|
ÖZET: Başvuran, emekli ikramiyesi farkının ödenmesi talebiyle Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurmuştur. 15/06/2004 tarihinde emekli olan başvuran, emeklilik işlemleri sırasında yüksekokul mezunu olduğunu gösteren belgelerin dikkate alınmadığını ve bu nedenle emekli aylığı ile ikramiyesinin yanlış hesaplandığını belirtmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 01/10/2008 tarihine kadar olan maaş farklarını ödendiğini, ancak daha önceki dönem için emekli ikramiyesi farkının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ödenmediğini ifade etmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın emekli aylık farklarının ödenmesine ilişkin talebinin yerine getirildiğini, ancak emekli ikramiyesi farkının ödenmemesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini değerlendirmiştir. Başvuranın emekli ikramiyesi için 5434 sayılı Kanun’un 117. maddesinde belirtilen zamanaşımı süresinin, başvuranın durumu ve talep hakkının doğduğuna dair bilgisi göz önünde bulundurularak makul bir sebebe dayandığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, başvurunun kabul edilmesine ve başvuranın emekli ikramiyesi farkının ödenmesi yönünde Sosyal Güvenlik Kurumu’na tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir. Kurum, bu karara uygun işlemleri 30 gün içinde bildirmekle yükümlüdür. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2019/7407-S.11320
BAŞVURU NO : 2019/4781
KARAR TARİHİ : 23/08/2019
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Başvuranın emekli ikramiyesi farkının ödenmesi talebi
BAŞVURUNUN KONUSU :
hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 25/02/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran, 15/06/2004 tarihinde emekli olduğunu, emeklilik talebinde bulunurken evrakları arasında Yüksekokul mezunu olduğunu gösterir belgeler bulunmasına rağmen bu evraklar dikkate alınmaksızın emeklilik işlemlerinin yapılmış olduğunu, kendisine buna göre emekli aylığı bağlandığını ve emekli ikramiyesinin de bu hesaba göre yatırıldığını, yanlışlığın farkına vardığında Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurduğunu ancak kendisine geriye dönük 01/10/2008 tarihine kadar olan maaş farklarının ödendiğini, 01/10/2008 tarihinden öncesine ait maaş farklarının ve emekli ikramiyesi farkının kendisine ödenmediğini, kendisine atfedilebilecek herhangi bir kusur olmamasına rağmen mağduriyetinin giderilmediğini ifade ederek 2004 – 2008 yılları arasındaki maaş farkları ile emekli ikramiyesi farkının tarafına ödenmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kamu Denetçiliği Kurumunun 12/04/2019 tarihli ve … sayılı bilgi ve belge isteme yazılarına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel
Müdürlüğü’nün konuya ilişkin 31/05/2019 tarihli ve … sayılı yazısında özetle; 2.1. 657 sayılı Kanunun 04/07/2001 tarih ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan değişiklikten önceki 67 nci maddesinde, diğer şartları taşımakla birlikte üst derecelerde boş kadro olmadığı için derece yükselmesi yapamayan memurların kazanılmış hak aylıklarının, öğrenim durumları itibariyle yükselebilecekleri dereceyi aşmamak kaydıyla işgal etmekte oldukları kadroların bir üst derecesine takdire bağlı olarak yükseltilebilmekteyken yapılan değişiklikle “boş” ibaresinin kaldırıldığı ve “bir üst dereceye yükseltilebilir” ibaresinin, “ üst derecelerine yükseltilir” olarak değiştirildiği, 2.2. Maddenin eski halindeki takdir yetkisinin kaldırıldığını, kadro olmadığı için bir üst dereceye yükseltilmeyen memurların, derecelerinin yükseltileceği, 2.3. Diğer taraftan aynı Kararnamenin 9 uncu maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen Geçici
33 üncü maddesinde, “67 nci madde uyarınca, diğer şartları taşımakla birlikte üst derecelerde
kadro olmadığı için derece yükselmesi yapamamış olan memurlardan öğrenim durumları ve bulundukları derece ve kademelerdeki çalışma süreleri itibariyle birden fazla üst derecelere yükselebilecek durumda olanların kazanılmış hak aylıkları, 1.1.2002 tarihinden itibaren, kademe ilerlemelerine müstahak oldukları tarih itibariyle ve her yıl azami bir derece uygulanmak suretiyle yükseltilir.” hükmünün yer aldığı, 2.4. Derece yükselmesine ilişkin diğer şartları 01/01/2002 tarihinden önce taşımakla birlikte daha önce 657 sayılı Kanunun 67 nci madde hükmünden takdir yetkisi nedeniyle yararlanamamış memurların kazanılmış hak aylıkları maddede yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle kadro şartı aranmaksızın öğrenim durumları itibariyle yükselebilecekleri dereceyi aşmamak kaydıyla bir üst dereceye yükseltilebileceği, birden fazla üst dereceye yükselebilecek olanların her yıl azami bir derece uygulanmak suretiyle yükseltilebileceği, 2.5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun yürürlüğe girdiği
2008 yılı Ekim ayı başından önce kamu görevlilerine ödenen aylıkların ve diğer ödemelerin
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 116, 117 ve 118 inci maddelerine göre işlem
yapılacağı, 2.6. Buna göre 5434 sayılı Kanunun çeşitli adlarla ödenecek paraların zamanaşımı süresini düzenleyen mülga 117 nci maddesinin; “Bu kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihlerden itibaren 5 yıl sonuna kadar alınmayan veya yazı ile müracaat edilerek aranmayanlar Sandık lehine zamanaşımına uğrar.” hükmünü amir bulunmakta iken söz konusu hükmün, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106 ncı maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı ve 5510 sayılı Kanunun geçiş hükümlerini düzenleyen geçici 4 üncü maddesi ile diğer geçici maddelerinde, 5434 sayılı Kanuna tabi kamu görevlilerine 5434 sayılı Kanun kapsamında ödenen veya bağlanacak emekli, adi malullük, vazife malullüğü, dul ve yetim aylıkları ile yine bu Kanun gereği ödenen emeklilik ikramiyesi, kadrosuzluk, makam, yüksek hakimlik, temsil ve görev tazminatı ödemelerinin zamanaşımına ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmediği, 2.7. Bu nedenle, 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi gereği haklarında yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanacak olan sigortalılara 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden itibaren ödenen aylıkların zamanaşımı süresi hakkında 5510 sayılı Kanunun 97 nci maddesi hükümlerine göre işlem yapıldığı, 2.8. 5510 sayılı Kanunun “Zamanaşımı, Hakkın Düşmesi ve Avans” başlıklı 97 nci maddesinin ise; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malûllüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar.
Kuruma müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında, yukarıdaki hükümler uygulanmaz.
Kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer…” hükmünü amir olduğu, 2.9. Yukarıdaki hüküm ve açıklamalar çerçevesinde emeklilik sicil dosyasının tetkikinde; ilgilinin 15/03/1977 tarihinde laborant yardımcısı olarak göreve başladığı, 30/09/1996 tarihinde memur unvanına atandığı, 3 üncü derece 8 inci kademede görev yapmakta iken 631 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname uyarınca 31/07/2002 tarihinde 2 nci derece 6 ncı kademeye yükseltildiği, kurumunca 01/01/2003 tarihinde 1 inci dereceye yükseltilmesi gerekirken söz konusu işlemin yapılmayarak 21/06/2004 tarihinde 2 nci derece 6 ncı kademe intibakı üzerinden emekliye sevk edildiği ve toplam 27 yıl 3 ay 14 gün 4/1-(c) kapsamındaki hizmeti ve
2 yıllık Yüksekokul mezuniyeti esas alınarak 2 nci derece 6 ncı kademe intibakı +1600 ek
gösterge rakamı üzerinden 15/07/2004 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlandığı ve 27 tam hizmet yılına karşılık emekli ikramiyesi tahakkuk ettirildiği, 2.10. İlgilinin Kurum kayıtlarına 28/05/2018 tarihinde geçen 28/05/2018 tarihli dilekçesi ile intibakının 1 inci derece 3 üncü kademe olarak uygulanması talebi üzerine Kurumun 28/05/2018 tarihli işlemiyle intibakının 01/10/2008 tarihinden itibaren 1 inci derece 3 üncü kademe +2200 ek gösterge rakamı olarak düzeltilerek oluşan aylık farklarının ilgili adına tahakkuk ettirildiğini, 2.11. Kurumumuzca gönderilen bilgi belge talebi içeren yazı üzerine, durumu zamanaşımı hükümleri kapsamında tekrar incelenen ilgilinin, Kurumun 25/04/2019 tarihli işlemiyle tarafına aylık bağlandığı 15/07/2004 tarihinden itibaren intibakının 1 inci derecenin 3 üncü kademesine ve ek göstergesinin de +2200 gösterge rakamına yükseltilerek oluşan aylık farklarının adına tahakkuk ettirildiği, 2.12. Emekli ikramiyesi farkının zamanaşımına uğraması nedeniyle tahakkuk yapılamadığı, 2.13. İlgili ile Kurum arasında şikayet konusu yapılan idari işleme ilişkin yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı, Hususları bildirilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının; 3.1. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.2. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun; 5.1. “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesinde başvuranın emekli olduğu 15/03/2005 tarihinde yürürlükte olan haliyle; “Emekli, adi malüllük veya vazife malüllüğü aylığı ilk defa bağlananlardan bağlanması sırasında ve bağlanmaya esas fiili hizmet müddetleri 30 yılı doldurmuş bulunanlara (Emekli ikramiyesi) adiyle bu aylıklarına esas tutulan vazife aylık veya ücretleri tutarının bir yıllık toplamı ödenir…” 5.2. Mülga 116 ncı maddesinde; “Emekli, adi malullük, vazife malullüğü, dul ve yetim aylıklarını almak üzere, bu aylıkların tahakkuk ettirildiği tarihlerden itibaren aralıksız bir yıl sonuna kadar Sandığa müracaat etmeyenlerin aylıkları kesilir. Bunlardan kesilme tarihinden itibaren 5 yıl içinde yazı ile Sandığa müracaat edenlere kesilen aylıkları tekrar bağlanır ve geçmiş müddete ait aylıkları da toptan ödenir. Bu müddetten sonra müracaat edenlerin aylıkları, müracaat tarihlerini takip eden ay başından itibaren yeniden bağlanarak ödenir ve geçmiş müddet için bir şey verilmez.
Bu kanunda ayrıca belirtilen haller dışında aylık bağlanmasına istihkak kesbedildiği tarihten itibaren beş yıl sonuna kadar yazı ile müracaat edilmezse bu aylıklar, müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren bağlanır.”, 5.3. Mülga 117 nci maddesinde; “Bu kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihlerden itibaren beş yıl sonuna kadar alınmıyan veya yazı ile müracaat edilerek aranmıyanlar Sandık lehine zamanaşımına uğrar.” 5.4. Mülga 118 inci maddesinde; “116 ve 117 nci maddeler, ilgililerin her birinin istihkakları hakkında ayrı ayrı uygulanır.
Sandığa müracaat etmemenin makbul veya mücbir bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında yukarda ki maddeler hükümleri uygulanmaz. Ölümü duymamış olmak, ispat edilmek şartıyla, mücbir sebep sayılır.”, 6. 31/05/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun; 6.1. “Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans” başlıklı 97 nci maddesinde; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar. (Mülga son cümle: 17/4/2008-5754/57 md.)
Kuruma müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında, yukarıdaki hükümler uygulanmaz.
Kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer.”, 6.2. “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı Geçici 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu
Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır…”, Hükmü yer almaktadır.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
7. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurunun kabulü gerektiği hususundaki öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran özetle, emekli maaşının ve emekli ikramiyesinin 2200 ek gösterge yerine 1600 ek gösterge üzerinden ödendiğini belirterek emekli maaş ve ikramiye farkının emekli olduğu 15/07/2004 tarihinden itibaren tarafına ödenmesi talebiyle Kurumumuza başvurmuştur.
9. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle, başvuranın ek göstergesinin Kurumu tarafından yapılan intibak hesabındaki hataya binaen 1600 olarak dikkate alındığı anlaşıldığından başvuranın ek göstergesinin düzeltildiği ve emekli olduğu 15/07/2004 tarihinden itibaren hesaplanan emekli aylık farklarının başvurana ödendiği ancak başvuranın emekli ikramiyesinin ödenmesi talebinin ise emekli ikramiyesinin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedildiği ifade edilmiştir.
10. Bu durumda, başvuranın taleplerinden biri olan emekli aylık farklarının emekli olduğu tarihten itibaren ödenmesi hususunun Kurumumuzun bilgi ve belge talebi konulu yazısı üzerine idarece yerine getirildiği anlaşıldığından, uyuşmazlığın başvurana emekli ikramiyesi farkı ödenip ödenmeyeceği noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.
11. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, başvurana ilk olarak 2 nci derece 6 ncı kademe intibakı ve 1600 ek gösterge intibakı esas alınarak 15/07/2004 tarihi itibarıyla emekli aylığı bağlandığı ve emekli ikramiyesi ödendiği, 2018 yılında yaptığı müracaat üzerine intibakının ilk olarak 01/10/2008 tarihinden itibaren 1 inci derece 3 üncü kademe +2200 ek gösterge olarak düzeltildiği ve oluşan aylık farklarının tarafına ödendiği, ilgi yazımız üzerine zamanaşımı yönünden yeniden yapılan inceleme üzerine bu kez aylık farklarının 15/07/2004 tarihinden itibaren başvurana ödendiği, emekli ikramiyesi farkının ise zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ödenmediği anlaşılmaktadır.
12. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1 inci maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmiştir.
13. Aynı çerçevede, Anayasa’nın 35 inci maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmış, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.
14. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu (Mahmut Duran ve diğerleri, B.
No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60) ifade edilmektedir.
15. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları kapsamaktadır. Henüz sahip olunmayan bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı bu kapsamda olmamakla beraber belli durumlarda bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacağı” elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”, mülkiyet hakkı güvencesinde sayılabilir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 32; Kemal Yeler ve Ali
Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36-37).
16. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Hüseyin Remzi Polge, § 33; Bu konudaki AİHM kararları için bkz.
Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, § 103, 27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§ 44-45). Meşru beklenti kapsamında talep edilen bir hak için mevzuatta öngörülen sürede talepte bulunulması şartı, hakkın doğmasının değil fiilen ödeme yapılabilmesinin bir şartıdır. Bu nedenle başvurucunun bu süreye uyup uymaması meşru beklentinin varlığını etkilememektedir (Yeşim BULLOCK, B. No: 2014/13223, 20/9/2017, § 41).
17. Anayasa’nın ve Sözleşmenin ortak koruma kapsamında yer alan mülkiyet hakkı, sosyal güvenlik ödemesi hakkını içermemekle beraber, yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise, yargısal içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; Andrejeva-Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009, § 77).
18. Başvurana emekli aylığı bağlandığı 15/07/2004 tarihinde yürürlükte olan 5434 sayılı
Kanunun mülga 117 nci maddesinde kanun gereği çeşitli adlarla ödenecek paralardan hak kazanıldığı tarihten itibaren 5 yıl sonuna kadar alınmayan ya da yazılı olarak istenmeyenlerin zamanaşımına uğrayacağı, 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 97 nci maddesinde ise iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmının zamanaşımına uğrayacağı, kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşeceği düzenlenmiştir.
19. Somut olayda intibakı 1 inci derece ve 3 üncü kademe olan başvurana 5434 sayılı
Kanunun 89 uncu maddesine göre 2200 ek gösterge rakamı esas alınarak emekli ikramiyesi ödenmesi gerekmekteyken sehven 1600 ek gösterge rakamı esas alınarak emekli ikramiyesi ödendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvuranın emekli aylığı bağlandığı tarihte 2200 ek gösterge rakamı üzerinden emekli ikramiyesi ödenmesini hak ettiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla sonradan düzeltilen ek göstergesi nedeniyle ortaya çıkan emekli ikramiyesi farkının ödenmesi hususunda başvuranın meşru bir beklentiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
20. Nitekim 5434 sayılı Kanun’un 117. maddesinde öngörülen süre içinde talepte bulunma şartı, emekli ikramiyesi alma hakkının doğmasının değil fiilen ödeme yapılabilmesinin bir şartıdır. Bu nedenle başvuranın bu süreye uyup uymaması meşru beklentinin varlığını etkilememektedir. Dolayısıyla başvuranın emekli ikramiyesi farkından kaynaklanan alacağının da Anayasa’nın 35 inci maddesi anlamında mülk oluşturduğu değerlendirilmektedir.
21. Kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü veya kamu borcu haline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle alacakta veya hakka konu bedelde meydana gelen değer aşınmaları mülkiyet hakkına müdahale oluşturmaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013; Akel Gıda San. Ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015; Ferda Yeşiltepe , §§ 6376; Abdulkerim TANIŞ vd., B. No: 2014/17621, 9/1/2018, § 33 ). Ayrıca “meşru beklenti” teşkil eden mülk edinme beklentilerini zedeleyici kamu işlem ve eylemleri de mülkiyet hakkına müdahale oluşturmaktadır (Yeşim BULLOCK, § 42; Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B.
No: 2014/11994, 9/3/2017, § 57).
22. Bu ahkâmda somut olayda, başvuranın emekli ikramiye farkının ödenmemesinin mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
23. Öte yandan, Anayasa’nın 35 inci maddesindeki mülkiyet hakkı sınırsız bir hak değildir.
Maddede bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir.
Yine, Anayasa’nın 13 üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Buna göre, mülkiyet hakkı da yapılan müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesinin gözetilmesi şartıyla sınırlanabilmektedir.
23.1. Kanunilik şartı yönünden: İdare, başvuranın emekli ikramiye farkının ödenmemesine gerekçe olarak söz konusu ödemenin zamanaşımına uğradığını göstermiştir. 5434 sayılı
Kanunun 117 nci maddesinde kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek paralardan hak kazanıldığı tarihlerden itibaren beş yıl sonuna kadar alınmayan veya yazı ile müracaat edilerek aranmayanların zamanaşımına uğrayacağı, 118 inci maddesinde ise Sandığa müracaat etmemenin makbul veya mücbir bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında zamanaşımı hükümlerinin uygulanmayacağı belirlenmiştir.
23.1.1. Bu hükümler, ilk defa 15/07/2004 tarihinde emekli ikramiyesi ödenen başvurana 28/05/2018 tarihinde yapılan ilk düzeltme işlemi sonrasında emekli ikramiyesi farkı ödenmemesi biçimindeki müdahaleye yeterli düzeyde kanuni dayanak oluşturmaktadır.
23.2. Meşru amaç şartı yönünden: 5434 sayılı kanun gereği yapılan emekli ikramiyesi ödemesinin beş yıl içinde başvuru koşuluna bağlanmasının temelinde yatan amacın, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ve yargı organlarının artık eskimiş ve güncelliğini yitirmiş uyuşmazlıklarla uğraşmalarının önlenmesi olduğu; bu amacın da kamu yararına dönük olduğu; dolayısıyla beş yılın dolmasından sonra emekli ikramiyesi farkının ödenmesi talebinde bulunan başvurana ödeme yapılmamasının kamu yararı amacına dayandığı değerlendirildiğinden mevcut işlemin meşru bir amacının bulunduğu sonucuna varılmıştır.
23.3. Ölçülülük yönünden: Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir
(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E. 2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149,
K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15, K.2013/131, 14/ 11
/2013; E.2013/158, K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2014/176,
K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;
E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38; Yeşim BULLOCK, § 51).
23.3.1. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından sosyal güvenlik haklarının talep edilmesinin belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mülkiyet hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir ifadeyle haktan yararlanılmasını imkânsız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Talep süresinin makul olup olmadığı, sosyal güvenlik alacağının niteliği ve hak sahibinin, talep hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup olmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Öngörülen sürenin, talepte bulunmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban, B.No: 2014/6673, 25/07/2017
§ 64; Yeşim BULLOCK, B. No: 2014/13223, 20/9/2017, § 52).
23.3.2. Sürenin işlemeye başladığı an da mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda talep süresinin, hak sahibinin henüz talep hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması, talep hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 65; Yeşim BULLOCK, § 52).
23.3.3. Öte yandan Anayasa Mahkemesine göre mahkemelerce hakkın talebi için belli bir süre öngören kanun hükümleri yorumlanırken sınırlamanın istisna olduğu ilkesi gözetilmeli, aşırı şekilcilikten kaçınılmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde hakkı sahibine teslim etme yolunda bir yaklaşım benimsenmelidir. Diğer taraftan sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına kuralların sınırlarının zorlanarak kanunda öngörülen sürelerin bertaraf edilmesi hukuki istikrar ve güvenlik ilkesini zedeleyebilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi ile mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban,§ 66; Yeşim BULLOCK, § 53).
23.3.4. Mülkiyet hakkına kamu otoriteleri tarafından yapılan müdahaleye ilişkin hukuka aykırılık iddialarının öne sürülebileceği idari veya yargısal mekanizmaların var olup olmadığı ve bu mekanizmaların keyfiliğe karşı güvenceler içerecek araçlarla donatılıp donatılmadığı hususu, müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulacak bir unsurdur. Bu bağlamda bu tür mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya keyfiliği önleyecek nitelikte olmaması ya da fiilen adil ve etkili bir karar verme sorumluluğunun yerine getirilmemesi durumunda müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılabilir (Recep Tarhan ve
Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 68; Yeşim BULLOCK, § 54).
23.3.5. Bu çerçevede, 5434 sayılı Kanun gereği ödenecek paraların beşinci yılın dolmasından sonra talepte bulunulması halinde ödenmemesinin öngörülmesinin, emekli ikramiye alacağı nedeniyle idarenin sürekli bir şekilde takip edilme tehdidi altında kalmasının önlenmesi, idari istikrar ve güvenliğin sağlanması amacına ulaşılması bakımından elverişli ve gerekli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
23.3.6. Diğer taraftan, somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl önem taşıyan ölçütün orantılılık olduğu değerlendirilmektedir.
23.3.7. Somut olayda başvurana o dönem görev yaptığı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünce hazırlanan Hizmet Belgesindeki intibakı esas alınarak Emekli Sandığı tarafından 15/07/2004 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlanmış ve emekli ikramiyesi ödenmiştir. Anılan dönemde başvuranın intibakının 1 inci derecenin 3 üncü kademesi ve +2200 ek gösterge olması gerekirken sehven 2 nci derece 3 üncü kademe ve +1600 ek gösterge olarak dikkate alındığı idare tarafından da kabul edilmektedir. Kamu görevlilerinin gerek intibakının belirlenmesi gerekse emekli aylıklarının bağlanması işlemlerinin tesisinde sürece ilişkin tüm işlemler eşgüdümlü olarak başvuranın görev yaptığı idare ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılmaktadır. Başvuranın tahsis talebinde bulunup emeklilik sürecini başlatmak dışında yapılan herhangi bir işleme yönelik herhangi bir yetki, görev ya da sorumluluğu söz konusu değildir.
23.3.8. Başvuranın 657 sayılı Kanun kapsamındaki özlük işlerinin takibinin ve mevzuata uygun yürütülmesinin görev yaptığı Kurumun sorumluluğunda olduğu açıktır. Bunun yanında, emeklilik işlemleri yönünden de 5434 sayılı Kanunun ek 30 uncu maddesinde iştirakçilerin emeklilik intibakının mevzuata uygunluğunun Sandıkça inceleneceği, Sandıkça tespit edilecek intibakın üstündeki derece ve kademeden yapılmış kesintilerin iştirakçilere emeklilik yönünden bir hak kazandırmayacağı belirlenmiştir.
23.3.9. Öte yandan, sosyal güvenlik mevzuatı çerçevesinde bağlanan emekli aylıklarının ve emekli ikramiyesinin hesabı, mevzuatın karmaşıklığı ve birden fazla hesap unsurunun (hizmet yılı, hak kazanılan ek gösterge, emeklilik derece kademesi, memuriyetteki kıdem vb.)
kullanılması nedeniyle karmaşıktır ve teknik bilgi gerektirmektedir. Nitekim aynı unvana sahip kişilerin emekli aylıkları yukarıda sayılan her bir unsura bağlı olarak farklılaşabilmektedir. Neticede ilgililerin emekli ikramiyeleri de hesaplanan emekli aylıklarının fiili hizmet yılları ile çarpılması suretiyle hesaplandığından aynı durum emekli ikramiyesi için de geçerlidir. Bu nedenle, sadece emekli aylığı/emekli ikramiyesi tutarına bakarak aylık/ikramiye hesabında herhangi bir hata bulunup bulunmadığın doğrudan fark edilmesi ya da aylık/ikramiye tutarının emsali kabul ettiği kişilerden farklılaşmasının sebebinin hangi unsurdan kaynaklandığının bilinmesi ilgililerden beklenemez.
23.3.10. Somut olayda idareden alınan hesaplama tablosunda, emekli olduğu 15/07/2004 tarihi itibarıyla başvurana ödenen emekli ikramiyesi tutarının 19.938,08 TL olduğu, ek göstergesi 2200 olarak dikkate alındığında ödenmesi gereken tutarın ise 23.534,60 TL olduğu dolayısıyla iki tutar arasındaki farkın 3.596,52 TL, başka bir ifadeyle ödenmesi gereken tutarın yaklaşık % 15’i olduğu görülmektedir.
23.3.11. Bu durumda başvuranın emekli ikramiyesi tutarının iki farklı idarenin görev, yetki ve sorumluluğunda yürütülen süreç neticesinde belirlendiği, ikramiye alacağının hesaplanmasının karmaşıklığı, ödenen tutar ile ödenmesi gereken tutar arasındaki farkın düzeyi, başvuranın söz konusu hesabın doğruluğunu kontrol edebilme imkânının sınırlılığı bir arada değerlendirildiğinde 5434 sayılı Kanunda zamanaşımı olarak öngörülmüş 5 yıllık sürede başvuran tarafından emekli ikramiyesinin hatalı hesaplanıp ödendiğinin öğrenilmemiş olması ile hatanın düzeltilmesi talebiyle idareye müracaat edilmemiş olmasının Kanunun 116 ve 117 nci maddelerindeki zamanaşımı hükümlerinin uygulanmamasına cevaz veren 118 inci maddesindeki “makul bir sebebe dayanma” şartını karşıladığının kabulü gerekmektedir.
24. Yukarıda yer verilen ilkeler ve yapılan açıklamalar çerçevesinde Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; emekliye ayrılma işleminin başlangıcı hariç sürecin tamamında yetki, görev ve sorumluluğun ilgili idarelerde olması, emekli aylığı ve ikramiyesi hesaplanması işleminin karmaşıklığı, başvurana ödenmesi gereken ikramiye tutarı ile ödenen ikramiye tutarı arasındaki farkın hesapta bir hata olduğuna dair şüphe ya da tereddüt doğmamasının mazur görülebileceği bir düzeyde olması, hesabın doğruluğunun kontrol imkânlarının sınırlılığı hususları göz önüne alındığında başvuranın emekli ikramiyesi talebiyle idareye başvurmamasının makul bir sebebe dayandığı değerlendirildiğinden başvuranın emekli ikramiyesi farkının ödenmesi talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesinin, ulaşılmak istenen kamu yararının sağlanmasındaki toplumsal menfaat ile başvuranın mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengeyi başvuran aleyhine bozduğu ve bunun da mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 25. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin
Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
26. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvuranın emekli ikramiyesi farkının tarafına ödenmesi yönünde yeni bir işlem tesis edilmesi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE
BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,
Sosyal Güvenlik Kurumunca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA
TEBLİĞİNE;
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi