ÖZET: Başvuran, Kırklareli Belediye Başkanlığında 4.5 yıl belediye başkan yardımcılığı yaptıktan sonra, emeklilik başvurusu sırasında 11 gün eksik gün sayısı nedeniyle emekli aylığının iptal edildiğini ve 36.000 TL’lik maaşının geri ödenmesini talep etmiştir. Ayrıca, emekli ikramiyesi ve maaşının doğru hesaplanmasını istemektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), başvuranın emeklilik işleminin iptalinin, sigortalılık süresinin yanlış hesaplanmasından kaynaklandığını belirtmiştir. Başvuranın toplam hizmet süresi, hatalı bir şekilde 15 gün fazla hesaplanmış ve bu durum emeklilik şartlarını karşılamadığını ortaya koymuştur.

SGK, başvuranın emekli ikramiyesi talebinin ise son çalıştığı statünün 4/1-a olması nedeniyle reddedildiğini ifade etmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını değerlendirerek başvurunun kısmen kabul edilmesine ve yersiz ödenen aylıkların geri alınması işleminin iptal edilmesine karar vermiştir. Ayrıca, SGK’nın ek 82. maddesinin Anayasa Mahkemesi kararlarıyla uyumlu bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği önerilmiştir. Bu karar, başvuranın hak arama özgürlüğü çerçevesinde yasal süreçlerin devam etmesine olanak tanımaktadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2022/844-S.22.1315

BAŞVURU NO : 2021/13500

KARAR TARİHİ : 19/01/2022

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvurana çıkarılan yersiz ödeme borcu ile başvuranın emekli aylığının hesaplanma esasları ve emekli ikramiyesi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 10/08/2021

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran özetle, Kırklareli Belediye Başkanlığında 4.5 sene belediye başkan yardımcısı olarak görev yaptığını, görevinden ayrıldıktan sonra gün sayısını tamamlamak için 11 ay sigortalı olarak çalıştığını, emeklilik başvurusu üzerine emekli maaşının bağlandığını fakat 11 ay sonra 11 gününün eksik olduğu gerekçesiyle emekliliğinin iptal edildiğini ve almış olduğu yaklaşık 36.000,00 TL maaşın geri ödenmesinin istendiğini, eksik olan gün sayısını 15 gün olarak çalışıp tamamladığını, ayrıca 2021 Şubat ayı maaşının 3020 TL olduğunu ancak telefon ile yaptığı görüşmede 1950 TL maaş hesaplandığının ifade edildiğini, bununla birlikte görev yaptığı 4.5 yıl karşılığı kıdem tazminatının [emekli ikramiyesinin] ödenmediğini belirterek çıkarılan adına çıkarılan emekli aylığı borcunun iptalini, emekli maaşının esaslarla bağlanmasını ve emekli ikramiyesinin ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün konuya ilişkin 15/11/2021 tarihli ve – – – sayılı yazısı ve eklerinde mevzuat hükümlerine de yer verilmek suretiyle özetle; 2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 2 nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olup Kanunun yürürlük tarihinden sonra aylık talebinde bulunanlardan farklı sosyal güvenlik kurumlarına ya da sigortalılık statülerine tabi olanlara aylık bağlanırken esas alınacak kanunun 2829 sayılı Kanun hükümlerine göre tespit edildiği, haklarında geçici madde hükümlerinin uygulandığı, ancak 5434 sayılı Kanuna tabi çalışmaları olmaması nedeniyle geçici 4 üncü madde kapsamında olmayanların emekli aylıklarının geçici 2 nci madde kapsamında bağlandığı,

2.2. Kanunun geçici 2 nci maddesi ile bu kişilerin aylıklarının ne şekilde hesaplanacağının belirlendiği, başvuranın da aralarında olduğu 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamında ilk defa 2008 yılı ekim ayı başı sonrasında sigortalı olanların emekli aylıklarının da bu maddeye göre hesaplandığı, 2.3. 5434 sayılı Kanunun ek 82 nci maddesi uyarınca 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamında ilk defa 2008 yılı ekim ayı başı sonrasında sigortalı olanlara ikramiye ödenebilmesi için son defa çalışmış oldukları sigortalılık statüsünün 4/1-c bendi kapsamında olması gerektiği, 2.4. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Yersiz Ödemelerin Geri

Alınması” başlıklı 96 ncı maddesinin; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır” hükmüne amir olduğu, 2.5. Somut olayda başvuranın belediye meclis üyesi seçildikten sonra belediye başkan yardımcısı olarak görevlendirilmesinden dolayı 23/5/2014 tarihli dilekçesi üzerine 20/5/2014 tarihinden itibaren 4/1-c bendi kapsamında sigortalılığının başladığı, 30/11/2018 tarihinde istifa ettiği, daha sonra 4/1-a bendi kapsamında çalışmasını sürdürerek açıkta iken 27/2/2020 tarihinde aylık bağlanması talebinde bulunduğu, başvurana 1 yıl 6 ay askerlik borçlanması, 22/4/1996-30/4/2014 tarihleri arası 18 yıl 8 gün 4/1-b hizmeti, 20/5/201415/12/2018 tarihleri arası 4 yıl 6 ay 28 gün 4/1-c hizmeti, 27/3/2019-24/2/2020 tarihleri arası 10 ay 29 gün 4/1-a hizmeti olmak üzere toplam 25 yıl 5 gün hizmetine karşılık 21/4/2020 tarihli işlemle 1/3/2020 tarihinden başlamak üzere 5434 sayılı Kanuna göre emekli aylığı bağlandığı, 2.6. Ancak daha sonra yapılan incelemede 4/1-c bendi kapsamındaki sigortalılığın bitiş tarihinin belediye başkan yardımcılığından istifa ettiği 30/11/2018 tarihi yerine sehven 14/12/2018 tarihi olarak dikkate alındığının ve hizmet süresinin fazla hesaplandığının anlaşıldığı, 2.7. Yeniden yapılan incelemede toplam hizmet süresinin 25 yıldan az (24 yıl 11 ay 19 gün) olduğunun tespit edilmesi üzerine 21/01/2021 tarihli ve sayılı işlemle başvuranın emeklilik işleminin iptal edildiği, ödenmiş aylıklarının borç çıkarıldığı ve 19/2/2021 tarihli yazı ile başvurana bilgi verildiği, 2.8. Başvuranın 3/2/2021-18/2/2021 tarihleri arasında 16 gün daha 4/1-a kapsamında çalışması ve 1/3/2021 tarihinde yeniden talepte bulunması üzerine toplam 25 yıl 6 gün hizmetine karşılık bu kez ilk defa 1/10/2008 tarihinden sonra 4/1-c kapsamında çalıştığı dikkate alınarak 5434 sayılı Kanuna göre değil 5510 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesine göre 16/3/2021 tarihli işlem ile 1/4/2021 tarihinden başlamak üzere yaşlılık aylığının bağlandığı, 2.9. Ayrıca, belediye başkan yardımcılığından ayrıldığı 30/11/2018 tarihinden sonra 27/3/201924/2/2020 tarihleri arasında 4/1-a kapsamında çalıştığından 5434 sayılı Kanunun ek 82 nci maddesi uyarınca son sigortalılık statüsü 4/1-c kapsamında olmadığından emekli ikramiyesinin ödenmediği, Hususları bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının; 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13 üncü maddesi; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” 3.2. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesi; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun; 5.1. “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkraları; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.

Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen

Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.” 5.2. Ek 82 nci maddesinin birinci fıkrası; 1) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanlardan; a) 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanan ve uzun vadeli sigorta kolları açısından sigortalı çalışma sürelerinin tamamı 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçmiş olanlara, b) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen sigortalılık hallerinin birden fazlasına tabi olarak çalışmış olmakla birlikte, anılan Kanun hükümlerine göre aylık bağlandığı sırada son defa uzun vadeli sigorta kolları açısından 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmakta olanlara,

c) 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlandığı sırada uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir işte çalışmamakla birlikte, uzun vadeli sigorta kolları açısından son olarak 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmış olanlara, d) Yaşlılık toptan ödemesi yapılmış olup uzun vadeli sigorta kolları açısından son olarak 5510 sayılı

Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmış olanlara, e) Uzun vadeli sigorta kolları açısından 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmakta iken ölenlerin ölüm aylığı bağlanan veya ölüm toptan ödemesi yapılan hak sahiplerine, f) Ölüm tarihi itibariyle uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmamakla birlikte, uzun vadeli sigorta kolları açısından son olarak 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmış olanların ölüm aylığı bağlanan veya ölüm toptan ödemesi yapılan hak sahiplerine, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından, 5510 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (21)

numaralı bendinde belirtilen kamu idarelerinde aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında geçen uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süreleri esas alınarak emekli ikramiyesi; anılan Kanunun geçici 4 üncü maddesine göre aylığa veya toptan ödemeye hak kazanan sigortalıların emeklilik ikramiyesine ilişkin azami süre, hesap yöntemi, emekli ikramiyesinin hesabında kullanılan ödeme unsurları ile bu ödeme unsurlarına hak kazanma şartlarına ilişkin esas ve usûller, ödeme unsurlarının ikramiye hesabına esas alınan oran ve/veya miktarları dikkate alınarak ödenir…” 6. ”5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; 6.1. “Sigortalılığın sona ermesi” başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrası; “Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık; …

c) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanların;

1) Ölüm veya aylık bağlanmasını gerektiren hallerde görev aylıklarının kesildiği tarihi, 8/6/1949 tarihli ve

5434 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinde belirtilen yaş hadleri ile sıhhi izin sürelerinin doldurulması

halinde ise bu süre ve hadlerin doldurulduğu tarihleri takip eden aybaşından,

2) Diğer hallerde ise görevden ayrıldıkları tarihten,

…

itibaren sona erer.” 6.2. “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesi; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, (1)

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 6.3. “Bu Kanundan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına tâbi geçen çalışmalar için bağlanacak aylıkların hesabı” başlıklı Geçici 2 inci maddesinin birinci fıkrası; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara tabi olanlara

bağlanacak yaşlılık aylıkları aşağıdaki şekilde hesaplanır:

a) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına veya fiilî hizmet süresine ait aylık; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki kanun hükümlerine göre, aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı veya fiilî hizmet süresi üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla hesaplanacak aylığının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadarki prim ödeme gün sayısı veya fiilî hizmet süresi ile orantılı bölümü, aylık talep tarihine kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı ile çarpılarak hesaplanır.

b) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına ait aylığı, aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden 29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır. Ancak, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3600 prim gün sayısını doldurmamış olan sigortalıların yaşlılık aylığı bağlama oranının hesabında, sigortalının Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen ve Kanunun yürürlük tarihinden önceki prim gün sayısını 3600 güne tamamlayan hizmet sürelerinin her 360 günü için % 3 oranı esas alınır.

c) Aylık, (a) ve (b) bentlerine göre hesaplanan kısmî aylıkların toplamından oluşur. Aylıklar ayrıca 29 uncu maddenin son fıkrasına göre artırılarak belirlenir.” 6.4. “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı Geçici 4 üncü maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. Bu fıkra kapsamına girenlerden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi kapsamında bulunanların emekli kesenekleri ile kurum karşılıklarının hesabında, işgal ettikleri kadrolar için ilgili mevzuatında belirlenen unsurlar esas alınır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.”

Hükmünü amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar

Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran özetle, kendisinin kusuru olmamasına rağmen SGK’nın kusuru ve hatalı işlemleri nedeniyle emekli maaşının iptal edildiğini, 1 yıllık emekli maaşının borç çıkarıldığını belirterek borcun iptalini, emekli maaşının yeniden eski esaslarla bağlanmasını ve emekli ikramiyesinin ödenmesini talep etmektedir.

9. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; 9.1. Başvuranın emeklilik işleminin iptaline ve ödenmiş aylıkların borç çıkarılmasına itirazı yönünden; başvuranın ilk defa 1/10/2008 tarihi sonrasında 4/1-c kapsamında sigortalı olduğu, bu nedenle hakkında 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması gerekirken sehven 5434 sayılı Kanuna göre işlem yapıldığı ve sigortalılık bitiş tarihinin hatalı tespit edildiği, bu hata nedeniyle hizmet süresinin olduğundan fazla hesaplandığı, daha sonra hatanın ve buna bağlı hizmet süresinin düzeltilmesi nedeniyle başvuranın emeklilik şartlarını tamamlamadığının anlaşıldığı ve başvuranın emeklilik işleminin iptal edilerek ödenmiş aylıklarının borç çıkarıldığı, 9.2. Başvuranın aylığının ilk kez aylık bağlandığı esaslarla ödenmesi talebi yönünden; eksik günlerini tamamlaması sonrası başvurana bu kez mevzuata uygun olarak 5510 sayılı Kanuna göre aylık bağlandığı ve işlemde hata olmadığı, 9.3. Başvuranın emekli ikramiyesi talebi yönünden; 4/1-c kapsamındaki çalışmalara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için son defa çalışılan statünün de 4/1-c olması gerektiği, başvuranın son statüsünün ise 4/1-a olduğu bu nedenle başvurana emekli ikramiyesi ödenmesine imkân bulunmadığı

İfade edilmiştir.

10. Buna göre başvuru yukarıdaki üç başlık altında toplanarak incelenmiştir.

Başvuranın emeklilik işleminin iptali ve ödenmiş emekli aylıklarının borç çıkarılmasına yönelik

olarak:

11. Somut olayda emeklilik talebinde bulunan başvurana mevzuatta aranan şartları doldurduğu değerlendirmesi yapılarak 21/4/2020 tarihli işlemle 1/3/2020 tarihinden başlamak üzere 5434 sayılı Kanuna göre emekli aylığı bağlanmıştır. Anılan işlemden yaklaşık 9 ay sonra idarece başvuranın sigortalılığının sonra erme tarihinin belirlenmesinde hata yapıldığı fark edilmiş, sigortalılık sona erme tarihinin yeniden

belirlenmesi neticesinde başvuranın hizmet süresi 15 gün azalmıştır. Hizmet süresi azalan başvuranın aylık bağlama şartlarını taşımadığının anlaşılması üzerine 21/1/2021 tarihinde idarece emeklilik işlemi iptal edilmiş, ödenmiş aylıkları ise borç çıkarılmıştır.

12. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1 inci maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmiştir.

13. Aynı çerçevede, Anayasa’nın 35 inci maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmış, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.

14. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60) ifade edilmektedir.

15. Anayasa mahkemesi tarafından emsal durumlarda yaşanan mağduriyetlere ilişkin somut olay değerlendirmelerinde öncellikle sosyal güvenlik hakkından faydalanmak suretiyle edinilen malların mülk teşkil edip etmediği hususu tartışılmaktadır. Bu kapsamda Yüksek Mahkeme tarafından, sosyal güvenlik hakkı kapsamındaki aylıkların başvurucuya ödenmesiyle başvurucunun mevcut malvarlığı haline geldiği, bu nedenle bunların ilgili mevzuatta öngörülüp öngörülmediğinin tartışılmasına dahi girilmeksizin

Anayasa’nın 35. maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü yoluna gidilmiştir (Uğur Ziyaretli, B.

No:2014/5724, 15/2/2017, § 44).

16. Somut olayda başvurana 01/03/2020 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun esas alınarak emekli aylığı bağlandığı, sigortalılık sona erme tarihinin düzeltilmesine bağlı olarak toplam hizmet süresinin 15 gün azalması üzerine emeklilik aylığının iptal edilmesi nedeniyle de ödenmiş aylıklarının borç çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, emeklilik aylığının başvurana ödenmesiyle başvuranın mevcut mal varlığı haline geldiği tartışmasız olup Anayasa’nın 35’inci maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, başvurana ödenmiş emeklilik aylıklarının geri istenmesinin mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği değerlendirilmektedir.

17. Öte yandan, Anayasa’nın 35’inci maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Buna göre mülkiyet hakkı da yapılan müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesinin gözetilmesi şartıyla sınırlanabilmektedir.

Kanunilik ilkesi 18. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM, Bekir Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).

19. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).

20. Sigortalılara yersiz ödenen aylıkların hangi esaslar çerçevesinde geri alınacağı 5510 sayılı Kanunun

96 ncı maddesinde belirlenmiştir. Madde ile Kurum tarafından fazla veya yersiz yapıldığı anlaşılan her

türlü ödemenin geri alınacağı ancak fazla veya yersiz ödemenin ne şekilde ve hangi esaslar doğrultusunda geri alınacağının ise fazla veya yersiz ödemeyi doğuran sebebin sigortalıların kasıt veya kusurundan doğması ile Kurum hatasından kaynaklanmasına göre farklılaşacağı belirlenmiştir. Nitekim başvurana aylığının kesildiği 01/11/2007 tarihinden sonra ödenen aylıklar, yersiz ödendikleri gerekçesiyle 5510 sayılı yasanın 96 ncı maddesinin (a) bendi kapsamında borç çıkartılmıştır. Bu durumda ödenmiş emekli aylıklarının geri alınması suretiyle başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin 5510 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirildiği, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır

Meşru amaç ilkesi 21. Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, idarenin yersiz ödemeden kaynaklı alacaklarını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığını sağlamaktır.

22. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesinin (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluna başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesi anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşmış, ilgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurumun gider kaybının önlenmesi, Kurumun aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunması ve böylece Sosyal

Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amaçlandığını ifade etmiştir (AYM

E.2015/97, K.2016/10, 10/02/2016; E.2017/44, K.2017/118, 12/07/2017).

23. Bu anlamda sigortalılık sona erme tarihinin düzeltilmesi sonrasında hizmet süresi emeklilik aylığı bağlanmasına yetmeyen başvurana geriye dönük olarak ödenmiş olan emekli aylık tutarının geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığını sağlamak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı değerlendirilmektedir.

Ölçülülük ilkesi

24. Anayasa Mahkemesi’nce yapılan değerlendirmelerde mülkiyet hakkının sınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35 inci maddesinin temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının düzenlendiği 13 üncü maddeyle birlikte ele alınması gerektiği, 35 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan sınırlama ve güvence ölçütlerinin 13 üncü madde ışığında yorumlanması gerektiği ifade edilmekte, bu kapsamda bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, 29/12/1999). Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamu yararı karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmektedir (Korkut Bahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43; Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 09/03/2016, § 48-49).

25. Yine Mahkemece, kanuni bir dayanağı olup meşru amaçlara dayansa dahi müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususları değerlendirme konusu yapılmakta (Tevfik Baltacı, § 50), mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerektiği ifade edilmektedir ( Tevfik Baltacı, § 66).

26. Anayasa Mahkemesi kararlarında ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade ettiği (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102,

14.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015;

E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, 142016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38), yine ölçülülük ilkesinin, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvence olduğu; ölçülülüğün, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıttığı; ölçülülük denetiminin, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesi olduğu; bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (Osman Bayrak, B. No: 2013/3803, 25/2/2015, § 74; Tevfik Baltacı, § 65).

27. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü hakkında ise, kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların ne derece katkısının olduğuna bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018, § 50; Uğur Ziyaretli, § 65).

28. Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan birinin de kamu makamlarının tutum ve davranışları olduğu, bu bağlamda idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği; idarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni

faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz ettiği belirtilmektedir (Fatma

Ülker Akkaya, §51,52; Tevfik Baltacı, § 48,70,71).

29. Ayrıca sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olduğu, aksi durumda kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabileceği, bu durumun sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyeceği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, § 53; Tevfik

Baltacı, § 74).

30. Buna göre, hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi, emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanması gerektiği ifade edilmektedir (Tevfik Baltacı, § 76, Fatma Ülker Akkaya, § 58).

31. Bu çerçevede somut olayda yasal bir dayanağı ve kamu yararına dayanan meşru bir amacı olan sınırlamanın Anayasa’nın 13 üncü maddesinde ifade edildiği şekilde ölçülü olup olmadığının yani diğer bir deyişle mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

32. Somut olayda başvurana yapılan yersiz ödemelerin başvuranın sigortalılığının sona erme tarihinin idarece hatalı belirlenmesine ve buna bağlı olarak başvuranın hizmet süresinin hatalı hesaplanmasına dayandığı görülmektedir. Sigortalılığın hangi tarih itibarıyla sona ermiş sayılacağı ve buna ilişkin kaydın işlenmesi tümüyle idarenin yetki ve sorumluluğundaki iş ve işlemler olup sigortalıların bu işlemlerin yapılmasına yönelik herhangi bir yetki ve sorumluluğundan söz edilemez. Aynı şekilde sigortalıların hizmet sürelerinin tespiti ve aylık bağlanmaya hak kazanıp kazanmadıkları ile haklarında hangi mevzuata göre işlem yapılacağı tamamen idarenin yetki ve sorumluluğu altındaki iş ve işlemlerdir. Nitekim idarece de başvuranın sigortalılığının sona erme tarihinin belirlenmesinde ve hakkında uygulanacak kanunun belirlenmesinde hata yapıldığı kabul edilmektedir.

33. Başvuranın sigortalılığının sona erme tarihinin belirlenmesinde yapılan hata başvuranın toplam hizmet süresinin 15 gün fazla hesaplanmasına ve emekli aylığının bağlanması için doldurması gereken prim ödeme gün sayısı 11 gün eksik olmasına rağmen tarafına emekli aylığı bağlanmasına neden olmuştur.

Hatanın fark edilmesine kadar geçen sürede eksik olan günleri nedeniyle başvurana 11 ay boyunca emekli maaşı ödenmiş ve bu ödemeler geri istenmektedir. Bunun ötesinde başvuranın 11 gününün eksik olduğunu öğrenmesi ancak hata fark edilip kendisine bilgi verildiğinde mümkün olmuştur. Dolayısıyla gün sayısının eksik olduğunu bilmeyen başvurandan anılan süre içerisinde eksik gün sayısını tamamlaması beklenemez.

Diğer yandan söz konusu hata yapılmasa başvuranın söz konusu 11 günü kolaylıkla tamamlayabileceği açıktır. Nitekim başvuran emekli aylığının kesilmesi işlemi sonrası 3/2/2021-18/2/2021 tarihleri arasında yeniden çalışmak suretiyle söz konusu eksik günlerini tamamlamıştır.

34. Bu çerçevede somut olayda başvuranın sigortalılığının sona erme tarihinin, toplam hizmet süresinin, emekliliğe hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi işlemlerinde tüm yetki ve sorumluluğun idarede olduğu, söz konusu iş ve işlemlerde başvuranın herhangi bir yetki, sorumluluk ya da müdahalesi

bulunmadığı gibi kasıt, kusur ve ihmalini gösteren herhangi bir bulguya da rastlanmadığı, idarece yapılan bilgilendirmeye kadar başvuranın gün sayısının eksik olduğu bilgisine sahip olduğunun kabul edilemeyeceği ve başvuran karşısında idarenin kusurunun ağırlığı dikkate alındığında, ulaşılmak istenen kamu yararının sağlanmasındaki toplumsal menfaat ile başvuranın mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengenin başvuran aleyhine bozduğu, başvurana şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği ve bunun da mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı, dolayısıyla idarece başvurana yersiz ödenen emekli aylıklarının geri alınması işleminin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu sonucuna ve kanaatine varılmıştır.

Başvuranın aylığının ilk kez aylık bağlandığı esaslarla ödenmesi talebine yönelik olarak:

35. Somut olayda başvuran emekli aylığının 5434 sayılı Kanun esas alınarak ödenmeye devam edilmesini talep etmektedir. İdarece başvurana ilk defa aylık bağlanırken hata yapıldığı ve geçici 2 nci maddeye göre aylık bağlanması gerekirken 5434 sayılı Kanuna göre aylık bağlandığı ifade edilmiştir.

36. 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden önce herhangi bir sosyal güvenlik kanununa tabi olarak çalışmış sigortalılara bağlanacak aylıkların ne şekilde hesaplanacağı Kanunun geçici 2 nci maddesinde düzenlenmiştir. Öte yandan 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesinde Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı Kanuna tabi olarak çalışmış olanlar hakkında yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil

5434 sayılı kanuna göre işlem yapılacağı ayrıca düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi

uyarınca bağlanacak aylıklar 5510 sayılı Kanun öncesi dönem için ilgili dönemde tabi olunan sosyal güvenlik kanununun kendi sistematiğine, sonrası dönem için 5510 sayılı Kanun sistematiğine göre hesaplanan kısmi aylıkların maddedeki esaslara göre belirlenmesiyle oluşmaktadır. 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi uyarınca 5434 sayılı Kanuna göre hesaplanan aylıklar da 5434 sayılı Kanunun kendi sistematiği içinde belirlenmektedir. Bu nedenle geçici 2 nci madde uyarınca hesaplanan aylıklar ile geçici

4 üncü madde uyarınca hesaplanan aylıklar arasında farklılıklar olabilmektedir. Bu farklılık tabi olunan

mevzuatın sonucudur.

37. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına konu bir menfaatin sonradan ortadan kaldırılmasının, AİHM tarafından, en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar bu menfaatin, 1 No.lu ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak değerlendirildiğini ancak uyuşmazlık konusu menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı ve bu şartın yerine getirilmediği durumlarda söz konusu menfaatin 1 No.lu ek Protokol’ün 1.

maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilemeyeceğinin belirtildiğini, sosyal güvenlik sisteminin düzenlenmesi ve bu kapsamda hangi yardımların veya ödemelerin yapılacağı ya da ne kadar yapılacağı hususunda devletlerin geniş bir takdir yetkileri olduğunun kabul edildiğini ifade etmektedir (İsmail Hakkı

Bulunmaz, B. No: 2014/2960, 4/102/2017, § 31-32).

38. Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa’yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa’nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti

Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B.

No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

39. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynî menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

40. Başvuran ilk defa 1/10/2008 tarihi sonrasında 4/1-c kapsamında sigortalı olmuştur. Dolayısıyla tarafına 5510 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca hesaplanacak yaşlılık aylığının ödenmesi gerektiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda idarece aylığın hesaplanma yöntemine yönelik yapılan hatanın belirli bir kanun hükmüne ya da istikrarlı bir içtihada dayanmayan meşru bir beklentinin kabulü için tek başına yetersiz olduğu değerlendirilmektedir.

Başvuranın emekli ikramiyesi talebine yönelik olarak:

41. Somut olayda idarece 5434 sayılı Kanunun ek 82 nci maddesinin birinci fıkrasının b bendine atıf yapılmak suretiyle başvuranın son defa 4/1-c kapsamında çalışmadığından bahisle emekli ikramiyesinin ödenmediği ifade edilmektedir. Anılan düzenleme ile 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanlardan Kanunun diğer bentleri kapsamında da çalışması olanlara son defa 4/1-c kapsamında çalışmaları halinde emekli ikramiyesi ödeneceği belirlenmiştir. Emekli ikramiyesi ödemesinde son defa çalışılan sigortalılık halinin ya da tabi olunan kanunun esas alınması hususu birden fazla defa mevzuat düzenlemesine ve yargı kararlarına konu olmuştur.

42. İlk olarak 2829 sayılı Kanunun 12 nci maddesi hükmüne istinaden son defa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılanların 5434 sayılı Kanuna tabi geçen hizmetlerine (memuriyet hizmet sürelerine) karşılık emeklilik ikramiyesi verilmekte iken, Anayasa Mahkemesi 05/06/2009 tarihli ve 27249 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 05/02/2009 tarih ve E.: 2005/40, K.: 2009/17 sayılı Kararı ile 2829 sayılı

Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Son defa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılan ve” ibaresini iptal etmiştir.

43. Anılan iptal kararı üzerine 01/06/2006 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren ve 19/06/2010 tarihli ve 27616 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5997 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi ile benzeri bir düzenlemeye gidilerek; 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrası; “…Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve kendilerine mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi

Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara ise, bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden bu madde hükümlerine göre emekli ikramiyesi ödenir.” şeklinde düzenlenmiştir.

44. Anayasa Mahkemesinin 09/07/2011 tarihli ve 27989 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 12/05/2011 tarih ve E.:2010/81, K.:2011/78 sayılı kararı ile, anılan 14 üncü maddeyle, 5434 sayılı Kanununun 89 uncu maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı

Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken

emekliye ayrılan ve” bölümünün de Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, iptal kararında kararın yürürlüğüne ilişkin olarak herhangi bir süre verilmemiş ve 12/05/2011 tarihli iptal kararı 09/07/2011 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

45. Anayasa Mahkemesi 2829 sayılı Kanunun ilgili hükmünü iptal ettiği ilk kararında eşitlik ilkesine atıfla 2829 sayılı Yasa’da benimsenen sistemle, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emekli olanlara yaşlılık aylığı bağlandığı halde, itiraz konusu ibareyle son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayırım yapılarak Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılmayanlara, 5434 sayılı Yasa’ya tabi çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemesinin

Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi adil sonuçlar doğurmadığından 2.

maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırı olduğunu belirtmiştir. Anılan iptal kararı sonrasında bu defa

5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinde yapılan düzenlemeyi de yukarıdaki karara konu kural ile kapsam

ve içerik yönünden aynı nitelikte olduğu tespitini yaparak Anayasanın 153 üncü maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.

46. Emekli ikramiyesi ödeme işlemlerine yönelik olarak Kurumumuza daha önce yapılmış başvurular üzerine verilen kararlarda, emekli ikramiyesine yönelik düzenlemelerin geçmişi ve değişim süreci; yasa koyucunun emekli ikramiyesinin hak kazanılması ile kıdem tazminatına hak kazanılma koşulları arasında niteliksel bir uyarlamaya gidişi; Anayasa Mahkemesinin emekli ikramiyesini çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğu ve anayasal ilkelere aykırı olmamak kaydıyla emekli ikramiyesinin miktar ve ödenme koşullarını belirleme konusunun kanun koyucunun takdirinde olduğu şeklindeki nitelemesi; emekli ikramiyesinin ödül niteliğinde bir ödeme olduğu dikkate alındığında maddenin birinci fıkrası ile ikinci fıkrası arasındaki niteliksel uyumsuzluğun hakkaniyet boyutu ayrıntılı şekilde açıklanmış ve tartışılmıştır. Nitekim anılan kararlarda 5434 sayılı

Kanunun ek 82 nci maddesi üzerinde yapılan değerlendirmeler sonucunda da Anayasa Mahkemesi tarafından hukuk devleti ilkesi ve eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile iki farklı kanun metninden iptal edilen “son defa devlet memuru olma” şartını işaret eden hükmün, tavsiye kararlarında tekrar edilen esaslar gözetilerek, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına uyumlu olacak şekilde, hukuk devleti ilkesi gereğince yeniden düzenlenmesi önerilerinde bulunulmuştur (25/8/2017 tarihli ve 2017/1693 sayılı, 1/8/2019 tarihli ve 2019/2741 sayılı, 9/6/2020 tarihli ve 2019/22285 sayılı, 3/4/2020 tarihli ve 2020/720 sayılı, 2/10/2020 tarihli ve 2020/6639 sayılı Başvurular).

47. Ek 82 nci maddedeki düzenlemenin daha önce Anayasa Mahkemesince iptal ile iki düzenleme ile kapsam ve içerik yönünden aynı nitelikte olduğu değerlendirilmektedir. Yürürlükteki mevcut düzenleme henüz Anayasa Mahkemesi önüne gelmiş ve incelemeye konu edilmiş değildir. Ancak “Son defa devlet memuru olma” şartını işaret eden iki hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından hukuk devleti ilkesi ve eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile iki defa iptal edildiği göz önüne alındığında yürürlükteki mevcut hükmün de hukuka uygunluğundan söz edilemeyeceği açıktır. Somut olayda başvuranın emekli ikramiyesi ödenmesi talebinin son defa 4/1-c kapsamında sigortalı (devlet memuru) olmadığından reddedilmesinin de yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarındaki ilkelerle uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, mevcut hükmün doğurduğu sorunun çözümü için Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararlarına uyumlu olacak şekilde yeniden düzenlenme yapılması gerektiğinin yeniden hatırlatılmasında fayda görülmektedir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 48. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.

49. Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Diğer yandan hukuk devleti ilkesi, idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve “haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir.

50. Hukukun üstünlüğünü kabul eden idare, tüm faaliyetlerini yargı önünde hesap verebilir doğrulukta ve daha dikkatli icra etmek zorundadır. Nitekim Anayasa’nın 125’inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte idare, kamu hizmeti ödevini üstlenmiş olmanın getirdiği sorumluluk ile hizmeti sürekli ve kesintisiz olarak idare edilenlere sunmakla da mükelleftir. Kamu gücünü elinde bulunduran üstün yetkilerle donatılmış idare karşısında bireylerin koruma altına alınması; idarenin hem hukuki hem de mali sorumluluğunun kabul edilmesiyle mümkün olacaktır. Nitekim idarenin bireylere verdiği zararlardan doğan maddi sorumluluğu anayasal bir kural olarak da karşımıza çıkar.

51. Öte yandan idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).

52. Sosyal güvenlik uygulamaları, çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatını etkileyen, sosyal devlet olmanın gereği olarak kapsama alınan risklere karşı alınan bir güvence, devlet için ise bir ödev niteliğindedir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

53. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede Kırklareli İş Mahkemesine yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KISMEN KABUL- KISMEN REDDİNE; – Başvuranın emekli aylığının tarafına ilk defa aylık bağlandığı esaslarla (5434 sayılı Kanun esaslarıyla) hesaplanması talebinin REDDİNE, – Başvurana yersiz ödenen aylıkların geri alınması işleminin iptali, – 5434 sayılı Kanunun ek 82 nci maddesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen iptal kararlarında benimsenen ilkelerle uyumlu şekilde yeniden düzenlenmesi yönünde çalışma yapılması hususlarında SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal

Güvenlik Kurumunca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine, yasal düzenlemeye ilişkin keyfiyetin TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA sunulmasına, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi