ÖZET: Başvuru, İstanbul’da bulunan bir ceza infaz kurumuna nakil talebinde bulunan bir bireyin, çocuklarıyla görüşme hakkının kısıtlanması nedeniyle yaşadığı psikolojik sorunları içermektedir. Başvuran, 6 aydan fazla süredir çocuklarıyla görüşemediğini, bu durumun hem kendisi hem de çocukları üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirtmiştir. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, başvuranın nakil talebinin değerlendirilemediğini, zira talep edilen ceza infaz kurumlarının dolu olduğunu ve mevcut mevzuat gereği nakil işlemlerinin belirli şartlara bağlı olduğunu açıklamıştır.

İlgili mevzuat, hükümlülerin aileleriyle olan ilişkilerinin sürdürülmesinin önemini vurgulamakta ve bu ilişkilerin, hükümlülerin rehabilitasyonu açısından kritik bir rol oynadığını belirtmektedir. Ancak, başvuranın talep ettiği nakil işlemi, mevcut kapasiteler ve güvenlik gerekçeleriyle reddedilmiştir. Bununla birlikte, başvuranın çocuklarıyla olan bağının korunması ve çocukların yüksek yararının gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın nakil talebinin, çocukların yüksek yararına uygun bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ve Adalet Bakanlığı’na bu konuda tavsiyede bulunmuştur. Bu tavsiye, başvuranın mağduriyetinin giderilmesi amacıyla, uygun koşullar sağlandığında nakil talebinin yeniden ele alınmasını önermektedir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/8611-S.24.13440

BAŞVURU NO : 2024/3219

KARAR TARİHİ : 15.08.2024

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

BAŞVURUYA KONU İDARE : CEZA VE TEVKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Başvuranın çocuklarının bulunduğu İstanbul ilinde bulunan bir ceza

BAŞVURUNUN KONUSU :

infaz kurumuna nakil talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 01.03.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza başvuruda bulunan (TC Kimlik No:

başvurusunda özetle; 6 aydan daha fazla süredir Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğünde koruma ve bakım altında bulunan çocukları ile görüşemediğini, zamanla çocuklarının kendisinden uzaklaştığını, psikolojilerinin olumsuz etkilendiğini, kendisinin de psikolojik olarak yıprandığını, sorununun çözülmemesi halinde kendine zarar vereceğini ve ölüm orucuna gireceğini belirterek, çocuklarının ziyarete gelebileceği İstanbul ilinde bulunan herhangi bir ceza infaz kurumuna naklinin yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun yazısı ile şikayet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Ceza ve Tevkifevleri

Genel Müdürlüğünden bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 19/07/2024 tarih ve / sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle; 2.1. Adı geçenin 20.09.2023 tarihinde Ümraniye E Tipi, Kartal H Tipi ve Maltepe L Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumlarına nakil talebinde bulunduğu, 2.2. UYAP sisteminin “Tercihler arasında yer alan Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Kartal H

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Maltepe 2 No.lu L Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Maltepe 3 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun şu an için nakil işlemlerine kapatılmıştır. Nakil talebinde bulunan kişinin bilgilendirilerek farklı bir kurum tercihi yapmasını sağlayınız.” ifadelerine yer verilmesi nedeniyle adı geçenin nakil talebinin değerlendirilemediği, /

bu hususta ve farklı kurumları tercih edebileceği hakkında adı geçene bilgi verildiği, ancak adı geçenin başkaca nakil talebinin bulunmadığı, 2.3. Adı geçenin, bilgi formunun incelenmesi sonucunda 01.11.2023 tarihinde aynı odada kaldığı iki hükümlünün telefon kabin şifre bilgileriyle telefon haklarını kullanarak telefon görüşü yaptığı gerekçesiyle

Kurum İdaresi tarafından tutanak tutularak disiplin soruşturması başlatıldığı, soruşturma neticesinde ‘1 ay bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma’ disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve 05.02.2024 tarihinde iyi halliliğini kazandığı, 2.4. Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e)

bendinde, ”İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” ifadelerine yer verildiği, 2.5. Bu nedenle, nakil taleplerinin incelenmesinde; kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, kişilerin can güvenliğine ilişkin olarak, talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan, her talebin uygun değerlendirilemediği, 2.6. Ayrıca, 10.07.2015 tarihinden itibaren adlî suçlardan hükümlü ve tutukluların istek üzerine nakil işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirilmekte olduğu ve taleplerin “Hükümlü Nakil Sistemi (HÜNSİS) Programı” çerçevesinde sistem tarafından otomatik olarak değerlendirildiği, Bu kapsamda, kurumların sınıflandırılmaları, kapasiteleri ile mevcutları HÜNSİS ekranında tanımlanmış olup talep edilen ceza infaz kurumlarının kapasitesinin dolu olması halinde ret onayı, boş yer olması ve konumuna uygun olması durumunda da nakil uygun onayı sistem tarafından otomatik olarak verildiği, 2.7. Bunun yanı sıra, her ayın 1’i ilâ 20’si arasında isteğe bağlı nakil taleplerinin alınacağının tüm

Cumhuriyet başsavcılıklarına bildirildiği, bu kapsamda, adı geçenin ileriki aylarda belirtilen nakil dönemlerinde nakil talep dilekçesini bulunduğu ceza infaz kurumu idaresi aracılığıyla Genel Müdürlüğe göndermesi halinde talebinin mevzuat hükümleri uyarınca değerlendirileceği, 2.8. Ziyaret ve telefon raporlarının ekte gönderildiği, Belirtilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının;

3.1 “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”;

3.2 “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinde; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”,

3.3 “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin 3. ve 4.

fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet

Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”, 3.4. “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41 inci maddesinde; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

/

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”, 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8. maddesinde;

“Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir…”, 5. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin (BMÇHS), 5.1. 1 inci maddesinde; “Çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”,

5.2. 3 üncü maddesinde; “1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idarî makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idarî önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”, 5.3. 4 üncü maddesinde; “Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar.”, 5.4. 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında; “Taraf Devletler, ana babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana-babasının ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.”,

5.5. 12 nci maddesinde; “1. Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.

2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.”, 5.6. 18 nci maddesinde; “1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında

/

ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler.

2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar. …”,

6. Avrupa Konseyi Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin (15.05.2003 – Avrupa Sözleşmeleri Külliyatı No: 192),

6.1. “Çocuk ile ana ve babası arasında kişisel ilişki” başlıklı 4 üncü maddesinde; “1) Bir çocuk ile ana ve babası birbirleriyle düzenli şekilde kişisel ilişkiyi elde etmek ve sürdürmek hakkına sahiptirler.

2) Bu tür kişisel ilişki, çocuğun sadece yüksek yararları gerektirdiği takdirde, kısıtlanabilir veya engel

olunabilir.

3) Çocuğun, gözetim olmaksızın ana veya babasından birisiyle kişisel ilişkisinin sürdürülmesi, onun yüksek

yararına değilse, ana veya babasıyla gözetim altında kişisel ilişki kurma imkânı ya da diğer şekillerde ilişki kurma imkânı da öngörülecektir.”,

6.2. “Çocuğun bilgilendirilme, danışılma ve görüşlerini ifade etme hakkı” başlıklı 6 ncı maddesinde;

“1) İç hukukuna göre yeterli ayırt edebilme yeteneğine sahip olduğu kabul edilen bir çocuk kendi yüksek

yararlarına açıkça aykırı olmadıkça aşağıdaki haklara sahip olacaktır:

-ilgili tüm bilgileri almak;

-danışılmak;

-görüşlerini ifade etmek.

2) Çocuğun, söz konusu görüşleri ile anlaşılabilir istek ve duygularına gereken önem verilecektir.”,

7. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun;

7.1 “İnfazda temel amaç” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında; “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin

infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.”,

7.2 “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

bentlerinde; “Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:.. c)

Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır.

Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır…”, /

7.3 “Nakiller” başlıklı 53. maddesinde “Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve

güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.”,

7.4 “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 54. maddesinde,

“(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için; a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri, b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri, c)Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması, (Değişik:14/4/20207242/30 md.)

d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması, e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması, f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması, g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması, Gerekir…”, 8. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 9. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Yönetmelik’in “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 165. maddesinde; 5275 sayılı Kanununun 54.

maddesinde hükümlülerin kendi istekleri ile nakilleri için aranan şartlar söz konusu Yönetmelik ile tekrar vurgulanmıştır.

10. Adalet Bakanlığının 05/06/2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 167 sayılı Ceza İnfaz

Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelgenin “Hükümlülerin Kendi

İstekleri İle Nakilleri” başlıklı 15. maddesinde, Kanunun ve Yönetmelik’in “Kendi istekleri ile nakil” maddelerinde aranan şartlara ek olarak; ‘‘…h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir”, 11. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında

REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararına Ek “Temel İlkeler” başlıklı 3. maddesinde; ‘‘Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır.’’,

11.1 “Yerleştirme ve Barındırma” başlıklı 17.1. , 17.2. ve 17.3. maddelerinde; “Mahpuslar, mümkün

olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.”, “Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır.”, “ İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır.’’,

11.2 “Dış Dünya ile İlişki” başlıklı 24.4. ve 24.5. maddelerinde; “Ziyaretler için yapılan düzenlemeler,

mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin

/

verecek bir tarzda olmalıdır.”, “Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara “uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.” , Düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

12. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin “ Kısmi

Tavsiye Kısmi Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden 13. Kurumumuza şikayet başvurusunda bulunan başvuran, 1 no.lu paragrafta açıklandığı üzere, 6 aydan daha fazla süredir Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğünde koruma ve bakım altında bulunan çocukları ile görüşemediğini, zamanla çocuklarının kendisinden uzaklaştığını, psikolojilerinin olumsuz etkilendiğini, kendisinin de psikolojik olarak yıprandığını, sorununun çözülmemesi halinde kendine zarar vereceğini ve ölüm orucuna gireceğini belirterek, çocuklarının ziyarete gelebileceği İstanbul ilinde bulunan herhangi bir ceza infaz kurumuna naklinin yapılmasını talep etmektedir.

14. Anayasanın 20 nci maddesi ile AİHS’nin 8 inci maddesinde, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu; “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41 inci maddesinde ise, “Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması … için gerekli tedbirleri alıp, teşkilatı kuracağı; her çocuğun, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu …” hüküm altına alınmıştır.

15. Hapis cezasına mahkumiyet, doğası gereği, hükümlünün özel ve aile hayatının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Ancak mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı sağlaması gerektiği Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi tarafından vurgulanan bir husustur. (Messina v. Italy, 25498/94; Epners-Gefners v. Latvia, 37862/02)

16. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaç, Kanunun 3 üncü maddesinde, “…öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak …” olarak ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda Kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer taraftan ise, hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla, infazın özellikle hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın sürekliliği için hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değildir. Hükümlü, cezanın infazından sonra yeniden topluma döneceğinden, infaz sırasında hükümlünün yeniden toplumun bir üyesi olmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek amacıyla iyileştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Bu bakımdan, hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.

17. 5275 sayılı Kanunun 53-58. maddelerinde “Nakiller” başlığı altında, nakile ilişkin hükümler düzenlenmiş, 54. maddede “Kendi istekleri ile nakil”, 55. maddede “Disiplin nedeniyle nakil”, 56. maddede

“Zorunlu nedenlerle nakil”, 57. maddede “Hastalık nedeniyle nakil” şartları düzenlenmiştir.

/

18. 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir. Buna karşılık

5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik, ve 167 sayılı Genelge’de, hükümlülerle ilgili düzenlenen ‘Kendi

istekleri ile nakil’ hükmü ile, disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak ‘ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil’ hükmü olarak değerlendirilip, nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.

19. AİHM, Vintman davasına ilişkin olarak vermiş olduğu 23/01/2015 tarihli Daire kararında (Vintman v.

Ukrayna, 28403/05); AİHS’nin, mahkûmlara cezalarının nerede infaz edileceği konusunda bir seçim hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme orantılılık yönünden yaptığı incelemesinde ise; mahkûmun, ailesine yakın bir kuruma transfer talebinin reddi için, cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir gerekçe olarak öne sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi halde, yani kişinin nispeten daha yakın bir bölgeye nakli önünde meşru bir engel yokken uzakta bulunan bir kurumda barındırılması halinde, AİHS’nin 8.

maddesinin ihlali sonucu doğabileceğini vurgulamıştır.

20. Hem AİHM kararlarında, hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin

Prensipler Bütünü” nün ilgili maddesinde, hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere

Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararının 17.1. maddesinde, hükümlülerin evlerine (ailelerine) yakın ceza infaz kurumuna yerleştirilmelerinin uygun olduğu belirtilmiştir.

21. Hükümlülerin dış dünyayla temaslarının makul düzeyde devam ettirilmesi, bu bağlamda özellikle aileleriyle etkin bir iletişim kurmalarına yardımcı olunması, bu kişilerin rehabilitasyonu ile de yakından ilgilidir. Aile bağlarının korunup geliştirilmesinin hükümlülerin psikolojisi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu, yeniden sosyalleşmeleri ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde önemli bir unsur olduğu sıklıkla ifade edilmektedir (Bu konuda bakınız; İngiltere ve Galler Bölgesi Ceza İnfaz Kurumları

Denetçiliği, Yetişkin Mahkûmların Rehabilitasyonu konulu Rapor, Eylül 2014).

22. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (b)

bendinde, hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında düzenli bir yaşam sürdürmelerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, idarenin söz konusu bendin gereği olarak, hükümlülerin iyi şartlar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Başvuruya konu nakil talebinde ise, ilgili infaz kurumunun kapasitesinin dolu olması gerekçesiyle ret işlemi tesis edilmiştir. İdarenin bu tavrı değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit edilebilmektedir.

Çünkü “kurum kapasitesi”nin üstünde bir doluluğun varlığı, hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur. Ancak, hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak “cezaevi kapasitesi” bakımından değerlendirilmesi, “kendi istekleri ile nakil” düzenlemeleri kapsamında yeterli olmamaktadır. Yalnızca hükümlü açısından değil, hükümlüyü ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirme yapılmalı, ailelerin yakınını (hükümlüyü) görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, hükümlünün bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınıp, nakil taleplerinin daha geniş çaplı ele alınması gerekmektedir.

23. Birleşmiş Millet Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18 inci maddesi, çocuğun yetiştirilmesi ve

geliştirilmesinde sorumluluğun öncelikle ana ve babada olduğunu belirtmiştir. Taraf devletleri de her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı göstermeleri konusunda ve çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmasında ana babaya durumlarına uygun yardım yapmayı sağlama konusunda yükümlü kılmıştır.

24. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesinin Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3 üncü maddesinde düzenlenen çocuğun yüksek yararı ile ilgili 14 numaralı Genel Yorumunda; çocuğun yüksek yararı kavramının hem sözleşmede öngörülen tüm hakların eksiksiz biçimde gerçekleşmesini hem de çocuğun bütünsel gelişimini amaçladığını, ilgili tüm aktörlerin çocuğun bütünlüklü fiziksel, psikolojik, ahlaki ve manevi gelişimini ve insan olarak saygınlığını ileri taşımak için seferber edileceğini, asli bir hak olduğunu ve bir usul kuralı olduğunu, özellikle yargısal ve idari kararlarda, çocuğu birey olarak ilgilendiren girişimlerde her aşamada, tüm uygulama önlemlerinde gözetilmesi gerektiğini, taraf devletlerin çocuğun yüksek yararını birinci planda göz önünde bulundurması gerektiğini, kamu kurumlarının bu hakkı içselleştirerek ve tutarlı olarak uygulaması gerektiğini, aynı zamanda çocukları ilgilendiren tüm yargısal ve idari kararların çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alınarak gerçekleştirildiğini de gösterme yükümlülüğü bulunduğunu, yüksek yararın nasıl incelenerek değerlendirildiğinin alınan kararda buna ne ölçüde ağırlık tanındığının da anlatılması gerektiğini, herhangi bir karar çocuk üzerinde önemli bir etki yaratacaksa çocuğun yararını gözetmek üzere daha fazla koruma sağlanması ve daha ayrıntılı prosedürlere başvurulmasının gerektiğini, bireysel düzlemdeki kararlar söz konusu olduğunda çocuğun yüksek yararının özel olarak söz konusu çocuğun özel koşulları ışığında değerlendirilmesi ve belirlenmesi gerektiğini, devletlerin insanlık onuruna saygılı ve her çocuğun bütünlüklü gelişimini sağlayan bir ortam yaratması gerektiğini, çocuğun yüksek yararının başka yararlar ve haklarla çelişebileceğini, başka kişilerin hakları ile çocuğun yüksek yararı arasında bir uyuşmazlık olduğunda eğer uyumlaştırma mümkün olmazsa yetkililer ve karar vericilerin çocuğun yüksek yararını birinci planda ele alarak bunun bir öncelik taşıdığı anlamına geldiğini akılda tutarak, en fazla neyin çocuğun yararına olduğunu göz önünde tutarak ona daha fazla ağırlık tanımaları gerektiğini, çocuğun aile yaşamı hakkı Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 16 ıncı maddesinde koruma altına alınmış bir hak olduğunu, çocuğun aileden ayrılmasının önlenmesi ve aile birliğinin korunmasının çocuk koruma sisteminin önemli bir bileşeni olduğunu, ana babadan ayrılmanın çocuk üzerinde ağır etkilerinin bulunduğunu, ana babasından biri ya da her ikisinden ayrılmış bir çocuğun yüksek yararına aykırı düşmedikçe her iki ebeveyniyle düzenli biçimde kişisel ilişki ve doğrudan temas sürdürme hakkı bulunduğunu vurgulamıştır.

25. Avrupa Konseyi Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 4 üncü maddesinde de bir çocuk ile ana ve babasının birbirleriyle düzenli şekilde kişisel ilişkiyi elde etmek ve sürdürmek hakkına sahip olduğu, bu tür kişisel ilişkinin, çocuğun sadece yüksek yararları gerektirdiği takdirde, kısıtlanabileceği veya engellenebileceği belirtilmiştir.

26. Anılan Sözleşme uyarınca, iç hukukuna göre yeterli ayırt edebilme yeteneğine sahip olduğu kabul edilen bir çocuk kendi yüksek yararlarına açıkça aykırı olmadıkça ilgili tüm bilgileri almak; danışılmak ve görüşlerini ifade etmek haklarına da sahip olup, ilgili merciler tarafından çocuk hakkında verilen kararlarda çocuğun, görüşleri ile anlaşılabilir istek ve duygularına gereken önemin verilmesi gerekmektedir.

27. Konuya ilişkin yargı kararlarına bakıldığında; Anayasa Mahkemesi tarafından çocuklar üzerinde etki doğuracak bir işlem yapılacağı zaman bu işlemin çocuğun yararına uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmasının aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça önemli olduğu (B. No: 2016/8660, 7/11/2019, § 33), Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinin, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiğinin belirtildiği görülmektedir (B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 41).

28. Ülkemizde anne ya da babası ceza infaz kurumlarında bulunan çocuklara dair güncel istatistiklere ulaşılamamakla birlikte, 31 Mart 2022 itibarıyla Türkiye’deki ceza infaz kurumlarında 314 bin 502 hükümlü veya tutuklu bulunduğu dikkate alındığında, konunun yüzbinlerce çocuğu ilgilendirdiği ve hassas gruptaki bu çocuklara özgü politika planlamaları ve mevzuat düzenlemeleri yapılmasının gerekliliği önemli

bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. (İstatistik:

https://cte.adalet.gov.tr/Resimler/Dokuman/istatistik/istatistik-1.pdf) Nitekim, aşağıdaki paragraflarda görüleceği üzere, son birkaç yıl içerisinde yapılan mevzuat değişiklikleri ve Adalet Bakanlığı ile Aile ve

Sosyal Hizmetler Bakanlığı gibi kurumların işbirlikleri ile bu alanda önemli adımlar atılmaya başlandığı görülmektedir.

29. Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Bakanlığı arasında 27/06/2021 tarihinde imzalanan “Tutuklu, Hükümlü veya Yükümlüler ile Çocuklarının Sosyal Hizmetlerden Yararlandırılması Hakkında İş Birliği

Protokolünde” bahse konu mevzuat maddesinin uygulamasına yönelik düzenlemeler bulunmaktadır.

30. Söz konusu Protokol ile ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü/tutuklu 12-18 yaş grubu çocukların, hükümlü/tutuklu annesinin yanında kalan 0- 6 yaş grubundaki çocukların, denetimli serbestlik altında bulunan yükümlü çocukların ve ebeveyni ceza infaz kurumunda bulunan ancak kendisi kurum dışında olan çocukların psiko-sosyal açıdan gelişimlerinin desteklenmesinin, eğitim, barınma vb. ayni-nakdi ihtiyaçlarının giderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

31. Protokol kapsamında, korunma ve bakım altında çocuğu bulunan hükümlü ve tutukluların sevk ve nakillerini çocuğun yüksek yararı çerçevesinde il müdürlüğünün de görüşü alınarak imkan dâhilinde çocuklarının hizmet aldığı kuruluşun bulunduğu yere yapmak Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğü’nün, ebeveynlerinin biri veya ikisi kurumda olup dışarıda bakımı sağlanan çocukların ihtiyaçlarını tespit etmek üzere yetişkin hükümlü ve tutuklular ile görüşme yapmak ve görüşmeye istinaden sosyal hizmet müdahalesinde bulunulması gereken çocuklar ve aileleri hakkında psiko-sosyal servis raporu hazırlamak ve uygun sosyal hizmet modellerinden yararlandırılmak üzere rapor ile birlikte ASHB il müdürlüğüne göndermek ceza infaz kurumlarının yükümlülükleri arasında sayılmıştır.

32. İş Birliği Protokolü uyarınca, anne ve/veya babası ile bakım veren yetişkinlerin tutuklanması ya da hakkındaki hükmün infazı için kuruma konulması durumunda, bakım verecek kimsesi kalmadığı yahut böyle birisi olmakla birlikte sosyo-ekonomik yönden ihtiyaç içerisine düşeceği değerlendirilen çocukların imkânlar ölçüsünde sosyal hizmet modellerinden yararlandırılmasını sağlamak, haklarında korunma/bakım tedbiri kararı alınmış olup koruyucu aile veya kurum bakımı modellerinden yararlandırılan çocukların plan doğrultusunda kurumda bulunan ebeveynini ziyaretinin ve telefon görüşmelerinin gerçekleşmesini sağlamak, ebeveynin ziyaretine giden çocuğa refakat etmek üzere personel görevlendirmek, gerek görülmesi halinde görevli personel eliyle çocuğa görüşme sırasında eşlik etmek, ceza infaz kurumunda görev yapan psiko-sosyal yardım servis görevlileri tarafından hükümlü ve tutuklu ebeveyni ile yapılan görüşme çerçevesinde ihtiyaçları belirlenen çocuklara yönelik gerekli değerlendirmeleri yapmak ve uygun sosyal hizmet modellerinden yararlandırılmasını sağlamak ASHB il müdürlüklerinin görevleri arasında sayılmıştır.

33. Protokolde, haklarında korunma veya bakım tedbiri kararı alınmış olup koruyucu aile veya kurum bakımı modellerinden yararlandırılan çocukların plan doğrultusunda kurumda bulunan ebeveynlerini ziyareti ile telefon görüşmelerinin kurum/kuruluş işleyişini ve çocuğun eğitimini aksatmayacak şekilde planlanması her iki Bakanlığın ve ilgili birimlerinin ortak yükümlülükleri arasında sayılmıştır.

34. Dosya kapsamında bilgi ve belge talebine istinaden gönderilen idarenin cevabında; başvuranın Kocaeli

1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığı, infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir

disiplin cezasının bulunmadığı; başvuranın, son altı ay içerisinde babası, kardeşi ve çocuğu ile düzenli telefon görüşmesi yaptığı, bunun dışında son 6 ayda ziyaretine bildirdiği kişi ve avukatının geldiği, /

hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için 5275 sayılı

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e)

bendinde, ”İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” ifadelerine yer verildiği, bu nedenle, nakil taleplerinin incelenmesinde; kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, kişilerin can güvenliğine ilişkin olarak, talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan, her talebin uygun değerlendirilemediği açıklamalarına yer verilmiştir.

Başvuranın ve nın İstanbul Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğünde koruma altında bulunduğu, bu nedenle açık/kapalı görüş ziyaretinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.

35. İdarenin ret işlemi değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit edilebilmektedir. Çünkü kurum kapasitesinin üstünde bir doluluğun varlığı, hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur. Ancak, hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak

‘cezaevi kapasitesi’ bakımından değerlendirilmesi, ‘kendi istekleri ile nakil’ düzenlemeleri kapsamında yeterli olmamaktadır. Yalnızca hükümlü açısından değil, hükümlüyü ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirme yapılmalı, ailelerin hükümlüyü görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, hükümlünün bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin ve

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen çocuğun yüksek yararının birlikte ele alınıp, nakil talebinin daha geniş çaplı değerlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Dolayısıyla, Kocaeli 1 No.lu T

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan başvuranın, öncelikle çocuğun yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu, ilgili idari makamların çocuğun esenlik halini ve babasının çocukla ilgili hak ve ödevlerini gözetmek suretiyle, tüm uygun yasal ve idari önlemleri alarak çocukla babasını bir araya getirmekle yükümlü olduğu, talebe yönelik iş ve işlemlerde çocuğa danışılması; görüşlerinin, istek ve duygularının dikkate alınması gerektiği, kişisel ilişkinin tesisine dair tüm iş ve işlemlerde idarenin, çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alındığını gösterme yükümlülüğünün olduğu anlaşılmaktadır.

36. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, Kurumumuz kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; idarelerin hükümlülerin insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunduğu, bu kapsamda aile hayatına saygı gösterme hakkının ve çocuğun yüksek yararının korunması için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği, Devletin, hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle temasını devam ettirecek önlemleri alması yönünde pozitif yükümlülüğünün olduğu, bu bağlamda aile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerine getirilmesi ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yeniden sağlanması ve çocuk-ebeveyn bağının devamını da sağlamak amacıyla, öncelikle çocuğun yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça başvuranın nakil koşullarını taşıması kaydıyla çocuğunun bulunduğu ildeki ceza infaz kurumlarından birine nakli yönündeki talebinin idarece öncelikle değerlendirilmesi gerektiği kanaati ve sonucuna varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 37. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; hem başvuranın dilekçesi hem de şikâyet başvurusunun inceleme ve araştırması kapsamında Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgeler bakımından idareler tarafından süresi içerisinde işlem tesis edildiği; böylece “makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranıldığı anlaşılmıştır.

/

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

38. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 17 nci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu Denetçiliği Kurumuna dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup, 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Ankara

İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre, BAŞVURUNUN KABULÜ ile;

Çocuk-ebeveyn bağının devamını da sağlamak amacıyla, öncelikle çocuğun yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ve nakil koşullarını taşıması kaydıyla, başvuranın talep ettiği kurumlarda boşalma olması durumunda nakil talebinin idarece öncelikle değerlendirilerek mağduriyetinin giderilmesi hususunda

ADALET BAKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA;

6328 sayılı Kanunun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Adalet Bakanlığı tarafından bu karar

üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın başvurana ve Adalet Bakanlığı’na tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi

/