ÖZET: Başvuru, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan yersiz ödeme nedeniyle çıkarılan borca itiraz hakkındadır. Başvuran, 1996 yılında emekli olduğunu ve yıllarca düşük maaş aldığını, son başvurusunda ise 15.216,92 TL borç çıkarıldığını belirtmiştir. Başvuran, 1996 yılındaki hizmetlerinin emekli aylığı hesabında dikkate alınmadığını ve bu durumun düzeltilmesini talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın işten ayrılış tarihinin 31/12/1996 yerine 20/11/1996 olarak tespit edildiğini ve 1996 yılı hizmetinin 360 günden az olduğu için aylığının yeniden hesaplandığını ifade etmiştir.

İdare, başvuranın aylığının hesaplanmasında 506 sayılı Kanun’un ek 34. maddesi uyarınca işlem yapıldığını ve yersiz ödemelerin geri alınmasının yasal dayanağının 5510 sayılı Kanun olduğunu belirtmiştir. Başvuranın, 1996 yılında 360 gün prim ödememesi nedeniyle aylık hesaplamasında hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. Ayrıca, başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa’ya uygun olduğu, kamu yararını gözeten bir amaç taşıdığı ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak, başvurunun reddine karar verilmiştir. İdare, başvuranın hak arama özgürlüğüne ilişkin yasal mevzuatı da hatırlatarak, başvuranın bu karara itiraz edebileceğini belirtmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/6141-S.21.9932

BAŞVURU NO : 2020/87746

KARAR TARİHİ : 15/04/2021

RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Yersiz ödeme nedeniyle çıkarılan borca itiraz hakkındadır.

BAŞVURUNUN KONUSU :

BAŞVURU TARİHİ : 10/07/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılmış olan başvuruda, başvuran özetle; Mülga 506 sayılı Kanunun 60 ncı maddesi hükmü gereğince emekli olduğunu, işten ayrılışının 30/12/1996, tahsis tarihinin 07/01/1997 olduğunu, Şubat 1997 tarihinden itibaren yaşlılık aylığının bağlandığını, kurum ve işveren hataları nedeniyle yıllarca düşük maaş aldığını, Sosyal Güvenlik Kurumuna 12/06/2019 tarihinde vermiş olduğu dilekçesine istinaden aylığının daha da düşürüldüğünü, yersiz ödeme altında 15.216,92 TL de borç çıkarıldığını, maaş hesabı sırasında 1996 yılının tamamen yok sayıldığını, aylık hesabında kullanılan katsayı ve parametrelerin ve dolayısıyla maaşının da en düşük seviyeye çekildiğini, kuruma daha önce yapmış olduğu başvurular sırasında söz konusu durumunun tespit edilmeyip son başvurusu sırasında tespit edilmesinin çok manidar olduğunu, söz konusu uygulamanın(düzeltme) yıllardır neden yapılmadığını anlayamadığını, çalışmakta olduğu yıllarda söz konusu tespitin yapılması halinde durumu tolere etmesinde sorun olmayacağını, ancak mevcut durumu itibariyle yaşadığı rahatsızlığı nedeniyle çalışma imkânının olmadığını belirterek mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün konuya ilişkin 07/11/2020 tarih ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. Başvuranın 07/01/1997 tarihli tahsis talebine istinaden tarafına 01/02/1997 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin (a) bendine göre yaşlılık aylığı bağlandığı,

2.2. 2000 yılından önce tahsis talebinde bulunan ya da ölen sigortalıların aylıklarının katsayı esasına dayalı gösterge sistemine göre hesaplandığı, 2.3. Gösterge sisteminde hesaplanacak aylıklara esas gösterge, sigortalının 2000 yılından önce çalıştığı sektör(kamu/özel) için geçerli olan ve ortalama yıllık kazanç hesabına giren takvim yılı sayısı esas alınmak suretiyle hazırlanan gösterge ve üst gösterge tespit tablolarında ortalama yıllık kazanca eşit sayı, tabloda eşit sayı yoksa en yakın sayının karşılığı sigortalının göstergesi olarak tespit edilmekte olduğu ve bu tespitte

2000 yılından önceki son on veya beş yıllık kazançların ortalamasının belirleyici olduğu,

2.4. Sigortalının ortalama yıllık kazancının üst gösterge tespit tablosunun en düşük göstergesine karşılık gelen ortalama yıllık kazançtan daha düşük olması halinde sigortalıya üst gösterge tablosundan aylık bağlanamayacağı, bu nedenle sigortalının ortalama yıllık kazancı işten ayrıldığı tarihten önceki son 5 takvim yılına göre yeniden hesaplanacağı, sigortalının üst gösterge tablosundan aylık alma hakkını yitirmesi ile son 5 takvim yılına göre bulunan ortalama yıllık kazancının, gösterge tablosundaki en yüksek göstergenin karşılığı tavan rakamının üstünde olsa dahi üst gösterge tablosundan aylığa hak kazanılamadığından sigortalının aylığının gösterge tablosunun en yüksek göstergesine göre hesaplandığı, 2.5. Aylık bağlama oranının ise, sigortalının gösterge veya üst gösterge tablosundan aylığa hak kazanmasına göre farklı şekilde belirlendiği, taban aylık veya üst gösterge tablosundan aylığa hak kazanmasına göre farklı şekilde belirlendiği, taban aylığı bağlama oranının gösterge tablosundan bağlanan aylıklar için %60, üst gösterge tablosundan bağlanan aylıklar için ise %50 ile %59,9 arasında belirlenmekte olduğu, bu oranların sigortalı kadın ise 50, erkek ise 55 yaştan sonraki her tam yaş ile 5000 günden fazla her 240 gün için (1) puan artırılmakta olduğu, 5000 günden eksik her 240 gün için ise (1) puan eksiltilmekte olduğu, aylık bağlama oranının %85’i geçemediği, 2.6. Aylığın ise aylık=gösterge x katsayı x abo formülüne göre hesaplandığı, 2.7. Başvurana aylık bağlandığı tarihte yürürlükte olan ve 5510 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince uygulanmasına devam edilen Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü Tahsisler

Dairesi Başkanlığının 29/01/1997 tarihli 12-76 sayılı Genelgesi uyarınca, 1996 yılı içinde 360 gün prim ödeyip bu yıl sonunda (30-31 Aralık, 13-14 Ocak) ölen veya işinden ayrılarak 1997 yılında tahsis talebinde bulunanlardan üst gösterge tablosundan aylık bağlanmasına hak kazananlara, 1996 yılı dahil olmak üzere primi ödenen son 9 yılın kazançları dikkate alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre 1997 yılına ait üst gösterge tablolarından, 1996 yılından önceki prim ödenen son 9 yılın kazançları alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre 1997 yılına ait üst gösterge tespit tablolarından tespit edilecek göstergelerden sigortalının lehine olan gösterge üzerinden aylık bağlanmakta olduğu, 2.8. Başvuranın dosyasının tetkiki neticesinde, 31/12/1996 tarihinde işten ayrılarak 07/01/1997 tarihinde tahsis talebinde bulunması üzerine tarafına 01/02/1997 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, başvuranın işten ayrıldığı tarihten daha sonraki bir yılda talepte bulunması ve tahsis talebinde bulunduğu tarihte iş yeri tarafından düzenlenen sigortalı hesap fişinde 1996 yılına ait prim ödeme gün sayısının 360 olarak bildirilmesi nedeniyle yukarıda anılan Genelge gereğince, başvuranın lehine olan gösterge üzerinden aylık bağlandığı, 2.9. Ancak, işveren tarafından düzenlenen sigortalı hesap fişinde 1996 yılı 3. Dönem hizmetinin 120 gün olarak bildirilmesine rağmen Kurumlarına ibraz edilen bordroda 1996 yılı 3. Dönem hizmetinin 90 gün

/

olarak bildirildiğinin tespit edilmesi üzerine işten ayrıldığı yıla (20/11/1996) ait hizmetinin 360 gün olmaması nedeniyle 506 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesi gereğince başvuranın işten ayrıldığı (30/11/1996) tarihten önceki primi ödenen son 9 yılın (1995, 1994, 1993, 1992, 1991, 1990, 1989, 1988 ve

1987) kazançları toplamının ortalamasına göre gösterge hesabının tekrar yapıldığı, üst gösterge tespiti

yapılamadığından başvurana ait 1995, 1994, 1993, 1992 ve 1991 yıllarına ait kazançların esas alınarak tespit edilen göstergeye göre tekrar aylık hesaplandığında başvurana 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendine göre 15.216,92 TL borç çıkarıldığı, 2.10. Daha sonra ise başvuran tarafından ibraz edilen bordro ve Kurumlarınca gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda başvurana ait 1974 yılında 34 gün hizmet tespit edildiği, 1992 ve 1995 yıllarına ait hizmetlerinin 240 günden, 1993 yılına ait hizmetinin ise 300 günden 360 güne yükselmesi sebebiyle aylığının tekrar hesaplandığı ve başvuran adına 5.794,26 TL’nin başvurana çıkarılan borç tutarından mahsup edildiği, 3. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün konuya ilişkin 05/03/2021 tarih ve sayılı yazılarında ise; 3.1. 12-76 sayılı Genelgenin yasal dayanağının başvurana aylık bağlandığı tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun Geçici 20 nci maddesi olduğu, 3.2. 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesine göre aylık hesabına esas alınacak ortalama yıllık kazancın sigortalının işten ayrıldığı tarihten önceki primi ödenmiş son 5 takvim yılının hesabına esas tutulan kazanç tutarları toplamı iken 3869 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen ek 34 üncü madde hükmüne istinaden 09/07/1992 tarihinden geçerli olmak üzere son 10 takvim yılına ait kazanç tutarlarına göre tespit edilecek ortalama yıllık kazancın nazara alınarak tespit edilmesi esası getirildiği, son 10 takvim yılı uygulamasına kademeli geçiş yapıldığı, üst gösterge tespitinde 1994 yılında emekli olanlara son 6, 1995 yılında son 7,

1996 yılında son 8, 1997 yılında son 9 ve 1998 yılından itibaren son 10 yıla ait kazançların esas alınmasının

öngörüldüğü, 3.3. Sigortalının ortalama yıllık kazancının üst gösterge tespit tablosunun en düşük göstergesine karşılık gelen ortalama yıllık kazançtan daha yüksek olması halinde sigortalıya üst gösterge tablosundan aylık bağlanamayacağından sigortalının ortalama yıllık kazancı işten ayrıldığı tarihten önceki son 5 takvim yılına göre yeniden hesaplanacağı, sigortalının üst gösterge tablosundan aylık alma hakkını yitirmesi ile son 5 takvim yılına göre bulunan ortalama yıllık kazancının gösterge tablosundan aylık almak hakkını yitirmesi ile son 5 takvim yılına göre bulunan ortalama yıllık kazancı gösterge tablosundaki en yüksek göstergenin karşılığı tavan rakamın üstünde olsa bile üst gösterge tablosundan aylığa hak kazanılamadığından sigortalının aylığı gösterge tablosunun en yüksek göstergesine göre hesaplanacağı, 3.4. 12-76 sayılı Genelgeyle ise, 506 sayılı Kanun ek 34 üncü madde hükmüne ek olarak 1996 yılı içinde

360 gün prim ödeyip bu yıl sonunda (30-31 Aralık, 13-14 Ocak) ölen veya işinden ayrılarak 1997 yılında

tahsis talebinde bulunanlara ek bir hak tanındığı, 1996 yılında 360 gün prim ödemeksizin 1997 yılın içerisinde tahsis talebinde bulunan sigortalılara 506 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesi hükmüne göre işlem yapılırken 1996 yılı içerisinde 360 gün prim ödeyip 1997 yılında talepte bulunanlar ise 12-76 sayılı

Genelge ile getirilen ek haktan yararlandığı, İfade edilmiştir.

/

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.

5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.

6. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun; 6.1. “Yaşlılık aylığından yararlanma şartları” başlıklı 60 ıncı maddesinde;

“Yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartları aşağı da gösterilmiştir:

A) Sigortalının a) Kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş olması ve en az 5000 gün veya, b) Kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş olma¬sı, 15 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 3600 gün yahut, c)Kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmamış olmakla beraber, kadın ise 20 erkek ise 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 5000 gün, Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması şarttır…” 6.2. “Yaşlılık aylığının hesaplanması” başlıklı 61 inci maddesinde; “Yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya, bu Kanuna göre tespit edilen göstergesinin katsayı ile çarpımının %60’ı oranında ve aşağıdaki hükümler nazara alınarak yaşlılık aylığı bağlanır. A) Yaşlılık Aylığı: a) Sigortalının, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş için ve 5 000 günden fazla ödediği her 240 günlük malullük Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi için %60 oranı (1)’er artırılarak, b) (Değişik: 11/12/19812564/2 md.) Sigortalının, 5 000 günden noksan ödediği her 240 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi için %60 oranı 1 eksiltilerek, Hesaplanır. c) (Değişik: 11/12/1981-2564/2 md.) Yukarıdaki (b) fıkrası hükmü, 60 ıncı maddenin (B-C-D) bentlerine göre aylığa hak kazananlar için uygulanmaz. Bu maddeye göre bağlanacak aylıkların oranı, her halde %85’i geçemez. B) Yaşlılık aylığının hesabına esas alınacak gösterge, sigortalının işten ayrıldığı tarihten önceki Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi ödenmiş son 5 takvim yılının prim hesabına esas tutulan kazanç tutarlarına göre bulunacak ortalama yıllık kazanç esas alınarak tespit edilir. 5 takvim yılından daha az takvim yılında prim ödemiş olan sigortalı için ortalama yıllık kazanç, prim ödediği takvim yılları esas alınmak suretiyle hesaplanır. C) Ereğli Kömür

İşletmesi Müessesesinde çalışan münavebeli (Gruplu) sigortalılar için, yıllık kazançlarının iki katı alındıktan sonra yukarıdaki (B) fıkrasına göre ortalama yıllık kazanç hesabedilir. Ancak, ortalama yıllık kazancın hesabında esas alınan son 5 takvim yılının herbirinde 180 günden fazla olan münavebeli çalışmalara ait kazanç tutarları nazara alınmaz.”

/

6.3. “Katsayı ve gösterge tabloları” başlıklı ek 20 nci maddesinde; “Bu Kanuna göre gelir ve aylıkların hesaplanmasında katsayı esasına dayalı gösterge sistemi uygulanır. Göstergeler, derece ve kademeler halinde, gösterge ve üst gösterge tablolarında belirtilir. 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıkların hesaplanmasında 657 sayılı Kanuna tabi Devlet memurlarının aylıklarına uygulanan katsayı uygulanır. Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödenekler ile bağlanacak gelir ve aylıkların hesaplanmasına esas gösterge ve üst gösterge tabloları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca tesbit edilir.” 6.4. Ek 34 üncü maddesinde; “Malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarının hesabına esas alınacak üst gösterge, sigortalının işten ayrıldığı veya öldüğü tarihten önceki malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş son on takvim yılının prim hesabına esas tutulan kazanç tutarlarına göre bulunacak ortalama yıllık kazanç esas alınarak tespit edilir.

Şu kadar ki, yukardaki fıkrada belirtilen on takvim yılı; a) 1994 yılında aylık bağlanması için tahsis talebinde bulunanlar ile ölenlerin hak sahiplerine bağlanacak aylıkların hesabında altı, b) 1995 yılında aylık bağlanması için tahsis talebinde bulunanlar ile ölenlerin hak sahiplerine bağlanacak aylıkların hesabında yedi, c) 1996 yılında aylık bağlanması için tahsis talebinde bulunanlar ile ölenlerin hak sahiplerine bağlanacak aylıkların hesabında sekiz, d) 1997 yılında aylık bağlanması için tahsis talebinde bulunanlar ile ölenlerin hak sahiplerine bağlanacak aylıkların hesabında dokuz, Takvim yılı olarak nazara alınır.

Yukarıda belirtilen takvim yıllarında daha az sürede prim ödemiş sigortalılar için ortalama yıllık kazanç, prim ödediği takvim yılları esas alınmak suretiyle hesaplanır. Türkiye Taş Kömürü Kurumunda çalışan münavebeli (gruplu) sigortalılar için, yıllık kazancın iki katı alındıktan sonra yukarıdaki fıkralara göre ortalama yıllık kazanç hesap edilir. Ancak, ortalama yıllık kazancın hesabında esas alınan yılların her birinde 180 günden fazla münavebeli çalışmalara ait kazanç tutarları nazara alınmaz. Malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlamaya esas ortalama yıllık kazançları bu maddeye göre hesaplananlar için, ek 21 inci maddeye göre düzenlenecek üst gösterge tespit tablolarında, son beş yılı yerine sigortalının tahsis talep veya ölüm yılına göre bu maddede belirtilen takvim yılları esas alınır.” 7. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Yersiz ödemelerin geri ödenmesi” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak

ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre

sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan

% 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 8. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli 27010 sayılı

Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmelik’in; 8.1. “Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 6 ncı maddesinde; “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işlemlerini oluşturduğu” 8.2. ““Hüküm bulunmayan haller” başlıklı 16 ncı maddesinde; “Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 27/9/2006 tarihli ve 2006/11058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı” 9. Mülga Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü Tahsisler Daire Başkanlığınca çıkarılan 29/01/1997 tarihli ve 12-76 sayılı Genelgenin “III. 1996 Yılı Sonunda Ve 1997 Yılında Ölen/Tahsis

Talebinde Bulunan Sigortalıların Göstergelerinin Tespiti İşlemleri” başlıklı maddesinde, “A-506 sayılı Kanunun Ek 34 üncü maddesi gereğince, 1997 yılında ölen ya da tahsis talebinde bulunanlardan üst gösterge tablosundan aylık bağlanacakların göstergelerinin tespitinde, son 9 yıllık kazançları esas alınacaktır. Aylık gösterge tablosundan bağlanacak olanların göstergelerinin tespit edilmesinde ise öncede olduğu gibi son 5 yıllık kazançlar dikkate alınacaktır.

B- 1996 yılı içinde 360 gün prim ödeyip bu yıl sonunda (30-31 Aralık, 13-14 Ocak) ölen veya işinden ayrılarak tahsis talebinde bulunanlardan üst gösterge tablosundan aylık bağlanmasına hak kazananlara;

-1996 yılı dahil olmak üzere primi ödenen son 8 yılın kazançları dikkate alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre ilişikteki (IX) ve (X) numaralı üst gösterge tespit tablolarından, -1996 yılından önceki primi ödenen son 8 yılın kazançları dikkate alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre 1996 yılına ait üst gösterge tespit tablolarından, tespit edilecek göstergelerden sigortalının lehine olan gösterge üzerinden aylık bağlanacaktır.

C- 1996 yılı içinde 360 gün prim ödeyin bu yıl sonunda (30-31 Aralık, 13-14 Ocak) ölen veya işinden ayrılarak 1997 yılında tahsis talebinde bulunanlardan üst gösterge tablosundan aylık bağlanmasına hak kazananlara;

-1996 yılı dahil olmak üzere primi ödenen son 9 yılın kazançları dikkate alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre 1997 yılına ait üst gösterge tespit tablolarından, -1996 yılından önceki prim ödenen son 9 yılın kazançları dikkate alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre 1997 yılına ait üst gösterge tespit tablolarından, tespit edilecek göstergelerden sigortalının lehine olan gösterge üzerinden aylık bağlanacaktır.

D- 1996 yılı içinde 360 gün prim ödeyip bu yıl sonunda (30-31 Aralık, 13-14 Ocak) ya da 1997 yılında ölen veya işinden ayrılarak tahsis talebinde bulunanlardan gösterge tablosundan aylık bağlanmasına hak kazananların göstergeleri de 3088 sayılı Genelgedeki esaslar doğrultusunda 5 yıllık kazançlar esas alınarak iki ayrı şekilde belirlenecek, bu göstergelerden sigortalının lehine olan gösterge üzerinden aylık bağlanacaktır.”

Hükümlerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

10. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Başvuran, bir numaralı paragrafta da yer verildiği üzere; Sosyal Güvenlik Kurumuna vermiş olduğu dilekçesine istinaden aylığının haksız yere düşürüldüğünü, yersiz ödeme altında kendisine 15.216,92 TL de borç çıkarıldığını, maaş hesabı sırasında 1996 yılının tamamen yok sayıldığını, aylık hesabında kullanılan katsayı ve parametrelerin ve dolayısıyla maaşının en düşük seviyeye çekildiğini belirterek 1996 yılı hizmetlerinin emekli aylığının hesabında dikkate alınmasını ve yersiz ödeme altında çıkarılan borcun iptal edilmesini talep etmektedir.

12. İlgili idareden edinilen bilgi ve belgelerden; başvuranın, 31/12/1996 tarihinde işten ayrılarak 07/01/1997 tarihinde tahsis talebinde bulunması üzerine tarafına 01/02/1997 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, 12-76 sayılı Genelge gereğince başvuranın 1996 yılına ait prim ödeme gün sayısının 360 olarak bildirilmesi nedeniyle başvurana lehine olan gösterge üzerinden aylık bağlandığı, akabinde başvuran tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna ibraz edilen bordroda 1996 yılı 3. Dönem hizmetin 90 gün olarak (işveren tarafından daha önce düzenlenen sigortalı hesap fişinde 1996 yılı 3. Dönem hizmetinin 120 gün olarak bildirilmiş) bildirildiğinin tespit edilmesi üzerine işten ayrıldığı yıla (20/11/1996) ait hizmetinin 360 gün olmaması nedeniyle 506 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesi gereğince başvuranın işten ayrıldığı (30/11/1996) tarihten önceki primi ödenen son 9 yılın (1995, 1994, 1993, 1992, 1991, 1990, 1989, 1988 ve

1987) kazançları toplamının ortalamasına göre gösterge hesabının tekrar yapıldığı, üst gösterge tespiti

yapılamadığından başvurana ait 1995, 1994, 1993, 1992 ve 1991 yıllarına ait kazançların esas alınarak tespit edilen göstergeye göre tekrar aylık hesaplandığında başvurana 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendine göre 15.216,92 TL borç çıkarıldığı, daha sonra ise başvuran tarafından ibraz edilen bordro ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda başvurana ait 1974 yılında

34 gün hizmet tespit edildiği, 1992 ve 1995 yıllarına ait hizmetlerinin 240 günden, 1993 yılına ait

hizmetinin ise 300 günden 360 güne yükselmesi sebebiyle aylığının tekrar hesaplandığı ve başvuran adına 5.794,26 TL’nin başvurana çıkarılan borç tutarından mahsup edildiği görülmüştür.

13. Mevcut durum itibariyle somut olayda; 360 günden az olduğu tespit edilen 1996 yılı hizmetlerinin, emekli aylığının hesabında kullanılan göstergenin tespiti sırasından ne şekilde değerlendirilmesi gerektiğinin irdelenmesi gerekmektedir.

14. Bilindiği üzere, 506 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin (a) bendine göre bağlanan yaşlılık aylıkları

506 sayılı Kanunun 61 inci maddesine göre katsayı esasına dayalı gösterge sistemine göre

hesaplanmaktadır.

15. 01/04/1981 tarihinden önce yaşlılık aylığı talebinde bulunan sigortalıların aylık hesabına esas olarak alınacak ortalama yıllık kazançları, 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesi gereğince, sigortalının işten ayrıldığı tarihten önceki malullük, yaşlılık, ölüm sigortaları primi ödenmiş son beş takvim yılının prim hesabına esas tutulan kazanç tutarları toplamı en yüksek üç takvim yılı alınmakta iken, 01/04/198131/12/1981 süresinde tahsis talebinde bulunan sigortalılar için son beş takvim yılının en yüksek dört yılı alınmıştır.

16. Akabinde, 2422 ve 2564 sayılı Kanunlarla değiştirilen 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesine göre 01/01/1982 tarihinden itibaren tahsis talebinde bulunan sigortalıların aylığının hesabına esas alınacak ortalama yıllık kazançları, sigortalının işten ayrıldığı tarihten önceki malullük, yaşlılık, ölüm sigortaları primi ödenmiş son beş takvim yılının prim hesabına esas tutulan kazanç tutarları toplamı olarak alınmaya başlamıştır.

17. Daha sonra ise, 3869 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen ek 34 üncü maddesinin “Malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarının hesabına esas alınacak üst gösterge, sigortalının işten ayrıldığı veya öldüğü tarihten önceki malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş son on takvim yılının prim hesabına esas tutulan kazanç tutarlarına göre bulunacak ortalama yıllık kazanç esas alınarak tespit edilecektir.” hükmüne istinaden 09/07/1992 tarihinden geçerli olmak üzere son 10 takvim yılına ait kazanç tutarlarına göre tespit edilecek ortalama yıllık kazancın nazara alınarak tespit edilmesi esası getirilmiştir, Son 10 takvim yılı uygulamasında ise kademeli geçiş yapılarak, üst gösterge tespitinde 1994 yılında emekli olanlara son 6, 1995 yılında son 7, 1996 yılında son 8, 1997 yılında son 9 ve 1998 yılından itibaren son 10 yıla ait kazançların esas alınması öngörülmüştür.

18. Öte yandan, Mülga Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü Tahsisler Dairesi Başkanlığının 29/01/1997 tarihli 12-76 sayılı Genelgesi uyarınca, 1996 yılı içinde 360 gün prim ödeyip bu yıl sonunda (30-31 Aralık, 13-14 Ocak) ölen veya işinden ayrılarak 1997 yılında tahsis talebinde bulunanlardan üst gösterge tablosundan aylık bağlanmasına hak kazananlara, 1996 yılı dahil olmak üzere primi ödenen son 9 yılın kazançları dikkate alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre 1997 yılına ait üst gösterge tablolarından, 1996 yılından önceki prim ödenen son 9 yılın kazançları alınarak hesaplanacak ortalama yıllık kazançlarına göre 1997 yılına ait üst gösterge tespit tablolarından tespit edilecek göstergelerden sigortalının lehine olan gösterge üzerinden aylık bağlanacağı kural altına alınmıştır.

19. Ayıca 12-76 sayılı Genelge kapsamında 1996 yılında 360 gün prim ödemeksizin 1997 yılı içerisinde tahsis talebinde bulunan sigortalılara 506 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesi hükmüne göre

işlem yapılırken 1996 yılı içerisinde 360 gün prim ödeyip 1997 yılında talepte bulunanlar ise 12-76 sayılı

Genelge ile getirilen ek hak tanındığı tespit edilmiştir.

20. Somut olay, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde ise, başvuran tarafından her ne kadar 07/01/1997 tarihinde tahsis talebinde bulunulmuş ise de idare tarafından başvuranın sunmuş olduğu belgeler üzerinden yapılan incelemeler neticesinde, başvuranın işten ayrılış tarihinin 31/12/1996 yerine 20/11/1996 tarihi olarak tespit edilmesi ve ayrıca 1996 yılında 360 gün hizmetinin bulunmadığının anlaşılması üzerine başvuranın, 12-76 sayılı

Genelge kapsamında sunulan ek haktan faydalandırılmayarak aylığının yeniden hesaplanması sırasında

506 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesi hükmüne göre gösterge hesabı yapılması işleminde hukuka ve

hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.

21. Aylıkların düzeltilmesi sonucunda başvurana yersiz ödeme adı altında borç çıkarılması hakkında; 22. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin

Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent

Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvuranın mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir.

Geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin sorumluluğunun başvurana yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse yaklaşık 3 yıl boyunca kendisine ödenen aylık tutarı üzerinde başvuranın mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu ile idarece bu tutarın yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvuranın mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.

23. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasaya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın taleplerini değerlendirmemiz gerekirse; 23.1. Kanunilik şartı yönünden; Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasanın 13 üncü maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa nın 35 inci maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasanın 13 üncü maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler

bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM,Bekir

Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).

Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 56).

Somut olayımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemenin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.

23.2. Meşru amaç şartı yönünden; Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri içinde geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığı sağlamaktır.

Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “ Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.

Bu bağlamda, başvuranın ilgili genelgede belirtilen şartlarını taşımadığının anlaşılması nedeniyle geriye dönük olarak fazlaca ödenmiş olan aylıkların ilgili madde çerçevesinde geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu kapsamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

23.3. Ölçülülük şartı yönünden; Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

Mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekmektedir (Korkut Bahadır, § 43). Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(AYM, Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73).

Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.

Somut olayda, idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurandan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvuranın sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.

Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda başvuranın mülkiyet hakkına, kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendi çerçevesinde iadesinin istenmesi yönünde yapılan müdahalenin, başvuranın böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 24. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği

Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

25. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Ankara İş Mahkemelerine yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Bu kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi