ÖZET: Başvuranın, 83 yaşında ve sağlık sorunları bulunan müvekkilinin, Cumhurbaşkanı tarafından af yetkisinin kullanılması talebine ilişkin başvurusu, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından incelenmiştir. Başvuru, müvekkilinin müebbet hapis cezasının infazının sağlık durumu nedeniyle geri bırakılması gerektiği iddialarına dayanmaktadır. Başvuran vekili, Anayasa’nın ilgili maddeleri çerçevesinde müvekkilinin haklarının ihlal edildiğini belirterek, Cumhurbaşkanlığı makamının süreci hızlandırmasını talep etmiştir.

Kurum, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı’ndan bilgi talep etmiştir. Alınan yanıtlar, Cumhurbaşkanının af yetkisinin bir takdir hakkı olduğunu ve başvurunun Adalet Bakanlığı dosyası ile Cumhurbaşkanına iletildiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan değerlendirmelerde, müvekkilin sağlık durumunun ceza infaz kurumunda tutulmasına engel teşkil etmediği belirtilmiştir.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurunun reddine karar vermiştir. Bu karar, başvuran vekiline ve ilgili idarelere tebliğ edilmiştir. Başvuran, kararın ardından Danıştay nezdinde yargı yoluna başvurma hakkına sahiptir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/3874-S.24.6101

BAŞVURU NO : 2023/16547

KARAR TARİHİ : 05.04.2024

RET KARARI ,TCKN:

Adres:

,TCKN:

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :

Adres:

CUMHURBAŞKANLIĞI

BAŞVURUYA KONU İDARE :

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, kocama durumu nedeniyle hakkında

Cumhurbaşkanı tarafından af yetkisinin kullanılması talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 16.10.2023

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza başvuran adına başvuran vekili tarafından yapılan başvuru dilekçesinde kayıtlı hususlarda özetle, müvekkilinin 83 yaşında olduğu ve ciddi sağlık sorunları bulunduğu, 765 sayılı mülga

Türk Ceza Kanununun 147 nci maddesi kapsamında açılan dava neticesinde müebbet hapis cezasına hükmedildiği, cezasının kesinleştiği ve ilamın hâlihazırda Buca 1 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza

İnfaz Kurumunda tek kişilik hücrede infaz edildiği, müvekkilinin sağlık sorunları ve sağlık raporları ile ifade edilen kocama hâli nedeniyle ceza infaz kurumunda tutulmaması gerektiği, başvuran ile aynı dosyada yargılanan ve haklarında müebbet hapis cezası verilen hükümlülerden ve hakkında Cumhurbaşkanının af yetkisini kullandığı belirtilerek Anayasa m.104/16 hükmü kapsamında başlatılmış olan sürecin Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından henüz sonuçlandırılmamış olması nedeniyle başvurucunun Anayasa m.2 (hukuk devleti, öngörülebilirlik), m.10 (kanun önünde eşitlik ve ayrımcılık yasağı), m.13 (haklara müdahalede ölçülülük), m.17 (maddi ve manevi varlığının korunması hakkı), m.40 (etkili başvuru hakkı) hükümleri tarafından garanti altına alınan hakları ve ilkeleri ile korunan bir dizi hakkının ihlal edildiğinin tespiti ve müvekkili hakkında Anayasa m.104/16 hükmü kapsamında başlatılan değerlendirme sürecinin hızlandırılması talep edilmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzca şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Cumhurbaşkanlığı İdari

İşler Başkanlığı ve Adalet Bakanlığından bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur.

2.1. Kurumumuzun bilgi ve belge talebine istinaden Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığının E– – sayılı cevabi yazısında; “İlgi yazınız ile hakkında Anayasanın 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrası gereğince başlatılan af talebi süreci hakkında Avukat tarafından yapılan başvuruda müvekkilinin bir dizi hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren ve sürecin hızlandırılması talebi ile ilgili 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu hükümleri uyarınca gerçekleştirilen inceleme ve araştırmaya esas olmak üzere değerlendirmemizin bildirilmesinin istenildiği anlaşılmıştır. Anayasamızın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrasında, “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır” hükmü yer almakta olup, Anayasamızda Sayın Cumhurbaşkanımızın makamına tanınan bu yetki şüphesiz bir zorunluluğu değil, takdir hakkını ifade etmektedir. Bu kapsamda hakkındaki af talebini içeren Adalet Bakanlığının dosyası tanzim edilerek Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilmiştir.” açıklamasına yer verilmiştir.

2.2. Kurumumuzun bilgi ve belge talebine istinaden Adalet Bakanlığının 14.02.2024 tarih ve E[ – – – / sayılı cevabi yazısında özetle; “Şikâyetçi adına vekili Avukat tarafından yapılan başvuru kapsamında bilgi ve belge talebine dair ilgi yazınız ve ekleri incelendi. Kurumumuza yapılan başvurunun 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun

5 inci maddesi uyarınca “Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar” kapsamında kaldığı

değerlendirilmekle birlikte ilgi yazınıza istinaden temin edilen bilgi ve belgeler Ek’te gönderilmiştir.” açıklamasına yer verilmiştir.

2.2.1. Yazı ekinde yer alan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Ceza İşleri Genel

Müdürlüğüne yazılan 12.02.2024 tarih ve / sayılı yazıda özetle; “… Ceza infaz kurumuna ilk defa alınan hükümlü ve tutuklunun, kabul odasında geçen sürede, tıbbi gizliliğe uygun olarak, kendisinin ve çevresindekilerin ruhsal ve bedensel iyiliği için ilk kabul muayenesi yapılarak sağlık bilgilerinin kaydedildiği, Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesinin hekim tarafından yapıldığı, hükümlü ve tutukluların, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için, ilk muayene ve tedavi hizmetleri kurumda verilmekte; ileri tetkik, tedavi ve rehabilitasyon gerekenler devlet hastanelerine, daha ileri sağlık hizmeti gerekenler ise üniversite hastanelerine sevk edilmekte; tüm muayene ve tedavi sonuçları kişinin sağlık dosyasına kaydedildiği, Yasa gereği gerekli olan her türlü muayene ve tedavi, Devletin teminatı altında ve ücretsiz olup kurum hekimi, aile hekimi ve diş hekiminin uygun gördüğü durumlarda hastaneye sevkler yapılarak hükümlü/tutuklulara gerekli sağlık hizmetlerinin verildiği, Ayrıca acil durumlarda derhal 112 Acil Servise haber verilerek gerekli tıbbi müdahalede bulunulduğu, gerek görülmesi halinde ambulansla hastaneye sevkin sağlandığı,

Hükümlü ve tutukluların bulunduğu ildeki Devlet veya üniversite hastanelerinde tedavisinin mümkün olmadığı hallerde, tedavisinin yapılabileceği daha kapsamlı hastanelerin bulunduğu illere sevk edilerek tedavilerinin yaptırıldığı, Ağır ve sürekli hastalığı bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası “Diğer hastalıklarda cezanın infazına resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.” ve altıncı fıkrasında belirtilen “Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.” hükümleri doğrultusunda işlem yapıldığı, Hastalığı nedeniyle Adli Tıp Kurumundan rapor bekleyen ya da tek başına öz bakım becerisini yapamayan ve başkasının bakımına muhtaç olan hükümlü/tutukluların barındırılması, rehabilite ve tedavilerini sağlamak amacıyla Metris, Elazığ R Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumları ile Menemen R Tipi Kapalı ve Açık

Ceza İnfaz Kurumlarının faaliyete geçirildiği, Hastalık nedeniyle ceza tehiri işlemleri, 5275 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da

Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp

Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. …” hükmüne istinaden Adli Tıp Kurumundan alınan sağlık raporu ve anılan Kanun’un 16. maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen hükümler gereğince ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından değerlendirilir.

Hastalık nedeniyle ceza tehiri işlemleri; hükümlü/tutuklunun kendisi, vekili veya vasisi tarafından infazına ara verilmesini talep etmesi halinde veya ceza infaz kurumu müdürlüğü tarafından resen başlatılarak neticelendirildiği, Adli Tıp Kurumu işlemleri tamamlanarak, tehiri uygun görülmemesine rağmen aradan geçen zamanda hastalığının ilerlemesi veya durumunda değişiklik olması halinde de ceza infaz kurumu tarafından re’sen yeniden işlemler başlatıldığı, Yasanın yürürlüğe girdiği tarih olan 24.01.2013 tarihinden itibaren ceza tehiri işlemi kapsamında Adli Tıp

Kurumu tarafından hayatını yalnız idame ettiremeyeceği belirtilmesine rağmen, Cumhuriyet

Başsavcılıkları tarafından toplum güvenliği değerlendirmesi olumsuz sonuçlanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olan hükümlü/tutukluların yasa kapsamında tahliye edilemediği, söz konusu işlemlerin ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından takip edildiği, Ayrıca, 7242 sayılı Kanun ile düzenlenen 5275 sayılı Kanun’un Geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası (b)

bendinde 30.03.2020 tarihine kadar işlenen bazı suçlar bakımından, “Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken süreler, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebilir. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca veya Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen bir raporla belgelendirilir.” hükmü

/

gereğince Cumhuriyet Başsavcılıklarının yetki alanında bulunan ceza infaz kurumlarında 65 yaş üstü olup da ağır veya kronik hastalığı ya da engel durumu bulunan hükümlülerin mevcut sağlık durumlarına ilişkin gerekli işlemlerinin takibine başlanıldığı, Hükümlülerin sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle cezalarının hafifletilmesi veya kaldırılması işlemleri ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen

“Görev ve yetkileri” kenar başlıklı 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrasında “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.” hükmü gereğince 20/1 No.lu Genelge doğrultusunda Genel Müdürlük tarafından takip edildiği, Ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutukların ağır ve sürekli hastalıkları başta olmak üzere tüm hastalıklarının takibi, tıbbi gereklilik ve mevzuat doğrultusunda titizlikle yapıldığı, Diğer taraftan, 01.02.2024 tarihinde Bilgi İşlem Genel Müdürlüğünden alınan verilerin incelenmesi neticesinde, ceza infaz kurumlarında barındırılan 80 yaş ve üzeri kişilerin infaz ve yaş aralıklarına göre dağılımlarını gösteren tablonun bir örneği ekte gönderilmiştir.” açıklamasına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11 inci maddesinde; “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.”, 3.2. “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 nci maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. …” 3.3. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” 3.4. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40 ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” 3.5. “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56 ncı maddesinde; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

… Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. …”

/

3.6. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “Vatandaşlar… kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye

Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

… Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. …”, 3.7. “Cumhurbaşkanının Görev ve yetkileri” başlıklı 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrasında; “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.” 3.8. “Yargı yolu” başlıklı 125 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

(…) (Ek cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) (…) Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.” (21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)

4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinde; “(1) Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.

(2) Ancak; a) (Mülga: 2/7/2018 – KHK/703/110 md.)

b) Yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemler, c) Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar, ç) Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetleri, Kurumun görev alanı dışındadır.”, 5. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Af” başlıklı 65 inci maddesinde; “(1) Genel af halinde, kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.

(2) Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.

(3) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.” 6. 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun “İlk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülecek davalar” başlıklı 24 üncü maddesinde;

“1. Danıştay ilk derece mahkemesi olarak:

/

a) (Değişik: 2/7/2018 – KHK-703/184 md.) Cumhurbaşkanı kararlarına, …

Karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idari davaları karara bağlar.” 7. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun; 7.1. “Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” başlıklı 16 ncı maddesinde; “ … (2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.

(3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet

Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Geri bırakma kararı, mahkûmun tâbi olacağı yükümlülükler belirtilmek suretiyle kendisine ve yasal temsilcisine tebliğ edilir.

Mahkûmun geri bırakma süresi içinde bulunacağı yer, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ilgili

Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Mahkûmun sağlık durumu, geri bırakma kararını veren Cumhuriyet

Başsavcılığınca veya onun istemi üzerine, bulunduğu veya tedavisinin yapıldığı yer Cumhuriyet

Başsavcılığınca, sağlık raporunda belirtilen sürelere, bir süre bulunmadığı takdirde birer yıllık dönemlere göre bu fıkrada yazılı usule uygun olarak incelettirilir. İnceleme sonuçlarına göre geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca, geri bırakmanın devam edip etmeyeceğine karar verilir. Geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkûmun izlenmesine yönelik tedbirler, bildirimin yapıldığı yerde bulunan kolluk makam ve memurlarınca yerine getirilir. Bu fıkrada yazılı yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde geri bırakma kararı, kararı veren Cumhuriyet

Başsavcılığınca kaldırılır. Bu karara karşı infaz hâkimliğine başvurulabilir.

… (6) (Ek: 24/1/2013-6411/3 md.) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.” 7.2. “Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi” başlıklı 17 nci maddesinde; “(1) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının infazı, çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca ertelenebilir.

(2) Erteleme, her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilir.

(3) Erteleme süresi içinde, hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak ceza derhal infaz olunur.

(4) Birinci fıkrada belirtilen hapis cezalarının infazına başlanmış olsa bile, hükümlünün yükseköğrenimini bitirebilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü veya bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülebilmesinin veya tarım topraklarının işlenebilmesinin

/

imkânsız hâle gelmesi veya hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları ya da hükümlünün hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi hâllerde, Cumhuriyet Başsavcılığınca bir yılı geçmeyen sürelerle hapis cezasının infazına ara verilebilir. Ancak bu ara verme iki defadan fazla olamaz.

(5) Erteleme isteminin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir.

(6) Bu madde hükümleri; a) Terör suçları, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar, b) Mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler, c) Disiplin veya tazyik hapsine mahkûm olanlar, hakkında uygulanmaz.” 7.3. “Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri” başlıklı 71 inci maddesinde; “Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.”, 7.4. “Hükümlünün beslenmesi” başlıklı 72 nci maddesinde; “Hükümlüye Adalet ve Sağlık bakanlıklarınca birlikte belirlenecek kalori esasına göre, sağlıklı ve güçlü kalması için nitelik ve nicelik olarak besleyici, sağlık koşullarına uygun, makul çeşitlilikte, yaş, sağlık, çalıştığı işin özelliği, dinî ve kültürel gerekleri göz önünde tutularak besin verilir ve içme suyu sağlanır…”, 7.5. “Hükümlünün muayene ve tedavisi” başlıklı 78 inci maddesinde; “Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır…”, 7.6. “Sağlık denetimi” başlıklı 79 uncu maddesinde; “Kurum hekimi, kurumu ayda en az bir kez denetleyerek genel ve özel önlem alınması gereken hastalıklar ile kurumda sağlık koşulları yönünden alınması gereken önerileri içeren bir rapor düzenler ve kurum yönetimine verir.”, 7.7. “Hastaneye sevk” başlıklı 80 inci maddesinde; “Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir.”,

7.8. “Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı” başlıklı 105/A maddesinde; “(1) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.

/

(2) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler.

(3) Yukarıdaki fıkralarda düzenlenen infaz usulünden; a) Sıfır-altı yaş grubunda çocuğu bulunan ve koşullu salıverilmesine iki yıl veya daha az süre kalan kadın hükümlüler, b) Maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen ve koşullu salıverilmesine üç yıl veya daha az süre kalan hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde yararlanabilirler. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adlî Tıp

Kurumundan alınan veya Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan bir raporla belgelendirilmelidir. …” 7.9. Geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında; “… (2) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) ve İkinci Kitap Dördüncü

Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere; … b) Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken süreler, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebilir. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adalet

Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca veya Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen bir raporla belgelendirilir. …” düzenlemelerine yer verilmiştir.

8. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 11.01.2006 tarihinde 952. Delegeler Komitesi toplantısı sırasında kabul edilen Üye Devletlere Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 No.lu

Tavsiye Kararının, konuya ilişkin hükümleri aşağıdaki gibidir:

“1. Özgürlüğünden yoksun bırakılan tüm kişilere insan haklarına saygılı bir şekilde davranılmalıdır.

2. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler, kendileri hakkındaki mahkûmiyet veya tutuklama kararı ile hukuken ellerinden alınmayan tüm haklarını muhafaza ederler.

… 40.3 Mahpusların, hukukî durumları nedeniyle ayrımcılığa tâbi tutulmaksızın ülkede mevcut olan sağlık hizmetlerine erişmeleri sağlanmalıdır.

… 40.5 Bu amaçla mahpuslara, kurum dışında sunulanlar da dâhil olmak üzere gerekli tüm tıbbî, cerrahî ve psikiyatrik hizmetler sağlanmalıdır.

… 42.3 Hekim veya ona bağlı nitelikli bir hemşire bir mahpusu muayene ettiği sırada; … Bedensel veya ruhsal bir hastalığın teşhis edilmesine, bunun tedavisi için ve mevcut tedavinin devamının sağlanması için gerekli tüm tedbirlerin alınmasına; … özel bir önem vermelidir.

… 46.1 Uzman tedavisine ihtiyaç duyan hasta mahpuslar, bu hastalığın tedavisinin cezaevinde yapılmasının mümkün olmaması hâlinde, uzman kurumlara veya sivil hastanelere nakledilmelidir.” 9. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 09.12.1988 tarih ve 43/173 sayılı Kararıyla kabul edilen Herhangi

Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütünü’nün, “İnsani tarzda muamele yükümlülüğü” başlıklı 1 inci maddesi; “Herhangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde muamele görür.” ifadesini haizdir.

9.1. “Tıbbi muayene yapılması” başlıklı 24 üncü maddesinde, tutulan veya hapsedilen bir kimsenin tutma yerine veya hapishaneye girişi yapıldıktan sonra mümkün olan en kısa sürede, tam ve doğru şekilde tıbbi muayenesinin yapılacağı, bundan sonra da gerekli olduğu zaman tıbbi bakım ve tedavisinin yapılacağı düzenlenmiştir.

10. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 08.04.1998 tarih ve 627 sayılı oturumunda kabul edilen Üye

Devletlere Cezaevinde Tıbbi Bakımın Ahlaki ve Kurumsal Yönleri ile ilgili R (98) 7 sayılı Tavsiye

Kararı Eki, “Cezaevinde Tıbbi Bakımın Ana Özellikleri: A Bir Doktora Müracaat” başlıklı kısmın 1 inci maddesinde, mahkûmların cezaevine girdiklerinde ve orada bulundukları süre içerisinde herhangi bir yersiz gecikme olmaksızın ve tutukluluk rejimlerine bakılmaksızın, gerekirse sağlık durumları itibarıyla her zaman bir doktora veya tam mesleki tecrübeye sahip olan bir hemşireye müracaat etme imkânına sahip oldukları belirtilmiştir.

11. 28.03.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in

“Karar verme süresi” başlıklı 36 ncı maddesinde; “Kurum, inceleme ve araştırmasını şikâyet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

12. Adalet Bakanlığının 02.01.2023 tarih ve 20/1 sayılı Genelgesinde; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrasına göre “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak” görev ve yetkisi

Cumhurbaşkanına aittir.

4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı

Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 17 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendiyle Adli Tıp

Kurumuna sürekli hastalık, engellilik ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarının hafifletilmesi veya kaldırılmasına ilişkin işlemler hakkında bilimsel ve teknik görüş bildirme görevi verilmiştir.

Hükümlülerin bizzat veya kanunî temsilcileri aracılığıyla Bakanlığımıza veya doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına yaptıkları talep üzerine ya da Cumhuriyet başsavcılığınca re’sen başlatılan cezalarının hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerini havî evrakın Bakanlığımız aracılığıyla Cumhurbaşkanlığı makamına gecikmeksizin eksiksiz olarak sunulabilmesi amacıyla 0l/01/2006 tarih ve 20 sayılı Genelgenin güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur.

/

Bu itibarla; 1- Hükümlünün durumunun sürekli hastalık, sakatlık veya kocama hâli olup olmadığının teşhis ve tespiti için tam teşekküllü bir Devlet hastanesi sağlık kuruluna sevk edilmesi, 2- Hükümlüye tam teşekküllü Devlet hastanesinden sağlık kurulu raporu alındıktan sonra; evvelce verilmiş tüm tetkik ve raporlar da talebine eklenerek, hükümlünün durumunun sürekli hastalık. sakatlık veya kocama hâli olup olmadığının teşhis ve tespitine ilişkin Adli Tıp Kurumundan bilimsel ve teknik görüş istenilmesi, 3- Adli Tıp Kurumuna görüş için gönderilen evrakın tasdikli birer örneğinin Cumhuriyet başsavcılığındaki dosyasında saklanması, 4- Hükümlünün, muayenesi istenmedikçe ve muayene için gün alınmadıkça bulunduğu yer ceza infaz kurumundan Adli Tıp Kurumunun bulunduğu yer ceza infaz kurumuna sevk edilmemesi.

5- Adli Tıp Kurumunun, hükümlüde “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” hâllerinden biri ya da birkaçının varlığını teşhis ve tespit etmesi hâlinde; Kurumun bu teşhis ve tespiti ile birlikte, sağlık kurulu raporu, onaylı nüfus kayıt örneği, infaza konu kesinleşme şerhli tüm ilâmları ile koşullu salıverilmenin geri alınması, içtima veya içtimaının çözülmesine ilişkin bu kararların kesinleşme şerhini içeren birer örneği, daha önce yararlandığı aflara ilişkin bilgi ve karar örnekleri, müddetname, infaz edilen ceza müddeti ile koşullu salıverilme tarihine kadar kalan süreyi açıkça belirten tutanak, varsa infaz tehir kararı, adlî sicil kaydı ile hükümlünün kolluk marifetiyle tespit edilecek mesleği, şahsî ve aile durumunu gösterir yazının, dizi pusulasına bağlanarak düzenlenecek bir fezleke ekinde derhal Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, 6- Adli Tıp Kurumunun, hükümlüde “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” hâllerinin bulunmadığına dair teşhis ve tespiti durumunda sadece Kurumun bu teşhis ve tespitini içeren görüşü ile sağlık kurulu raporunun onaylı bir örneğinin Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, 7- Hükümlünün veya kanuni temsilcisinin talebinden vazgeçmesi ya da Cumhuriyet başsavcılığı tarafından re’sen başlatılan işlemleri reddetmesi hâlinde, cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerinin sürdürülebileceği hususunun değerlendirilmesi, 8- Hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan tutuklu yönünden cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerine tevessül olunamayacağından, bu şekildeki talebin tahliye istemi mahiyetinde kabul edilerek gereğinin mahallinde takdir edilmesi, Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.” açıklamalarına yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ’NİN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

13. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurunun reddi yönünde hazırlanan öneri Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

/

14. Başvuran Kurumumuza yapılan başvurusunda özetle, müvekkilinin sağlık sorunları ve sağlık raporları ile ifade edilen kocama hali nedeniyle ceza infaz kurumunda tutulmaması gerektiğini belirterek

Anayasa m.104/16 hükmü kapsamında başlatılan değerlendirme sürecinin hızlandırılmasını talep etmektedir.

15. Kurumumuzca yapılan inceleme ve araştırmada ilgili idarelerden; 15.1. Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı; Anayasanın Cumhurbaşkanına tanıdığı af yetkisinin bir zorunluluğu değil, takdir hakkını ifade ettiğini; hakkındaki af talebini içeren Adalet

Bakanlığı dosyasının tanzim edilerek Cumhurbaşkanına arz edildiğini, 15.2. Adalet Bakanlığı; Kurumumuza yapılan başvurunun 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun 5 inci maddesi uyarınca “Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar” kapsamında kaldığının değerlendirildiğini; ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutukluların ağır ve sürekli hastalıkları başta olmak üzere tüm hastalıkların takibinin tıbbi gereklilik ve mevzuat doğrultusunda titizlikle yapıldığını, ağır ve sürekli hastalığı bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında işlem yapıldığını, hükümlülerin sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle cezalarının hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerinin ise Anayasanın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrası gereğince 20/1 No.lu Genelge doğrultusunda Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından takip edildiğini ifade etmiştir.

16. Adalet Bakanlığı tarafından gönderilen yazı ekinde yer alan diğer belgelerin incelenmesinden; 16.1. Başvuranın Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E. / K. / sayılı kararı ile 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 147 nci maddesi kapsamında müebbet hapis cezası ile cezalandırıldığı; cezaevine giriş tarihinin 19.08.2021, hak ederek tahliye tarihinin 19.08.2057 ve koşullu salıverilme tarihinin 19.08.2051 olduğu, 16.2. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 07.10.2021 tarih ve K. / sayılı kararı, 02.02.2022 tarih ve

K. / sayılı kararı ve 12.10.2022 tarih ve K. / sayılı kararı ile sağlık nedeniyle infazın geri bırakılması taleplerinin reddedildiği; başvuran vekilinin savcılığın infaz erteleme talebinin reddi kararlarına karşı yaptığı başvuruların İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin 22.05.2023 tarih ve K. / sayılı kararı ve İzmir 3. İnfaz Hâkimliğinin 11.11.2022 tarih ve K. / sayılı kararı ile reddedildiği, 16.3. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun ve numaralı kararları ile başvuran hakkında; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 16 ncı maddesinin altıncı fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, hayatını yalnız idame ettirebileceği; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği şeklinde görüş verdiği, 16.4. ve hakkındaki cezaların kocama hali sebebiyle Cumhurbaşkanı tarafından kaldırıldığı, 16.5. 01.02.2024 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında 80 yaş üstü 182 kişinin (18 hüküm özlü, 149 hükümlü ve 15 tutuklu) bulunduğu anlaşılmıştır.

17. Başvuran vekili tarafından dosyaya sunulan uzman görüşleri ve sağlık raporları incelendiğinde; 17.1. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 05.04.2023 tarih ve / K. sayılı raporunda; daha önce verilen kararlar özetlenip sonuç kısmında “ oğlu 1940 doğumlu diabetes mellitus, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, opere lomber dar kanal, sağ peroneal sinir hasarı, sağ düşük ayak, işitme kaybı tanıları olduğu, dosyadaki mevcut belgeleri ve kurulumuz muayene bulgularına göre senilitesi, görüntülenme sonuçları ve mevcut kronik hastalıkları birlikte, hâlihazırda; kocama hali olarak değerlendirildiği oy birliği ile mütalaa olunur.” ifadesine, 17.2. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 21.02.2023 tarihli Durum Bildirir Sağlık

Raporunda; “… İÇ HASTALIKLARI:-1. resmi sağlık kuruluşlarının mahkumlara özel bölümünde cezasının infazına devam edilmesi gerekmez. 2. tetkik ve tedavilerine devam etmek kaydı ile ceza evinde infazına devam edilmesi hayatı için kesin bir risk oluşturmaz.3. takip ve tedavilerine devam edildiği müddetçe ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirebilir. 4.İç hastalıkları ve endokrinolojik yönünden, ceza tehiri gerekmez. 5.dahili hastalıkları süreklidir. KALP DAMAR

CERRAHİSİ: 1. sürekli hastalık hali mevcuttur. 2. resmi sağlık kuruluşları özel bölümünde ceza infazı gerekmez. 3. Hapis cezası kalp damar cerrahisi açısından sağlıklı bireylere göre hayati riski artırır. 4.

kardiyolojik açıdan hayatını yalnız idame ettirebilir. 5. kalp damar cerrahisi açısından ceza infazının ertelenmesine gerek yoktur. KBB: 1. sürekli hastalık halı mevcuttur. 2. resmi sağlık kuruluşları özel bölümünde ceza infazı gerekmez. 3. hapis cezası kbb hastalıkları açısından sağlıklı bireylere göre hayatı riskini artırmaz.4. kbb hastalıkları açısından hayatını yalnız idame ettirebilir. 5. kbb açısından ceza infazının ertelenmesine gerek yoktur. BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ: 1. mahkumlara özel bölümde cezasının infazına devam edilmesine gerek yoktur. 2. hayatı için kesin tehlike oluşturmaz. 3. Hayatını yalnız idame ettirir. 4. ceza infazının ertelenmesine gerek yoktur. RADYASYON ONKOLOJİSİ: 2. resmi sağlık kuruluşları özel bölümünde ceza infazı gerekmez. 3. hapis cezasının infazı radyasyon onkolojisi açısından hayatı için kesin bir tehlike oluşturmaz. 4. Radyasyon onkolojisi açısından hayatını yalnız idame ettirebilir. 5. radyasyon onkolojisi açısından ceza infazının ertelenmesine gerek yoktur. FTR: 1.

resmi sağlık kuruluşlarının mahkumlara özel bölümünde cezasının infazına devam edilmesi gerekmez.

2.tetkik ve tedavilerine devam etmek kaydı ile ceza evinde infazına devam edilmesi hayatı için ftr açısından kesin bir risk oluşturmaz. 3.takip ve tedavilerine devam edildiği müddetçe ceza infaz kurumu koşullarında ftr açısından hayatını yalnız idame ettirebilir. 4. Ftr açısından ceza tehiri gerekmez 5.

sürekli hastalık ve sakatlık hali vardır. PSİKİYATRİ: bugünkü durumu ile akıl hastalığı yoktur. KURUL

ORTAK KARARI: sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hali vardır. ceza tehiri konusundaki kararın adli tıp kurumunca verilmesi uygundur.” ifadesine, 17.3. Prof. Dr. . 04.09.2021 tarihli uzman görüşünde; “…Sonuç olarak hastanın tıbbi durumu ve yaşı bir bütün olarak ele alındığında hastanın halîhazırda yaşamını güçlükle sürdürdüğü görülmektedir.

Kronik hastalıkları düzgün bir bakım altındayken bile nüks etmiş 81 yaşındaki bir kişi için cezaevi şartlarının mevcut sağlık problemlerini koruyarak yaşamını sürdürmesine engel teşkil edeceği ve ciddi hayati risk oluşturacağı kanaatindeyim.” ifadesine, 17.4. Prof. Dr. . 13.09.2021 tarihli bilimsel mütalaasında; “Kişide, yaşlılık (81 yaşında), mykard infarktüsü geçirmesine neden olmuş koroner damar hastalığı, kronik hipertansiyon ve hiperlidemi hastalıklarının bulunduğu, bunlara yönelik cerrahi ve medikal tedavi aldığı, bu tedavilere rağmen

hastalığın nüks ettiği, ancak hastanın durumunun yeni cerrahi girişimlere müsait olmadığı ilave olarak ilaçlara bağlı yan etkilerin ve renal yetmezliklerin gelişmiş olmasının hastanın medikal yönetimini güçleştirdiği, sonuçta mevcut kalp hastalığının yaşamsal ve acil müdahale gerektirebilecek komplikasyonlara neden olabileceği, sürecin ve hastanın yakın takip ve tedavi altında olmasını gerektirdiği, cezaevi koşullarının buna imkân vermeyeceği, Kişinin cezaevi koşullarında sağlığı için gerekli yaşam tarzı değişikliklerini uygulamayacağı, eşlik eden diğer hastalıklarının (…) kişinin kendi öz bakımını yapmasına engel olduğu ve alıkonma koşullarında yaşamını devam ettirmesinin kişinin sağlığı açısından uygun olmayacağı…” ifadelerine yer verilmektedir.

18. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; 18.1. Başvuran vekilinin Adalet Bakanlığına hitaben yazdığı Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun

05.04.2023 tarih ve / / / K. sayılı raporu uyarınca, Anayasanın 104 üncü maddesi

çerçevesinde hangi işlemlerin tesis edildiği, müvekkiline ait dosyanın Cumhurbaşkanlığı makamına arz edilip edilmediği, edildi ise hangi tarihte gönderildiği hususlarında tarafına bilgi verilmesi istemli

25.07.2023 tarihli dilekçesi ile bilgi edinme talebinde bulunduğu,

18.2. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün başvuran vekiline gönderdiği 10.08.2023 tarihli cevabında; “4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca yapmış olduğunuz 25.07.2023 tarihli dilekçeniz incelenmiş olup, bahse konu belgelerin ve dosyanın Genel Müdürlüğümüzce, Cumhurbaşkanlığı

İdari İşler Başkanlığı’na gönderildiği hususunda …” ifadesine yer verildiği, 18.3. Cumhurbaşkanlığı Makamına 16.08.2023 tarihli Bilgi Edinme Kanunu kapsamında yapılan başvuruda; “Müvekkillerle ilgili sağlık raporlarının üzerinden 4 aydan daha uzun bir zaman geçmiştir.

Anayasanın 104/16 ncı maddesi kapsamında Sayın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinden olan işlemle ilgili bu güne kadar herhangi bir işlem yapılmadığı görülmektedir ve bu davadaki başkaca hükümlülerle ilgili Anayasa belirtilen maddesi uygulanmış, cezaları kaldırılmıştır. Belirtilen Anayasa maddesi kapsamında tarafımızdan tamamlanması gereken bir evrak ya da işlem olup olmadığının, geçeri zaman ve müvekkillerin yaşları dikkate alındığında Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa 104/16 ncı maddesi kapsamında bir takvim ve imza zamanı belirlenip belirlenmediğinin (bu tarihin ne olduğu) 4982 sayılı Bilgi

Edinme Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 2/3 ncü maddeleri gereğince tarafıma bilgi verilmesi

…” ifadesine yer verildiği anlaşılmaktadır.

19. Yaşam hakkı, devletlere, kendi egemenliği altında bulunan herkesin, öncelikle fiziki varlığını herhangi bir tehdit ve tehlikeye karşı koruma ve sürdürebilme hakkını güvence altına alma yükümlülüğü getirmektedir. Bu öneminden hareketle yaşam hakkı, Anayasanın 15 inci maddesi hükmü uyarınca ilan edilen savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde bile askıya alınmasına izin verilmeyen, kişinin eylemi ve suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya yer verilmeyen ve temel hak ve özgürlükler içerisinde

“mutlak hak” olarak nitelendirilen bir haktır.

20. Diğer yandan, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla tüm tedbirleri almak ve bu amaçla temel sağlık hizmetlerini yürütmek, devletin en temel yükümlülüklerinin başında gelmektedir. Bu husus Anayasanın 56 ncı maddesinde açık şekilde güvence altına alınmıştır.

21. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

/

bulunmaktadır. Devletin, -negatif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra -pozitif bir yükümlülük olarak- yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (AYM, Serpil Kerimoğlu ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2012/752, T.17.09.2013).

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin ve dolayısıyla bu durumdaki hasta kişilerin durumuna ilişkin özel bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte, idare tarafından hükümlü bulunan kişilerin fiziksel bütünlüğünün korunması için gerekli tıbbi önlemlerin alınması yükümlülüğünden bağımsız olarak, ister fiziksel ister ruhsal olsun doğal yolla meydana gelen bir hastalıktan çekilen sıkıntı, 3 üncü madde çerçevesinde değerlendirilebilecektir. Rahatsızlık tutukevi koşullarında daha da artıyor ve risk oluşturuyorsa bu durumdan yetkililer sorumlu tutulabilecektir (AİHM, Mouisel/Fransa, B. No: 67263/01, 14.11.2002, §§ 37, 38 ve 40; AİHM, 2002-IX ve Pretty/İngiltere, B. No.

2346/02, § 52; AİHM, 2002-III ve bu kararlarda yer alan referanslar).

23. Temel sağlık hizmetlerinden yararlanma açısından tutulu kişilerin, toplumun diğer üyelerinden bir farkı bulunmamaktadır. Çünkü 5275 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi hükmü uyarınca, cezanın infazı, hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten mahrum bırakmaktan ibaret olup; bunun dışında, sağlık, eğitim vs. temel hak ve özgürlüklerin kullanılması açısından bir kısıtlama içermemektedir. Bu sebeple tutulu kişiler de sağlık hakkı konusunda, toplumun diğer üyelerinin yararlandıkları tüm imkânlardan yararlanmaktadırlar. Zaten 5275 sayılı Kanun’da, tutulu kişiler açısından sağlık hakkının teminat altına alındığı görülmektedir. 5275 sayılı Kanun’da tutuklu ve hükümlülerin hastalık halinde muayene ve tedavilerinin nasıl yapılacağı hususu ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

24. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” başlıklı 16 ncı maddesi, çok sıkı şart ve kurallar çerçevesinde, hapis cezalarının infazının ertelenmesi müessesesini düzenlemektedir. Maddenin ikinci fıkrası hükmü uyarınca akıl hastalığı hariç diğer hastalıklara maruz kişilerin cezasının infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunacağı, ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûm iyileşinceye kadar infazın geri bırakılacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrası hükmü uyarınca, bir üstte yer verilen geri bırakma kararı (erteleme), Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilecektir. Üçüncü fıkranın devamında, hastalık nedeniyle mahkûmun cezasının infazının geri bırakılması kararından sonra, geri bırakma süresince mahkûm hakkında

Cumhuriyet başsavcılığınca alınabilecek önlemler ile mahkûmun uyması gereken kurallar ve infaz hâkimliğine itiraz müessesesine dair kurallar düzenlenmektedir.

25. Kamu Denetçiliği Kurumu başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan hakları ihlallerine ilişkin iddialara hassasiyetle yaklaşarak şikâyetin insan hakları, temel hak ve özgürlükler, kadın hakları, çocuk hakları ve kamuyu ilgilendiren genel konulara yönelik olması hâlinde menfaat ihlali şartını aramamakta (Uygulama Yönetmeliği md. 7), telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan hâllerde idarî başvuru yolları tüketilmese dahi şikâyet başvurularını kabul edebilmektedir (Uygulama Yönetmeliği md. 12/4). Özellikle cezaevinde bulunan kişilerin yaşam hakkı kapsamında

/

yer alan başvuruları Kurumumuz tarafından ilgili mevzuatı kapsamında daha hassas bir incelemeye konu edilmektedir. Ancak 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar Kurumun görev alanı dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla Kurumumuzun görev alanı dışında bırakılan nihai karar merciinin ilgilinin tutuklu ya da hükümlü oluşuna göre yetkili Mahkeme ya da Cumhuriyet

Başsavcılığı olduğu cezanın tehiri, infazın ertelenmesi ya da tahliyenin sağlanması gibi talepler hakkında yargı mercilerinin görev alanına giren hususlara ilişkin bir karar alınamamakta, ancak yaşam hakkı gibi temel insan hakları ihlallerine ilişkin iddialar açısından yargı mercilerinin görev alanına girmeyen, idarenin yürüttüğü iş ve işlemlere ilişkin Kurumumuzca değerlendirme yapılmaktadır.

26. Somut başvuruda başvuran vekili tarafından müvekkilin 83 yaşında olduğu ve sağlık sorunları ve sağlık raporları ile ifade edilen kocama hâli nedeniyle ceza infaz kurumunda tutulmaması gerektiği, başvuran ile aynı dosyada yargılanan ve haklarında müebbet hapis cezası verilen hükümlülerden ve hakkında Cumhurbaşkanının af yetkisini kullandığı belirtilerek Anayasa m.104/16 hükmü kapsamında başlatılmış olan sürecin Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından henüz sonuçlandırılmamış olması nedeniyle başvurucunun Anayasa m.2 (hukuk devleti, öngörülebilirlik), m.10 (kanun önünde eşitlik ve ayrımcılık yasağı), m.13 (haklara müdahalede ölçülülük), m.17 (maddi ve manevi varlığının korunması hakkı), m.40 (etkili başvuru hakkı) hükümleri tarafından garanti altına alınan hakları ve ilkeleri ile korunan bir dizi hakkının ihlal edildiğinin tespiti ve Anayasa m.104/16 hükmü kapsamında başlatılan değerlendirme sürecinin hızlandırılması ve imza sürecinin ivedilikle tamamlanması amacıyla Cumhurbaşkanlığı Makamına yönelik tavsiye kararı alınması talebinde bulunulmaktadır. Başvuran vekili tarafından başvuru dilekçesinde yetkinin kullanılması açısından esas belirleyici olanın Adli Tıp Kurumu raporu olduğu, Cumhurbaşkanlığı Kararının tamamlayıcı mahiyette olabileceği, Cumhurbaşkanının Anayasa hükmü uyarınca takdir yetkisinin bulunmadığı, hafifletme veya kaldırma görevinin bulunduğu belirtilmektedir.

27. Dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesinden, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 07.10.2021 tarih ve K. / sayılı kararı, 02.02.2022 tarih ve K. / sayılı kararı ve 12.10.2022 tarih ve

K. / sayılı kararı ile sağlık nedeniyle infazın geri bırakılması taleplerinin reddedildiği; başvuran vekilinin savcılığın infaz erteleme talebinin reddi kararlarına karşı yaptığı başvuruların İzmir 1.

İnfaz Hâkimliğinin 22.05.2023 tarih ve K. / sayılı kararı ve İzmir 3. İnfaz Hâkimliğinin

11.11.2022 tarih ve K. / sayılı kararı ile reddedildiği, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun

ve / / / numaralı kararları ile başvuranın durumunun; 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 16 ncı maddesinin altıncı fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, hayatını yalnız idame ettirebileceği; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanununun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği şeklinde görüş verdiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 05.04.2023 tarih ve

/ / / K. sayılı raporunda kocama hali bulunduğunun belirtildiği, 01.02.2024 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında 80 yaş üstü 182 kişinin bulunduğu anlaşılmıştır.

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi’nin başvurusuna ilişkin

/ Başvuru No.lu ve 10 Nisan 2012 karar tarihli kararında; “… 59. Başvuran Sözleşme’nin 3.

/

maddesini ileri sürerek düzenli tıbbi takip ve bazen de acil bir tıbbi müdahale gerektiği için sağlık durumunun hapishane şartlarına uygun olmadığını iddia etmektedir. Başvuran, sadece seçtiği uzman doktorların kendi sağlık durumunun kötüye gitmesini engelleyebileceğini ve cezaevinde çalışan pratisyen doktorların acil durumda gerekli tedaviyi sağlayacak durumda olmadığını ileri sürmektedir. Örneğin 10

Mayıs 2010 tarihinde, hemen hastaneye sevk edilme0diği ve bunun için ertesi günü beklemeleri nedeniyle cezaevi yetkililerini suçlamaktadır. … 61. Sözleşme’nin 5. maddesi 3. paragrafını ileri süren başvuran, sağlık durumu göz önüne alındığında, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu iddia etmektedir. Başvuran ayrıca tutukluluk halinin devam etmesi için yerel mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin yetersiz olmasından şikâyet etmektedir. … Başvuranın, Sözleşme’nin 5. maddesi, 4. paragrafı bağlamındaki şikâyetlerinin (tutukluluğun yasallığına itiraz etmek için etkili bir iç hukuk yolunun olmaması)

incelenmesinin ertelenmesine; Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.

29. Başvuran vekilinin, müvekkilinin tedavisine, cezaevi koşullarına, idarenin müvekkili hakkındaki herhangi bir işlemine ilişkin veya müvekkili ile ilgili 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanun kapsamında Kurumumuzdan bir talebi bulunmamaktadır. Şikâyetçinin

Kurumumuzdan talebi Cumhurbaşkanlığı Makamının Anayasa m.104/16 hükmü kapsamındaki değerlendirme sürecini hızlandırması yönünde tavsiye kararı verilmesidir. Ceza İşleri Genel

Müdürlüğünün başvuran vekiline gönderdiği 10.08.2023 tarihli cevabında dosyanın

Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığına gönderildiği, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı tarafından ise hakkındaki af talebini içeren Adalet Bakanlığı dosyasının tanzim edilerek Cumhurbaşkanına arz edildiği belirtilmiştir. Danıştay, benzer konulu bir başvuruda Adli Tıp

Kurumu raporunun sağlık sorunlarının Anayasada belirtilen üç hal kapsamında olmadığına ilişkin raporuna rağmen af başvurusunun Cumhurbaşkanlığına iletilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir. (Danıştay 10

Dairesi E.2006/6659, K.2007/1390, T. 13.03.2007) Somut olayda başvurucunun af talebinin ilgili merciler tarafından Cumhurbaşkanına arz edildiği anlaşılmaktadır.

30. Dolayısıyla Kurumumuz tarafından yürütülen inceleme, başvuran vekili tarafından dilekçesinde iletilen talep bağlamında Cumhurbaşkanına tanınan af yetkisinin kapsamı, mahiyeti ile

Cumhurbaşkanının bu konuda Anayasa hükmü uyarınca takdir yetkisinin bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlıdır.

31. Hukukun en eski müesseselerinden biri olan af; “Suç teşkil eden fiiller için ceza vermek hakkını ortadan kaldıran, verilmiş olan cezaların kısmen veya tamamen infazını önleyen, yetkili mercilerce yapılmış hukukî tasarruflar” (Özek Çetin, Umumi Af, İÜHF Mecmuası, C.24, S.1-4, İstanbul 1959, s. 119. (118-175)) veya

“Genel olarak kaynağını anayasalarda bulan, teknik yönleri bakımından ise ceza kanunlarında düzenlenmiş olan; bazen kamu davasını düşüren veya kesinleşmiş bir ceza mahkumiyetini bütün kanuni sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran, bazen de kesinleşmiş bir cezanın sadece kısmen veya tamamen infazını önleyen veya başka bir cezaya dönüştüren yasama ya da yürütme organlarının yaptığı bir kamu hukuku tasarrufu” (Sözüer Adem, Türk Hukukunda Af, 4454 ve 4616 Sayılı Kanunlarda Öngörülen Şartla

Salıverilme ve Ertelemeye İlişkin Hükümlerin Hukuksal Niteliği İle Bu Hükümlerin Anayasaya Uygunluğu

Sorunu, Anayasa Yargısı, C.17, S. 1, 2001, s. 223. (219-253)) şeklinde tanımlanabilir.

/

32. Af müessesesi geçmişten günümüze sürekli tartışma konusu olmuş bir kurumdur. Öyle ki ceza hukukunun temellerinin atıldığı 18. yüzyılda Cesare Beccaria tarafından kaleme alınan Suçlar ve Cezalar

Hakkında adlı eserde; “cezaların ılımlı ve yargılamaların düzenli, kurallara uygun ve çabuk olduğu bir yazılı hukuktan affın çıkarılıp atılması gerektiği; yasalarda görülen saçmalıklar ve densizlikler ile verilen hükümlerdeki acımasız cezaların afları zorunlu kıldığı ve affın suçlularda cezasız kalma umudunu ve düşünü kışkırtmak mahiyetinde olduğu” ifadelerine yer verilmiştir. (Cesare Beccaria, Suçlar ve Cezalar

Hakkında (Dei delitti e delle pene), Çeviren: Sami Selçuk, Ankara 2016, s. 217-219.) Af müessesesini savunanlar ise bu kurumun haksızlığı tamir etme kuvveti bulunduğunu, büyük siyasi olaylardan sonra siyasi saiklerle yapılan muamelelerin ortaya çıkardığı toplumsal tartışmaların, huzursuzlukların ve psikolojik çöküntünün giderilmesi ve adalet mekanizmasının işlemediği durumlarda yaşanılan adli hataların düzeltilmesi amaçlarına hizmet ettiğini ve bazen toplumsal barışın af yoluyla sağlanabileceğini belirtmektedir.

33. Anayasa Mahkemesi de af müessesesini “Af, suç teşkil eden fiiller için ceza vermek hakkını ortadan kaldıran, verilmiş olan cezaların kısmen veya tamamen infazını önleyen, yetkili mercilerce yapılmış hukuki tasarruflardır. Af yetkisinin kullanılması, netice itibariyle devletin cezalandırmak hakkından geçici olarak feragat etmesi anlamına gelmektedir. Af bazen sadece kesinleşmiş cezaları kaldıran, hafifleten veya değiştiren, bazen de kamu davasını düşüren veya mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte yok sayan bir kamu hukuku tasarrufudur. Bu genel tanım affın iki şekilde ortaya çıktığını göstermektedir. Bunlardan biri mahkûmiyet ve kamu davasını ortadan kaldıran genel af, diğeri de sadece cezaya etki eden özel aftır.” şeklinde tanımlamıştır. (AYM, T. 18.07.2001, E.2001/4, K.2001/332) Mahkemenin affın hukuki niteliğine ilişkin yer verdiği başka bir kararında, “Ceza hukukunda, kamu davasını ve cezayı düşüren bir neden olarak kabul edilen “af”, nesnel ceza yasaları öznel durumlara uygulanırken ortaya çıkabilecek kimi uygunsuzlukların giderilmesinde, başka bir deyişle cezanın, yasa koyucunun öngörmediği ya da öngörülenden daha şiddetli bir sonuç verdiği durumlarda gerekli olabilir. Af, böylece, cezanın istenmeyen etkisini azaltarak ceza adaletine yardımcıdır. Af, kimi zaman ceza siyasetinin uygulama aracı olarak da düşünülebilir: Toplumdaki çatışmaların unutulması, kin duygularının kökleşmesinin önlenmeye çalışılması gibi. Ayrıca, cezaevlerinin durumları ve adlî hataların giderilmesi gibi nedenler affı gerekli kılabilir. Genel af, kamu davasını ve hükmolunan cezaları bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırır (Türk Ceza Yasası, madde 97). Özel af ise, yalnızca cezaya etkili olan aftır. Hükmolunmuş cezayı kaldırır, azaltır ya da başka bir cezaya çevirir (Türk Ceza Yasası, madde 98).” (AYM, T. 19.07.1991, E.1991/22, K.1991/25) ifadelerine yer verilmiştir.

34. 1982 Anayasasının 87 nci maddesi “genel ve özel af ilanını” Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM)

yetkileri arasında saymıştır. Ancak, bu yetki konu bakımından istisna barındırmaktadır. Anayasanın 169 uncu maddesinde “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.” denilmek suretiyle orman suçları bu yetkinin kapsamı dışında tutulmuştur.

Belirtilen konu yönünden sınırlama ve aranacak nisaplar haricinde TBMM’nin af yetkisi hiçbir şarta bağlı tutulmamıştır.

35. 1982 Anayasası af yetkisini TBMM’nin yanında Cumhurbaşkanına da tanımıştır. Anayasanın 104 üncü maddesinde “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” hallerinin mevcudiyeti halinde Cumhurbaşkanının

/

kişinin cezasını hafifletebileceği veya kaldırabileceği hüküm altına alınmıştır. Cumhurbaşkanının af yetkisi sebepleri Anayasa ile sınırlandırılmış, kişiye özgü çıkarılabilen özel af yetkisidir. Doktrinde bu yetki bireysel ya da sınırlı özel af olarak da adlandırılmaktadır. (Toroslu Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Ankara 2010, s. 436.) Öte yandan, TBMM’nin af yetkisine getirilen sınırlamalar Cumhurbaşkanının bireysel özel af yetkisi bakımından geçerli değildir.

36. Af yetkisinin kullanılmasının yargı organları açısından önemli bir sonucu da affın mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi ile yakından ilişkisidir. Mahkemelerin bağımsızlığının, af yetkisinin kullanılmasında dikkate alınması büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla Anayasa ile yasama ve yürütme organını temsilen

TBMM’ye ve Cumhurbaşkanına tanınan af yetkisinin sadece bu iki makama tanınması belirli bir amacı ihtiva etmektedir. Doktrinde siyasal, felsefi, sosyolojik, hukuksal tartışmalara konu olan af yetkisinin kullanımında bu iki makama yetki tanınarak, affın geri alınamazlığı özelliği de dikkate alındığında, belirli bir dengenin gözetilmesinin yanı sıra kamu düzeninin dikkate alınması da amaçlanmıştır. Af yetkisinin kaynağının Anayasa olması da bu şekilde yorumlanmalıdır. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılan genel ve özel af ilânı üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile alınabilmektedir.

37. Toplu özel af çıkarma yetkisi münhasıran TBMM’ye aitken kişiye özgü af çıkarma yetkisi

TBMM’nin yanı sıra Cumhurbaşkanı’na da aittir. TBMM’nin af yetkisi sebep unsurları açısından sınırlandırılmadığı halde Cumhurbaşkanı’nın af yetkisi “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” sebepleriyle sınırlandırılmıştır. Cumhurbaşkanı kendisine ait olan bu af yetkisini tek başına kullanmaktadır.

38. Somut olay bakımından değerlendirme yapılabilmesi için Cumhurbaşkanına tanınan özel af yetkisinin hukukî mahiyetinin ortaya koyulması gerekmektedir. Cumhurbaşkanına tanınan özel af yetkisi, yürütme ile ilgili yetkilerindendir. (Özbudun Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara 2014, s. 335.) Anayasa Mahkemesi de affın yargısal bir faaliyet olmadığını, yasama ve yürütme erkine ait bir tasarruf olduğunu belirtmiştir.

(AYM, T. 18.03.1986, E.1985/30, K.1986/10) Cumhurbaşkanının bireysel nitelikteki işlemleri

Cumhurbaşkanı kararları olarak adlandırılmaktadır. Cumhurbaşkanı bu yetkisini, bireye özgü şekilde, Resmi Gazetede Cumhurbaşkanı kararları yayımlamak marifetiyle kullanmaktadır. Bu itibarla, Cumhurbaşkanının af yetkisini kullanması şeklinde tezahür eden tek taraflı idari işlemi de Cumhurbaşkanı kararı niteliğindedir. (Özdemir Yücel, Cumhurbaşkanlığı Kararlarının Yargısal Denetimi, SÜHFD, C.29, S.4, Konya 2021, s.3224.) Sonuç olarak, Cumhurbaşkanının, sürekli hastalık, sakatlık ve kocama nedeniyle kişilerin cezalarını hafifletmesi veya kaldırılması şeklinde tezahür eden sınırlı özel af yetkisi mahiyetindeki işlem idari niteliği haiz bir yetkidir. (Gözler Kemal, Kaplan Gürsel, İdare Hukuku Dersleri, Bursa 2013, s.

130.) Öte yandan, Cumhurbaşkanına tanınan bu yetki, subjektif, inşai ve yararlandırıcı mahiyette bireysel nitelikte bir işlemdir. (Kayaoğlu, Demet, Türk Hukuku’nda Devlet Başkanının Af Yetkisi, Yüksek Lisans

Tezi, Erzincan 2020, s.79.)

39. Anayasada Cumhurbaşkanının af yetkisini kullanma usulünü düzenleyen herhangi bir hüküm mevcut değildir. Cumhurbaşkanı kendisine tanınan bu yetkiyi re’sen kullanabileceği gibi kişinin doğrudan

Cumhurbaşkanına başvurmasında da herhangi bir engel yoktur. (Kayaoğlu, s.88.) Ancak, uygulamada başvurular genellikle Cumhuriyet Başsavcılıklarına veya Adalet Bakanlığına yapılmaktadır. Bu itibarla, bahse konu işlemlerin nasıl icra edileceğine dair Adalet Bakanlığının 02.01.2023 tarih ve 20/1 sayılı

/

Genelgesi yayınlanmıştır. Genelgeye göre, başvurunun Adalet Bakanlığı veya Cumhuriyet

Başsavcılıklarına yapılması gerekmektedir. Yapılan başvuru sonrasında hükümlü tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilmekte ve hükümlüdeki rahatsızlığın Anayasada belirtilen üç sebebe ilişkin bir hal olup olmadığının açıkça belirtilmesi istenilmektedir. Hükümlüye tam teşekküllü devlet hastanesinden rapor alındıktan sonra bu rapor ve mahkûmiyet evraklarının da içerisinde bulunduğu birtakım evraklar, mütalaa alınmak üzere Adli Tıp Kurumuna gönderilmektedir. Adli Tıp Kurumu gerekli görürse hükümlüyü tekrar muayene edebilmektedir. Adli Tıp Kurumunun hükümlünün mevcut durumunun Anayasada belirtilen üç halden bir ya da birkaçına ilişkin olduğu yönündeki mütalaası ile birlikte hükümlünün evrakları Ceza İşleri

Genel Müdürlüğüne gönderilmekte ve evraklar burada toplanmaktadır. Genelgede düzenlenen bu prosedür

Adalet Bakanlığına ya da Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurulması durumunda uygulanacak sürece ilişkindir. Doğrudan Cumhurbaşkanlığına başvurulması durumuna ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada doğrudan Cumhurbaşkanlığına yapılan başvuruların gerekli evrakların toplanması ve Anayasadaki üç halin varlığının tespiti için Adalet Bakanlığına gönderildiği anlaşılmaktadır.

40. Cumhurbaşkanı kararları, Cumhurbaşkanının bireysel nitelikteki işlemleri olarak tanımlanabilir.

Cumhurbaşkanının bireysel işlemlerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek, Anayasa

Mahkemesine üye seçmek, Danıştay üyelerinin dörtte birini atamak, sürekli hastalık, sakatlık, kocama nedeniyle kişilerin cezalarını hafifletme veya kaldırma işlemi örnek gösterilebilir. Danıştay Kanununun 24 üncü maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı Kararlarının yargısal denetimi ilk derece mahkemesi sıfatıyla

Danıştay’da yapılmaktadır. Ancak, bu noktada değerlendirilmesi gereken nokta, başvuru özelinde de geçerli olan, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerin yargısal denetimidir. Bahse konu durumun daha iyi aktarılabilmesi için 2017 tarihli Anayasa Değişikliği öncesi duruma da değinilmesini gerektirmiştir.

41. Anayasanın 125 inci maddesinde yer alan “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler… yargı denetimi dışındadır.” hükmünün kaldırılması ile beraber doktrinde hükümet tasarrufu olarak ifade edilen yargı dışı alan yeniden tartışmaya açılmıştır. Bu noktada, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerin yargısal denetime tabi olduğu ve olmadığı yönündeki görüşleri açıklamak konunun izahı bakımından önem arz etmektedir.

42. İlk görüş, 2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği sonrasında Cumhurbaşkanının tüm işlemlerinin yargı denetimine tabi olduğu yönündedir. İdari yargı denetimine tabi olmak bakımından Cumhurbaşkanı işlemlerinin bireysel ya da düzenleyici işlem olması önemli değildir. Çünkü, Cumhurbaşkanının düzenleyici nitelikte kararları da vardır. Önemli olan Anayasada özel olarak statüsü belirtilen

Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin hukuki niteliğini taşımamalarıdır. Cumhurbaşkanı kararları genel olarak üst kademe yöneticisi atama, farklı kurumlara üye atama ve seçme gibi bireysel işlemlerdir. Bu işlemler 2017 değişikliklerinden önce Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler kategorisinde değerlendirilmekte olup bizzat Anayasanın öngördüğü yasama kısıntısı nedeniyle hukuki denetime tabi olmamaktaydı. Artık bu Cumhurbaşkanı kararları da idari yargı denetimine tabidir. Dolayısıyla Anayasanın lafzına göre bugün hiçbir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (Olağanüstü dönem Cumhurbaşkanı kararnameleri hariç), Cumhurbaşkanı kararı ya da yönetmeliği yargı denetimi dışında tutulmamalıdır.

(Özdemir, s.3237-3238.) Benzer şekilde, Cumhurbaşkanı Anayasanın 104 üncü maddesinde kendisine tanınan af yetkisini kullanırken Anayasada belirtilen sebepler dışına çıkabilir. Yani sürekli hasta olmayan, sakat olmayan, kocama hali bulunmayan birini affedebilir. Aksi durumun kabulü halinde bu işlemlerin

/

yargısal denetimi yapılamayacaktır. (Armağan, Servet, Anayasa Hukuku Açısından Af Yetkisinin

Değerlendirilmesi, Anayasa Yargısı 18, Ankara 2001, s.351-359)

43. İkinci görüş, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlere karşı yargı yolunun kapalı olduğu yönündedir.

2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlere karşı yargı yolunu kapatan

Anayasa hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun sonucu olarak, Cumhurbaşkanının hangi işlemlerine karşı yargı yolunun kapalı olduğu konusunda tek başına yaptığı işler kıstası uygulama kabiliyetini yitirmiştir. Yeni durumda, Cumhurbaşkanı kararlarından hangilerinin yargı denetimine tabi tutulabilecekleri noktasında kıstas, Cumhurbaşkanının idari fonksiyona dâhil olan veya olmayan işlemlerinin belirlenmesi veya devletin başı olması sıfatıyla yaptığı ya da devletin yüksek menfaatlerine ilişkin olarak yaptığı işlemler ile diğer işlemlerin birbirinden ayırt edilmesi olmuştur.

Bu görüş, Cumhurbaşkanı kararlarından bazıları, Cumhurbaşkanının Devletin başı ve yürütme organı olarak yaptığı Anayasadan kaynaklı siyasal nitelikli kararlar olarak değerlendirilmeleri ya da devletin yüksek menfaatine ilişkin olarak yapılmaları nedeniyle, diğer Cumhurbaşkanı kararlarından farklılık arz ettiği ve idari yargı denetimi dışında olması gerektiğini savunmaktadır. Burada önemli olan

Cumhurbaşkanının, sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak şeklindeki işlemlerinin devletin başı sıfatıyla yapıldığı ya da devletin yüksek menfaatlerine ilişkin olup olmadığının belirlenmesidir. Cumhurbaşkanının af yetkisi Devletin başı olma sıfatıyla kendisine Anayasayla tanınmış bir yetkidir. Anayasada Cumhurbaşkanının af yetkisi sebep ölçütü bakımından sınırlandırılmıştır. Ancak konu bakımından Cumhurbaşkanının af yetkisini sınırlayan hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. (Kayaoğlu, s.94-98.)

44. 2017 tarihli Anayasa değişikliği öncesi, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler Anayasanın 125 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yargı denetimi dışında bırakılmakla beraber yasama kısıntısı oluşturmaktaydı. Değişiklik öncesi söz konusu düzenleme “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır.” hükmünü ihtiva etmekteydi. 2017

Anayasa değişikliği sonrasında Cumhurbaşkanı Kararnamelerine karşı Anayasa Mahkemesine, kararname dışında yer alan diğer işlemlerine karşı Danıştay’a gidilebilmektedir. Benzer şekilde, 6328 sayılı Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununda 703 sayılı KHK ile yapılan değişiklik ile daha öncesinde kurumun görev alanı içerisinde yer almayan Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler kurumun inceleyebileceği konular arasına dâhil edilmiştir. Bu itibarla, Cumhurbaşkanı Kararının hukuki denetiminin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden ortaya konulması gerekmektedir.

45. Cumhurbaşkanının af yetkisini kullanma noktasında geniş bir takdir alanına sahip olduğu görülmekle beraber Anayasa’da bu hakkın kullanımı “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” hallerinin mevcudiyeti durumuyla sınırlı kullanmak dışında herhangi bir tahdidi vaziyet bulunmamaktadır.

46. Cumhurbaşkanı af yetkisini kullanıp kullanmama noktasında geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Benzer şekilde, Danıştay, bir kararında Cumhurbaşkanı’nın özel af yetkisini, koşulları taşısalar bile her başvuru sahibi hükümlü için kullanmak zorunluluğu bulunmadığını ve Cumhurbaşkanının bu konuda takdir yetkisine sahip olduğunu ifade etmiştir. (Danıştay 10. Daire, T. 19.03.2007, E. 2006/6659, K. 2007/1390.) Ancak, bu yetki mutlak ve sınırsız bir yetki mahiyetinde değildir. Cumhurbaşkanının af yetkisi idari işlemin sebep unsuru bakımından sınırlandırılmaktadır. Cumhurbaşkanı bu yetkisini ancak sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hallerinin varlığı halinde kullanabilmektedir. Somut olayda da yer alan

/

kocama hali bakımından çıkarılmış olan af kanunlarına bakıldığında kocamanın yaşa göre değil, fizyolojik özelliklere göre belirlendiği yorumu yapılabilmektedir. Örneğin, 1740 karar sayısı ile çıkarılan

Cumhurbaşkanı Kararı ile cezası affedilen hükümlü 45 yaşındadır ve Adli Tıp Kurumu raporunda hükümlünün sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hali kapsamında olduğu yönünde mütalaa vermiştir.

Bununla birlikte, Cumhurbaşkanı önüne gelen olayda bahse konu hallerin varlığı halinde dahi af yetkisini kullanmama hakkına sahiptir.

47. Başvuru konusuna benzer durumlara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına bakıldığında; Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS), hasta olmaları bir yana, özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişilerin durumuna ilişkin özel bir hüküm içermediğini, AİHS’in özgürlüğü kısıtlanan bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir “genel zorunluluk” getirmediğini, ancak doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının, yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutulma koşullarından dolayı artması ya da artma riski bulunması halinde bu durumun AİHS’in 3 üncü maddesi kapsamına girebileceğini, devletin, özgürlüğünden yoksun bıraktığı

kişinin beden ve ruh sağlığından sorumluluğu bulunduğunu belirtmektedir (Mouisel/Fransa, B. No:

67263/01, 14.11.2002, §§ 38-40). AİHM başka bir kararında; iyileşmesi ciddi derecede zor bir hastalığı olan tutuklunun salıverilmesine veya sivil bir hastaneye getirilmesine ilişkin genel bir yükümlülük bulunmasa da çok ciddi durumlarda ceza adaletinin insani tedbirler alınmasını gerektirebileceği açıklamalarına yer vermiştir. (Xiros/Yunanistan, B. No: 1033/07, 09.09.2010, § 74) Yine, AİHM; yetkililerin özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin sağlığını koruma yükümlülüğü altında olduğunu, tutuklu veya hükümlülere cezaevinde yeterli sağlık yardımında bulunulmamasının AİHS’in 3 üncü maddesine aykırılık teşkil edebileceğini ifade etmektedir. (Keenan/Birleşik Krallık, B. No: 27229/95, 3.4.2001, § 111).

48. Takdir hakkının kullanımında dikkate alınması gereken ilkelerden biri eşitlik ilkesidir. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi af müessesesi bakımından eşitlik ilkesinin aranıp aranmayacağı noktasında farklı kararlar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin, kimi zaman af kanunlarında kanun koyucunun affın kapsamını belirlemeye yetkili olduğundan bahisle eşitlik ilkesini denetim noktasında ölçüt olarak kullanmadığı; fakat bazı kararlarında eşitlik ilkesi ve hukuk devleti ilkesine dayanarak iptal kararları verdiği görülmektedir.

Anayasa Mahkemesi, bir kararında af kanunlarının denetiminde aftan yararlanma diye bir hakkın mevcut olmadığı gerekçesiyle eşitlik ilkesinden söz edilemeyeceğini belirtmiştir. Bahse konu kararda, “Anayasamızda fertlerin temel hak ve hürriyetleri arasında aftan yararlanma diye bir hak gösterilmiş değildir. Bu sebeple suçlular, affedilmelerini bir hak olarak isteyemezler. Anayasa’nın affa yetkili kıldığı merci affın kapsamını da belli etmeye yetkilidir.” ifadelerine yer verilmiştir. (AYM, T.09.06.1964, E.1964/12, K.1964/47.) Böylece Anayasa Mahkemesi af yetkisinin kullanımında takdir yetkisine sahip olunduğuna vurgu yapmıştır. Benzer şekilde, doktrinde af talebinde bulunabilmenin kişiler bakımından bir hak oluşturmayacağı yönünde bir eğilim vardır. (Özek, s. 134.; Armağan, s. 360.; Can

Sibel, Türk Hukukunda Af Kurumu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.65, S. 4, Ankara 2016, s.1297. (1291-1312))

49. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi benzer bir kararında takdir yetkisi hususunda şöyle demiştir;

“Anayasa’da, bu sayılan kurallar dışında ayrıca buyurucu veya yasaklayıcı bir kural bulunmadığından, suçlar ve cezalar hakkında gerekli gördüğü önlemleri almak yasa koyucunun yetkisi içinde kalmaktadır…

Şu halde Yasa koyucu, Anayasa’ya göre kendi yetki alanına giren bu konularda takdir hakkına sahiptir…

/

Yasa koyucu, şartla salıverilmenin koşullarını, örneğin, yararlanma sürelerini, kimi suçlardan mahkûmların bundan yararlanıp yararlanamayacaklarını, ya da farklı biçimde yararlanabileceklerini, zaman içerisinde toplumun gelişmesine göre, serbestçe takdir edilebilecektir…. Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında da vurgulandığı gibi, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik, mutlak anlamda bir eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin bulunması durumunda farklı uygulamalara olanak veren bir ilkedir… Yasa koyucunun, müebbet ağır hapis cezasının özelliklerini gözeterek, bu cezaya mahkûm edilenlerin düzelmeleri ve topluma yeniden uyum sağlayabilmeleri amacıyla cezaevinde geçirmeleri gereken süreyi toplum için daha iyiyi bulma nedeni ve arayışı içinde yeniden takdirinde Anayasanın 2. maddesine aykırılık yoktur.” (AYM, T.19.07.1990, E.1989/35, K.1990/22.)

50. Buna karşın Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin çıkardığı bir af kanununa ilişkin başka bir kararında eşitlik ilkesinin af yetkisinin kullanımında da uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Söz konusu kararda, “…af kanunlarıyla, ceza kanunlarının tecil, tekerrür, şartla salıverilme gibi temel kurumlarına geçici değişiklikler getirilerek suçlular arasında ayırım gözetmek ve temel kanunların suçlara ve cezalara göre kurduğu dengeyi bozmak, af kurumunun geleneksel hukuki yapısına da uygun düşmemektedir…

Anayasa’nın 12. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesi uyarınca, benzer durumlarda bulunan kişilerin benzer hukuk kurallarına bağlı tutulmaları gerektiği gibi, benzer durumda bulunan kişilerin başka başka kurallara bağlı tutulmaları için de haklı bir nedenin var olması zorunludur… Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 12. maddesine aykırı bulunmakta ve iptaline karar verilmesi gerekmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir. (AYM, T.13.03.1979, E.1978/67, K.1979/14)

51. Uygulamada ülkemiz dâhil çeşitli devletlerin anayasalarına bakıldığında af çıkarma konusunda genellikle parlamentolar ve devlet başkanlarının yetkili kılındıkları görülmektedir. Af konusu mahkemelerin bağımsızlığı ve kararlarının bağlayıcılığı konusu ile ilişkili olduğundan erkler ayrılığı ilkesi ile bağlantılıdır. Anayasa m. 9’a göre “yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır” ve m. 138’in son fıkrasına göre de “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez”.

52. Türk Milleti’nin temsilcisi olarak TBMM ve Anayasa’nın 104 üncü maddesi gereği yürütmenin başı ve

Türk Milleti’nin birliğinin temsilcisi olarak Cumhurbaşkanı tarafından kullanılabilen af yetkisinin kaynağı

Anayasadır. TBMM tarafından af işlemleri bir kanunla yapılmaktadır. Cumhurbaşkanı ise af yetkisini tek taraflı bir irade ile tekemmül eden bir işlem olarak kullanmaktadır. Her iki organın da bu konuda geniş bir takdir hakkı vardır.

53. Özel af, kesinleşmiş bir cezayı kaldıran, hafifleten veya daha hafif olmak koşuluyla başka bir cezaya çeviren bir atıfet kurumudur. (AYM, T. 18.03.1986, E.1985/30, K.1986/10) Dolayısıyla bireyler açısından bir hak oluşturmadığı kabul edilmektedir. Anayasamızda fertlerin temel hak ve hürriyetleri arasında aftan yararlanma diye bir hak gösterilmiş değildir. Bu sebeple suçlular, affedilmelerini bir hak olarak isteyemezler. Anayasa’nın affa yetkili kıldığı merci affın kapsamını da belli etmeye yetkilidir. (AYM,

T.09.06.1964, E.1964/12, K.1964/47)

54. Sonuç olarak, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 07.10.2021 tarih ve K. / sayılı kararı,

02.02.2022 tarih ve / sayılı kararı ve 12.10.2022 tarih ve K. /

/

nedeniyle infazın geri bırakılması taleplerinin reddedildiği; başvuran vekilinin savcılığın infaz erteleme talebinin reddi kararlarına karşı yaptığı başvuruların İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin 22.05.2023 tarih ve

K. / sayılı kararı ve İzmir 3. İnfaz Hâkimliğinin 11.11.2022 tarih ve K. / sayılı kararı ile reddedildiği, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 3 ve numaralı kararları ile başvuran hakkında; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 16 ncı maddesinin altıncı fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, hayatını yalnız idame ettirebileceği; 5275 sayılı

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği şeklinde görüş verdiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas

Kurulunun 05.04.2023 tarih ve sayılı raporunda kocama hali bulunduğunun belirtildiği, 01.02.2024 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında 80 yaş üstü 182 kişinin bulunduğu anlaşılmış olup yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda; Cumhurbaşkanın af yetkisini kullanmada takdir yetkisine sahip olduğu, bu takdir yetkisinin kullanımında sadece sebep unsuru bakımından bir sınırlama olduğu, bu sebepler olmaksızın Cumhurbaşkanın bu yetkisini kullanamayacağı, ancak bu sebeplerin varlığı halinde de Cumhurbaşkanının yetkisini kullanmada takdir yetkisine sahip olduğu görülmektedir.

55. Bu itibarla, Cumhurbaşkanına devletin başı olması nedeniyle tanınmış olan takdir yetkisi gereğince

Cumhurbaşkanı Kararının hukuki denetiminin, diğer idari işlemlerin tabi olduğu yargısal denetimle aynı esaslar doğrultusunda yapılamayacağı açık olup Cumhurbaşkanına tanınan takdir yetkisini kaldıracak şekilde bir denetim yapılması af yetkisinin otomatik olarak kullanılması sonucunu doğuracak ve

Anayasada belirtilenin aksine kararın yerindelik bakımından denetime tabi tutulması anlamına gelecektir. Bu noktada, başvuranın iddiaları, idarenin açıklamaları, konuya ilişkin mevzuat hükümleri ile dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; Cumhurbaşkanının af yetkisini kullanırken hukuka ve hakkaniyete uygunluk denetimini sağlamaya matuf sebep unsuru dışında başka bir denetim olanağı bulunmadığı ve yetkinin kullanımında geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu görüldüğünden uyuşmazlık konusu hakkında yürütülen idari işlemlerde mevzuata aykırılık tespit edilememiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 56. İyi yönetim ilkelerine, 28.03.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirmeler neticesinde; Kurumumuz bilgi ve belge talep yazılarına gerekçeli olarak cevap verdiği değerlendirildiğinden, idarenin iyi yönetim ilkelerinden “kararların gerekçeli olması” ilkesine uygun davrandığı görülmüştür.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

57. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret

Kararının başvurana tebliği tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlem ya da eylemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup Danıştay nezdinde yargı yolu açıktır.

/

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçeler ve dosya kapsamına göre; BAŞVURUNUN REDDİNE, Kararın BAŞVURAN VEKİLİNE, CUMHURBAŞKANLIĞI İDARİ İŞLER BAŞKANLIĞINA VE

ADALET BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Sadettin KALKAN

Kamu Başdenetçisi V.