|
ÖZET: Başvuran, 1989’dan 2020’ye kadar kesintisiz memuriyetine rağmen emekli ikramiyesinin 31 yıl yerine 30 yıl üzerinden hesaplandığını belirterek, farkın ödenmesini talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), başvuranın toplam hizmet süresinin 33 yıl 10 ay 3 gün olduğunu, ancak ikramiyeye esas hizmet süresinin 30 yıl 11 ay 4 gün olarak belirlendiğini açıklamıştır. 5434 sayılı Kanun gereği, emekli ikramiyesinin yalnızca tam fiili hizmet yılları için ödendiği, bu nedenle 11 ay 4 günlük süre için ödeme yapılamayacağı ifade edilmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin hukuka uygun olduğunu, ancak mevcut uygulamanın adaletsiz sonuçlar doğurduğunu değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, emekli ikramiyesinin hesaplanmasında 30 yıl sınırının, hukukun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuranın mağduriyetinin giderilmesi ve benzer durumların önlenmesi için SGK’ya tavsiyede bulunulması gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvurunun kabulü ile SGK’nın işleminin hukuka uygun, ancak hakkaniyete aykırı olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na, mevzuat değişikliği yapılması için öneride bulunulması kararlaştırılmıştır. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/17435-S.21.27919
BAŞVURU NO : 2021/3038
KARAR TARİHİ : 10/12/2021
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Emekli ikramiyesi hesabında dikkate alınan hizmet süreleri hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 09/02/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran; 1.1.1989 tarihinden 16.11.2020 tarihinde kadar kesintisiz memuriyeti bulunmasına rağmen emekli ikramiyesinin 31 yıl yerine 30 yıl üzerinden hesaplanarak tarafına ödendiğini belirterek emekli ikramiyesinin 31 yıl üzerinden hesaplanmasını ve farkın tarafına ödenmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 28/5/2021 tarihli ve sayılı bilgi belge isteme yazısına cevaben
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 28/7/2021 tarihli ve – – – sayılı yazıda özetle; 2.1. Başvurana 27 yıl 5 ay fiili hizmeti, 1 yıl 5 ay 11 gün askerlik borçlanması ve 2 yıl 7 ay 28 gün SSK hizmeti esas alınarak toplamda 31 yıl 6 ay 9 gün hizmeti üzerinden emekli aylığı bağlandığı ve ikramiyeye esas 30 tam hizmet yılına karşılık emekli ikramiyesi ödendiği, mevcut başvuru kapsamında yapılan incelemede başvuranın 4/1-b bendi kapsamında da hizmetlerinin bulunduğunun anlaşılması üzerine başvuranın 4/1-a ve 4/1-b kapsamındaki hizmetlerinin tespiti için ilgili birimler ile yazışmalara başlandığı, alınacak sonuca göre yapılacak işlemden Kurumumuza bilgi verileceği, 3. 14/10/2021 tarihli ve – – – sayılı yazıda özetle; 3.1. İlgili birimlerden alınan cevaplar neticesinde başvuranın 4/1-b kapsamında 1049 gün (2 yıl 10 ay
29 gün) hizmeti, 4/1-a kapsamında 743 gün (2 yıl 23 gün) kamuda geçen hizmeti, 4/1-c kapsamında 27 yıl
5 ay fiili hizmeti, 1 yıl 5 ay 11 gün askerlik borçlanması olmak üzere toplamda 33 yıl 10 ay 3 gün hizmetinin
bulunduğunun tespit edildiği,
3.2. Başvuranın ikramiyeye esas toplam hizmet süresinin 4/1-a kapsamında 743 gün (2 yıl 23 gün)
kamuda geçen hizmeti, 4/1-c kapsamında 27 yıl 5 ay fiili hizmeti, 1 yıl 5 ay 11 gün askerlik borçlanması olmak üzere toplamda 30 yıl 11 ay 4 gün olduğu, 3.3. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi uyarınca iştirakçilere her tam fiili hizmet yılları için emekli ikramiyesi ödendiği, 1 tam yıldan az hizmet süreleri için emekli ikramiyesi ödenmediği, buna göre ikramiyeye esas hizmet süresi 30 yıl 11 ay 4 gün olan başvurana 1 tam yıldan az olan 11 ay 4 günlük hizmet süresi için emekli ikramiyesi ödenmesine kanunen imkân bulunmadığı ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 4.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” 4.2. “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10 uncu maddesinde; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” 4.3. “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60 ıncı maddesinde; “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” 4.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde, “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” , 5. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 6. 16/06/2006 tarihli ve 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; “Önceki mevzuat hükümlerinin uygulanması” başlıklı Geçici 4 üncü maddesinin 4 üncü fıkrası; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. …” 5 inci fıkrası; “Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri
hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” 7. 17/6/1949 tarihli ve 7235 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanunu’nun; “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesi; “Hizmet sürelerinin tamamı bu
Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.” 8. 01/09/1971 tarihli ve 13943 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1475 sayılı İş Kanunu’nun; “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14 üncü maddesi; “Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.” hükümlerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ
9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden özetle; başvuranın 31 yıl hizmeti bulunduğu gerekçesiyle tarafına 31 yıl üzerinden emekli ikramiyesi ödenmesi talebinde bulunduğu, idarece toplam hizmet süresi
33 yıl 10 ay 3 gün, ikramiyeye esas hizmet süresi ise 30 yıl 11 ay 4 gün olarak tespit edilen başvuranın
talebinin, emekli ikramiyesinin yalnızca her tam fiili hizmet yılı için ödendiği gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır.
11. Gerek şikâyetçi tarafından sunulan gerekse SGK tarafından gönderilen bilgi ve belgelerden, başvuranın tam hizmet yıllarına yapılan emekli ikramiyesi ödemeleri hususunun uyuşmazlık dışı olduğu; uyuşmazlığın, başvuranın tam yıla tamamlanmayan hizmet süresine emekli ikramiyesi ödenip ödenmeyeceği noktasında toplandığı görülmektedir.
12. Başvuranlar tarafından emekli ikramiyesi hesabında tam yılın altında kalan küsuratlı hizmet sürelerinin dikkate alınmasının talep edildiği ve mevcut başvurudaki taleple örtüşen başvurular, Kurumumuzca daha önce de incelenmiş ve mevcut uygulamanın yeniden düzenlenmesi hususunda idareye tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir (Başvuru No : 2021/3038 2018/3972, 28/09/2018; Başvuru No : 2021/3038 2018/7932, 07/12/2018; Başvuru No : 2021/3038 2018/17813, 14/6/2019 ).
13. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine göre iştirakçilere her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği Kanunun açık hükmüdür. Kanuna uygun işlem tesis etmekle mükellef olan idareden Kanunun açık hükmü karşısında başvuranın bir tam yıla
tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesi beklenemez. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki talebinin idare tarafından reddedilmesi işleminin Kanuna uygun olduğu değerlendirilmektedir.
14. Buna karşılık başvuranın 11 ay 4 günlük çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesinin, Kamu
Denetçiliği Kurumu’nun görevleri çerçevesinde hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönünden ayrıca incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
15. Şöyle ki; 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında
Kurumun, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise, yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemlerin Kurumun görev alanı dışında olduğu düzenlenmiştir. Bu husus Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesinde de tekrar edilmiştir.
16. Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmelik’in 32 nci maddesinde, yürütülen inceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde, ilgili idareye mevzuat değişikliği yapılmasının da tavsiye edilebileceği düzenlenmiştir. Bu durum, ilgili mevzuat hükmünün hukuka ve/veya hakkaniyete aykırı devam eden etkileri tespit edildiğinde, bu etkilerin giderilmesi için idareye tavsiyelerde bulunulması ile ilgilidir.
17. Bu sebeple, SGK tarafından tesis edilen ret işlemi Kanuna uygun bulunmakla birlikte söz konusu kanunun uygulanmasının adaletsiz sonuçlara sebep olup olmadığının yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca incelenmesi gereklidir.
18. Hiç şüphesiz yasamanın genelliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun Anayasa’da düzenlenmeyen bir konuyu öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlemesi ve bunu ne şekilde yapacağı konusunda tercihte bulunması, kanun koyucunun takdir alanı içerisinde yer alan bir husustur. Anayasa
Mahkemesi kararlarında da Kanun koyucunun, kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabileceği ve keyfi davranamayacağı ifade edilmektedir.
19. Diğer yandan Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, birçok Anayasa Mahkemesi kararında da ifade edildiği üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtildikten sonra kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.
20. Yine Anayasamızın 10 uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu vurgulanmıştır.
21. Literatürde eşitlik kavramı, biri mutlak diğeri nispi olmak üzere iki değişik anlamda şekillenmiştir.
Mutlak eşitlik kavramı ile kanunların herkese eşit uygulanması, kişilerin kişisel ve özel durumlarına
bakılmaması kastedilmekte; bu kapsamda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiç kimsenin ayrım gözetilmeksizin eşit muamele göreceği kabul edilmektedir.
22. Buna karşılık nispi eşitlik kavramı ile aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme, farklı durumda bulunan kişilerin ise farklı işleme tabi tutulması kastedilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de birçok kararında Anayasa’da yer alan eşitlik ilkesinin eylemli değil hukuksal eşitliği ifade ettiğini, diğer bir ifade ile söz konusu ilkenin tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermediğini, bu ilke ile aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamanın ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemenin amaçlandığını, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığını ifade etmiştir.
23. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu madde hükmü incelendiğinde; iştirakçilere 30 yıl üzeri çalışma sürelerine ilişkin ikramiyesinin ödenmemesi hükme bağlanmış ve iştirakçilere 30 yıldan fazla çalışma sürelerine ilişkin emekli ikramiyesi ödenmemekteydi.
24. Emeklik ikramiyesinin hesabında 30 yılı aşan sürelerin dikkate alınmaması hususu 19/07/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinde itiraza konu edilmek suretiyle: 08/06/1949 günlü, 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun, 17/01/2012 günlü, 6270 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesiyle değiştirilen
89 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…verilecek emekli ikramiyesinin
hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler… dikkate alınmaz.” ibarelerinin Anayasa’nın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmiştir. Söz konusu inceleme neticesinde Yüksek
Mahkemenin E. 2013/111 K. 2014/195 sayılı kararı 07.01.2015 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmış ve
5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ilgili hükmü iptal edilmiştir.
24.1. Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin değerlendirmeleri şu şekildedir:
“… Devletin desteğine bağlı olan sosyal hakların en önemlisi sosyal GÜVENLİK HAKKIDIR. Emekli ikramiyesi, emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olup Anayasa’nın 60. maddesinde öngörülen sosyal güvenlik hakkının KAPSAMI İÇERİSİNDEDİR.
Kanun koyucunun, emekli ikramiyesinin miktarını ve ödenme koşullarını belirleme konusunda, anayasal ilkelere aykırı olmamak, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla düzenleme yapma
YETKİSİ BULUNMAKTADIR. Ancak kanun koyucu, Anayasa’nın 60. maddesi uyarınca sosyal güvenliği sağlama görevini yerine getirirken, anılan yetkiye dayanarak emekli ikramiyesiyle ilgili keyfi ya da bu haktan yararlananlar arasında eşitsizliğe neden olacak düzenlemeler yapamaz.
İtiraz konusu ibareyle 5434 s. Kanun’un 89 uncu maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarına göre verilecek emekli ikramiyesinin hesaplanmasında 30 fiili hizmet yılından fazla sürelerin dikkate
ALINMAYACAĞI ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. İtiraz konusu ibareye tabi olan iştirakçilerin hukuki durum ve
STATÜLERİ AYNIDIR. Aralarındaki yegane fark 30 yıldan fazla çalışıp ÇALIŞMAMA BAKIMINDANDIR.
Durumlarındaki özdeşlik nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
YARARLANMALARI GEREKMEKTEDİR. Buna rağmen, 30 yıl ve daha az çalışanların emekli
ikramiyesinin hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak tanındığı halde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı, ikramiye hesabının 30 yıl ile SINIRLANDIRILDIĞI GÖRÜLMEKTEDİR. Oysa nitelikleri ve durumları özdeş olan iştirakçiler aynı konumdadırlar. Ancak itiraz konusu ibareyle, 30 yıl ve daha az çalışanlarla fazla çalışanlar arasında anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul, adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir AYRIM ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. Bu durum Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesini İHLAL ETMEKTEDİR.
Öte yandan, emeklilik için gerekli yaş sınırı yükseltilmesi nedeniyle iştirakçiler emekli olabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalmaktadırlar. 30 yıldan fazla çalışmalarına rağmen bu süreler için emekli ikramiyesi ödenmemesi belirtilen iştirakçiler yönünden hak kaybına NEDEN OLMAKTADIR. Dolayısıyla iştirakçilerin çalıştığı halde bu sürelere ilişkin emekli ikramiyesi ödenmemesi adalet ve hakkaniyete uygun olmadığından itiraz konusu ibare, sosyal güvenlik hakkına ve hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.” şeklindedir.
25. Bahsi geçen davada: 5434 sayılı Kanunun itiraza konu edilen hükmünün itiraz gerekçesinde her ne kadar; işçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceğinin kurala bağlandığı, ancak, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında süre bakımından herhangi bir sınırlama bulunmadığı, iş sözleşmesi uyarınca 35 yıl boyunca hizmet görmüş bir işçiye, çalışmış olduğu her yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatının hesaplanmasında herhangi bir süre sınırlamasının bulunmamasına karşılık, 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında
30 yıllık süre sınırlamasına gidilmiş olmasının, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk
devletiyle eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiğine vurgu yapılsa da, Anayasa Mahkemesi; konuya ilişkin değerlendirmeyi hukuki durum ve statüleri aynı olan iştirakçiler yönünden yapmış, 30 yıl çalışan iştirakçi ile 30 yıldan fazla çalışan iştirakçiler yönünden hakkaniyetsiz bir durumun ortaya çıktığı tespitinde bulunmuştur. Bu kapsamda yapılan incelemede Yüksek Mahkemenin, Anayasa’nın 10. Maddesinin ‘kanun önünde eşitlik’ ilkesi kapsamında kararlarında sıkça vurguladığı “Bu ilke, hukuki durumları aynı olanlar için söz konusu olup eylemli değil hukuksal eşitliği ifade eder. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların farklı kurallara bağlı tutulması tek başına Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesini zedelemez. …” yorumuna aykırı bir değerlendirmeden kaçındığı gözlenmektedir.
Bununla birlikte; Anayasa Mahkemesinin E.2012/33 K.2012/174 sayılı kararında emekli ikramiyesinin; çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğu ve kıdem tazminatıyla benzer hukuki niteliğe haiz olduğu vurgusu yapılmıştır.
Benzer yorumun Yargıtay Kararlarında “… Ancak bir çalışanın çalışma yaşamının sonunda elde ettiği hak
yalnızca yaşlılık aylığı olmayıp çalışma süresine ilişkin olmak üzere tazminat türünden toplu bir paranın da son işverenince ödenmesidir. Bu toplu paranın adı iş hukukunda kıdem tazminatı olup, devlet memuriyetinde ise emekli ikramiyesidir. Bunlardan birisinin eksikliği, şahsı yaşlılık hayatında beklentilerinin gerçekleşmemesi veya eksilmesi nedeniyle son derece olumsuz etkileyecek, mağduriyetine sebebiyet verecektir.”(E.2007/23503 K.2009/1639, E.2007/33997 K.2009/3032) denilmek suretiyle yer aldığı görülmektedir.
26. Nitekim Anayasa Mahkemesinin emekli ikramiyesi ödenmesine ilişkin 30 yıl sınırını iptal eden ve yukarıda yer verilen E. 2013/111 K.2014/195 sayılı Kararında yaptığı değerlendirmenin somut olay ile örtüştüğü görülmektedir. Şöyle ki; 26.1. Yüksek Mahkemenin 30 yıl üzeri emekli ikramiyesinin ödenmesi hususunda yaptığı değerlendirmenin 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi kapsamında olan iştirakçilere yönelik olduğu, bahsi geçen iştirakçilerin hukuki durum ve statülerinin aynı olduğu, aralarındaki tek farkın ise 30 yıldan fazla çalışıp çalışmama bakımından olduğu, durumlarındaki özdeşlik nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlanmaları gerektiği, ancak 30 yıl ve daha az çalışanların emekli ikramiyesi hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak tanındığı halde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı, oysa nitelikleri ve durumları özdeş olan iştirakçilerin aynı konumda olduğu, ancak 30 yıllık çalışma süresi ile 30 yıldan fazla çalışanlar arasında anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü, bu durumun Anayasa’nın 10 uncu maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal ettiği, dolayısıyla aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiğine vurgu yapıldığı görülmektedir.
26.2. Somut olay kapsamında yapılan değerlendirmede ise; 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı bağlanan başvuranın ikramiyeye esas 30 yıl 11 ay 4 gün hizmetinin bulunduğu, bunun 30 tam yılına ikramiye ödendiği ancak 11 ay 4 gün hizmetine ikramiye tahakkuk ettirilmediği, tam yıllara ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenirken kıst yıla ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesinde anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü ve aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
27. Bu bilgiler ışığında; çalışanın, çalışma yaşamı sonunda hak ettiği toplu paranın benzer hukuki niteliği kapsamında yapılan değerlendirmede; 27.1. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunu’nun 89 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında kamu görevlilerine emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı olarak verileceğinin hükme bağlandığı, bir yıldan artan süreler için ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 27.2. İşçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde ise, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılacağı kurala bağlandığı, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının
hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı dikkate alınmaksızın bir yıldan arta kalan süreler için de ödeme yapıldığı, 27.3. Kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı ile sınırlı tutulmamasına karşılık 5434 s.
Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında tam filli hizmet yılı üzerinden ödeme yapılmasının Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiği değerlendirilmektedir.
28. Öte yandan söz konusu düzenlemenin emekli ikramiyelerini tam yıl hesabı üzerinden alan iştirakçilerin kıst yılı tam yıla tamamlama çabasına ve kaygısına girmelerine, neticesinde de bu kişilerin daha fazla çalışmak zorunda kalmalarına neden olduğu değerlendirilmektedir.
29. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; yukarıdaki söz konusu düzenlemenin uygulanmasına devam edilmesinin, gerek kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi arasında nitelik itibariyle özdeş olmaları yönünden eşitlik ilkesine aykırılık boyutunda gerekse Kurumumuzun başvuruları hakkaniyet boyutuyla irdelemesi yönünden değerlendirmeleri kapsamında, hukuki durumları aynı olan kişilerin herhangi bir haklı neden olmaksızın farklı işlemlere tabi tutulması sonucunu yaratacağı, bu yönüyle eşitliğe ve hakkaniyete aykırı olduğu, söz konusu hukuki düzenlemenin ve uygulamanın adaletsiz sonuçlara yol açtığı, dolayısıyla 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin yukarıda yer verilen eşitliği zedeleyici yönünün giderilerek “adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri” dikkate alınarak, yeniden düzenlenmesi konusunda çalışma yapılması için ilgili idareye tavsiyede bulunulması gerektiği, bunun her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve geliştirmek ile yükümlü olan hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 30. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Kurumumuzun bilgi ve belge talebine süresi içinde cevap verildiği, İdarenin başvuranla ilgili işlemlerinde, ‘makul sürede karar verme’, ‘hesap verilebilirlik’, ‘şeffaflık’, ‘kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi’ ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin, şikâyetçiye verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle ‘karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi’ ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
31. 6328 sayılı Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci maddesinde, Kamu Denetçiliği Kurumunun inceleme ve araştırmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandıramaması hâlinde durmuş olan dava açma süresinin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, incelemenin altı ayda bitirilememe gerekçesi, dava açma süresinin kaldığı yerden yeniden işlemeye başlayacağı hususu ve yargı yolu başvurana 04/08/2021 tarihli ve S.21.18027 sayılı yazı ile bildirilmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE;
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın talebi doğrultusunda tesis edilen işlemin Kanuna uygun olmakla birlikte hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu; bu yönüyle söz konusu işlemin eşitliği zedeleyici yönünün giderilmesi, hukuka ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi, başvuranın mağduriyetini ve benzer mağduriyetleri giderecek biçimde çalışma yapılması hususunda, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA
Kararın bir örneğinin, mevzuat değişikliğine ilişkin çalışmalarda değerlendirilmek üzere ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE, bilgileri için TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA SUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal
Güvenlik Kurum Başkanlığınca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA VE SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi