|
ÖZET: Aylık bağlama işlemleri, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından kamu görevlilerine yönelik yapılan görevden çıkarmalar ve ilan edilen Olağanüstü Hal çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dönemde emekli aylığı ve ikramiye ödemeleri, kişilere yönelik yürütülen soruşturma ve yargılama süreçleri dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir. Aylık bağlama talepleri, ilgili kurum ve yargı organlarından alınacak bilgilere bağlı olarak ilerlemekte ve bu süreçte titizlik gösterilmesi gerekmektedir. Ancak, işlemlerin gecikmesi, hak kayıplarına yol açmakta ve bu durum, aylık bağlama süreçlerinde farklılıklar yaratmaktadır.
Mevcut yasal düzenlemelere göre, geç yapılan ödemeler için faiz uygulanmasına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Başvuran, emeklilik işlemlerinin tamamlanmasının ardından 13 ay gecikmeli olarak maaş ve ikramiye almış, ancak bu süre için temerrüt faizi talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, geç ödemeler için yasal faiz uygulanmadığını belirterek talebi reddetmiştir. Bu durum, başvuranın emekli aylığı ve ikramiyesinin geç ödenmesi nedeniyle yaşadığı mağduriyetin giderilmesi açısından önem taşımaktadır. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumu ve ilgili mevzuat çerçevesinde bir tavsiye kararı sunmuştur. Bu karar, emekli ikramiyesinin ödenme koşullarının yeniden değerlendirilmesi ve yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. İdarenin, hukuka uygun hareket etmesi ve iyi yönetim ilkelerine uygun işlemler tesis etmesi beklenmektedir. Başvuranın hak arama özgürlüğü çerçevesinde, tavsiye kararının tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde gerekli işlemlerin yapılması gerekmektedir. |
2.3. Söz konusu aylık bağlama işlemlerinin, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında özellikle kamu görevlilerine yönelik yoğun olarak görevden çıkarmalar ile darbe teşebbüsü neticesinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında değerlendirildiği, bu döneme ilişkin emekli aylığı bağlama ve emekli ikramiyesi ödeme işlemlerinin kişiler hakkında yürütülen soruşturma ve yargılama süreçlerinin de gözetilerek yerine getirilmesi gerektiği,
2.4. Bu kapsamda ilgililerin aylık bağlama taleplerinin ilgili kurum ve yargı organlarından bilgi alınması, bu konuda yapılacak düzenlemelerin beklenilmesi ve en nihayetinde kurumlarının emekliye sevk onayın göndermesi sürecine bağlı olarak gerçekleştirildiği, hassasiyet ve titizliğe aykırı işlemlerin telafi güç sonuçlara yol açması dolayısıyla aylık bağlama süreçlerinin farklılık gösterdiği ve bunun sonucunda gecikmeli aylık bağlama işlemlerinin ortaya çıktığı,
2.5. Ayrıca Kurumun yaptığı iş ve işlemlere ilişkin mevcut Kanunlarda ilgililere herhangi bir nedenle geç yapılan ödemeler için faiz uygulanacağına dair bir hüküm bulunmadığı,
2.6. İlgili ile Kurum arasında ilgilinin başvurusuna ilişkin yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış bir uyuşmazlık olmadığı,
Hususları bildirilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde, “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan
Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” ,
4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
5. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Borçlunun Temerrüdü” başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.”,
6. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Temerrüt faizi” başlıklı 120 nci maddesi; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”,
7. 3095 sayılı Kanuni Faiz Ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunu’nun “Temerrüt faizi” başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”,
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE
ÖNERİSİ
8. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu
Başdenetçisine sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
9. Başvuran emeklilik işlemlerinin tamamlanması için 02/07/2019 tarihinde
Kurumumuza başvuru yaptığını, başvuru sonucunda 05/12/2019 tarihinde Dostane Çözüm
Kararı verildiğini ve 13 ay gecikmeli olarak emeklilik işlemlerinin tamamlandığını ancak bu 13 ay gecikmeli ödenen emekli maaşı ve emekli ikramiyesine bu süre için temerrüt faizi ödenmediğini, bunun üzerine Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurduğunu ancak Sosyal
Güvenlik Kurumunun 27/12/2019 tarihli cevabi yazısında “mevcut kanunlarda ilgililere herhangi bir nedenle geç yapılan ödemeler için yasal faiz uygulanacağına dair herhangi bir hüküm bulunmadığı” gerekçesiyle talebinin reddedildiğini belirterek geç ödenen emekli maaşı ve emekli ikramiyesi için temerrüt faizinin hesaplanmasını ve tarafına ödenmesini talep etmektedir.
10. Bu çerçevede uyuşmazlığın başvuranın emekli aylığı ve emekli ikramiyesi tahsis işlemleri tamamlanmasına rağmen bunlara ilişkin ödemelerin 13 ay geç ödenmesi ve bu nedenle başvuranın hak kazandığı emekli aylığı ve emekli ikramiyesinden bu süre zarfı içerisinde yoksun kalması nedeniyle yasal faiz ödenmesi noktasında düğümlenmektedir.
11. Kurumumuzun emekli ikramiyesine yönelik olarak 2020/720 sayılı şikâyet dosyasında verdiği 03/04/2020 tarihli Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Kararında;
11.1. Uyuşmazlığın hizmet birleştirmesi yapılmak suretiyle emekli olanların emekli ikramiyesine hak kazanma koşullarının tespiti ve bu hususlarının hakkaniyete uygunluğu noktasında toplandığı,
11.2. Emekli ikramiyesine hak kazanılmasında hakkı doğuran ilk koşulun iştirakçinin emeklilik hakkının doğması ve emeklilik aylığının bağlanması veya diğer tahsis işlemlerinin gerçekleşmesi olduğu ve 5510 sayılı Kanunun Geçici 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası hükmü uyarınca başvuran hakkında emekli ikramiyesinin hak edilip edilmediği yönünden incelenmesi gereken kanunun öncelikle 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunun 89 uncu maddesi olduğu,
11.3. 2012 yılından itibaren 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği mülga 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malûllük aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için
5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak
5434 sayılı Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen memuriyet hizmet sürelerinin,
1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma
şartlarına uygun olarak sona ermiş olması gerektiği,
11.4. 6270 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilerek emekli aylığı bağlanan ve emekli sandığı hizmeti bulunanlara emekli ikramiyesinin ödenmesi için; memuriyet hizmetlerinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde son bulma şartı getirilen bu hükmün; “…Hizmet akdiyle çalışanlarla kamuda ilgili personel kanunlarına göre çalışanlar arasında; hak, ödev, sorumluluk ve yasaklarla görevden çekilme ve göreve son vermede farklılık bulunduğu, kamuda ilgili personel kanunlarına göre çalışanlara emekli ikramiyesi ödenme koşullarının, hizmet akdiyle çalışanlara kıdem tazminatı ödenme esaslarına bağlanmasının, emekli ikramiyesi ödenmesini imkansız hale getirdiği, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilen sigortalılardan, 8.9.1999 tarihinden önce kamuda çalışmaya başlayıp da bu tarihten sonra 15 yıl sigortalılık süresine ve
3600 prim ödeme gün sayısına sahipken ayrılanlara emekli ikramiyesi ödenirken, aynı
kapsamda ve aynı koşullarda 15 yıldan daha az çalışma süresine sahipken ayrılanlara emekli ikramiyesi ödenmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu, ayrıca 5434 s. Kanun’un 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “Son defa bu Kanun veya 5510 s. Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve…” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 12.5.2011 günlü, E.2010/81, K.2011/78 sayılı kararıyla iptal edilen hükümle aynı nitelikte olduğu belirtilerek kuralların, Anayasanın 2., 10., 87. ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğu” gerekçesiyle Anayasa
Mahkemesinde iptal başvurusu yapıldığı,
11.5. Anayasa Mahkemesinin 21/09/2013 tarih ve E.:2012/33 K.:2012/174 sayılı kararının gerekçesinde özet olarak iptali talep edilen hüküm farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara;
*Kamuda geçen çalışmalarına karşılık emekli ikramiyesi ödenmesine imkân sağladığını, *Ancak, sözü edilen kişilere, kamuda geçen çalışmalarına karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesinin, bu kapsamdaki çalışmalarının 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartına bağlandığını, * Emekli ikramiyesinin, çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğunu, anayasal ilkelere aykırı olmamak kaydıyla emekli ikramiyesinin miktar ve ödenme koşullarını belirleme konusunun kanun koyucunun takdirinde olduğunu, *Kıdem tazminatına hak kazanma şartının, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetini birleştiren tüm memur emeklileri için aradığını bunun da eşitlik ilkesine uygun olduğunu belirterek hükmün Anayasa uygun olduğu kararını verdiği,
11.6. 2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere emekli ikramiyesine hak kazanma koşullarını düzenleyen 89 uncu maddeye göre bir kimse tüm çalışma hayatını devlet memuru olarak geçiriyorsa o görevin nasıl sonuçlandığına bakılmaksızın koşulsuz olarak emekli ikramiyesinin ödenmekte olduğu ancak kişi hizmet birleştirmesi yapmış yani devlet memurluğu dışında başka hizmetlerde bulunmuşsa bu kişinin devlet memurluğu görevini ne şekilde sonlandırdığına, kıdem tazminatını almaya hak kazanacak şekilde sonlandırıp sonlandırmadığına bakılarak emekli ikramiyesine hak kazanıp kazanmadığının değerlendirilmesi yapıldığı,
11.7. Anayasa Mahkemesinin yukarıda bahsi geçen kararındaki emekli ikramiyesi ve kıdem tazminatının niteliksel eşitliği görüşü ve 2829 sayılı Kanunun gerekçesinde yer verilen emekli ikramiyesinin devlete yapılan hizmetin karşılığı olarak ödenen bir meblağ olduğu açıklaması göz önüne alındığında; bu ödemenin, kamuda geçen çalışma sürelerine sadakat yükümlülüğü karşılığında yapılan ödül niteliğinde bir ödeme olduğu, bu sebeple emekli ikramiyesi ödemesinin belirli koşullara bağlanmasının, hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu, bu bakımdan emekli ikramiyesinin hak edilme koşullarının tekrar değerlendirilerek 5434 sayılı yasanın 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının, ikinci fıkrası ile uyumlu hale getirilmek suretiyle düzenlenmesi gerektiği,
11.8. Somut olayda ise ilgiliye farklı sigortalılık statülerine tabi olarak geçen birleştirilmiş hizmetleri üzerinden aylık bağlanması nedeniyle ve kamuda geçen hizmetleri (memuriyet hizmetleri) kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermediğinden (kamu görevinden çıkarılma) hakkında 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ikramiye tahakkuk ettirilmemesi yönünde yapılan işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum olmadığı
Belirtilerek başvuranın emekli ikramiyesine ilişkin talebi reddedilmiştir.
11.9. Yukarıda yer verilen Kurumumuz kararında daha önce de belirttiğimiz üzere; anılan
Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanması, yani hizmetlerinin tamamı iştirakçi olarak geçen kişilerin memuriyeti hangi halde sona ererse ersin emekli ikramiyesine hak kazanması hali, emekli ikramiyesinin mahiyetine ilişkin neden sonuç ilişkisini sekteye uğratmaya devam etmekte ve aynı koşullar altında emekli olan kişiler arasında hakkaniyete aykırı uygulamanın sürdürülmesine sebep olmaktadır. Bu nedenle her ne kadar konuya ilişkin açık hüküm bulunsa da yüksek yargı organları kararları ile de kabul edildiği üzere emekli ikramiyesinin ödül mahiyeti göz önüne alınarak Kurumumuz tarafından tavsiye edildiği şekilde 89 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkralarının uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Zira emekli ikramiyesinin ödül niteliği dikkate alınarak kıdem tazminatı mahiyetinde hak kazanılan bir ödeme şeklinde düzenlenmesi hususunun bu tür uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engelleyeceği açıktır.
11.10. Ayrıca 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan hain darbe girişimi ve ülkemizin bekasıyla ilgili yaşanan olağanüstü olaylar kapsamında, devletin, anılan KHK ve diğer KHK’lar ile tedbirler almasının elzem olduğu kadar bir gereklilik olduğu aşikârdır. Bu noktada, hain darbe girişiminin yoğun etkisinin yaşandığı idarelerden biri olan Sosyal Güvenlik Kurumunun diğer kamu idarelerine kıyasla; işlem yükünün artması, personel sayısının azalması, öncelikli başkaca tedbirlerin alınması gerekliliği gibi nedenlerle emeklilik işlemlerinin geç tesisi anlaşılmakla birlikte, hukuk devletinin gereği olarak makul bir sürede gerekli işlemleri tamamlayarak yasanın öngördüğü işlemleri yerine getirmesi beklenmektedir.
12. Diğer yandan daha önce Kurumumuz tarafından geç ödenen aylık ve/veya emekli ikramiyesine yasal faiz ödenmesi yönünde Kurumunuza verilen 21/07/2017 tarihli ve
2017/428 Başvuru No’lu Tavsiye Kararında da belirtildiği üzere:
12.1. Faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanunu ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt
Faizine İlişkin Kanunda düzenlenmekle birlikte Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen,
tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65). Bu tanımdan yola çıkarak somut olayda faizi tanımlarsak; Sosyal Güvenlik Kurumunun tahsis işlemleri tamamlanmasına rağmen başvuranın emekli aylığı ve emekli ikramiyesinin 13 ay sonra ödenmesi anına kadar geçen süre bakımından hak ettiği parayı kullanamaması nedeniyle, mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesini talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır.
12.2. Yüksek yargı kararları incelendiğinde, Yargıtay 10. H.D. E. 2006/1347 K. 2006/10584.
Sayılı ve “Davacının 01.04.2003-17.06.2005 tarihleri arasında adına tahakkuk eden birikmiş yaşlılık aylıkları tutarlarına ay be ay, ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faiz tutarlarından şimdilik … YTL´nin ödenmesine karar verilmesi” istemli kararında; “Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlemle belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması GEREKLİ
DEĞİLDİR. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da ŞART DEĞİLDİR. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer’isi niteliğindeki (BK.
Md. 113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya da, halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal BİR GEREKLİLİKTİR.” Yine Yargıtay 10.
H.D.’nin 2008/20370 E., 2009/5184 K. sayılı ve yaşlılık aylığının geç bağlanması nedeniyle davacının uğradığı zararın giderilmesi talebiyle açılan davada verdiği kararında;“Zararın kapsamının saptanmasında Kurum işleminin niteliği ile davacının istek ve amacının göz önünde tutulması gerekir. Hal böyle olunca davacının mal varlığında husule gelen zarar, davacıya bağlanması gereken yaşlılık aylığıdır. Ayrıca alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında, elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlanan faiz kavramı kapsamındaki muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olmayan faiz olarak belirlenen temerrüt faizi de zarar içinde mütalaa edilmelidir. Davacının asıl alacağı tahsili sırasında açıkça faiz hakkını saklı tutması (ihtirazı kayıt) karşısında davalı Kurumun yasal faizle sorumlu tutulacağı açıktır.” hükmünü kurduğu görülmektedir.
12.3. Yapılan bu değerlendirme neticesinde; Kurumun kusurlu işlemi sonucu, sosyal güvenlik mevzuatlarında düzenlenen yaşlılık aylığından yararlanma şartlarını yerine getirilmesi ile yaşlılık aylığına hak kazanıldığı, yaşlılık aylığının konusunu para borcunu oluşturulması ve kişilere ödenecek bu paranın hangi usul ve esaslara göre hesaplanacağının Kanun tarafından belirlenmiş olması, (bu para borçlarının belirlenebilir nitelikte oldukları), hak kazanılan yaşlılık aylıkları bakımından Kurumun aylıkları zamanında ve eksiksiz bağlama borcuna aykırı davrandığı durumlarda Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere Kurumun temerrüt faizi ile sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır.
12.4. Yüksek yargının istikrar kazanmış içtihatlarının aksine Kurumun asıl alacak öderken mevzuatta açık düzenleme olmadığı gerekçesiyle kendiliğinden faiz ödememesi, bu hususun yargılamaya konu olmasına ve yine istikrar kazanmış yargı kararları uyarınca ilave yargılama gideri ve vekâlet ücreti ödemek yanında yargı yükünün artmasına ve vatandaşların da yargılama sürelerinin uzunluğu nedeniyle mağduriyet yaşamasına neden olmakta, diğer bir deyişle Kurumun ödemek zorunda olduğu miktar giderek artmakta ve bu da
Kurum için ayrı bir gider kalemi oluşturmaktadır.
12.5. Kurumumuz tarafından faiz ödenmesine yönelik verilen Tavsiye Kararlarına
Kurumunuzca verilen cevabi yazılarda, “…yapılan ödemelere ilişkin olarak Kurumumuzca ayrıca yasal faiz ödenmesine imkân tanıyacak bir hükmün bulunmaması nedeniyle, Tavsiye
Kararının bu bölümünün uygulanmasına kanunen imkân bulunmamaktadır.” denilerek bu konuda yasal düzenleme yapılması gerektiği aksi halde ödeme yapılamayacağı belirtilmekte olup bu cevap istikrar kazanmıştır. Bu kapsamda gerek emekli ikramiyesinin ödenme koşullarına ilişkin 03/04/2020 tarihli ve 2020/720 Başvuru No’lu
Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Kararı, gerekse faiz ödenmesine yönelik 21/07/2017 tarihli ve 2017/428 Başvuru No’lu Tavsiye Kararı dikkate alınarak, gerekli yasal düzenlemelerin hazırlanması hususunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
13. Günümüzde demokratik, modern ve katılımcı yönetim anlayışında idarelerden sadece hukuka uygun olarak hareket etmeleri değil aynı zamanda iyi yönetişim ilkelerine de uygun işlem tesis etmeleri de beklenmektedir.
14. Sosyal Güvenlik Kurumu, bilgi ve belge talep yazımıza istinaden vermiş olduğu cevapta; Kurumumuz tarafından konu itibariyle benzer başka bir şikâyet başvurusunun değerlendirilmesi sonucunda Ret Kararı verilmiş olduğunu belirtmiştir. Ancak bahsi geçen şikâyet başvurusunda başvuranın talebi, emekli ikramiyesinin güncel katsayılar üzerinden ödenmesi olup talebine ilişkin de açık yasa hükümleri bulunduğundan konuyla ilgili Ret Kararı verilmiştir. Dosyada emekli aylığı ve/veya emekli ikramiyesinin geç ödenmesi karşısında talep edilen bir yasal faiz söz konusu olmadığından verilen Ret Kararının bu başvuru için emsal gösterilmesinin yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.
15. Bu kapsamda idarenin “ kanunlara uygunluk”, “haklı beklentiye uygunluk” ve “hukuk güvenliği ilkelerine” uygun davranması ve bu tavsiye kararı yönünde işlem tesis etmesi beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
16. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İdare
Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde ve açıklanan gerekçelerle; ilgililerin emekli aylığı ve/veya emekli ikramiyelerinin geç ödenmesi nedeniyle faiz talebinde bulunmaları halinde ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasını gerektirmeyecek şekilde faiz düzenlemesi yapılması hususunda gerekli çalışmaların başlatılması hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığınca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine,
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi