|
ÖZET: Danıştay, başvuranın 24/02/2021 tarihli yazıyla yapılan sözlü uyarısının iptalini talep etmesi üzerine, idarenin bu uyarıyı disiplin cezası niteliğinde değerlendirmesi gerektiğine hükmetmiştir. İdare, başvuranın disiplin cezasını gerektirecek bir fiil işlemediğini savunsa da, başvuranın savunma hakkının tanınmadan ve disiplin soruşturması açılmadan uyarıda bulunulması hukuka aykırıdır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesi, memurun dikkatli olması gerektiğini yazılı olarak bildirmeyi disiplin cezası olarak tanımlamaktadır.
Bu bağlamda, başvuranın özlük dosyasına konulmaması gereken bu uyarı, ileride başvuran hakkında yapılacak işlemlerde dikkate alınabilecektir. İdarenin mevzuatın öngördüğü şekilde hareket etmemesi nedeniyle, başvuranın talebi doğrultusunda 24/02/2021 tarihli yazının iptal edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu karar, kamu görevlilerinin haklarının korunması ve idarenin hukuka uygun hareket etmesi açısından önemli bir içtihat oluşturmuştur. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/15114-S.21.24191
BAŞVURU NO : 2021/6434
KARAR TARİHİ : 20/10/2021
TAVSİYE KARARI
ESKİŞEHİR YUNUS EMRE DEVLET HASTANESİ
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞHEKİMLİĞİ
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın yazıyla uyarılması işleminin iptal edilmesi talebi hakkındadır
BAŞVURU TARİHİ : 22/03/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, Kurumumuza yaptığı başvurusunda;
1.1) 10 yıl kamuda çeşitli hastanelerde Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı olarak çalıştığını,
ardından Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Sınavında başarılı olarak Akdeniz Üniversitesi Tıp
Fakültesinde yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitimi gördüğünü, uzmanlık eğitimini başarı ile tamamlayarak 2020 yılının Ocak ayında Devlet Hizmet Yükümlülüğü Kurası ile Eskişehir Yunus
Emre Devlet Hastanesine Yoğun Bakım Yan Dal Uzmanı olarak atandığını,
1.2) Yoğun bakım yan dalı yeni ihdas edilmiş bir yan dal olduğunu, bu nedenle henüz uzman sayısının
çok az olduğunu, şu an çalıştığı hastanede kendisi dahil toplam iki adet Yoğun Bakım Uzmanının görev yapmakta olduğunu,
1.3) Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun yeni ihdas edilen yan dallarla ilgili 321 numaralı kararında, bağlı yan
dalda uzman unvanı almayan/alamayan ana dal uzmanının, ana dalın yetki ve sorumluluk alanına giren tıbbi iş ve işlem kalemlerinde bir yetki ve sorumluluk kaybına uğramadığını, bir ana dal uzmanının kazanmış olduğu mevcut yetkinlik ve yetkilerin bu ana dalın yan dallarının varlığı nedeniyle değişmediğini belirttiğini; bu karara istinaden yoğun bakımlarda görev yapabilecek ana dal uzmanlık branşlarından Hastanede toplam 65 adet ana dal uzmanı (17 adet Anesteziyoloji ve
Reanimasyon, 15 adet Genel Cerrahi, 6 adet Enfeksiyon Hastalıkları, 7 adet Nöroloji Uzmanı, 6 adet
Göğüs Hastalıkları, 14 adet İç Hastalıkları uzmanı) bulunmasına rağmen, yoğun bakımlarla ilgili
mesai saatleri içi ve dışı görevlerin neredeyse tamamının idare tarafından sadece iki kişi olan yoğun bakım yan dal uzmanlarına verildiğini,
1.4) Bu ağır görevlendirme nedeniyle büyük bir iş yükü oluştuğunu, hafta içi her gün mesai saatlerinde
farklı fiziki mekanlara yerleşik yoğun bakımlarda yatan, bazen sayısı 40’ı geçen yoğun bakım hastalarının tedavi ve takibini yaptığını, hafta sonu ise her gün hastalarının günlük viziti ve tedavi order girişi için hastaneye geldiğini, ayın 15 günü icap nöbeti ile görevlendirdiği için mesai saatleri dışında Hastanenin tüm yoğun bakımlarının icap görevini yerine getirdiğini, bazı günler 60 civarında hastaneden gelen telefon çağrısına cevap verdiğini, özellikle COVID-19 servisinde kötüleşen hastalar için yer ayarlanması, acil servisten başvurup COVID-19 nedeniyle yoğun bakıma yatışı gereken hastaların adıma yoğun bakıma yatışı ve tedavilerinin planlanması gibi farklı görevleri yerine getirdiğini, bütün bunları hastanede mesai saatleri dışında yoğun bakımlardan sorumlu nöbetçi uzman doktor olmasına rağmen kendisinin yaptığını,
1.5) Bugün itibariyle Hastanede 89 adet yoğun bakım yatağı bulunduğunu, idarenin yoğun bakımlardan
mesai saatleri dışında aynı zamanda tüm hastanenin mavi kod nöbetini tutan sadece bir uzman hekimi görevlendirdiğini, oysaki ildeki diğer hastane olan Eskişehir Şehir Hastanesinde yoğun bakım nöbetlerinin her blok için ayrı, birden çok uzman doktor tarafından tutulduğunu,
1.6) Yoğun bakımlarda görevlendirilmesi nedeniyle Hastanenin yoğun bakımlarında bir sorun
yaşandığında haberinin olduğunu ve görevi gereği bu durumu sözlü veya yazılı olarak Hastane idaresine bildirerek bu sorunlara çözüm bulunmasını arz ettiğini,
1.7) Yoğun bakımlarla ilgili tespit ettiği bazı sorunları 17/12/2020 tarihinde yazılı dilekçe ve ekindeki
tutanaklar ile Hastane idaresine arz ettiğini, ancak 26/02/2021 tarihinde disiplin birimi görevlisinin kapalı zarf ile idarenin 24/02/2021 tarihli ve “Sözlü Uyarı” konulu yazısını tarafına tebliğ ettiğini; söz konusu yazıda, vermiş olduğu tutanağa istinaden sözlü uyarı aldığının bildirildiğini, oysaki uyarı aldığı konuda yazılı veya sözlü savunmasının dahi alınmadığını,
1.8) Bunun üzerine 04/03/2021 tarihli dilekçeyle, yazılı savunması alınmadan hakkında disiplin işlemi
yapılmasının 657 sayılı kanuna aykırı olduğunu belirten ve 24/02/2021 tarihli yazının iptalini ve söz konusu yazının özlük dosyasından çıkarılmasını talep ettiğini, bu talebinin 05/03/2021 tarihli yazı ile reddedildiğini,
1.9) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun savunma hakkı başlıklı 130 uncu maddesinde “Devlet
memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez” hükmünün yer aldığını, görevi gereği Hastane yoğun bakımlarında yaşanan sorunları yazılı olarak Hastane idaresine bildirdiği bir dilekçe nedeniyle, yazılı veya sözlü savunması alınmadan hakkında disiplin işlemi tesis eden ve haklı talebine rağmen kanun dışı işlemini iptal etmeyen Hastane idaresinden şikayetçi olduğunu ifade ederek; gereğinin yapılmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Başhekimliğinin 08/07/2021 tarihli ve sayılı yazısında;
2.1) Başvuranın 17/12/2020 tarihli dilekçesi ve ekinde belirttiği, başvuran ve Uzm. Dr.
arasında yaşanan sorunlarla ilgili olarak, Başhekimlikçe Uzm. Dr.
ve anılan tarihte nöbetçi olan hekimden yazılı açıklama talep edildiği, istenilen yazılı
açıklamalar ve tutanaklarda belirtilen konuların Başhekimlikçe değerlendirildiği; Sağlık Bakanlığı
Taşra Teşkilatı Kadro Standartları ile Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönergesinin “Başhekimin görevleri” başlıklı 14 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasının (p) bendinde yer alan “Sağlık tesisinde verilen tıbbi hizmetlerin hasta ve çalışan hakları ile güvenliği, tıbbi etik ilke ve esaslarına göre yürütülmesi için gerekli tedbirleri almak” ve (n) bendinde yer alan “Acil servis, yoğun bakım, perinatal merkez, organ ve doku nakli merkezleri, travma merkezleri, onkoloji, kalp-damar cerrahi, anjiyografi, üremeye yardımcı tedavi merkezleri gibi özellikli planlama gerektiren tıbbi hizmet birimlerinin sağlık tesisi için belirlenmiş planlamalara uygun olarak hizmet rolünün gerektirdiği seviye ve kapasitede hizmet vermesini sağlamak” ve (r) bendinde yer alan “Görev alanındaki personelin; nöbet, çalışma programı ve personel uyumunu düzenlemek için gerekli tedbirleri almak” olarak belirtilen Başhekim görevleri gereğince, başvuranın 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla, Uzm. Dr. ’ın ise 24/02/2021 tarih ve sayılı yazıyla Başhekimlikçe uyarıldığı,
2.2) Başvuranın 17/12/2020 tarihli dilekçesi ekinde sunduğu tutanaklarda belirttiği, yoğun bakımlarda
yaşanan sorunlarla ilgili Başhekimlikçe Uzm. Dr. ’dan yazılı açıklama talebinde bulunulduğu; alınan yazılı açıklama ve tutanaklarda belirtilen 2. basamak yoğun bakımda yatmakta olan bir hasta için Uzm. Dr. tarafından, başvurandan hastanın 3.
basamak yoğun bakım takibi ve transferi konusunda konsültasyon değerlendirilmesi istendiği; başvuran ve Uzm. Dr. arasında konsültasyon değerlendirilmesi istemi konusunda yaşanan sorunların Başhekimlikçe; tıbbi etik ve deontoloji kurallarının 19 uncu maddesinde “Danışım ve ekip çalışması sürecinin düzenli işleyebilmesi ve bir hekim hakkı olarak yaşama geçirilebilmesi için, a) Hasta izlemi sırasında, değişik uzmanlık alanlarının görüş ve uygulamalarına gereksinim doğduğunda, tedaviyi yürüten hekim durumu hasta ve/veya yakınlarına bildirmelidir. Konsültasyonu hastanın tedaviyi yürüten hekimi yazılı olarak ister. Yazılı istemde hastanın özellikleri, konsültasyon isteğinin nedenleri açık ve anlaşılır biçimde belirtilir. b)
Konsültasyon sürecinde konsültan hekim de, hastanın sürekli hekimi gibi hastadan sorumludur. c)
Konsültan hekim, alanında bilimsel ve teknik bilgiye sahip olmalıdır. d) Konsültasyon sonucunda, konsültasyonun gerekçesi ve sonuçları, açık ve anlaşılır biçimde bir tutanak ile belgelenir. e)
Konsültasyonun sonuçlarından hastalar da yeterli ölçüde bilgilendirilir. f) Konsültasyonun sonucunda hastanın tedaviyi yürüten hekimi ile konsültan hekimin görüş ve kanaatleri arasında fark olur ve hasta konsültan hekimin önerilerini kabul ederse, hastanın tedaviyi yürüten hekimi tedaviyi bırakabilir. g)
Konsültasyon istenen hekim davete uymak zorundadır.” şeklinde belirlenen kurallar çerçevesinde değerlendirildiği ve ilgili hekimlerin çalışma etiğine uygun hareket etmeleri hususunda uyarıldıkları,
2.3) Devlet memurlarının işlemiş oldukları fiillere ilişkin olarak verilebilecek olan cezaların 657 sayılı
kanunda sayıldığı, 657 Sayılı Kanunda “sözlü uyarı” şeklinde bir disiplin cezasından yahut başkaca bir müeyyideden bahsedilmediği, bu nedenle, ”sözlü uyarı” veya ikaz işleminin bir disiplin cezası olmadığı,
2.4) Disiplin cezası verilebilmesi için disiplin amiri, disiplin suçunun oluştuğu izlemini edindikten sonra
disiplin soruşturulması yapılmasına karar vereceği; soruşturmanın, yetkili mercilerin soruşturma emri ile görevlendirecekleri soruşturmacılar tarafından, suç konusu olayı incelemek, ihbar ve şikayetleri tespit etmek, tüm, delil ve bilgileri toplamak, kişinin savunmasını almak suretiyle yapılacağı; ancak
Başhekimlikçe başvuran hakkında konuyla ilgili bir disiplin soruşturması yapılmadığından disiplin cezası verilmediği,
2.5) Memurların özlük dosyasına ilişkin düzenlemenin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun
109.maddesinde yapıldığı, bu maddede “Özlük dosyasına, memurun mesleki bilgileri, mal bildirimleri; varsa inceleme, soruşturma, denetim raporları, disiplin cezaları ile ödül ve başarı belgesi verilmesine ilişkin bilgi ve belgeler konulur. Memurların başarı, yeterlik ve ehliyetlerinin tespitinde, kademe ilerlemelerinde, derece yükselmelerinde, emekliye ayrılmalarında veya hizmetle ilişkilerinin kesilmesinde, hizmet gerekleri yanında özlük dosyaları göz önünde bulundurulur. Özlük dosyalarının tutulma esasları ile özlük dosyalarında yer alacak belgelere ilişkin usûl ve esaslar Devlet Personel
Başkanlığınca belirlenir.” hükmüne yer verildiği, konuya ilişkin olarak yayımlanan 2 seri nolu Kamu
Personeli Genel Tebliğinde özlük dosyasının içeriğinin ayrıntılı olarak anlatıldığı, burada memur hakkında yapılan disiplin soruşturmalarına ilişkin evraklar ile verilen disiplin cezaları, yargı organlarınca memur hakkında verilmiş karar örnekleri, görevden uzaklaştırmaya ilişkin belgeler ile varsa inceleme, soruşturma ve denetim raporlarından bahsedildiği, özlük dosyasının içeriğinde memura yapılan yazılı sözlü ikaz veya uyarılara ilişkin bir belgeden bahsedilmediği, başvuran hakkında konuyla ilgili disiplin soruşturması yapılmadığından ve sözlü uyarının disiplin cezası olmaması sebebiyle, 24/02/2021 tarihli ve sayılı uyarı yazısının başvuru sahibinin özlük dosyasında tutulmadığı,
2.6) 657 Sayılı Devlet Memurları Kanun’unda sözlü olarak uyarılma şeklinde bir disiplin cezasından
yahut başkaca bir müeyyideden bahsedilmediği, bu sebeple Devlet memurlarının işlemiş oldukları fiillere ilişkin disiplin cezası gerektirmeyen durumlarda, kurum amirlerinin bağlı oldukları kurumların çalışma usul ve esaslarına yönelik yönergelerde belirlenen görevlerin icrasını sağlamak için mahiyetindeki personelin iş ve işleyiş konusundaki tutum ve davranışlarında gerekli dikkat ve özeni göstermeleri hususunda yazılı ve sözlü uyarılarda bulunabildikleri, disiplin cezası niteliği taşımayan bu uyarıların uygulamada “yazılı uyarı” ve “sözlü uyarı” şeklinde yapılmasının nedeninin dikkat edilmesi gereken konunun iş ve işleyişte ne kadar önem arz ettiği ile ilişkili olduğu, iki uyarının da ilgili personele yazılı olarak tebliğ edildiği, konuyla ilgili işleyişin kurum içi yazışma tekniği ile alakalı bir durum olduğundan lafzi ve hukuki açıdan bir çelişki oluşturmayacağının düşünüldüğü,
2.7) Başhekimlikçe, 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla verilmiş olan sözlü uyarıyı gerektiren fiillerin,
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125 inci maddesinde uyarma cezasını gerektiren fiiller ile
disiplin hukuku ilkeleri doğrultusunda değerlendirilerek, konu hakkında disiplin cezası gerekmediği kanaati oluştuğundan, 657 Sayılı Kanunda sözlü olarak uyarılma şeklinde bir disiplin cezasından yahut başkaca bir müeyyideden bahsedilmemesi sebebiyle, Kurum amiri olarak personelin iş ve işleyiş konusundaki tutum ve davranışlarında gerekli dikkat ve özeni göstermeleri hususunda disiplin cezası niteliği olmayan sözlü uyarıda bulunulduğu, işlenen fiillerin 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunun 125 inci maddesi uyarınca uyarma cezasını gerektirmediği gerekçesiyle mevzuat çerçevesinde disiplin hukukuna ilişkin usul ve işlemlerinin uygulanmadığı,
2.8) İdari davaya konu olan ve iptali yönünde karar verilen davalar incelendiğinde; davacılar hakkında,
verilen disiplin cezası gerektirmeyen fiil ve haller konusunda disiplin soruşturması açılmış ve neticesinde disiplin cezası niteliği taşımayan yazılı veya sözlü uyarı verilmiş ve tesis edilen bu işlem disiplin soruşturması kapsamında olduğu için 657 sayılı Kanunun 109 uncu maddesi hükümlerince davacının özlük dosyasında tutulduğu gerekçesi ile iptal kararları verildiğinin gözlemlendiği, başvuran hakkında Başhekimlikçe böyle bir işlem tesis edilmediği; başvurana tebliği edilen 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazının iptal edilmesi konusunda, tebliğ edilen yazının disiplin cezası niteliği taşımaması ve özlük dosyasında bulunmaması sebebiyle memuriyeti süresince hakkında idare
tarafından yapılacak çeşitli işlerde takdir yetkisi olmadığından iptal işlemine gerek olmadığının düşünüldüğü,
2.9) Başvuranın 27/01/2020 tarihinde Hastanede göreve başladığı ve Şubat 2020 tarihinden itibaren ikinci
yoğun bakım uzmanı olarak hizmet vermeye başladığı, daha öncesinde Hastanede 2011-2016 yılları arasında anestezi ve reanimasyon uzmanı olarak çalıştığı,
2.10) Başvuranın, ilk geldiğinde diğer yoğun bakım uzmanı ile aynı sayıda hasta bakıp, eşit şartlarda
çalışmak istediğini, performans sisteminde bir mağduriyetinin olmamasını belirtmiş ve o yönde düzenlemeler yapıldığı; yoğun bakım uzmanı olduğu için 3. basamak yoğun bakım sorumluluğu talebinin olduğu ve 3. basamak yoğun bakım sorumluluğunun da verildiği, mümkünse bir pratisyen hekimle çalışma talebinin olduğu ve başladığı andan itibaren bir hekim görevlendirildiği, Hastanede pratisyen hekim çalışma programı da son derece yoğun olduğu ve acil serviste kalan hekimlerin iş yükü arttığı halde mevcut imkânlarla talebinin sağlandığı,
2.11) İcap listesinn işleyişin daha kolay olması adına hekimlerin talebi ve sistemin daha düzenli işlemesi
açısından 2020 yılının Haziran ayından itibaren oluşturulduğu, her iki yoğun bakım uzmanının haftalık eşit icap listesi aylık olarak sunulduğu, icapçı olan hekimin aynı gün içinde de konsültan hekim olarak görev yaptığı,
2.12) Başvuranın göreve ilk başladığı dönemde 65 yatak kapasiteli yoğun bakımının mevcut olduğu,
koroner yoğun bakım hariç (koroner yoğun bakımın sorumluluğu mevzuat gereği kardiyoloji hekimlerinde olduğu için) 2. ve 3. basamak yoğun bakımlarda eşit şartlarda hasta takipleri yaptıkları, kalan 60 hastanın hepsinin de yoğun bakım uzmanı takibinde olmadığı, ameliyat sonrasında hastaların kendi hekimlerinin sorumluluğunda takip edildiği, özellikli branş hastalarının da kendi hekimleri tarafından takip edildiği, dahili problemi olan hastalar ve dahiliye adına acil servisten yatırılmış olan hastalar için dahiliye uzmanı görevlendirmesi olduğundan bu hasta grubunun takibinin de yoğun bakım uzmanlarına yansımadığı,
2.13) Mart 2020 sonu itibarı ile tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi sürecinde yoğun bakım
yatak sayısının arttığı, sürece dahiliye ve anestezi hekimlerinin de dahil edildiği, hatta 15/04/202031/05/2020 tarihleri arasında üçlü hekim (anestezi, dahiliye) grupları ile dönüşümlü bir çalışma programı yapıldığı, pandemi süreci çok dinamik bir süreç olduğundan yoğun bakımların işleyişine anestezi ve dahiliye hekimlerinin dönem dönem dahil edildiği, sonrasında da Covid 19 yoğun bakım hastalarının bir kısmına anestezi uzmanlarının bir kısmına da yoğun bakım uzmanlarının aralarında haftalık olarak baktıkları, süreçte göğüs hastalıkları ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının günlük yoğun bakım viziti yaparak konsültan olarak görev aldıkları,
2.14) Pandemi sürecinin her branştaki sağlık çalışanları için zorlu bir süreç olduğu, dönem dönem
yoğunlaşarak olmaya da devam ettiği, adı geçen genel cerrahi, anesteziyoloji ve reanimasyon,iç hastalıkları, göğüs hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları, nöroloji bölümlerine; acil servis, poliklinik, servis, iç hastalıkları, göğüs hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları gibi branşlara yoğun bir şekilde sadece Covid-19 servis hastalarının takibi sorumluluğunun verildiği; ameliyathane, endoskopi, sağlık kurulu, acil serviste Covid-19 poliklinikleri, icap nöbetleri, branş nöbetleri, hastane idari nöbetleri (idari nöbet 2 yerleşkede sürdürülmektedir), mavi kod uygulamaları ve benzeri görevler verildiği, pandemi süreci olmasa bile adı geçen branşların sorumluluklarının ilgi alanlarında devam ettiği,
2.15) Yataklı Sağlık Tesislerinde Yoğun Bakım Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında
Tebliğ’de “Yoğun bakım servislerinde yoğun bakım uzmanı bulunmaması durumunda genel cerrahi, iç hastalıkları, anesteziyoloji ve reanimasyon veya göğüs hastalıkları uzmanları arasından, branş yoğun bakım servislerinde ise ilgili uzmanlık dalındaki bir uzman görevlendirilir.” ibaresinin yer aldığı, maalesef bu durumun Tebliğde belirtildiği üzere sadece yoğun bakım uzmanı olmadığında geçerli olduğu, Hastanede iki adet yoğun bakım uzmanı olduğunda bir hükmü kalmadığı,
2.16) Başvuranın da belirttiği gibi yoğun bakım uzmanlığının yeni ihdas edilmiş bir yan dal olduğu ve
uzmanlık eğitiminin üzerine 3 yıl gibi bir süre eğitimin sonucunda verildiği, ilgili ana dalların kendi alanlarında poliklinik, servis, konsültasyon, sağlık kurulu, ameliyat sayılarına göre icap ve branş nöbeti tuttukları ve bu konuda yan dal eğitimini tamamlamış, alanında daha etkin ve yetkili, becerikli, tecrübeli bir hekim grubu varken bu hasta gruplarının takibinde zorlandıkları için; böyle bir uzman varken hasta ve yakınlarının da işin uzmanı tarafından takibi yönünde artan farkındalığın yoğun bakım uzmanlarının sorumluluğunu arttırmış olabileceği,
2.17) Yoğun bakımların işleyişinin yönetim olarak tamamen mevzuat odaklı, hak ve hukuk çerçevesinde
adilane bir tutum sergilenerek planlandığı, başvuranın yoğun bakım uzmanı olarak ek bir nöbet verilemeyeceği yönünde dilekçesine istinaden mevzuat gereği kendisine icap nöbeti dışında bir nöbet yazılmadığı, her türlü işleyiş ve düzenlemede karşılıklı iletişime geçilerek, ortak toplantılar yapılarak, en sağlıklı yönde kararların ortaklaşa ve mevzuata uygun şekilde alındığı, başvuranın talep ettiği hususlar mevzuata uygun ise karşılanmaya çalışıldığı,
2.18) Şu anda da Hastanede 89 adet erişkin yoğun bakım yatağı ve 2 adet yoğun bakım uzmanı bulunduğu,
yine öncelikli olarak başvuranın Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Başkanlığı’na da yansıyan sözel talebi doğrultusunda (20-25 hastayı ancak takip edeceğini belirtmesi üzerine) mesai saatlerinde yoğun bakımların iki yoğun bakım uzmanı ve anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarına paylaştırıldığı, mesai saatlerinde bir pratisyen hekimin başvuranın sorumlu olduğu yoğun bakımda görevlendirmesinin devam ettiği, bu hekimin pandemi sürecinde artan fılyasyon ekip ihtiyacı nedeniyle sadece Kasım 2020-Nisan 2021 arasında pratisyen hekim fılyasyonda görevlendirildiği için eşlik etmediği, bu arada diğer yoğun bakım uzmanının bu yönde hiç talebinin olmadığı,
2.19) Mevzuat gereği kalp damar cerrahi ve koroner yoğun bakımlar da ilgili uzmanların sorumluluğunda
olduğu, bu branşların yatak sayısı 16 olduğu, kalan 73 yatağın da yine ameliyat sonrası, dahili ve özellikli branşlar dışında Hastanemizdeki 2 yoğun bakım uzmanının sorumluluğunda olduğu, mesai saatleri dışında da idari 2 nöbet listesinde yine mevzuata göre tanımlanan ilgili alanında mavi kod uygulamasında da bulunabilecek hekim gruplarından bir nöbet listesi oluşturulduğu, yoğun bakımlarda icapçı yoğun bakım uzmanının yatışı uygun bulması durumunda, yatışı yapılan hastanın tüm iş ve işlemleri nöbetçi hekim tarafından yapılmasının konuşulup karara bağlandığı, idari 2 nöbet listesi ile bu görev tanımı oluşturulduktan sonra mesai saatleri dışında hiçbir branş nöbetçisi için şu an tanımlı yoğun bakım bulunmadığı, ilgili branş nöbetçisinden tabiî ki her zaman konsültasyon ve destek istenebileceği,
2.20) Yoğun bakım uzmanlarımızın birlikte çalıştıkları Şubat 2020 – Mayıs 2021 arasındaki 16 aylık sürecin
istatistiki değerlendirmesinde; toplam konsültasyon sayısının başvuran için 208 iken diğer yoğun bakım uzmanı için 477, toplam takip edilen yoğun bakım hasta sayısının başvuran için 281 iken diğer yoğun bakım uzmanı için 478, toplam hemodializ için kateter sayısının başvuran için 48 iken diğer yoğun bakım uzmanı için 78, toplam intra arteriyel kanülasyon (atardamara kateter yerleştirme)
sayısının başvuran için 11 iken diğer yoğun bakım uzmanı için 557, Toplam kardiyo pulmoner resüsitasyon (kalp masajı ve canlandırma işlemi) sayısının başvuran için 99 iken diğer yoğun bakım uzmanı için 370, toplam santral ven kateterizasyonu (büyük toplar damara kateter takma) sayısının başvuran için 39 iken diğer yoğun bakım uzmanı için 87, toplam trakeotomi (solunum makinesine bağlamak için soluk borusuna delik açarak solunumun sağlanması ) sayısının başvuran 0 (sıfır) iken diğer yoğun bakım uzmanı için 47 olarak görüldüğü,
2.21) Bu sayılara bakıldığında başvuranın diğer yoğun bakım uzmanından hiçbir işlemi daha fazla
yapmadığının görüldüğü, aksine diğer yoğun bakım uzmanının, tüm işlemlerde genelde iki katı kadar daha fazla girişim yaptığı veya hasta takibinde bulunduğunun görüldüğü, tüm bu işlem sayılarından başvurana daha ağır bir görevlendirme yapılmadığının açıkça anlaşıldığı,
2.22) Diğer yoğun bakım uzmanının 29/05/2017 tarihinden beri Hastanede çalışmakta olduğu, pandemi
süreci de düşünülünce ilgili uzmanlık dalı için büyük bir iş yükü oluştuğu, ancak adı geçen diğer ana dalların hiçbir şey yapmıyor, çalışmıyor algısının bu süreçte kabul edilemez olduğu, kaldı ki hastanelerin her yönü ile hastalara 7 gün 24 saat hizmet veren kurumlar olduğu, yeri geldiğinde bir poliklinik, servis, ameliyat, endoskopi, branş ve idari nöbet hizmetinin yoğun bakıma eş hatta bazen daha da yoğun ve zorlu olabildiği,
2.23) Nöbetçi doktor sayısı ve çalışma planı ile ilgili olarak da, Hastanenin, Merkez Binası ve 2 Eylül
Hizmet Binası olarak iki hastanede de hizmet sunduğu için hem mesai saatlerinde (poliklinik, servis, konsültasyon, sağlık kurulları, ameliyathane, endoskopi, tüp bebek, anjiografi, radyoloji vb.) hem de mesai saatleri dışında hizmet akışı olduğundan, pandemi döneminde bunlara ilave acil Covid 19 poliklinik, Covid 19 servis görevlendirmeleri dönem dönem il içi ve il dışı hekim görevlendirmeleri, nöbet ertesi izin talepleri de eklenince ana dalda bahsi geçen hekimlerden sadece anestezi ve reanimasyon uzmanlarına yoğun bakım sorumluluğu ve mesai içi tüm mavi kod uygulamaları görevi rutin işlerine ek olarak verildiği, ayrıca dahiliye uzmanlarından birine tüm yoğun bakımların dahili konsültanı ve dahili hastaların devri sorumluluğu verildiği, pandemi dönemi olmasa bile yukarıda da belirtildiği gibi ilgili ana dalların kendi alanlarında poliklinik, servis, konsültasyon, sağlık kurulu, ameliyat sayılarına göre icap ve branş nöbeti tuttukları ve bu konuda yan dal eğitimini tamamlamış, alanında daha etkin ve yetkili, becerikli, tecrübeli bir hekim grubu varken bu hasta gruplarının takibinin yoğun bakım yan dal uzmanlarınca yapılmasının kaçınılmaz olduğu, ifade edilmiş ve Kurumumuzca istenen bilgi ve belgeler gönderilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
3.1) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü
ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
3.2) “Genel İlkeler” başlıklı 128 inci maddesinde;
“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”
4) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci
maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”
5) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
5.1) “Davranış ve işbirliği” başlıklı 8 inci maddesinde;
“Devlet memurları, resmi sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla göstermek zorundadırlar.”
5.2) “Amir durumda olan devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 10 uncu maddesinde;
“Devlet memurları amiri oldukları kuruluş ve hizmet birimlerinde kanun ve diğer mevzuatla belirlenen görevleri zamanında ve eksiksiz olarak yapmaktan ve yaptırmaktan, maiyetindeki memurlarını yetiştirmekten, hal ve hareketlerini takip ve kontrol etmekten görevli sorumludurlar.
Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun ve diğer mevzuatta belirtilen esaslar içinde kullanır.”
5.3) “Devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 11 inci maddesinde;
“Devlet memurları kanun ve diğer mevzuatta belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar.”
5.4) “Memur bilgi sistemi, özlük dosyası” başlıklı 109 uncu maddesinde;
“Memurlar, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası esas alınarak kurumlarınca tutulacak personel bilgi sistemine kaydolunurlar. Her memur için bir özlük dosyası tutulur.
Özlük dosyasına, memurun mesleki bilgileri, mal bildirimleri; varsa inceleme, soruşturma, denetim raporları, disiplin cezaları ile ödül ve başarı belgesi verilmesine ilişkin bilgi ve belgeler konulur.
Memurların başarı, yeterlik ve ehliyetlerinin tespitinde, kademe ilerlemelerinde, derece yükselmelerinde, emekliye ayrılmalarında veya hizmetle ilişkilerinin kesilmesinde, hizmet gerekleri yanında özlük dosyaları göz önünde bulundurulur.
Özlük dosyalarının tutulma esasları ile özlük dosyalarında yer alacak belgelere ilişkin usûl ve esaslar
Devlet Personel Başkanlığınca belirlenir.”
5.5) “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” başlıklı 125 inci maddesinde;
“Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller
şunlardır:
A – Uyarma: Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.
Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak, … f) Görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak, … h) Görevin işbirliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak.”
6) 20/07/2011 tarihli ve 28000 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde
Yoğun Bakım Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ
6.1) “Sorumlu uzman tabip ve personel görevlendirilmesi” başlıklı 17 nci maddesinde;
“(1) … Hastanın takip ve tedavisinden; tek branş yoğun bakım servislerinde yoğun bakım servis sorumlu hekimi, birden fazla branşta hasta kabul edilen yoğun bakım servislerinde ise hastanın yoğun bakım servisine yatışını yapan hekim primer sorumludur. Görevlendirme, baştabibin belirleyeceği sürelerle, ilgili uzman tabipler arasında dönüşümlü olarak yapılabilir. Yoğun bakım sorumlusu
olarak görevlendirilebilecek uzman tabipler şunlardır:
a) (…) yoğun bakım servislerinde yoğun bakım uzmanı, bulunmaması durumunda genel cerrahi, iç hastalıkları, anesteziyoloji ve reanimasyon veya göğüs hastalıkları uzmanları arasından, branş yoğun bakım servislerinde ise ilgili uzmanlık dalındaki bir uzman görevlendirilir.”
6.2) “Sorumlu uzman tabibin görev, yetki ve sorumlulukları” başlıklı 18 inci maddesinde;
“1) Sorumlu uzman tabip, hizmetin koordinasyonu ve organizasyonundan, bir bütün olarak planlanıp yürütülmesinden ve ekibinde görevli tüm personelden ilgili eğitim sorumlusu veya anabilim dalı başkanına, eğitim verilmeyen sağlık tesislerinde ise hastane yöneticisine karşı sorumlu olup görev,
yetki ve sorumlulukları şunlardır:
… e) Yoğun bakım servislerine hastanın yatırılması, takip ve tedavi işlemleri ile konsültasyon hizmetlerinin verilmesi, taburcu edilmesi veya kurum dışına sevk edilmesine, lüzumu halinde ilgili dal uzmanı tabipler ile birlikte değerlendirerek karar verir.
f) Yoğun bakım hastalarının tedavilerinin etkin bir şekilde verilebilmesi için gerekli görülen branşlardaki uzman tabiplerin yoğun bakım servisine davet edilmesini ve konsültasyonlarının düzenli olarak sürdürülmesini sağlar.
g) Yoğun bakım servislerine yatışına karar verilen hastaların, ilgili klinikten çıkışı yapılarak yoğun bakım servisine girişinin yapılmasını ve sorumlusu olduğu servisin hastası olarak kayıt altına alınmasını, … sağlar.
… h) Yoğun bakım hizmetlerinin hasta hakları mevzuatına, tıbbi deontolojiye, etik ilke ve kurallara uygun olarak yürütülmesini sağlar.”
6.3) “Hasta kabul ve yatış işlemleri” başlıklı 21 inci maddesinde;
“… (3) Diğer kliniklerden yoğun bakım servislerine yatışına karar verilen hastanın ilgili klinikten çıkışı yapılarak bu servislere girişi yapılır ve yoğun bakım servisinin kendi hastası olarak kayıt altına alınır.”
7) 07/11/2017 tarihli ve 51275 sayılı Sağlık Bakanlığı Taşra Teşkilatı Kadro Standartları ile
Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönergenin
7.1) “Başhekimin görevleri” başlıklı 14 üncü maddesinde;
“… n) Acil servis, yoğun bakım, perinatal merkez, organ ve doku nakli merkezleri, travma merkezleri, onkoloji, kalp-damar cerrahi, anjiyografi, üremeye yardımcı tedavi merkezleri gibi özellikli planlama gerektiren tıbbi hizmet birimlerinin sağlık tesisi için belirlenmiş planlamalara uygun olarak hizmet rolünün gerektirdiği seviye ve kapasitede hizmet vermesini sağlamak.
… p) Sağlık tesisinde verilen tıbbi hizmetlerin hasta ve çalışan hakları ile güvenliği, tıbbi etik ilke ve esaslarına göre yürütülmesi için gerekli tedbirleri almak.
r) Görev alanındaki personelin; … II. Nöbet, çalışma programı ve personel uyumunu düzenlemek için gerekli tedbirleri almak.”
8) 01/02/1999 tarihli Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının “Danışım
(Konsültasyon) ve Ekip Çalışması” başlıklı 19 uncu maddesinde; “Danışım ve ekip çalışması sürecinin düzenli işleyebilmesi ve bir hekim hakkı olarak yaşama geçirilebilmesi için; a) … Konsültasyonu hastanın tedaviyi yürüten hekimi yazılı olarak ister. Yazılı istemde hastanın özellikleri, konsültasyon isteğinin nedenleri açık ve anlaşılır biçimde belirtilir.
b) Konsültasyon sürecinde konsültan hekim de, hastanın sürekli hekimi gibi hastadan sorumludur.
… d) Konsültasyon sonucunda, konsültasyonun gerekçesi ve sonuçları, açık ve anlaşılır biçimde bir tutanak ile belgelenir.
… g) Konsültasyon istenen hekim davete uymak zorundadır.”
9) 15/04/2011 tarihli ve 27906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2 Nolu Kamu Personeli Genel
Tebliğinde;
“ … 5- Özlük dosyası sekiz bölümden oluşur:
Birinci bölümde; ilk-yeniden-naklen atamaya ilişkin belgeler, İkinci bölümde; öğrenim durumu, bildiği yabancı diller ve derecesi, yaptığı lisansüstü eğitim-staj ve incelemeleri ile ilgili belgeler, katıldığı her türlü eğitim faaliyetine ilişkin belgeler, kendisi tarafından verilen yayın ve eserlerine ilişkin bilgiler, Üçüncü bölümde; memurun kullandığı izinlere ilişkin belgeler, Dördüncü bölümde; memur hakkında yapılan disiplin soruşturmalarına ilişkin evraklar ile verilen disiplin cezaları, yargı organlarınca memur hakkında verilmiş karar örnekleri, görevden uzaklaştırmaya ilişkin belgeler ile varsa inceleme, soruşturma ve denetim raporları, Beşinci bölümde; kurumlarca gerekli görülmesi halinde memurun maaş, ücret, harcırah ve sair parasal haklarına ilişkin belgeler, emeklilik durumuna ilişkin belgeler, bakmakla yükümlü olduğu kişilere ilişkin bildirimler, mal beyannameleri ile sendika üyeliğine ilişkin belgeler, Altıncı bölümde; memurun adaylık ve asli memurluğa atanmasına ilişkin belgeler, derece ve kademe ilerlemeleri, sınıf, yer, unvan, görev değişiklikleri ile ilgili belgeler, geçici görevlendirilmesine ilişkin belgeler, Yedinci bölümde; ödül, başarı ve üstün başarı belgesi verilmesine ilişkin bilgi ve belgeler, Sekizinci bölümde; askerlik durumu, mecburi hizmet yükümlülüğü ve özürlülük durumuna ilişkin belgeler ile yukarıdaki bölümler kapsamına girmeyen memurun hizmet durumuna ilişkin diğer mesleki bilgi ve belgeler, saklanır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
10) Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın uyarılmasına
ilişkin 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazının iptal edilmesi yönünde işlem tesis edilmesi konusunda idareye tavsiyede bulunulması gerektiği yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
11) Başvuran, özetle, tarafına tebliğ edilen 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazının iptalini talep
etmektedir.
12) Somut olayımızda, başvuranın görevli olduğu yoğun bakım biriminde 17/12/2020 tarihinde yaşadığı
2 olay üzerine tutuğu tutanakları aynı tarihli dilekçesiyle idarenin bilgisine sunması üzerine
Başhekimlikçe ilgili personelin yazılı ifadesine başvurulmuş; akabinde yapılan değerlendirme neticesinde “sözlü uyarı” konu başlığını taşıyan 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla, başvuranın hastaları için yoğun bakım ihtiyacı olduğunda kısa zaman içerisinde sorunun çözülmesi açısından hekim arkadaşları veya diğer çalışma arkadaşları tarafından hasta ile ilgili arandığında, özellikle 3.
basamak yoğun bakım ihtiyacı olan hastaların devir ve kabulünde, daha hassas davranması ve bu konuda çalışma arkadaşlarına karşı iletişiminde daha dikkatli ve çalışma etiğine uygun hareket etmesi konusunda uyarılmış; başvuranın bu yazının iptali ve özlük dosyasından çıkarılması talebiyle verdiği 04/03/2021 tarihli dilekçesine ise, idarenin 05/03/2021 tarihli ve sayılı yazıyla 657 sayılı Kanun kapsamında disiplin yönünden bir cezai işlem içermediği ve dolayısıyla özlük dosyasından silinecek herhangi bir işlem söz konusu olmadığı şeklinde cevap verilmesi üzerine Kurumumuza başvuruda bulunmuştur.
13) İdare hukuku ilkelerinden olan kanuni idare ilkesi idarelerin eylem ve işlemlerinin kanuna aykırı
olmamasını gerekli kılmaktadır. Bir başka deyişle idarenin eylem ve işlemlerinin kanunun çizdiği sınırlar içerisinde olmasıdır. Aksi durum idari eylem ve işlemlerinde keyfi davranılmasına sebebiyet vereceği gibi aynı zamanda hukuki öngörülebilirlik ve hukuk devleti ilkesine aykırı bir durum oluşturacaktır.
14) İdareler idari işlem tesis ederlerken bağlı yetki veya takdir yetkisi kullanmaktadırlar. Bir idari işlemin
yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarının tümünün hukuk kuralları tarafından önceden belirlenerek, idareye belli bir yönde hareket etme hususunda bir tercih tanınmamışsa veya idareye belli bir tasarrufta bulunması kesin olarak emredilmişse bağlı yetkiden bahsedilir. İdarenin nerede ve nasıl bir tasarrufta bulunacağının hukuk kuralları ile önceden kesin bir şekilde belirlenmediği durumlarda ise idarenin takdir yetkisinden bahsedilir.
15) İdarenin takdir yetkisinin söz konusu olması halinde dahi keyfi olarak hareket edebileceği anlamına
gelmez. İdareye yasalarla tanınan takdir yetkisi mutlak olmayıp, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlıdır. İdare takdir yetkisini kullanırken kendisine verilen yetkinin amacı doğrultusunda hareket etmeli, nesnellik ve tarafsızlık içinde davranmalı, orantılılık ilkesine uymalı, kanunlar özel koşullar öngörmüşse bunlara uymalı, bu yetkiyi kamu yararı için ve gerekçeli olarak kullanmalıdır.
16) İdare tarafından, yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın iptalini istediği 24/02/2021 tarihli ve
sayılı yazıda bahsi geçen fiillerin, disiplin cezasını gerektirmediği kanaatinin oluşması nedeniyle disiplin hukukuna ilişkin prosedürlerin uygulanmadığı belirtilmektedir. Doğaldır ki, bir idareci, muttali olduğu bir olay karşısında mutlak surette disiplin soruşturması açmak zorunda değildir. Bu konuda, idareci, olayın mahiyetine göre, bir ön inceleme yaparak veya yaptırarak takdir yetkisi çerçevesinde soruşturmaya başlama süresi içerisinde soruşturma açılmasına karar verebileceği gibi, sağlıklı bir işleyişin temini için başkaca tedbirlere de başvurabilir. Nitekim, bir idarecinin, mevzuatla belirlenen görev ve sorumlukları çerçevesinde idarenin gereği gibi işlemesini ve hizmetlerin gereği gibi sunulmasını temin etmek için emrinde çalışan personeline, hakkaniyete aykırı olmamak ve kamu görevlisi nezaketi dışına çıkılmamak kaydıyla, sözlü olarak müdahalede bulunabileceği kabul edilmektedir.
17) Ancak, konuyla ilgili olarak yazılı olarak bir işlem tesis edilmesi düşünülüyorsa ve bu noktada
mevzuatta yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları açısından ne şekilde hareket edileceği düzenlenmişse, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 10 uncu maddesinde yer alan amirin kanun ve diğer mevzuatta belirtilen esaslar içinde kullanacağı kuralı çerçevesinde hareket edilerek, yapılacak işlemlerin ise mevzuatın öngördüğü şekilde tesis edilmesi gerekmektedir. Zira, kendisi de bir memur olan idarecinin tabi olduğu mevzuatın dışına çıkması ve mevzuatın emrettiği usulün dışında hareket etmesi mümkün değildir.
18) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125 inci maddesinde “A – Uyarma: Memura, görevinde ve
davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.” tanımının yer almakta olup; verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak, görevine karşı kayıtsızlık göstermek, görevin işbirliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak ve benzeri durumlar uyarma cezası verilecek fiil ve haller arasında sayılmıştır. Buna göre, personelin bu tanımlara bir fiili veya hali ile karşılaşan (sebep) bir amir, personelinin görevleri konusunda gereken dikkat ve özeni göstermesini teminen (maksat) yazılı olarak (şekil) bir işlem tesis etmeye karar verdiğinde, bağlı yetkiye sahip olduğu açık olduğundan, mevzuatın amir hükümleri çerçevesinde hareket etmesi gerekmektedir.
19) Somut olayımızda, idare, başvuranın disiplin cezasını gerektirecek bir fiil işlemediği kanaati oluşması
nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125 inci maddesi uyarınca disiplin iş ve işlemlerinin uygulanmadığını iddia etmekte, sadece personelin iş ve işleyiş konusundaki tutum ve davranışlarında gerekli dikkat ve özeni göstermeleri hususunda uyarıda bulunulduğunu ve bunun disiplin cezası niteliğinde olmadığını ifade etmektedir.
20) Başvuran hakkında 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla tesis edilen uyarı işlemi incelendiğinde,
başvuranın yürütmekte olduğu bazı görevlerde daha hassas davranması, çalışma arkadaşlarına karşı iletişiminde daha dikkatli olması ve çalışma etiğine uygun hareket etmesi konusunda yazılı olarak uyarıldığı görülmektedir. Buna göre, söz konusu işlemin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
125 inci maddesinde memurun görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması konusunda yazılı
olarak uyarılması olarak tarif edilen uyarma cezası mahiyetinde bir müeyyide olarak uygulandığında şüphe bulunmamaktadır.
21) Buna rağmen, idarenin, ilgilinin savunma hakkını kullanmasını sağlayan, lehte ve aleyhte olan bütün
delillerin toplanmasını ve olayın oluş biçimine göre ilgilinin öne sürdüğü özürlerin doğruluk derecesinin araştırılmasını gerektiren ve yapılacak tarafsız bir soruşturma sonucunda fiilin şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulması suretiyle tesis edilmesi gereken disiplin soruşturması yöntemini işletmek yerine, mevzuatta yer almayan bir yola başvurduğu görülmektedir. İdarenin bağlı yetkiye sahip olduğu bir konuda, mevzuatın amir hükümleri çerçevesinde ve mevzuatın öngördüğü şekilde hareket etmek yerine, şekil unsuru (yazılılık) açısından aynı mahiyette olan, ayrıca sebep ve maksat unsuru açısından da aynı sebebe dayanan ve aynı maksatı taşıyan bir işlem hakkında, faklı bir mahiyette bir işlem tesis edildiği iddiasında bulunması da yerinde görülmemiştir.
22) Bunun yanında, 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla tesis edilen uyarı işleminin yazı ile tesis
edilmiş olmasına rağmen, idare tarafından bu işlemin sözlü uyarı olduğu iddia edilerek, lafzi açıdan ve görünüş itibariyle yazılı olduğu açık olan bir işlemin, aslında sözlü bir işlem olduğu iddia edilmektedir. Bir amirin personelini kelime manasına uygun olarak yazılı olamayan bir şekilde sözlü olarak uyarması mümkün iken, sözlü bir işlem olduğunu ifade ederek yazılı bir usulde uyarmasının da lafzi açıdan ve mantık ilkeleri açısından çelişki olduğunda şüphe bulunmamaktadır.
23) İdare tarafından, 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla tesis edilen uyarı işleminin, sözlü uyarı
olmasına rağmen yazıyla tesis edilmesinin nedeni olarak, personelin dikkat etmesi gereken konunun iş ve işleyişte ne kadar önem arz ettiği ile ilgili olduğunu göstermek olduğu öne sürülmektedir.
Gerçekten de, başvurana tebliğ edilen söz konusu uyarı yazısı ile Uzm. Dr.
’a tebliğ edilen 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazılar incelendiğinde, ilgililerin hasta
hakkındaki bilgileri net bir şekilde belirtip hasta açısından risk oluşturabilecek durumlara sebebiyet vermemeleri için yoğun bakım ihtiyacı olan hastaların devriyle ile ilgili iş ve işlemler sırasında yaşanan sorunların çözülmesi açısından çalışma arkadaşları ile olan iletişimlerinde daha dikkatli olmaları ve çalışma etiğine uygun hareket etmeleri konusunda, diğer bir ifadeyle hastaların mağduriyetine sebebiyet verebilecek durumların ortaya çıkması ihtimali olan önemli konularda uyarıldıkları görülmektedir. Buna göre, başvuranın işlediği fiilin önemli olmasına rağmen disiplin soruşturması açılmayarak ilgiliye savunma hakkının tanınmaması ve olayın bütün yönleriyle açığa çıkarılması yöntemine başvurulmamasının nedeni anlaşılamamıştır.
24) Öte yandan, idare, söz konu uyarı işleminin Sağlık Bakanlığı Taşra Teşkilatı Kadro Standartları ile
Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönergesinin “Başhekimin görevleri” başlıklı 14 üncü maddesinin
3 üncü fıkrasında yer alan yetki çerçevesinde tesis edildi ifade edilmektedir. Mezkur maddede yer
alan başhekimin görev ve yetkileri incelendiğinde, başhekimin kurumun işleyişi açısından sahip olduğu gözetim, denetim ve gerekli tedbirlerin alınması konusundaki yetkilerinin personele yönelik olarak disiplin cezası mahiyetinde olmayan yazılı işlem tesis edebileceği şeklinde yorumlanmasına imkan bulunmamaktadır. Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, bu yetkiler ancak gerçek manada personelin sözlü olarak uyarılması veya yazılı olarak uyarılması gerekiyorsa disiplin soruşturması açılması şeklinde kullanılabilecektir.
25) Ayrıca, idare tarafından, 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla tesis edilen uyarı işleminin disiplin
cezası niteliğinde olmadığı ifade edilmektedir. Gerçekten de, bağlı yetki çerçevesinde mevzuatın öngördüğü şekilde disiplin ilke ve kuralları çerçevesinde tesis edilmesi gereken bir işlemin mevzuatın amir hükümlerinin dışına çıkılarak uygulanmış olması nedeniyle, bu işlemin bir disiplin işlemi olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu durumda, bu işlemin 657 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesi uyarınca ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından 15/04/2011 tarihli ve 27906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2 Nolu Kamu Personeli Genel Tebliği çerçevesinde başvuranın özlük dosyasına konulmamalıdır.
26) Bununla birlikte, idare tarafından ifade edildiği üzere başvuranın özlük dosyasına konulmamış olsa
da, başvuran hakkında tesis edilen işlemin başvuranın haklarını ihlal eden veya bu yönüyle idari davaya konu olabilecek icrai nitelikte bir işlem olmadığının iddia edilmesi de mümkün değildir. Zira, bahsi geçen işlem yazılı olarak tesis edilmiş olup, günümüzde evrak sistemlerinin elektronik ortamda tutuluyor olması karşısında, başvuran hakkında evrak sistemi üzerinde yapılacak bir araştırma sırasında ulaşılabilir olacağından, başvuran hakkında idare tarafından tesis edilecek olan idarenin takdir yetkisinin bulunduğu işlemlerde dikkate alınması olasılığı bulunmaktadır. Dolayısıyla, uyarı işleminin başvuranın haklarını ihlal eder mahiyette olmadığını ve menfaatini etkilemediğini iddia etmek mümkün değildir.
27) Özlük dosyasında tutulan evraklar memurun görev yerinin değişmesi durumunda özlük dosyasının
da kendisi ile birlikte yeni görev yerine gitmesi nedeniyle, ilgilinin yeni amirlerinin işlemlerinde etkili olma ihtimali bulunmaktadır. Ancak, personelin görev yerinin değişmemekle birlikte amirinin değişmesi durumunda, özlük dosyasında yer almasa da, evrak sisteminde böyle bir evrakın bulunması, ilgilinin yeni amirinin de işlemlerinde etkili olabilecektir. Burada önemli olan işlemin ileride başvuran hakkında tesis edilecek işlemlerde etkisinin bulunma ihtimalinin olup olmayacağıdır.
Kaldı ki, bu tür ikaz yazılarının, zaman zaman bir tehdit unsuru olarak kullanıldığı, disiplin cezası kadar olmasa da personel üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğu ve disiplin cezalarında olduğu gibi personelin kamu hizmetlerini gereği gibi yürütmesini sağlamak amacıyla tesis edildiği
görüldüğünden personelin hukuki durumunu etkileyen işlemlerden olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
28) Konuyla ilgili yargı kararlarında da, idarenin işleminin davacının durumunda ciddi etkiler
yapabileceği görüldüğünden söz konusu işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olduğunun kabul edilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu noktada, idare tarafından, yargı kararlarında disiplin soruşturması açıldıktan sonra soruşturma neticesinde yazılı ikazda bulunulmasının dava konusu edildiği ve bu işlem disiplin soruşturması kapsamında olduğu için mahkemelerce iptal kararı verildiği ifade edilmektedir. Ancak, yargı kararları incelendiğinde, dava konusu işlemin çoğu zaman disiplin soruşturması açılmadan tesis edilen yazılı kaz işlemine karşı açıldığı, bunun üzerine mahkemelerce 657 sayılı Kanun’da devlet memurlarına verilecek disiplin cezalarının tek tek sayılmış olması ve idare tarafından belirtilen bu cezalar dışında herhangi bir disiplin cezası verilemeyeceği gibi bu cezaların dışında herhangi bir müeyyideye hükmedilemeyeceği gerekçesiyle dava konusu işlemde hukuka uyarlılık bulunmadığı görülmektedir. (Bakınız, Ankara 11.
İdare Mahkemesinin 20/01/2017 tarihli ve E:2015/686, K:2017/306 sayılı; Şanlıurfa 1. İdare
Mahkemesinin 30/01/2015 tarihli ve E:2014/1030, K:2015/162 sayılı; Gaziantep Bölge İdare
Mahkemesinin 18/09/2014 tarihli ve E:2014/1649, K:2014/1835 sayılı kararları)
29) Kayseri 1. İdare Mahkemesinin 24/01/2018 tarihli ve E:2017/435, K:2018/82 sayılı kararda “…
mevzubahis olan eylemlerin disiplin soruşturmasını gerektirir nitelikte eylemler olduğu, bu eylemlerle ilgili olarak tesis edilen bir işlemin davacının özlük dosyasında yer alması nedeniyle davacının kariyerini etkileyeceği, ayrıca dava konusu işleme yönelik yargısal denetimin yapılabilmesi için davacının üzerine atılı eylemleri işleyip işlemediğinin tespit edilmesi gerektiği göz önüne alındığında, disiplin amirince görevlendirilen tarafsız soruşturmacı tarafından önce tanık ifadeleri alındıktan sonra davacının savunmasının alınması ve söz konusu tanık ifadeleri ile davacının savunması bir bütün halinde değerlendirildikten sonra ulaşılacak sonuç ve kanaate göre davacı hakkında disiplin yönünden bir teklifte bulunulması, disiplin amirince işlem tesisinden önce davacının savunmasının istenmesi ve soruşturma raporuyla birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar göz ardı edilerek disiplin soruşturması başlatılmadan ve davacının savunması alınmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” hükmün yer verilmiştir.
30) Danıştay tarafından verilen kararlarda da, davacıların daha dikkatli ve özenli olmalarının
bildirilmesine ilişkin işlemlerin, kamu görevlilerinin disiplin cezaları dışında ve disiplin niteliği taşımayan bir biçimde yazılı olarak ikaz edilmelerine imkan tanıyan bir düzenleme bulunmaması nedeniyle disiplin cezası niteliği taşımasalar da, söz konusu işlemlerin davacının özlük dosyasına konulması ve davalı idarenin davacı hakkında takdir yetkisinin kullanacağı çeşitli işlemlerde dikkate alınması olasılığı karşısında, davacının durumunda ciddi etkileri olabileceği görülen dava konusu işlemin davacının hukuki durumunu etkileyebileceği ve bu nedenle idari davaya konu olacak bir işlem niteliğinde olduğu anlaşıldığından, idare mahkemelerince davanın incelenmeksizin reddi yönünde verilen kararlarda hukuka uyarlılık bulunmadığı hükmüne varılmıştır. (Bakınız, Danıştay 12.
Dairesinin 25/06/2013 tarihli ve E:2010/3249, K:2013/5666 sayılı; 23/03/2013 tarihli ve
E:2012/9161, K:2013/1578 sayılı; 24/02/2010 tarihli ve E:2007/4720, K:2010/1065 sayılı; 08/12/2015 tarihli ve E:2012/10034, K:2015/6646 sayılı kararları)
31) İdarenin işlem tesis ederken hukuka bağlı olması ve hukuk kuralları içinde hareket etmesi hukuk
devleti ilkesinin bir gereği olduğundan, idari işlemin belli ve geçerli bir sebebe dayanması
gerekmektedir. İdari işlemlerin bir sebebe ve gerekçeye dayalı olması hukukun genel ilkelerinden olduğundan, bu ilke genel anlamda düzenleme veya işlem yapan idareyi uyguladığı ve düzenleme yaptığı alanda doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlar. İşlemlerde gösterilen sebep ve gerekçe, işlemin yasaya uygunluğu ve dayanağını değerlendirme, itiraz edip etmeme konusunda ilgililere yardımcı olmakla birlikte, idarenin şeffaflığı ve idareye güven ilkeleri ile hukuk devleti anlayışının oluşumu açısından da büyük öneme sahiptir.
32) İncelenmekte olan olayda, tutanağa konu olayın başvuranın acil durumda olan kritik bir hasta ile
uğraştığı esnada meydana geldiğini, diğer bir birim tarafından konsültasyon talebine karşılık verdiği ve hastanın 3. basamak birimine nakline karar verildiği, ancak başvuranın acil durumda olması nedeniyle nakledilecek hastaya takılacak kataterin müdavi hekimce takılmasını talep ettiği, müdavi hekimin hastayı katater takmadan ve gerekçesini ise sistem üzerinden not yazamadığı ve hemşireye telefonla ulaşamadığı iddiasıyla saat belirtilmeyen bir notu dosyaya ekleyerek gönderdiği, başvuranın iddiasına göre hastanın gönderildiği sırada durumu kritik durumda olan başka bir hasta ile ilgilenmekte olduğu, ayrıca başvuranın kritik bir hastayla ilgilenmesi gerekmesinin o esnada 4 ayrı yoğun bakım biriminde 39 hastanın takibinden sorumlu olduğunu, diyaliz katateri takmasını talep ettiği doktorun üzerine ise 6 hastanın kayıtlı olduğunu ifade etmektedir.
33) Başvuranın dilekçesinden ve diğer hekimin yazılı ifadesinde yer alan, ancak somut belgelerle veya
şahitlerin ifadeleriyle desteklenmeyen bu iddialar ve açıklamalar incelendiğinde, sağlık gibi önemli bir alanda sunulan bir hizmet sunumunda konsültasyon işlemleri aşamasında meydana gelen sorunlara ilişkin olan ve hastalara açısından risk oluşturabilecek durumlara sebebiyet verebilecek bir konuda, olayda kusuru bulunan personelin hangisi olduğuna ilişkin gerekli inceleme yapılmadan işlem yapılmasının hakkaniyete uygun olmadığı değerlendirilmektedir.
34) Bu noktada, idare tarafından, Kurumumuzca da açıkça talep edilmesine rağmen, başvuranın
konsültasyona ilişkin Meslek Etiği Kurallarının “Danışım (Konsültasyon) ve Ekip Çalışması” başlıklı
19 uncu maddesinde belirtilen hangi kurala ve hangi kusurlu davranışı nedeniyle çalışma etiğine
aykırı hareket ettiği açıklanamamakta, sadece mevzuat hükümlerinden bahsedilmektedir. Ancak, mezkur maddede, konsültasyon işlemeleri sırasında konsultan hekim ile müdavi hekim arasında hangi tedavinin uygulanacağı konusunda anlaşmazlık yaşanması durumunda nasıl davranılması gerektiği ortaya konulmaktadır. Somut olayımızda ise, hastanın 3. basamak yoğun bakım birimine aktarılması esnasında yapılacak bir işlemin kim tarafından yapılacağı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktığı görülmektedir.
35) Sonuç olarak, mevzuatın öngördüğü şekilde bir disiplin soruşturması yürütülmek suretiyle olay bütün
yönleriyle incelenerek olayda kusurlu olan tarafa belirlenmeksizin yazılı ikazda bulunulmasının ve bu şekilde başvuranın çalışma etiğine ve meslek ilkelerine aykırı davranmakla suçlanmasının, mevzuatın amir hükümlerine aykırı olması nedeniyle, hukuka ve hakkaniyet aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Kurumumuzun 24/08/2017 tarihli ve 2017/1645 başvuru numaralı kararı ile 22/06/2021 tarihli ve 2021/330 başvuru numaralı karaları da bu yöndedir.
36) Konuyla ilgili olarak Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın 17/12/2020
tarihli dilekçesi üzerine “sözlü uyarı” konu başlığını taşıyan 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazıyla uyarılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu değerlendirildiğinden, söz konusu yazının iptal edilmesi yönünde idareye tavsiyede bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
37) 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde iyi yönetim ilkelerine yer verilmiş olup; idare tarafından, Kurumumuzca talep edilen bilgi ve belgeler süresi içinde gönderildiğinden “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun hareket edildiği; ancak, başvuranın talebini reddederken bu işlem karşısında hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uyulmadığı tespit edilmiş olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
38) 6328 sayılı Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci
maddesinde, Kamu Denetçiliği Kurumunun inceleme ve araştırmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandıramaması hâlinde durmuş olan dava açma süresinin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda incelemenin altı ayda bitirilememe gerekçesi, dava açma süresinin kaldığı yerden yeniden işlemeye başlayacağı hususu ve yargı yolu, başvurana 21/09/2021 tarihli ve sayılı yazı ile bildirilmiştir.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre, Başvuranın uyarılmasına ilişkin 24/02/2021 tarihli ve sayılı yazının iptal edilmesi yönünde işlem tesis edilmesi için ESKİŞEHİR YUNUS EMRE DEVLET HASTANESİ
BAŞHEKİMLİĞİNE TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,
ESKİŞEHİR YUNUS EMRE DEVLET HASTANESİ BAŞHEKİMLİĞİ tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın Başvurana ve gereği için ESKİŞEHİR YUNUS EMRE DEVLET HASTANESİ
BAŞHEKİMLİĞİNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi