ÖZET: Başvuran, 41 yıl öğretmenlik hizmet süresinin 40 yıl üzerinden emekli ikramiyesi alması nedeniyle 11 ay 14 günlük süresinin dikkate alınmadığını belirterek, bu süre için ek bir emekli ikramiyesi talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 5434 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereğince emekli ikramiyesinin yalnızca tam hizmet yılları üzerinden hesaplandığını, dolayısıyla 11 ay 14 günlük sürenin dikkate alınamayacağını ifade etmiştir. Başvuran, bu durumu Kamu Denetçiliği Kurumu’na taşıyarak, talebinin kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumunu inceleyerek, emekli ikramiyesinin hesaplanmasında 30 yıl üzerindeki hizmet sürelerinin dikkate alınmaması uygulamasının adaletsiz sonuçlar doğurduğunu belirtmiştir. Kurum, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu vurgulayarak, SGK’ya mevzuat değişikliği önerisinde bulunmuştur. Ayrıca, başvuranın mağduriyetinin giderilmesi için gerekli adımların atılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin hukuka uygun olmadığını kabul etmekle birlikte, mevcut düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve adaletin sağlanması için yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, SGK’nın, başvuranın mağduriyetini giderecek şekilde hareket etmesi tavsiye edilmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2019/4382-S.6432

BAŞVURU NO : 2018/17813

KARAR TARİHİ : 14/06/2019

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Emekli ikramiyesi hesabında dikkate alınan hizmet süreleri

BAŞVURUNUN KONUSU :

hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 28/12/2018

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran; öğretmenlik hizmet süresinin 41 yıl olduğunu ve kendisine 40 yıl üzerinden emekli tazminatı ödendiğini, 41 yılından 16 gün eksik olduğundan 11 ay 14 günlük çalışmasının dikkate alınmadığını belirterek 11 ay 14 günlük süre için tarafına emekli ikramiyesi ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 14/01/2019 tarihli ve E…. sayılı bilgi belge isteme yazısına cevaben

Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 25/01/2019 tarihli ve E… sayılı yazıda özetle; 2.1. 5434 sayılı Kanunun “Emekli Aylığı” başlıklı 41 inci maddesi gereği emekli aylığının hesaplanmasında dikkate alınan aylık bağlama oranı belirlenirken kullanılan toplam hizmet süresinin ay kesrinin tam aya iblağ edildiği, buna göre başvuranın 40 yıl 11 ay 14 gün olan toplam hizmet süresinin emekli aylığı bağlanırken sadece aylık bağlama oranı yönünden 41 yıl olarak dikkatte alındığı, 2.2. 5434 sayılı Kanunun “Emekli İkramiyesi” başlıklı 89 uncu maddesinin “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malûllük veya vazife malûllüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.

…” hükmünü amir olduğu, buna göre toplam hizmet sürelerinden sadece “her tam fiili hizmet yılı”na ikramiye ödeneceğinin düzenlendiği, tam yılı aşan ay ve gün kesirlerine emekli ikramiyesi ödenmediği gibi söz konusu sürelerin tama iblağ edileceğine dair herhangi bir hükmün bulunmadığı, 2.3. Bu itibarla, 40 yıl 11 ay 14 gün fiili hizmet süresi bulunan başvuranın hizmet süresinin, emekli aylığı bağlama aşamasında sadece aylık bağlama oranının tespiti yönünden Kanun gereği ay kesrinin tama iblağ edilmesi nedeniyle 41 yıl olarak dikkate alındığı, emekli ikramiyesi yönünden Kanunda bu yönde bir düzenlemeye gidilmediği belirtilerek

Kurumlarınca yapılan işlemlerde herhangi bir yanlışlık bulunmadığı, ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” 3.2. “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10 uncu maddesinde; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. …Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” 3.3. “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60 ıncı maddesinde; “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” 3.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde, “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” , 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun

Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 5. 16/06/2006 tarihli ve 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal

Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; “Önceki mevzuat hükümlerinin uygulanması” başlıklı Geçici 4 üncü maddesinin 4 üncü fıkrası; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu

Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu

Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. …” 5 inci fıkrası; “Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” 6. 17/6/1949 tarihli ve 7235 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5434 sayılı Türkiye

Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun; “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesi; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.” 7. 01/09/1971 tarihli ve 13943 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1475 sayılı İş

Kanunu’nun; “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14 üncü maddesi; “Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.” hükümlerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

8. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurunun kabulü gerektiği hususundaki öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden özetle; 40 yıl 11 ay 14 gün hizmeti bulunmaktayken emekli olan başvurana 40 tam hizmet yılına karşılık emekli ikramiyesi ödendiği, başvuranın, 1 yıldan az olan küsuratlı hizmet süreleri için de tarafına emekli ikramiyesi ödenmesi talebiyle SGK’ya başvurduğu, emekli ikramiyesinin yalnızca her tam fiili hizmet yılı için ödendiği gerekçesiyle talebinin reddedilmesi üzerine de Kurumumuza başvuru yaptığı anlaşılmaktadır.

10. Gerek şikâyetçi tarafından sunulan gerekse SGK tarafından gönderilen bilgi ve belgelerden, başvuranın tam hizmet yıllarına yapılan emekli ikramiyesi ödemeleri hususunun uyuşmazlık dışı olduğu; uyuşmazlığın, başvuranın tam yıla tamamlanmayan hizmet süresine emekli ikramiyesi ödenip ödenmeyeceği noktasında toplandığı görülmektedir.

11. Başvuranlar tarafından emekli ikramiyesi hesabında tam yılın altında kalan küsuratlı hizmet sürelerinin dikkate alınmasının talep edildiği ve mevcut başvurudaki taleple örtüşen benzer nitelikli başvurular, Kurumumuzca daha önce de incelenmiş ve mevcut uygulamanın yeniden düzenlenmesi hususunda idareye tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir (Başvuru

No: 2018/3972, 28/09/2018; Başvuru No : 2018/17813 2018/7932, 07/12/2018).

12. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine göre iştirakçilere her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği Kanunun açık hükmüdür. Kanuna uygun işlem tesis etmekle mükellef olan idareden Kanunun açık hükmü karşısında başvuranın bir tam yıla tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesi beklenemez. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki talebinin idare tarafından reddedilmesi işleminin Kanuna uygun olduğu değerlendirilmektedir.

13. Buna karşılık başvuranın 11 ay 14 günlük çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesinin, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun görevleri çerçevesinde hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönünden ayrıca incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

14. Şöyle ki; 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında Kurumun, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise, yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemlerin Kurumun görev alanı dışında olduğu düzenlenmiştir. Bu husus Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesinde de tekrar edilmiştir.

15. Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmelik’in 32 nci maddesinde, yürütülen inceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde, ilgili idareye mevzuat değişikliği yapılmasının da tavsiye edilebileceği düzenlenmiştir. Bu durum, ilgili mevzuat hükmünün hukuka ve/veya hakkaniyete aykırı devam eden etkileri tespit edildiğinde, bu etkilerin giderilmesi için idareye tavsiyelerde bulunulması ile ilgilidir.

16. Bu sebeple, SGK tarafından tesis edilen ret işlemi Kanuna uygun bulunmakla birlikte söz konusu kanunun uygulanmasının adaletsiz sonuçlara sebep olup olmadığının yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca incelenmesi gereklidir.

17. Hiç şüphesiz yasamanın genelliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun Anayasa’da düzenlenmeyen bir konuyu öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlemesi ve bunu ne şekilde yapacağı konusunda tercihte bulunması, kanun koyucunun takdir alanı içerisinde yer alan bir husustur. Anayasa Mahkemesi kararlarında da Kanun koyucunun, kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabileceği ve keyfi davranamayacağı ifade edilmektedir.

18. Diğer yandan Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, birçok Anayasa

Mahkemesi kararında da ifade edildiği üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtildikten sonra kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.

19. Yine Anayasamızın 10 uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu vurgulanmıştır.

20. Literatürde eşitlik kavramı, biri mutlak diğeri nispi olmak üzere iki değişik anlamda şekillenmiştir. Mutlak eşitlik kavramı ile kanunların herkese eşit uygulanması, kişilerin kişisel ve özel durumlarına bakılmaması kastedilmekte; bu kapsamda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiç kimsenin ayrım gözetilmeksizin eşit muamele göreceği kabul edilmektedir.

21. Buna karşılık nispi eşitlik kavramı ile aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme, farklı durumda bulunan kişilerin ise farklı işleme tabi tutulması kastedilmektedir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi de birçok kararında Anayasa’da yer alan eşitlik ilkesinin eylemli değil hukuksal eşitliği ifade ettiğini, diğer bir ifade ile söz konusu ilkenin tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermediğini, bu ilke ile aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamanın ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemenin amaçlandığını, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığını ifade etmiştir.

22. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu madde hükmü incelendiğinde; iştirakçilere 30 yıl üzeri çalışma sürelerine ilişkin ikramiyesinin ödenmemesi hükme bağlanmış ve iştirakçilere 30 yıldan fazla çalışma sürelerine ilişkin emekli ikramiyesi ödenmemekteydi.

23. Emeklik ikramiyesinin hesabında 30 yılı aşan sürelerin dikkate alınmaması hususu 19/07/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinde itiraza konu edilmek suretiyle: 08/06/1949 günlü, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun, 17/01/2012 günlü, 6270 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesiyle değiştirilen 89 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…verilecek emekli ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler… dikkate alınmaz.” ibarelerinin Anayasa’nın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmiştir. Söz konusu inceleme neticesinde

Yüksek Mahkemenin E. 2013/111 K. 2014/195 sayılı kararı 07.01.2015 tarihinde Resmi

Gazetede yayımlanmış ve 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ilgili hükmü iptal edilmiştir.

23.1. Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin değerlendirmeleri şu şekildedir:

“… Devletin desteğine bağlı olan sosyal hakların en önemlisi sosyal GÜVENLİK HAKKIDIR.

Emekli ikramiyesi, emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olup Anayasa’nın 60. maddesinde öngörülen sosyal güvenlik hakkının KAPSAMI İÇERİSİNDEDİR. Kanun koyucunun, emekli ikramiyesinin miktarını ve ödenme koşullarını belirleme konusunda, anayasal ilkelere aykırı olmamak, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla düzenleme yapma YETKİSİ

BULUNMAKTADIR. Ancak kanun koyucu, Anayasa’nın 60. maddesi uyarınca sosyal güvenliği sağlama görevini yerine getirirken, anılan yetkiye dayanarak emekli ikramiyesiyle ilgili keyfi ya da bu haktan yararlananlar arasında eşitsizliğe neden olacak düzenlemeler yapamaz.

İtiraz konusu ibareyle 5434 s. Kanun’un 89 uncu maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarına göre verilecek emekli ikramiyesinin hesaplanmasında 30 fiili hizmet yılından fazla sürelerin dikkate ALINMAYACAĞI ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. İtiraz konusu ibareye tabi olan iştirakçilerin hukuki durum ve STATÜLERİ AYNIDIR. Aralarındaki yegane fark 30 yıldan fazla çalışıp ÇALIŞMAMA BAKIMINDANDIR. Durumlarındaki özdeşlik nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre YARARLANMALARI GEREKMEKTEDİR.

Buna rağmen, 30 yıl ve daha az çalışanların emekli ikramiyesinin hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak tanındığı halde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı, ikramiye hesabının 30 yıl ile SINIRLANDIRILDIĞI GÖRÜLMEKTEDİR. Oysa nitelikleri ve durumları özdeş olan iştirakçiler aynı konumdadırlar. Ancak itiraz konusu ibareyle, 30 yıl ve daha az çalışanlarla fazla çalışanlar arasında anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul, adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir AYRIM ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. Bu durum Anayasa’nın 10.

maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesini İHLAL ETMEKTEDİR.

Öte yandan, emeklilik için gerekli yaş sınırı yükseltilmesi nedeniyle iştirakçiler emekli olabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalmaktadırlar. 30 yıldan fazla çalışmalarına rağmen bu süreler için emekli ikramiyesi ödenmemesi belirtilen iştirakçiler yönünden hak kaybına NEDEN OLMAKTADIR. Dolayısıyla iştirakçilerin çalıştığı halde bu sürelere ilişkin emekli ikramiyesi ödenmemesi adalet ve hakkaniyete uygun olmadığından itiraz konusu ibare, sosyal güvenlik hakkına ve hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.” şeklindedir.

24. Bahsi geçen davada: 5434 sayılı Kanunun itiraza konu edilen hükmünün itiraz gerekçesinde her ne kadar; işçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un

14 üncü maddesinde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her

geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceğinin kurala bağlandığı, ancak, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında süre bakımından herhangi bir sınırlama bulunmadığı, iş sözleşmesi uyarınca

35 yıl boyunca hizmet görmüş bir işçiye, çalışmış olduğu her yıl için 30 günlük ücreti tutarında

kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatının hesaplanmasında herhangi bir süre sınırlamasının bulunmamasına karşılık, 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında 30 yıllık süre sınırlamasına gidilmiş olmasının, Anayasa’nın 2.

ve 10. maddelerinde yer alan hukuk devletiyle eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiğine vurgu yapılsa da, Anayasa Mahkemesi; konuya ilişkin değerlendirmeyi hukuki durum ve statüleri aynı olan iştirakçiler yönünden yapmış, 30 yıl çalışan iştirakçi ile 30 yıldan fazla çalışan iştirakçiler yönünden hakkaniyetsiz bir durumun ortaya çıktığı tespitinde bulunmuştur. Bu kapsamda yapılan incelemede Yüksek Mahkemenin, Anayasa’nın 10. Maddesinin ‘kanun önünde eşitlik’ ilkesi kapsamında kararlarında sıkça vurguladığı “Bu ilke, hukuki durumları aynı olanlar için söz konusu olup eylemli değil hukuksal eşitliği ifade eder. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.

Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.

Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların farklı kurallara bağlı tutulması tek başına Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesini zedelemez. …” yorumuna aykırı bir değerlendirmeden kaçındığı gözlenmektedir.

Bununla birlikte; Anayasa Mahkemesinin E.2012/33 K.2012/174 sayılı kararında emekli ikramiyesinin; çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğu ve kıdem tazminatıyla benzer hukuki niteliğe haiz olduğu vurgusu yapılmıştır. Benzer yorumun Yargıtay Kararlarında “… Ancak bir çalışanın çalışma yaşamının sonunda elde ettiği hak yalnızca yaşlılık aylığı olmayıp çalışma süresine ilişkin olmak üzere tazminat türünden toplu bir paranın da son işverenince ödenmesidir. Bu toplu paranın adı iş hukukunda kıdem tazminatı olup, devlet memuriyetinde ise emekli ikramiyesidir. Bunlardan birisinin eksikliği, şahsı yaşlılık hayatında beklentilerinin gerçekleşmemesi veya eksilmesi nedeniyle son derece olumsuz etkileyecek, mağduriyetine sebebiyet verecektir.”(E.2007/23503 K.2009/1639, E.2007/33997 K.2009/3032) denilmek suretiyle yer aldığı görülmektedir.

25. Nitekim Anayasa Mahkemesinin emekli ikramiyesi ödenmesine ilişkin 30 yıl sınırını iptal eden ve yukarıda yer verilen E. 2013/111 K.2014/195 sayılı Kararında yaptığı değerlendirmenin somut olay ile örtüştüğü görülmektedir. Şöyle ki; 25.1. Yüksek Mahkemenin 30 yıl üzeri emekli ikramiyesinin ödenmesi hususunda yaptığı değerlendirmenin 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi kapsamında olan iştirakçilere yönelik olduğu, bahsi geçen iştirakçilerin hukuki durum ve statülerinin aynı olduğu, aralarındaki tek farkın ise 30 yıldan fazla çalışıp çalışmama bakımından olduğu, durumlarındaki özdeşlik nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlanmaları gerektiği, ancak 30 yıl ve daha az çalışanların emekli ikramiyesi hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak tanındığı halde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı, oysa nitelikleri ve durumları özdeş olan iştirakçilerin aynı konumda olduğu, ancak 30 yıllık çalışma süresi ile 30 yıldan fazla çalışanlar arasında anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü, bu durumun Anayasa’nın 10 uncu maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal ettiği, dolayısıyla aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiğine vurgu yapıldığı görülmektedir.

25.2. Somut olay kapsamında yapılan değerlendirmede ise; 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı bağlanan başvuranın 40 yıl 11 ay 14 gün hizmetinin bulunduğu, bunun 40 tam yılına ikramiye ödendiği ancak 11 ay 14 gün hizmetine ikramiye tahakkuk ettirilmediği, tam yıllara ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenirken kıst yıla ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesinde anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü ve aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

26. Bu bilgiler ışığında; çalışanın, çalışma yaşamı sonunda hak ettiği toplu paranın benzer hukuki niteliği kapsamında yapılan değerlendirmede; 26.1. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli

Sandığı Kanunu’nun 89 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında kamu görevlilerine emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı olarak verileceğinin hükme bağlandığı, bir yıldan artan süreler için ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 26.2. İşçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde ise, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılacağı kurala bağlandığı, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı dikkate alınmaksızın bir yıldan arta kalan süreler için de ödeme yapıldığı, 26.3. Kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı ile sınırlı tutulmamasına karşılık 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında tam filli hizmet yılı üzerinden ödeme yapılmasının Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiği değerlendirilmektedir.

27. Öte yandan söz konusu düzenlemenin emekli ikramiyelerini tam yıl hesabı üzerinden alan iştirakçilerin kıst yılı tam yıla tamamlama çabasına ve kaygısına girmelerine, neticesinde de bu kişilerin daha fazla çalışmak zorunda kalmalarına neden olduğu değerlendirilmektedir.

28. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; yukarıdaki söz konusu düzenlemenin uygulanmasına devam edilmesinin, gerek kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi arasında nitelik itibariyle özdeş olmaları yönünden eşitlik ilkesine aykırılık boyutunda gerekse

Kurumumuzun başvuruları hakkaniyet boyutuyla irdelemesi yönünden değerlendirmeleri kapsamında, hukuki durumları aynı olan kişilerin herhangi bir haklı neden olmaksızın farklı işlemlere tabi tutulması sonucunu yaratacağı, bu yönüyle eşitliğe ve hakkaniyete aykırı olduğu, söz konusu hukuki düzenlemenin ve uygulamanın adaletsiz sonuçlara yol açtığı, dolayısıyla

5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin yukarıda yer verilen eşitliği zedeleyici yönünün

giderilerek “adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri” dikkate alınarak, yeniden düzenlenmesi konusunda çalışma yapılması için ilgili idareye tavsiyede bulunulması gerektiği, bunun her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve geliştirmek ile yükümlü olan hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 29. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Kurumumuzun bilgi ve belge talebine süresi içinde cevap verildiği, İdarenin başvuranla ilgili işlemlerinde, ‘makul sürede karar verme’, ‘hesap verilebilirlik’, ‘şeffaflık’, ‘kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi’ ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin, şikâyetçiye verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle

‘karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi’ ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

30. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara

İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın talebi doğrultusunda tesis edilen işlemin

Kanuna uygun olmakla birlikte hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu; bu yönüyle söz konusu işlemin eşitliği zedeleyici yönünün giderilmesi, hukuka ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi, başvuranın mağduriyetini ve benzer mağduriyetleri giderecek biçimde çalışma yapılması hususunda, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA

Kararın BAŞVURANA VE SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA, Bilgileri için TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA ve AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞINA tebliğine,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,

Sosyal Güvenlik Kurum Başkanlığınca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde

Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi