ÖZET: Başvuran, eşinin vefatından sonra kendisine bağlanan aylık üzerinden 1993-2012 yılları arasında yapılması gereken ek ödemenin (tütün ödemesi) geriye dönük olarak ödenmesini talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvurunun 5 yıllık zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Başvuranın, ek ödemenin yapılması için gerekli başvuruları zamanında gerçekleştirmediği ve bu durumun hukuki bir sebebe dayanmadığı belirtilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını ve ilgili mevzuatı değerlendirerek, başvurunun reddine dair bir öneri hazırlamıştır. İnceleme sonucunda, başvuranın ek ödeme talebinin, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü süre içinde yapılmadığı ve bu nedenle zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, başvuranın, eşinin vefatından sonra haklarını talep etme konusunda hareketsiz kaldığı ve bu süreçte geçerli bir mazeret sunmadığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak, başvurunun reddi yönünde bir karar alınmış ve başvuranın hak talebinin hukuka uygun olmadığı ifade edilmiştir. İdarenin, benzer durumlarda daha dikkatli ve bilgilendirici olması gerektiği vurgulanmıştır. Başvuranın, kararın tebliğinden itibaren yargı yoluna başvurma hakkı bulunmaktadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/86402-S.20.93992

BAŞVURU NO : 2020/44677

KARAR TARİHİ : 03/11/2020

RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Ek ödeme (tütün ödemesi) yapılması talebi Hk.

BAŞVURU TARİHİ : 15/05/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran, eşinin ölümünden dolayı 5 çocukla kendisine aylık bağlandığını, harp/vazife malülü olan personelin dul/yetimlerine SGK tarafından her yıl ek ödeme (Tütün Ödemesi)

yapıldığını, kendilerine aylık bağlanılan yıl olan 1993 yılından bu yana yapılması gereken ek ödemenin ilgili yılların katsayıları da dikkate alınmak suretiyle geriye dönük olarak 1993 yılı ile 2012 yılları arasını kapsayacak şekilde yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kamu Denetçiliği Kurumunun 02/09/2020 tarihli ve sayılı bilgi ve belge isteme yazılarına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel

Müdürlüğü’nün konuya ilişkin 10/09/2020 tarihli ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. İlgilinin eşi teröristler tarafından 17/06/1993 tarihinde öldürüldüğü ve adı geçenin hak sahiplerine 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamında (506 sayılı Kanun kapsamında) ölüm aylığı bağlandığı, 2.2. Kurumun kayıtlarına 04/05/2011 tarihinde geçen 28/04/2011 tarihli dilekçesi ile eşinden dolayı tarafına 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması ve tütün ikramiyesi, öğrenci yardımı ve faizsiz konut kredisi gibi diğer sosyal haklardan yararlandırılması talebinde bulunduğu, talep üzerine Sosyal Güvenlik Kurumunun Primsiz

Ödemeler Genel Müdürlüğünün 05/10/2011 tarihli yazısı ile Kurumun Sosyal Sigortalar Genel

Müdürlüğü Sigortalı Emeklilik Daire Başkanlığından, ilgiliye 2330 sayılı Kanun kapsamında

%25 oranında artırımlı aylık ödenip ödenmediğinin bildirilmesinin talep edildiği, Sigortalı

Emeklilik Daire Başkanlığının 10/10/2011 tarihli cevabi yazısında ilgililere 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık ödenmediğinin bildirildiği, 2.3. Sigortalı Emeklilik Daire Başkanlığının 26/03/2012 tarihli yazısında hak sahiplerine 15/07/1993 tarihinden geçerli olmak üzere 2330 sayılı Kanuna

Bu kanunda ayrıca belirtilen haller dışında aylık bağlanmasına istihkak kesbedildiği tarihten itibaren beş yıl sonuna kadar yazı ile müracaat edilmezse bu aylıklar, müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren bağlanır.”, 5.2. Mülga 117 nci maddesi; “Bu kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihlerden itibaren beş yıl sonuna kadar alınmıyan veya yazı ile müracaat edilerek aranmıyanlar Sandık lehine zamanaşımına uğrar.” 5.3. Mülga 118 inci maddesi; “116 ve 117 nci maddeler, ilgililerin her birinin istihkakları hakkında ayrı ayrı uygulanır.

Sandığa müracaat etmemenin makbul veya mücbir bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında yukarda ki maddeler hükümleri uygulanmaz. Ölümü duymamış olmak, ispat edilmek şartıyla, mücbir sebep sayılır.” 6. Ek 79 uncu maddesi; (Ek : 14/7/2004 – 5217/4 md.)

(Değişik birinci fıkra: 12/7/2013-6495/93 md.) Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddeleri, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi, 2330 sayılı Kanun veya 2330 sayılı

Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananlara, bu madde uyarınca ek ödeme verilir. Hak sahiplerine, yukarıda yazılı durumlar sebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarınca aylık bağlanmasına esas olan tarihten geçerli olmak üzere müracaat tarihini izleyen yılın en geç ilk üç ayı içinde T.C. Emekli Sandığı tarafından ek ödeme yapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiye bölünmesi suretiyle hesaplanır.

Her yıl ödenecek miktar, malûllük derecelerine göre Göstergeler aşağıdaki yazılı göstergelerin ödemenin yapılması gereken yılın ilk dönemindeki Devlet memuru aylıklarına uygulanacak katsayı ile çarpımı sonucunda bulunacak tutardır. Malûllük Derecesi

1 40 000

2 36 000

3 31 000

4 28 000

5 25 000

6 22 000

(Değişik dördüncü fıkra: 12/7/2013-6495/93 md.) Birinci fıkrada belirtilen hükümlere göre aylık bağlanmasını gerektiren olaylar sebebiyle hayatını kaybedenlerin dul ve yetimleri, birinci derece malullere uygulanan gösterge üzerinden; aynı sebeplerle malullük aylığı almakta iken ölenlerin dul ve yetimleri ise malullerin hayatta iken maluliyet derecelerine göre yararlandıkları gösterge üzerinden ve sosyal güvenlik kanunlarına göre dul ve yetim aylığı aldıkları süre ile sınırlı olarak ek ödemeden yararlanır. Dul ve yetim sayısının bir kişiden fazla olması hâlinde, verilecek ek ödeme hak sahipleri arasında eşit olarak paylaştırılır.

(Mülga beşinci fıkra: 12/7/2013-6495/93 md.)

(Değişik altıncı fıkra: 12/7/2013-6495/93 md.) Birinci fıkrada belirtilen hükümlere göre aylık bağlanmasını gerektiren olaylar sebebiyle hayatını kaybedenlerin, aynı sebeplerle malullük aylığı almakta olanların veya bunlardan ölenlerin çocuklarına her ay için; ilköğretimleri sırasında (1.250), ortaöğretimleri sırasında (1.875) ve yükseköğretimleri sırasında (2.500)

gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda eğitim ve

öğretim yardımı yapılır. (Değişik ikinci cümle: 17/4/2017-KHK-690/30 md.; Aynen kabul:

1/2/2018-7077/26 md.) Ödemeler, her eğitim-öğretim yılında bir kez olmak üzere, ilgili eğitimöğretim yılının Eylül ayında geçerli olan memur aylık katsayısı ve aynı eğitim-öğretim yılındaki öğrenim seviyesine göre hesaplanarak 1 Eylül-31 Aralık tarihleri arasında toptan yapılır. Öğrenim durumu ve seviyeleri tespit edilemeyenlere ise ilgili eğitim-öğretim yılı içinde talepleri üzerine eğitim ve öğretim yardımları ödenir. 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel

Öğretim Kurumları Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamında faaliyet gösteren özel eğitim okullarında eğitim alanlar da bu fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlanırlar. (Ek cümle: 17/4/2017-KHK-690/30 md.; Aynen kabul: 1/2/20187077/26 md.) Birinci fıkra kapsamında aylık almakta olanlar da aynı usul ve esaslar çerçevesinde bu yardımdan yararlandırılır.

(Değişik yedinci fıkra: 21/4/2005 – 5335/3 md.) Bu maddeye göre yapılan ödemeler herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi olmayıp, faturası karşılığında, Hazineden tahsil edilir. …” 7. 5510 sayılı Kanunun “Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans” başlıklı 97 nci maddesinde; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar. (Mülga son cümle: 17/4/2008-5754/57 md.) (2)

Kuruma müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında, yukarıdaki hükümler uygulanmaz.

Kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer.

…”

Hükmü yer almaktadır.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

8. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuran özetle, kendilerine aylık bağlanılan yıl olan 1993 yılından bu yana yapılması gereken ek ödemenin ilgili yılların katsayıları da dikkate alınmak suretiyle geriye dönük olarak

1993 yılı ile 2012 yılları arasını kapsayacak şekilde yapılması talebiyle Kurumumuza

başvurmuştur.

10. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle, başvuranın ek ödeme yapılması talebiyle başvurduğu yıldan itibaren ek ödemenin yapılmaya başlandığı, başvuranın tarafına eşinden dolayı aylık ödenmeye başlandığı tarihten itibaren ek ödeme yapılması talebinin ise 5 yıllık zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile reddedildiği ifade edilmiştir.

11. Bu çerçevede uyuşmazlığın, başvuranın ek ödeme (tütün ödemesi) talebinin, bu ödemeyi geriye dönük olarak alıp alamayacağı noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.

12. Başvuranın talebinin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunun 117. ve 118. Maddeleri çerçevesinde incelenmesinde; tütün ödemesinin eşinin vefat etmesinden ötürü dul ve yetim aylığı bağlandığı tarihten itibaren alabilmesi için o tarihten itibaren ek ödeme talebiyle ilgili idareye 5 yıl içinde başvurması gerektiği, 5 yıllık zaman aşımı süresi içinde başvuruda bulunmaması halinde ilgili talebin sandık lehine zaman aşımına uğrayacağı, bahsi geçen ek ödemenin ise ancak başvuru yapıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren ödenebileceğinin kanunda açıkça ifade edildiği görülmüştür. Başvuru yapılamamasının tek istisnası ise makbul veya mücbir sebebe bağlı olarak başvuru yapılamamış olmasıdır. Ölümü duymamış olmanın mücbir sebep olarak sayılabileceği kanunda ifade edilse de başvuranın, eşinin vefatı sebebiyle emekli aylığına başvurmuş olmasından eşinin ölümünden haberi olduğu dolayısıyla böyle bir mücbir sebebinin de var olmadığı açıkça anlaşılmaktadır.

13. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları kapsamaktadır. Henüz sahip olunmayan bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı bu kapsamda olmamakla beraber belli durumlarda bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacağı” elde etmeye yönelik

“meşru bir beklenti”, mülkiyet hakkı güvencesinde sayılabilir (Hüseyin Remzi Polge, B. No:

2013/2166, 25/6/2015, § 32; Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36-37).

14. Öte yandan sosyal güvenlik ödemeleri yönünden Anayasa Mahkemesi kararlarına bakıldığında; Anayasa’nın ve Sözleşmenin ortak koruma kapsamında yer alan mülkiyet hakkının, sosyal güvenlik ödemesi hakkını içermediğinin belirtildiği ancak, yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise, yargısal içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğunun kabul edildiği görülmektedir (Hüseyin Remzi Polge, § 36; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; Andrejeva-Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009, § 77).

15. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Hüseyin Remzi Polge, § 33; Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B.

No:44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, § 103, 27/5/2010; SA

Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§ 44-45).

16. Meşru beklenti kapsamında talep edilen bir hak için mevzuatta öngörülen sürede talepte bulunulması şartı, hakkın doğmasının değil fiilen ödeme yapılabilmesinin bir şartıdır. Bu nedenle başvurucunun bu süreye uyup uymaması meşru beklentinin varlığını etkilememektedir (Yeşim BULLOCK, B. No: 2014/13223, 20/9/2017, § 41).

17. Diğer taraftan Yüksek Mahkeme zamanaşımı düzenlemesinin meşru amacına yönelik değerlendirmelerinde hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında olmasının hukuk devletinin unsurları olan hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle bağdaşmayacağı (Yaşar Çoban

[GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 63), zamanaşımı düzenlemelerinin temelinde yatan amacın, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ve yargı organlarının artık eskimiş ve güncelliğini yitirmiş uyuşmazlıklarla uğraşmalarının önlenmesi olduğu, bu amacın da kamu yararına dönük olduğunun açık olduğu ifadelerine yer vermiştir (Yeşim BULLOCK, § 50).

18. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına zamanaşımına dayanarak yapılan müdahalelerin ölçülüğü olup olmadığına yönelik olarak yaptığı değerlendirmelerde ise aşağıdaki şu ilkelere vurgu yapmıştır.

19. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından sosyal güvenlik haklarının talep edilmesinin belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mülkiyet hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir ifadeyle haktan yararlanılmasını imkansız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Talep süresinin makul olup olmadığı, sosyal güvenlik alacağının niteliği ve hak sahibinin, talep hakkının doğduğunu öğrenme imkanına sahip olup olmadığı gibi hususlar gözününde bulundurulmalıdır. Öngörülen sürenin, talepte bulunmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban § 64; Yeşim BULLOCK, § 52).

20. Sürenin işlemeye başladığı an da mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda talep süresinin, hak sahibinin henüz talep hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması, talep hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 65; Yeşim

BULLOCK, § 53).

21. Öte yandan mahkemeler hakkın talebi için belli bir süre öngören kanun hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkan verdiği ölçüde hakkı sahibine teslim etme yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte mahkemelerin sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarını zorlayarak kanunda öngörülen süreleri bertaraf etmesi hukuki istikrar ve güvenlik ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi ile mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban,§ 66; Yeşim BULLOCK, § 54).

22. Mülkiyet hakkına kamu otoriteleri tarafından yapılan müdahaleye ilişkin hukuka aykırılık iddialarının öne sürülebileceği idari veya yargısal mekanizmaların var olup olmadığı ve bu mekanizmaların keyfiliğe karşı güvenceler içerecek araçlarla donatılıp donatılmadığı hususu, müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulacak bir unsurdur. Bu bağlamda bu tür mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya keyfiliği önleyecek nitelikte olmaması ya da fiilen adil ve etkili bir karar verme sorumluluğunun yerine getirilmemesi durumunda müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılabilir (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan,§ 68; Yeşim BULLOCK, § 55).

23. Somut olayda vefat eden eşinin 506 sayılı kanun kapsamında bulunması nedeniyle başvurana 15/7/1993 tarihinden başlamak üzere 506 sayılı Kanun kapsamında eşinden dolayı dul ve yetim aylığı bağlandığı, diğer taraftan Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 8/4/1994 tarihli yazısı ile başvuranın eşinden dolayı başvurana 2330 sayılı Kanun kapsamında nakdi tazminat ödendiği belirtilerek eşinin vefatına ilişkin (başvuranın tarafına aylık bağlanmasını içeren 23/11/1993 tarihli dilekçesinin de içinde bulunduğu) evrakın 2330 sayılı kanun kapsamında aylık bağlama işlemlerinin başlatılması için bu kez T.C.Emekli Sandığına gönderildiği görülmektedir. Milli İstihbarat Teşkilatına cevaben yazıldığı anlaşılan yazı sonrasında ise başvuran lehine herhangi bir tahsis işlemi tesis edilmediği anlaşılmaktadır.

Eşinin vefatından yaklaşık onbeş yıl sonra başvuranın ilk kez 14/4/2008 tarihinde Milli

İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına yaptığı başvuru ile eşinin vefatından kaynaklı haklara ilişkin taleplerini sunmaya başladığı, yine başvuran tarafından Sandığa ilk defa 07/10/2008 tarihinde faizsiz konut kredisinden yararlanmak talebiyle başvuru yapıldığı, bu başvuruya verilen yanıtta, tarafına söz konusu belgenin verilmesinin mümkün olmadığı ancak başka bir sosyal güvenlik kurumundan 2330 sayılı kanun kapsamında aylık almakta ise buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesi ve talepte bulunulması halinde ek ödeme (tütün ikramiyesi) ödenebileceği bilgisinin verildiği, başvuranın tarafına tütün ikramiyesi ödenmesi talebinin ise ilk kez 04/5/2011 tarihli dilekçe ile yapıldığı ve bu talep esas alınarak aylık dosyasındaki hak sahiplerine tütün ikramiyesi ödenmeye başlandığı anlaşılmaktadır.

24. Dosya muhteviyatından başvuranın tarafına ilk kez aylık bağlandığı 1993 yılı Kasım ayından Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına eşinden dolayı sahip olması gereken hakları konu ederek başvuruda bulunduğu 2008 yılı Nisan ayına kadar olan süreç boyunca hareketsiz kaldığı, Sandığa ise ilk kez adına faizsiz konut kredisi hak sahipliği belgesi düzenlenmesi talebiyle 2008 yılı Ekim ayında başvurduğu, tütün ikramiyesi ödeme şartlarına yönelik olarak tarafına verilen bilgiye rağmen 2011 yılı Nisan ayına kadar SGK’ya tütün ikramiyesi başvurusunun bulunmadığı, bahse konu onbeş yıllık dönemde hareketsiz kalınmasına ve sonrasında tütün ikramiyesine ilişkin talepte bulunulmamasına yönelik olarak makbul ve mücbir bir sebebin ortaya konulmadığı görülmektedir. Bu durumda, dosya kapsamından idareye süresinde başvuru yapılmamasının gerekçesine ilişkin makbul veya mücbir bir sebep tespit edilemediği gibi başvuran tarafından da bu yönde ortaya konulmuş bir husus bulunmadığı, ayrıca 5510 sayılı Kanunda 5434 sayılı Kanunun mülga 117 nci maddesi gereği zamanaşımına uğrayan ödemelerin ödeneceğine ya da zamanaşımı kapsamında çıkarıldığına dair yeni bir düzenlenme yapılmadığı anlaşıldığından başvuruya konu ödemenin zamanaşımına uğradığı sonucuna ulaşılmıştır.

25. Sonuç olarak yukarıda yapılan açıklamalar, yargı kararları ve Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, eşinden dolayı 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık ödenen başvuranın, tütün ikramiyesi ödemelerinin tarafına aylık bağlandığı tarihten itibaren yapılması talebinin reddine yönelik olarak idarece yapılmış işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 26. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği

Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.

27. Somut olayda, devlet adına görev yapan ve bu nedenle PKK terör örgütü tarafından doğrudan kendisine yapılan bir saldırı sonucu öldürülen bir kamu görevlisinin geride kalan eşine ve çocuklarına, hem hayatını kaybedenin hem de geride kalanların fedakarlıklarının karşılığı olarak tanınan bir hak söz konusudur. İdarenin işleminde hukuka aykırılık tespit edilmemiş olmakla birlikte Devlet lehine bu denli büyük fedakarlıkların söz konusu olduğu bu tür durumlarda, olayın önemi ve hassasiyeti ayrıca dikkate alınarak, geride kalanların hakları ve alacakları konusunda idarenin zamanında ve açık şekilde bilgilendirme yapılması hususunda azami özeni göstermesi gerektiği değerlendirilmekte ve bundan sonra tesis edeceği işlemlerde idarenin bu durumu göz önünde bulundurması beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

28. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Ankara İdare Mahkemesine yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Kararın BAŞVURANA, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi