ÖZET: Başvuran, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde bilgisayar işletmeni olarak görev yaparken, 26/04/2017 tarihinde “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile kamu görevinden çıkarılmıştır. 22/03/2017 tarihli dilekçesi üzerine 06/04/2017 tarihinde emekliye sevk edilerek, 2829 sayılı Kanun uyarınca birleştirilmiş hizmetleri üzerinden 15/04/2017 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlanmıştır. Ancak, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 30/01/2019 tarihli kararı ile kendisine emekli ikramiyesi ödenmesine rağmen, bu ödemenin geç yapılması nedeniyle yasal faiz talebinde bulunmak üzere Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurmuştur.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın emekli ikramiyesinin geç ödenmesi durumunu değerlendirirken, hukuki çerçevede emekli ikramiyesinin tanımını yapmış ve hangi koşullarda ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. İdare, emekli ikramiyesinin yasal dayanağının 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesi olduğunu ifade ederek, bu maddenin gerekliliklerine uygun hareket ettiğini savunmuştur. Ancak, mahkeme kararı ile emekli ikramiyesinin muaccel hale gelmesi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun temerrüt borçlusu olduğu anlamına gelmektedir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebini değerlendirerek, geç ödenen emekli ikramiyesi için talep edilen faizin ödenmesi gerektiğine dair Sosyal Güvenlik Kurumu’na tavsiyede bulunmuştur. Ayrıca, sosyal güvenlik ödemelerinin geç yapılması durumunda sigortalıların faiz talep edebilmesi için yasal bir düzenlemenin gerekliliği vurgulanmıştır. Bu bağlamda, idarenin yasalara uygun hareket etmesi ve hak arama özgürlüğüne saygı göstermesi beklenmektedir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/986-S.20.1558

BAŞVURU NO : 2019/12773

KARAR TARİHİ : 17/01/2020

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Mahkeme kararı ile hak kazanılan emekli ikramiyesinin faiz

BAŞVURUNUN KONUSU :

ile ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 20/07/2019

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde bilgisayar işletmeni olarak görev yapmakta iken 26/04/2017 tarihinde “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile kamu görevinden çıkarıldığını, 22/03/2017 tarihli dilekçesine istinaden 06/04/2017 tarihinde emekliye sevk edilerek 2829 sayılı Kanun uyarınca birleştirilmiş hizmetleri üzerinden 15/04/2017 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tarafına emekli aylığı bağlandığını, Ankara 11. İdare Mahkemesinin 30/1/2019 tarihli ve E.No: / , K.No: / sayılı kararı ile kendisine emekli ikramiyesi ödendiğini belirterek, emekli ikramiyesinin geç ödendiğinden bahisle tarafına ayrıca yasal faiz ödenmesi talebiyle

Kurumumuza başvurmuştur.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün konuya ilişkin 15/11/2019 tarih ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle;

2.1. Başvuranın, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde bilgisayar işletmeni olarak görev yapmakta iken Tutak Sulh Ceza Mahkemesinin 02/12/2016 tarihli ve / sayılı kararı ile tutuklandığı, 26/04/2017 tarihinde “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile kamu görevinden çıkartıldığı ve bilahare 22/03/2017 tarihli dilekçesine istinaden 06/04/2017 tarihinde emekliye sevk edilerek 2829 sayılı Kanun uyarınca birleştirilmiş hizmetleri üzerinden 15/04/2017 tarihinden itibaren 31 yıl 10 ay 29 gün 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamındaki fiili hizmeti, 1 yıl 8 ay askerlik borçlanması, 1 yıl 10 ay 23 gün 5510 sayılı

Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamındaki çalışması olmak üzere toplam 35 yıl 5 ay 22 gün hizmeti süresi üzerinden 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tarafına emekli aylığı bağlandığı, ancak 5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

6. 6098 sayılı Borçlar Kanununun;

6.1. “Borçlunun Temerrüdü” başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer…”,

6.2. “Temerrüt faizi” başlıklı 120 nci maddesi; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”,

7. 3095 sayılı Kanuni Faiz Ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun “Temerrüt faizi” başlıklı

2 nci maddesinin birinci fıkrası; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu,

sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”,

8. 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun “Emekli İkramiyesi” başlıklı 89 uncu maddesi; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malûllük veya vazife malûllüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.

Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik

Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malûllük aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 1475 sayılı İş

Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.

İkinci fıkra uyarınca ödenecek emekli ikramiyesi, bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına giren görevlerde geçen her tam fiili hizmet yılı ile sınırlı olarak bu görevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarı üzerinden ve aylığın başlangıç tarihindeki katsayılar dikkate alınarak ödenir. Mülga 2829 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncü fıkrasının son cümlesinin bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.

Yukarıdaki fıkralara göre mülga 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara ödenecek emeklilik ikramiyesinin hesabında bu

Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen ve 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet süreleri ve her ne suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı veya bu mahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreleri ile kıdem tazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreleri dikkate alınmaz. Ancak, mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış olmakla birlikte, bu

Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmetleri arasında başka bir sigortalılık hali kapsamında çalışması bulunmayanların emekli ikramiyesine esas fiili hizmet sürelerinin hesabında, 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesindeki şartlar aranmaz…” düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE

ÖNERİSİ

9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

10. Başvuran özetle; kamuda memur statüsünde görev yapmakta iken 26/04/2017 tarihinde

“Devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile kamu görevinden çıkarılması üzerine 22/03/2017 tarihli dilekçesi ile 06/04/2017 tarihinde emekliye sevk edildiğini belirterek 2829 sayılı Kanun uyarınca birleştirilmiş hizmetleri üzerinden 15/04/2017 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tarafına emekli aylığı bağlandığını ancak anlan yasanın 89 uncu maddesi gereğince kendisine emekli ikramiyesi ödenmemesi üzerine açtığı dava üzerine Ankara 11.

İdare Mahkemesinin 30/1/2019 tarihli ve E.No: / , K.No: / sayılı kararına istinaden tarafına emekli ikramiyesi bağlandığını belirterek kendisine emekli ikramiyesinin geç ödenmesi nedeniyle ayrıca yasal faiz ödenmesini talep etmektedir.

11. Başvuruya konu talebin aydınlatılması bakımından emekli ikramiyesinin hukuki tanımının yapılarak hangi durumlarda ödenmesi gerektiğinin tespiti ile mahkeme kararı neticesinde hak kazanılan emekli ikramiyesinin hangi tarih itibariyle muaccel olacağının tespiti gerekmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki emekli ikramiyesinin mevzuatımızda bir tanımı bulunmamakla birlikte Kurumumuz tarafından ekseriyetle Anayasa Mahkemesi kararları baz alınarak yapılan tanımlama neticesinde emekli ikramiyesi; Kamuda memur statüsünde geçen çalışmalarına karşılık emekli olan memurlara, ölümleri halinde hak sahiplerine, kıdem süreleri dikkatte alınarak, çalıştıkları kurumlarca yapılan bir ödeme olarak ödenen emekli ikramiyesi, çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olarak nitelendirilmektedir. Niteliği bakımından kıdem tazminatına benzeyen emekli ikramiyesi kişilerin çalıştığı yıllarda maaşlarından bir kesinti yapılmaksızın, bu kişilerin ilgili bulundukları Kurumları tarafından çalışmada istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla yapılan ödül niteliğinde bir ödeme olduğu kabul edilmektedir.

11.1. Buna göre emekli ikramiyesinin hak kazanılması bakımından yapılacak tespitlerde bu hususlara dikkat edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Şöyle ki Kurumumuz tarafından verilen kararlarda da başvuruya konu durumlarda emekli ikramiyesinin ödenmesi bakımından idarenin işleminin yerinde olduğu tespitine varılmıştır.

11.2. Kaldı ki idarelerin yasaya uygun davranması yükümlülüğü gereği 5434 sayılı Kanunun

89 uncu maddesindeki amir hüküm gereğince idare tarafından emekli ikramiyesinin

ödenmemesi yerindedir.

12. Bu bakımdan mahkeme kararına kadar emekli ikramiyesinin talep edilebilir bir borç niteliğini kazanması ancak idare mahkemesi tarafından verilen karar neticesinde mümkün olmuştur. Bu bakımdan emekli ikramiyesinin idarenin bir borcu olarak doğması anının tartışılması gerekmektedir.

13. Danıştay tarafından verilen kararlarda da belirtildiği üzere hukuka aykırı bulunan idari işlemler hakkında verilen iptal kararları; varlıklarını hukuka uygunluk karinesinden yararlanmak suretiyle sürdüren idari işlemleri tesis edildikleri tarihe kadar geriye yürür şekilde ortadan kaldırır. Dolayısıyla, dava konusu edilen idari işleme bağlı olan diğer işlemler de ortadan kalkar. İptal kararlarının bu özelliği, dava konusu yönetsel tasarruftan önceki hukuki durumun sağlanması gereğinden kaynaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle, iptal kararları; iptal edilmiş olan idari işlemi hukuk aleminde hiç doğmamış hale getirmektedir. Bu bağlamda, idari yargı yerlerinin iptal kararları, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının aksine, geçmişe yürürler.

13.1. Anayasanın 138 inci maddesinin son fıkrasında gerekse 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanununun 28 inci maddesi gereğince, iptal edilen Kurumun işlemini iptal ederek hukuk aleminde tamamen ortadan kaldıran mahkeme kararı üzerine idareye düşen görev, tesis edeceği idari işlem ya da işlemlerle, iptal edilen işlemin, iptal edilinceye kadar doğurduğu tüm etki ve sonuçları gidermektir. Bu itibarla emekli ikramiyesinin verilmemesi ile anılan idare emekli ikramiyesinin ödenmesi bakımından borçlu konumuna düşmüştür.

14. Sosyal Güvenlik Kurumu, genel olarak kamu tüzel kişiliğine sahip olmanın getirdiği yönetsel sorumluluklarının yanında, yürüttüğü faaliyet olan sosyal sigortacılık gereği sigortalı ve işverenden yasalar tarafından belirlenen şartlar kapsamında topladığı primleri yine yasayla belirlenen koşulların gerçekleşmesi ile topladığı primlerin geri ödeme yükümlüsü konumuna gelmektedir. Sigortalı bakımından prim yatırma, Kurum tarafından geri ödeme yapılan bu ilişkinin konusunu sosyal risklerin satın alınması amacına özgülenmiş para borcu oluşturmaktadır. Diğer bir ifade ile borcun konusu belirli veya belirlenebilir bir meblağı sigortalıya ödeme yükümlülüğü oluşturduğu bu durumda Kurum ile sigortalı arasında para borcu doğmaktadır.

15. Bu noktadan sonra ise uyuşmazlığın çözümü; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından eksik ve geç yapılan ödemelere yani para borcuna yasal faiz uygulamasının yönteminin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Bu sebeple başvurunun çözümü için faizin tanımı, mevzuatımızda ne şekilde düzenlendiği hususlarının öncelikle açıklanmasının faydalı olacağı düşünülmüştür.

16. Faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz Ve Temerrüt

Faizine İlişkin Kanunda düzenlenmekle birlikte Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen,

tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65). Bu tanımdan yola çıkarak somut olayda faizi tanımlarsak, başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumunu tarafından emeklilik aylığının bağlandığı tarihten emekli ikramiyesinin ödenme anına kadar geçen süre bakımından hak ettiği parayı kullanamaması nedeniyle, mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesini talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır.

17. Anayasa Mahkemesi’nin faize ilişkin getirdiği tanımlar için kararlarına baktığımızda ise

15.12.1998 tarih, 1997/34 Esas ve 1998/79 Karar numaralı kanunî faize ilişkin kararında; “Faiz,

kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdî sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medenî bir “semere” veya “ivaz”dır. Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir.

Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer’i bir haktır.”

17.1. 27/9/1988 tarih ve E.1988-7,K.1988-27 sayılı kararında faizi “Bilindiği gibi faiz; ekonomik açıdan, “paranın fiatı”dır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığı paranın asıl sahibine “faiz” ödemek zorundadır.” şeklinde tanımladığı görülmektedir.

18. Hukukumuz bakımından anapara faizi ve temerrüt faizi olmak üzere iki tür faiz bulunmaktadır. Anapara faizi; henüz temerrüde düşmeden ödenmesi lazım gelen kredili, vadeli veya taksitli satışlarda söz konusu olan ve temerrüde düşmeden ‘vade farkı’ adı altında alınan faizdir. Temerrüt faizi diğer adıyla geçmiş günler faizinin tanımı ise 3095 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ışığında borcunu vadesinde ödemeyerek temerrüde düşen borçlunun ödemesi gereken bedel olarak tanımlanabilir.

19. Her ne kadar sosyal güvenlik mevzuatında özel bir düzenleme bulunmasa bile borç ilişkilerini düzenleyen Borçlar Kanunu kapsamında bu değerlendirmenin yapılması gerektiği düşünülmektedir. Yargıtay 10. H.D. E. 2006/1347 K. 2006/10584. sayılı ve “Davacının 01.04.2003-17.06.2005 tarihleri arasında adına tahakkuk eden birikmiş yaşlılık aylıkları tutarlarına ay be ay, ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faiz tutarlarından şimdilik 834,00

YTL´nin ödenmesine karar verilmesi” istemli kararında “Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlemle belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması GEREKLİ DEĞİLDİR. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da

ŞART DEĞİLDİR. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer’isi niteliğindeki (BK. Md. 113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya da, halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal BİR GEREKLİLİKTİR.” Yine Yargıtay 10. H.D.’nin 2008/20370 E., 2009/5184 K. sayılı ve yaşlılık aylığının geç bağlanması nedeniyle davacının uğradığı zararın giderilmesi talebiyle açılan davada verdiği kararında “ Zararın kapsamının saptanmasında Kurum işleminin niteliği ile davacının istek ve amacının göz önünde tutulması gerekir. Hal böyle olunca davacının mal varlığında husule gelen zarar, davacıya bağlanması gereken yaşlılık aylığıdır. Ayrıca, “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında, elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlanan faiz kavramı kapsamındaki “muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olmayan faiz olarak belirlenen temerrüt faizi de zarar içinde mütalaa edilmelidir.

Davacının asıl alacağı tahsili sırasında açıkça faiz hakkını saklı tutması(ihtirazı kayıt)

karşısında davalı Kurumun yasal faizle sorumlu tutulacağı açıktır.” hükmünü kurmuştur

20. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere Kurumun temerrüt faizi ile sorumlu olduğu değerlendirilmiştir. Borçlunun temerrüdünün şartlarına baktığımızda, borçlunun temerrüdü Borçlar Kanununda tanımlanmamış olmakla birlikte, borçlunun borçlandığı edimi hukuka aykırı olarak geç yerine getirmesinin borçlunun temerrüdü olarak nitelendirildiğini görmekteyiz. Kısaca temerrüde düşen borçlu yerine getirmekle borçlandığı edimi zamanında ifa etmeyerek borca aykırı davranmaktadır. Borcun ifası mümkün olduğu halde ifadaki gecikme borçlunun temerrüdü için yeterli olup ayrıca kusur aranmamaktadır. Borçlunun temerrüdü aslında geçici bir durumdur. Zamanla borçlu ya tamamen ödememe durumuna girer ya da borcunu anaparaya uygulanan temerrüt faiziyle birlikte ifa eder. (Ayrancı, Hasan: “Para

Borçlarında Temerrüt Faizi”, Hukuk Gündemi Dergisi 2006 Sayı-5 s. 100)

21. Temerrüt için gereken diğer şartları incelediğimizde ise ifanın mümkün olmakla birlikte gecikmiş olması, alacağın muaccel olması şartları aranmaktadır. Kanun koyucu para borçlarının ödenmemesi halinde alacaklının parasından bir süre mahrum kalması nedeniyle, bozulan menfaat dengesini kurmak için temerrüt faizini düzenlemiştir. Bir para borcunu ödememek suretiyle temerrüde düşen borçlu, anaparaya ek olarak TBK m. 120 ve 3095 sayılı Kanun un 2 nci maddesine göre göre temerrüde düştüğü tarihi izleyen günden itibaren temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Bu itibarla ayrı bir sözleşme ya da düzenlemeye gerek olmaksızın temerrüt faizi ödenmesi kanundan doğmaktadır. Nitekim; YARGITAY Hukuk Genel

Kurulu’nun 11.6.1997 gün ve 1997/11-278 K.529 sayılı kararında da “Temerrüt (gecikme) faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren, alacaklının zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın borçlunun ödediği ve miktarı yasalarla belirlenmiş asgari, maktu bir tazminattır.” hükmü kurulmuştur.

22. Ancak temerrüt faizinin alınabilmesi için talep şartı bulunmaktadır. Bu talebin muhatabı doğrudan borçlu yani Kurum mudur yoksa mahkemeden mi talep edilmelidir? Kurumun şimdiye kadarki politikası ile bu talebin muhatabını kendisi olarak kabul etmediğini, mahkemeye başvuru şartını aradığını görmekteyiz. Ancak mahkemeler ise faiz talebini kabul etmesi ile hüküm verilinceye kadar geçen sürenin uzunluğu, ayrıca mahkeme gideri olarak hükmedilen vekalet ücreti de göz önüne alındığında, faiz miktarı ve Kurumun temerrüt borçlusu olarak ödemek zorunda olduğu miktar giderek artmakta bu durumun da Kurum için ayrı bir gider kalemi oluşturduğu görülmektedir.

23. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; mahkeme kararı neticesinde oluşan emekli ikramiyesinin geç ödenmesi durumu ile Sosyal Güvenlik Kurumunun, kendi mevzuatlarında eksik/geç yapılan ödemelere ilişkin bu ödemelere ayrıca yasal faiz uygulanacağına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile faiz ödemesi yapılamayacağı yönünde karar vermesinin, hukuk normlarının birbirleri ile kurgusunu belirleyen hukukun temel ilkelerinden olan genel kanunda yer alan hükme aykırı bir düzenleme özel kanunda yer almadığı takdirde genel kanunun uygulanması gerekmekte olduğu prensibine aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmektedir.

23.1. Nitekim yukarıda açıklanan gerekçelerle emekli ikramiyesinin Ankara 11. İdare

Mahkemesinin 30/1/2019 tarihli ve E.No:2018/1020, K.No:2019/223 sayılı kararı ile muaccel bir borç niteliği kazandığı, bu itibarla Sosyal Güvenlik Kurumunun temerrüt borçlusu olduğu gözetilerek, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, E. 2012/7-502 K. 2012/707 sayılı Kararında da belirtildiği üzere para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi olan temerrüt faizi ödeme yükümlülüğü olduğu, temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içinde olduğu temerrüt faizinin belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yönelik olduğu, alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faizi oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk edeceği hükmü de dikkatte alındığında, eksik veya geç ödenen aylıklar bakımından yasal düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile faiz talebini yeterli bulmayıp, sadece mahkeme kararı ile faiz verilmesinin, Kurum ile alacağını geç alan sigortalıların tekrar karşı kaşıya getirilerek davalı konumuna getirilmesi, 23.2. Bu konuda başvuruya benzer mahiyetteki kararlar göz ardı edilerek, sigortalıların yeniden mahkemelere yönlendirilmesinin, Kurum aleyhine aylıkların geç bağlanması, eksik bağlanması sonucu açılan faiz davalarının büyük oranda kaybedildiği de düşünüldüğünde bu durumun kamu kaynaklarının israfına yol açacağı, birey devlet arasındaki ilişkileri ve hukuk güvenliği ilkesini zedeleyeceği, bu konuda daha açık yasal bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması halinde, benzer sorunların önüne geçilmesi amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca bu hususta sosyal güvenlik mevzuatına aylıkların geç ya da eksik bağlandığı emekli ikramiyesinin geç ya da eksik ödendiği durumlarda ilgililerin faiz talebinde bulunmaları halinde ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasının gerekmediğine ilişkin bir düzenlemenin getirilmesi, 23.3. Diğer taraftan idarelerden, kararlarını verirken yasal dayanaklarını dikkatli ve özenli doğru şekilde belirlemeleri, kararların içeriklerini yasalara uygun vermeleri beklenmekte olup, bireyin devlete güvenini zedelemeyecek şekilde işlem tesis etmeleri beklenmektedir. İdarenin uzun yıllardan beri süre gelen sorunlarında bu bilinçle daha özenli davranması beklenmektedir.

Başvuru kapsamındaki faiz talebine ilişkin yargının görüşünün kesinlik kazanması karşısında idarenin sessiz/ eylemsiz kalarak bir düzenlemeye gitmemesi vatandaşı hakkını alabilmesi için yargıya sevk etmesi, gereksiz yargılamalar sonucu kamu kayaklarının israfına yol açmakla birlikte, vatandaşın yargıya gidip gitmemesinin taşıdığı müphemliğe bağlı olarak idarenin, aylık bağlama ve emekli ikramiyesi ödeme işlemlerinde süre yönünden daha esnek davranma ihtimalini içinde barındırmakla birlikte, Kurum ve sigortalı ilişkisi özelinde bireyin devlete olan güvenini zedelediği, bu itibarla başvuranın faiz talebinin ret edilmesinin yukarıda açıklanan nedenlerle hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

24. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup

İdarenin başvuruya konu işleminde “kanunlara uygunluk” ve “haklı beklentiye uygunluk” ilkelerine uymadığı tespit edildiğinden İdareden bahse konu ilkeye uygun davranması beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

25. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara

İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE;

Başvurana, geç ödenen emekli ikramiyesi için talep ettiği faizin ödenmesi ile aylık ve benzeri sosyal güvenlik ödemelerinin geç yapılması nedeniyle sigortalıların faiz talebinde bulunmaları durumunda ödemenin faiziyle birlikte yapılması hususunda SOSYAL GÜVENLİK

KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca;

İdare tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi