı zamanda hükümlünün hastane sevki sağlanarak darp cebirin olup olmadığı yönünde rapor aldırılmış olup, söz konusu raporda hükümlünün herhangi bir darp cebirinin olmadığı şeklinde rapor verilmiştir. Bu bağlamda anlaşılacağı üzere hükümlünün iddiasının gerçeği yansıtmamakla birlikte hükümlünün amacının Kurumumuz ve personellerini karalamak olduğu, Kurumumuz personelinin hiçbir tutuklu/hükümlüye kötü muamele uygulanmasının söz konusu olmadığı” ifadelerine yer verilmiştir.

23. Kurumumuzca somut olayın çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla İdare tarafından gönderilen

11.07.2024 tarihli cevabi yazı, olaya ilişkin 19.02.2024 tarihli koridor kamera görüntüleri, hükümlüye ait

bilgi formu, isnat edilen olaya ilişkin 19.02.2024 tarihli tanzim edilen tutanak, başvuranın 21.02.2024 tarihli ifade tutanağı, personel savunma yazıları, 29.02.2024 tarihli ve sayılı görüş bildirir Muhakkik

Soruşturma Raporu, Disiplin Kurulu Başkanlığının 01.03.2024 tarih ve sayılı ceza verme kararı (1

Ay Ziyaretçi Kabulünden Yoksun Bırakma), Disiplin Kurulu Başkanlığının 04.03.2024 tarihli karar tebliğtebellüğ belgesi, Diyarbakır 1. İnfaz Hâkimliğinin “Disiplin Kurulu Başkanlığının ceza verme kararının iptaline” ilişkin 21.03.2024 tarihli kararı, Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinin

19.02.2024 tarihli ve nolu genel adli muayene raporu, başvuranın fiziki darp edilmesinden

dolayı idare mahkemesinde dava açılması konulu Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan

20.02.2024 tarihli dilekçesi incelenmiştir.

24. Başvuranın Darp Edildiği İddiasına İlişkin Olarak Kamera Görüntülerinin İncelenmesi

24.1. İddiaların açıklığa kavuşturulabilmesi için Adalet Bakanlığından kamera kayıtları temin edilmiştir.

Başvuranın içeri de kamera olmayan odasından infaz koruma memurları eşliğinde çıkarılarak travma önleyici odaya götürüldüğü kamera görüntüleri (A Tek (16-9) Koridoru, Halısaha 1 Önü kamera, Merdiven önü kamera ve travma önleyici odanın bulunduğu koridoru gösteren kamera) kesintisiz olarak tetkik edilmiştir. Bu noktada aralarında kesinti olmayan kamera görüntülerine göre;

24.1.1. 19.02.2024 tarihli A Tek (16-9) Koridoru gösteren kamera incelemesi neticesinde; saat 10:57’de hükümlünün bulunduğu A Tek-13 nolu koğuş kapısının önünde iki infaz koruma memurunun beklediği, saat 11.00’de oda kapısının açıldığı, ikisi kollarına girmiş vaziyette toplam yedi infaz koruma memuru eşliğinde hükümlü ’ın koridor boyunca yürütüldüğü, hükümlünün davranışlarında olağanüstü bir durum görülmeyip elinde kâğıt parçası olduğunun anlaşıldığı,

24.1.2. Sol Malta Orta (Halısaha -1 Önü) olarak belirtilen kamera görüntüsü uyarınca; saat 11:03’te hükümlünün beş infaz koruma memuru eşliğinde bir kapıdan geçirildiği, yine aynı saat diliminde Sol Malta-

8 (Merdiven Önü) kamerası uyarınca merdivenlerden çıkarıldığı,

24.1.3. Üst Kat Sol Malta-6 (Merdiven Önü) kamera incelemesi uyarınca; saat 11:04’te kameranın önünden geçildiği ve olağanüstü bir duruma rastlanmadığı,

24.1.4. Üst Kat Orta 5. Koridor (Yumuşak Oda) kamera incelemesi uyarınca; saat 11:04’ün devamında hükümlünün dört infaz koruma memuru eşliğinde koridor boyunca götürüldüğü, travma önleyici odanın önünde yaklaşık 1 dakika bekletildiği, bu süreçte hükümlü ile infaz koruma memurları arasında konuşmalar olduğunun anlaşıldığı ancak herhangi bir olağanüstü durum görülmediği, 11:05’te oda kapısının yeni gelen bir infaz koruma memuru tarafından açıldığı, 11:06’da üç infaz koruma memurunun odaya girip çıktığı, bu süre zarfından memurlar ile hükümlü arasında konuşmalarının devam ettiği ve 11:07’de hükümlünün oda içerisine gönderilerek kapının kapatıldığı görülmüştür.

24.2. Başvuran ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsü olduğu için tek kişilik odada barındırılmaktadır. Özel hayatın gizliliği ilkesi gereği, mahpusların barındırıldıkları odalarda kamera mevcut değildir. Söz konusu oda içinde kamera olmadığı için başvuranın iddialarını destekleyici herhangi bir tespit yapılamamaktadır. Bununla birlikte başvuranın odasından alınarak travma önleyici odaya götürüldüğü koridorlara ilişkin incelenen kamera görüntülerinden başvuranın darp edildiği ya da içeride aramaya karşı çıktığı yönünde ilgilinin yürüyüşünde, davranışlarında, kıyafetlerinde başvuru dilekçesindeki iddiaları destekleyebilecek herhangi bir olağandışılık tespit edilememiştir. Diğer taraftan,

başvuranın darp olayına karışan başmemur ve memurlar hakkında dava açılması ve ilgili kişilerin aynı zamanda hasım düzeyine alınması taleplerine ilişkin olarak başvuranın iddialarını somutlaştıracak başkaca bir açıklamada bulunmadığı tespit edilmiştir.

25. Doktor Raporlarının İncelenmesi

25.1. Özellikle ceza infaz sisteminde özgürlüğünden mahrum olan kişiler açısından “doktor raporları” bu kişilerin barındırıldığı mekânlardaki kötü uygulamaların önüne geçilmesi noktasında, diğer tedbirlerle birlikte anahtar öneme sahip temel güvencelerden birisini oluşturmaktadır. Bu hakkın etkili bir şekilde kullanılabilmesi noktasında ise kişinin kendi istediği doktora erişiminin sağlanması, doktorların, kişilerin isteği ne olursa olsun elindeki bilgileri paylaşma zorunluluğu altında hareket etmeleri, özellikle fiziki muayene konusunda eğitilmesi gerektiği, raporlarında sadece yaralanma bilgilerine yer vermemesi, bu yaralanmanın kaynağına (nedenine/öyküsüne) dair kendi düşüncesini de sunması gerektiği değerlendirilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme) bir kararında, “Doktor muayenesinin, uzman hekim tarafından, hiçbir polis memurunun hazır bulunmadığı bir ortamda yapılması ve muayene raporunda hem yara bulgularının ayrıntılı olarak açıklanması, hem de bu yaraların nasıl oluştuğuna dair hastanın ifadesi ile bu ifadenin yara bulgularıyla tutarlı olup olmadığına ilişkin hekim görüşüne yer verilmesi gerekliliği”ni vurgulamış; “doktor raporlarında, muayenenin üstünkörü yapılmaması, kişinin taşıdığı yaraların ayrıntılarının yanı sıra, bu yaraların neden meydana geldiğinin de açıklanması

gerektiği”nin altını çizmiştir. (Nebahat Akkoç – Türkiye, Başvuru No : 2024/3960 22947 ve 22948/93, Tarih:

10/10/2000, Paragraf 118)

25.2. Ceza infaz sisteminde özgürlüğünden mahrum olan kişiler açısından doktor raporları, bu kişilerin barındırıldığı mekânlardaki kötü uygulamaların önüne geçilmesi ve işkence ve kötü muamele yasağının tespiti noktasında en önemli güvencelerden birini oluşturmaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) tarafından da işkence ve kötü muamele yasağının tespiti ve bu maddenin koruma alanından yararlanılabilmesi noktasında, (i) iddiaların doktor raporuyla ispat edilmesi ve (ii) yapılan kötü muamelenin belirli bir seviyeye ulaşması gerekliliği değerlendirilmektedir. (Bkz. Klaas – Almanya, Başvuru No : 2024/3960 Tarih: 22/09/1993, Paragraf 30). Bu nokta, yani “kötü muamelenin belirli bir noktaya ulaşması” ise örnek niteliğinde aşağıda verilen bir dizi kararda Mahkeme tarafından somutlaştırılmıştır: “…delilleri değerlendirirken genellikle makul şüphenin ötesinde bir ispat ölçütü… bu durumda ispat yükünün, tatminkâr ve ikna edici bir açıklama yapmak zorunda olan yetkili makamlara ait olduğu” (Bkz. İrlanda – Birleşik Krallık davası, 18.1.1978, Paragraf 161), “…kötü muamele iddiaları

Mahkeme önünde tutarlı delillerle desteklenmelidir… makul şüpheye yer bırakmayacak derecede bir ispat ölçütüne göre bir delil, yeterince ciddi, açık ve tutarlı çıkarımlar toplamından veya olaylara ilişkin itiraza mahal bırakmayan fiili karinelerden çıkabilir.” (Bkz. Klaas – Almanya davası, 22.9.1993 Paragraf 30), “Mahkeme, tıp uzmanları tarafından tamamen bağımsız koşullarda hazırlanan tıbbi belge ve raporların, Bay Tomasi’nin maruz kaldığı darbelerin sayısı ve yoğunluğunu ispatladığını görmenin yeterli olduğunu düşünmektedir; bunlar söz konusu muameleyi insanlık dışı ve onur kırıcı kılan yeterince ciddi iki unsurdur.” (Tomasi – Fransa davası, 27.8.1992, Paragraf 110)

25.3. İşkence ve kötü muamele iddialarının tespitinde AİHM içtihadına paralel bir şekilde, Anayasa

Mahkemesinin (AYM) de aynı ilkeye uygun davrandığı görülmektedir. “… bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşır…” (Ahmet Şenol ve diğerleri başvurusu, Başvuru No : 2024/3960 2017/, Karar Tarihi : 10.09.2024 22.2.2018, Paragraf 80)

25.4. Somut olay çerçevesinde, olay gününe ilişkin Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma

Hastanesinin 19.02.2024 tarihli ve nolu Genel Adli Muayene Raporu incelenmiştir. İlgili rapor fotokopisinde “Darp cebir nedeniyle başvuran hastanın alt dudak sağ tarafında ufak abrazyon mevcut.

Boyunda ağrı tarifleyen hastanın muayenesi haricinde darp cebir izine rastlanmadı. Kati hekim raporudur.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi AİHM içtihadı uyarınca bir muamelenin

Anayasa’nın 17’nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekmektedir. Hangi gerekçe ile meydana geldiğine yönelik herhangi bir açıklama (öykü) bulunmayan, karmaşa, arbede ve panik durumunda oluşan ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu kayıt altına alınan yaralanma ve izlerin Anayasa’nın 17’nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık eşiğini aşmayacağı değerlendirilmektedir.

26. Söz konusu uyuşmazlık neticesinde Kurum idaresince, başvuran aleyhine aramaya karşı çıkmak iddiasıyla disiplin soruşturması başlatılmıştır. Kurum Disiplin Kurulunun 01.03.2024 tarihli ve sayılı kararı ile sayılı Kanun’un 43’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca “1 Ay

Ziyaretçi Kabulünden Yoksun Bırakma” şeklinde disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Söz konusu karar adı geçene 04.03.2024 tarihinde tebliğ edilerek imza ile tebliğ alınan ilgi yazıda itiraz yollarının belirtildiği anlaşılmıştır. Buna karşın başvuran tarafından infaz hâkimliğine itirazda bulunulmuş, Diyarbakır 1. İnfaz Hâkimliğinin 21.03.2024 tarihli ve Karar Nolu kararında “Hükümlünün bahsi geçen sözleri söylemesinin aramaya engel mahiyette davranış olarak nitelendirilemeyeceği, yine kamera görüntülerinde de herhangi agresif bir davranışının olmadığı anlaşılmakla, hükümlünün aramaya karşı gelme eylem ve saikiyle hareket etmediği kanaatiyle hükümlünün/tutuklunun itirazının kabulüne…” ifadelerine yer verilerek ceza verme kararının iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.

27. Diğer taraftan, başvuran tarafından dilekçesinde başka bir kuruma nakil talep edilmektedir. 5275 sayılı

Kanunun 53-58’inci maddelerinde “Hükümlülerin nakilleri” başlığı altında, nakle ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Buna göre 54’üncü maddesinde “Kendi istekleri ile nakil”, 55’inci maddesinde “Disiplin nedeniyle nakil”, 56’ncı maddesinde “Zorunlu nedenlerle nakil”, 57’nci maddesinde “Hastalık nedeniyle nakil” şartları düzenlenmiştir.

28. 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir. Buna karşılık

5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge’de, hükümlülerle ilgili düzenlenen “Kendi

istekleri ile nakil” hükmü ile disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak “ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil” hükmü olarak değerlendirilip nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.

29. Başvuran tarafından Kurumumuza gönderilen başvuru dilekçesinde başka bir kuruma nakil talebi belirtilmiş olsa da özellikli bir il ve kurum ismi belirtilmemiştir. İdare tarafından Kurumumuza gönderilen cevabi yazıda ise başvuran tarafından daha önce nakli istenen kurumlara ve bunların kapasite oranlarına yer verilmiş olup ilgili kurumlar Kocaeli, Sakarya, Bolu, Bursa, Balıkesir, Bandırma ve Eskişehir illerini kapsamaktadır. Hükümlülerin talep ettikleri ceza infaz kurumunda barındırılmaları, ceza infaz kurumlarının kapasitesi ve hükümlülerin yerleştirilmelerinde dikkat edilmesi gereken diğer hususlar nedeniyle her zaman uygun olmamaktadır. Nitekim idare tarafından da ifade edildiği üzere, hükümlünün suç profilinin 5275 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesinde barındırılması gereken hükümlü profili olması nedeniyle yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerekmektedir. Diğer taraftan, başvuranın talep ettiği kurumlarda terör suçundan bulunan

hükümlü/tutuklulara ayrılan odaların kapasitelerinin dolu olması ve doluluk oranları bildirilen ceza infaz kurumlarının verileri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumlarında kapasite üstünde hükümlü ve tutuklu barındırılması durumunda kişi ve kurum güvenliğinin tehlikeye düşebileceği, öte yandan, aynı suç türünden çok fazla tutuklu ve hükümlünün aynı kurumda barındırılması durumunda bu tutuklu ve hükümlülerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmeleri nedeniyle kurum güvenliğini zafiyete uğratabileceği, bu kapsamda adı geçenin de kendi suç türünden tutuklu ve hükümlülerin yoğun olduğu kurumları talep etmesi ve yukarıda açıklanan nedenlerle talep ettiği ceza infaz kurumlarına nakil talebinin uygun görülmediği anlaşılmıştır. Bununla birlikte başvuranın kendi suç grubundan kişilerin bulunduğu

Ceza İnfaz Kurumlarına nakil talebi bulunmamakta olup, başvuranın talebi üzerine Kurumumuza yoğunluk oranı bildirilen farklı bir Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmesi mümkündür. Bu noktada başvuranın nakil talep edilen kurumlarda boşalma olması ve durumuna uygun ve kapasitesi müsait kurumların bulunması durumunda, nakil taleplerinin idarece yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

30. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat hükümleri, yargı kararları, dosya kapsamındaki kamera görüntüleri, doktor raporları ve tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde;

30.1. Başvuranın, 19.02.2024 tarihinde odasına kısmi arama denilerek girilip darp edildiği iddiası sebebiyle darp olayına karışan başmemur ve memurlar hakkında dava açılması ve ilgili tarihteki kamera kayıtlarına şiddet olayı yansımasa da delil olarak incelenmesi iddiasına yönelik olarak; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsü olduğu için tek kişilik odada barındırılan başvuranın bulunduğu oda içerisinde özel hayatın gizliliği gereği kamera bulunmadığı için herhangi bir tespit yapılmadığı, bununla birlikte, Kurumumuz tarafından incelenen kesintisiz koridor görüntülerinde ilgilinin yürüyüşünde, davranışlarında, kıyafetlerinde başvuru dilekçesinde ifade edilen “darp edildiği” ya da idarenin ifade ettiği üzere “aramaya karşı çıktığı” iddiasını destekleyebilecek herhangi bir olağandışılık tespit edilemediği, başvuranın darp olayına karışan başmemur ve memurlar hakkında dava açılması talebine ilişkin olarak başvuranın iddialarını somutlaştıracak başkaca açıklamada bulunmadığı tespit edilmiştir.

30.2. Başvuranın, başka bir kuruma naklinin sağlanması talebine ilişkin olarak; hükümlülerin istedikleri (ailelerine yakın olması gibi sebeplerle) ceza infaz kurumunda barındırılmalarının ceza infaz kurumlarının kapasitesi ve hükümlülerin yerleştirilmelerinde dikkat edilmesi gereken diğer hususlar nedeniyle her zaman uygun olmadığı, başvuranın talep ettiği ceza infaz kurumlarının tamamının kapasitesi %100 doluluk oranına ulaşmış olmasa bile 5275 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinde barındırılması gereken hükümlü profilinde olması nedeniyle yüksek güvenlikli ya da bir bölümü yüksek güvenlikli olan infaz kurumlarında barındırılabileceği, ve yukarıda açıklanan nedenlerle talep ettiği ceza infaz kurumlarına nakil talebinin uygun görülmediği anlaşılmakla birlikte, başvuranın talep ettiği uygun görülecek başka bir ceza infaz kurumunun, durumuna uygun ve kapasitesi müsait kurumların bulunması durumunda, yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

31. 28.3.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde bir dizi iyi yönetişim ilkelerine yer verilmiştir.

32. Başvuru dosyası sadedinde, Adalet Bakanlığının, Kurumumuz bilgi ve belge talep yazılarına gerekçeli olarak cevap verdiği değerlendirildiğinden, idarenin iyi yönetim ilkelerinden “dürüstlük”, “nezaket”, “şeffaflık” ve “hesap verilebilirlik” ilkelerine uygun davrandığı görülmüştür.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

33. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurum tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlamaktadır. 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup ilgili idarenin işlem ya da eylemine karşı dava açma süresinden (varsa) arta kalan sürede Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KISMEN KABULÜNE KISMEN REDDİNE,

Başvuranın, 19.02.2024 tarihinde odasına kısmi arama denilerek girilip darp edilmesi sebebiyle darp olayına karışan başmemur ve memurlar hakkında dava açılması ve başka bir kuruma naklinin gerçekleştirilmesi talepleri ile ilgili olarak;

Darp iddiasına ilişkin kamera kayıtlarında başvuranın iddiasını destekleyici bir tespit yapılamadığından başvurunun REDDİNE,

Başvuranın talep ettiği kurumların kapasitelerinde boşalma olması veyahut durumuna uygun ve kapasitesi müsait infaz kurumlarının bulunması durumunda nakil talebinin yeniden değerlendirilmesi hususunda

ADALET BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

Kararın, BAŞVURAN ile ADALET BAKANLIĞINA tebliğine,

6328 sayılı Kanun’un 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Adalet Bakanlığı tarafından bu

karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi