ÖZET: Başvuran, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) 15 yıl önceki 1800 TL tutarındaki borcunun günümüzde 19.000 TL’ye ulaştığını ve bu nedenle emekli maaşına haciz uygulandığını belirtmiştir. Borcunu ödediğini iddia eden başvuran, SGK’nın kendisine, ödeme dekontunu sunması halinde kesintinin kaldırılacağı bilgisini verdiğini, ancak dekontları yıllar önce attığını ifade etmiştir. Başvuru, SGK’nın yaptığı kesintilerin iadesi ve maaşındaki kesintilerin sonlandırılması talebiyle yapılmıştır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın borcunun 2003-2006 dönemine ait olduğunu ve borcun yapılandırıldığını belirtmiştir. Kurum, başvuranın borcunun kesinleştiğini ve zamanaşımının söz konusu olmadığını savunmuştur. Ancak, başvuranın borcunun zamanaşımına uğradığı ve SGK’nın bu durumu göz önünde bulundurması gerektiği ifade edilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumunu değerlendirerek, SGK’ya emekli maaşından yapılan kesintinin geri alınması yönünde tavsiyede bulunmuştur.

Sonuç olarak, başvuranın borcunun zamanaşımına uğradığı ve SGK’nın bu durumu dikkate alarak işlem yapması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, idarenin başvuranın hak arama özgürlüğüne uygun hareket etmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu bağlamda, SGK’nın başvuruya ilişkin işlemlerinin hukuka uygun olması gerektiği ifade edilmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/89367-S.20.97824

BAŞVURU NO : 2020/85404

KARAR TARİHİ : 10/12/2020

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Emekli maaşı üzerinden yapılan kesintiye itiraz

BAŞVURUNUN KONUSU :

hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 05/07/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran; Sosyal Güvenlik Kurumuna 15 yıl öncesine ait 1800 TL borcunun olduğunu ve bugün itibari ile borcunun 19.000 TL ye ulaştığını bu nedenle mal varlığı hakkında “e haciz” uygulandığını, ancak söz konu borcu ödediğini böyle bir borcunun olamayacağını, ilgili idare olan Sosyal Güvenlik Kurumuna ifade ettiğini, bunun üzerine emekli hesabı üzerindeki blokeyi kaldırılarak maaşından kesinti yapıldığını, borca ilişkin ödeme dekontu getirmesi halinde ise aylığı üzerindeki kesintinin kalkacağı bilgisinin kendisine verildiğini, bu borca ilişkin ödeme dekontlarını yıllar öncesinde attığını, bankaların 10 yıl öncesine ait ödeme dekontu vermediklerini belirterek, zamanaşımı hükümleri de göz önüne alınarak daha önce ödediği borcundan dolayı yapılan kesintilerin iadesini ve aylığı üzerindeki kesintilere son verilmesi talebiyle Kurumumuza başvurmuştur.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün konuya ilişkin 29/07/2020 tarih ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle;

2.1. Başvuranın borcunun 2003/4-2003-12 dönemleri arasına ait prim borcu olduğu, başvurandan şirket ortağı ve yetkilisi sıfatına istinaden anılan borcun istenildiği, 6183 sayılı

Kanunun 35 inci ve mülga 506 sayılı Kanunun 80 inci ve 5510 sayılı Kanunun 88 inci maddelerine istinaden borç çıkarma işleminin yapıldığı,

3. 6183 sayılı Kanunun 104 üncü maddesinde zamanaşımını kesen hallerin sayıldığını, buna göre Kurum alacağının 11/04/2005 tarihinde başvurana tebliğ edildiği, başvuranın ise 04/09/2003 tarihinde 4958 sayılı Kanundan, 05/04/2006 tarihinde ise 5458 sayılı Kanundan faydalanarak borçlarını yapılandırdığı, 05/12/2019 tarihinde Kurumdan almakta olduğu yaşlılık aylığından cebri icra kesintisi yapıldığı, 15 günlük itiraz süresinde ise bu işleme karşı herhangi bir itirazda bulunmadığı, bu nedenle borcun kesinleştiği, kesinleşen borç nedeniyle zamanaşımının söz konusu olmadığı, yapılan işlemlerin yerinde olduğu, ancak 6183 sayılı

Kanunun 48 inci maddesine istinaden borcunu taksitlendirmesi halinde emekli aylığından yapılan kesintinin durdurulacağı hususları ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde, “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” ,

5. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun

Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

6. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun;

6.1. “Primlerin ödenmesi” başlıklı 80. maddesinin yirminci fıkrasında; “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.”

6.2. “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” başlıklı 93. maddesinin ikinci fıkrasında; “Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tabidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır.

Bu alacaklar için 89 uncu madde gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı,

88 inci maddede belirtilen ödeme süresinin son gününü takip eden günden itibaren uygulanır.”

7. Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Primlerin ödenmesi” başlıklı 80.

maddesinin birinci fıkrası ile beşinci fıkrasının, 5198 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile değiştirilmiş halinde; “İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. … Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında

Kanunun 51 ve 102 nci maddeleri hariç, diğer maddeleriuygulanır. Kurum, söz konusu

Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.”

8. 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “ Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102 inci maddesinin birinci fıkrası; “Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.

Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.”

9. 6183 sayılı Kanunun “Zamanaşımın kesilmesi” başlıklı 103 üncü maddesi; “Aşağıdaki

hallerde tahsil zamanaşımı kesilir:

1. Ödeme, 2. Haciz tatbikı, 3. Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat.

4. Ödeme emri tebliği, 5. Mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi, 6. Yukardaki 5 sırada gösterilen muamelelerden her hangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbikı veya bunlar tarafından yapılması, 7. İhtilaflı amme alacaklarında kaza mercilerince bozma kararı verilmesi, 8. Amme alacağının teminata bağlanması, 9. kaza mercilerince icranın tehirine karar verilmesi, 10. İki amme idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı amme idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi, 11. Amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması.

Kesilmenin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımının bir bozma karariyle kesilmesi halinde zamanaşımı başlangıcı yeni vade gününün rasladığı; amme alacağının teminata bağlanması veya icranın kaza mercilerince durdurulması hallerinde zamanaşımı başlangıcı teminatın kalktığı ve durma süresinin sona erdiği tarihin rasladığı; takvim yılını takip eden takvim yılının ilk günüdür.

hükümlerine amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

10. Kamu Denetçisi tarafından yapılan değerlendirmede, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

11. Başvuruya konu uyuşmazlık başvuranın işvereni olduğu BİLİŞİM

TEKNOLOJİLERİ ELEKTRONİK VE M.LTD’ nin 2003 yılına ait prim borçlarını 2006 yılında ödediği halde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 2019 yılında maaşından kesinti yapıldığı iddiasına dayanmaktadır. Bu sebeple başvuruya ait uyuşmazlığın çözümü için borcun varlığının araştırılması gerekmektedir.

12. Somut olayda başvuranın borcunun şirket ortağı ve yetkilisi sıfatına istinaden 2003/4-2003-

12 dönemleri arasına ait prim borcu olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu, kurum alacağını

11/04/2005 tarihinde başvurana tebliğ ettiği, başvuranın ise 04/09/2003 tarihinde 4958 sayılı

Kanundan, 05/04/2006 tarihinde ise 5458 sayılı Kanundan faydalanarak borçlarını yapılandırdığı, 05/12/2019 tarihinde ise Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından almakta olduğu yaşlılık aylığından cebri icra kesintisi yapıldığı, ancak başvuranın ise söz konusu borcu ödediğine yönelik iddiasının bulunduğu anlaşılmaktadır.

13. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki bu gibi hukuki durumlarda ispat yükü edimi ifa ettiğini iddia eden tarafa geçmekte diğer bir deyişle borcu ödediğini iddia eden taraf bu ödemeyi ispat etmek yükümlülüğü katlanmaktadır. Ancak başvuruya konu olayda ispat edilmesi gereken borcun muaccel hale geldiği tarih ve borç hakkında yapılan işlem arasında geçen süre diğer bir hukuki müesseseyi araştırmayı gerekli kılmaktadır.

14. Bu noktada vurgulanması gereken ilk husus, Kurumun prim alacaklarının muacceliyet anının belirlenmesi meselesidir. Bilindiği üzere muacceliyet; bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi yerine getirmekle yükümlü olduğu anı ifade etmektedir. Bununla birlikte Kurumun prim alacakları bakımından muacceliyet anı, aynı zamanda zamanaşımı süresinin başladığı tarihin belirlenmesinde de esas alınacağından özel bir öneme sahiptir. Söz konusu prim alacakları bakımından muacceliyet anı, 506 sayılı

Kanun’un 80. maddesinde düzenlenmektedir. Mezkûr maddeye göre işverenler belli bir ay içinde çalıştırdıkları sigortalılara ait prim borçlarını, en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemekle yükümlüdürler. Bu itibarla prim borcunu konu alan Kurum alacaklarının, anılan tarih itibarıyla muacceliyet kesbedeceği anlaşılmaktadır.

15. 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinin 8/12/1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanun’la yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 8/12/1993 tarihinden itibaren, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında

Kanun hükümlerine uygun olacak şekilde 6183 sayılı Kanun’da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşı olarak belirlenmiştir. Açıklanan düzenleme bu kez 30/9/2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 38. maddesiyle yeniden değiştirilerek; prim alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, sonrasında 6/7/2004 tarihinde yürürlüğe giren 24/6/2004 tarihli ve 5198 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yeniden bir düzenleme yapılmıştır.

Anılan düzenleme uyarınca bu kez de, 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 6/7/2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un zamanaşımını düzenleyen 102. maddesinin uygulanmayacağı hükme bağlanarak, 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı süresinin esas alındığı döneme geri dönülmüştür.

16. Bu noktada başvuruya konu borcun 2003 yılı dönemine ait olduğunu bir kez daha hatırlattıktan sonra zamanaşımına ilişkin hangi hükümlerin uygulanacağının tespit edilmesi için

Anayasa Mahkemesinin, kamu alacağının tabi olacağı kanunun belirlenmesi konusunu, hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olan kanunların geriye yürümemesi kuralı bağlamında ele aldığı görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E: 2009/39, K: 2011/68 sayılı kararında “Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ve temel hak güvencelerinde korunan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği yasaların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Bu nedenle kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca yasalar yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, sonradan çıkan bir kanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanmaz. Kamu alacaklarının tahsilinde, geriye yürümenin söz konusu olup olmadığının saptanabilmesi için alacağı doğuran olayın ne zaman meydana geldiğinin tespiti gerekir. Genel olarak kamu alacağı alacak konusu olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun oluşması ile doğmaktadır. Dolayısıyla kamu alacağını doğuran olayın meydana geldiği veya hukuki durumun oluştuğu tarihte yürürlükte olan kanunun bu alacak için uygulanması gerekir.” hükmü ile kamu alacağının doğduğu tarihteki kanun hükmünün, o alacak için uygulanması gerektiği sonucuna ulaştığı anlaşılmaktadır.

17. Dolayısıyla bireylerin hukuka olan güven duygusuna ve hukuk güvenliği ilkesini ihlal etmeyecek şekilde . borcun muaccel olduğu dönemde yürürlükte olan kanuna göre zamanaşımına uğramış Kurum alacağı bakımından o dönemde yürürlükte olan Kanun hükümlerinin uygulanması gereğinin hukuk devleti ilkesine uygun olacağı değerlendirilmektedir.

18. Tüm bu açıklamalar sonrasında somut olaya gelince, Kurumca resen tahakkuk ettirilen prim borçlarının 2003 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık aylarına ait oldukları, bu itibarla zamanaşımı süresinin belirlenmesinde 506 sayılı Kanun hükümlerinin dikkate alınmasının gerektiği anlaşılmaktadır. Kurumun 506 sayılı Kanun dönemine ait prim alacakları bakımından, prim borcunun yukarıda değinilen yasal değişikliklere göre hangi döneme ait olduğu belirlenerek, sonuca göre zamanaşımı süresi tespit edilmelidir. Bu dönemde yürürlükte olan ilgili yasa hükümlerine baktığımızda ise yukarıda yer verildiği üzere 506 sayılı

Kanunda zamanaşımı süresinin belirlenmesi bakımından 1993 yılından itibaren 6183 sayılı

Kanun’da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşı olarak belirlenmiş, 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 6/7/2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde

6183 sayılı Kanun’un zamanaşımını düzenleyen 102. maddesinin uygulanmayacağı hükme

bağlanarak, 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı süresinin esas alındığı döneme geri dönülmüştür. Buna göre 506 sayılı

Kanun döneminde belli bir ay içerisinde çalışan sigortalıya ilişkin Kurumun prim alacağının, ertesi ayın sonunda muaccel olduğu, buna ilişkin zamanaşımı süresinin belirlenmesinde 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 6/7/2004 tarihine kadar olan dönem içinse prim alacaklarının tahsilinde 5 yıllık zamanaşımı süresinin öngörüldüğü bu bakımdan başvuruya ilişkin olarak zamanaşımı değerlendirilmesinde 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre tespit edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

19. Bu cihetle yukarıda 9 nolu paragrafta yer verilen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun’un 102 nci maddesinde amme alacağının vadesinin rastlandığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlandığı,103üncü maddesinde ise, ödeme ve amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması zamanaşımını kesen sebepler arasında sayıldığı görülmektedir. Buna göre başvuranın en son 05/04/2006 tarihinde 5458 sayılı Yasa uyarınca yaptığı yapılandırma başvurusu neticesinde başvuranın borcunun 6 taksite bölündüğü bu itibarla borcu son ödeme tarihinin 30/09/2006 olduğu, bu durumda bu tarihe kadar yapılandırma yapan sigortalı borcunu ödemezse yapılandırma işleminin ortadan bütün sonuçları ile kalkacağı, bu sebeple zamanaşımını kesen sebebin de ortadan kalkacağı ve 6183 sayılı Yasa uyarınca 01/01/2007 tarihi itibariyle zamanaşımının yeniden işlemeye başlayacağı aşikardır. Bu durumda söz konusu borç hakkında

5 yıl süre ile herhangi bir işlem yapılmamasından kaynaklı olarak borcun 01/01/2012 tarihi

itibariyle zamanaşımına uğradığı anlaşılmaktadır.

20. Bu noktadan sonra ise zamanaşımına uğradığı için eksik borç niteliği oluşan borcun takip edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumunun yaptığı işlemler düzenlediği ilişkilerin özgün niteliği yüzünden özel hukuk ile kamu hukuku arasında kalan veya aslında konu edindiği ilişkiler özel hukuk kişileri arasında kurulsa ve özel hukuk ilişkisi niteliği taşısa da bu ilişkilere devletin müdahalesi nedeni ile veya kuralların devlet organlarını muhatap alıp bunlar tarafından uygulanması nedeniyle özgünleşen hukuku niteliği gereği karma hukukun konusunu oluşturmaktadır. Bu sebepledir ki başvuruya konu olayda olduğu gibi devlet ve bireyi karşı karşıya getirin ve idari işlemlerde ve bu sebeple ortaya çıkan uyuşmazlıklarda gözetilmesi gereken devlet karşısında daha güçsüz durumda olan bireyin menfaatidir. Şöyle ki ekseriyetle ceza yargısında kullanılan silahların eşitliği ilkesi, adil yargılanma hakkı içerisinde yer alan ve tarafların eşitliğine işaret eden bir ilke olmakla birlikte, ayrıca bilgilenme ve açıklama hakkı gibi başkaca imkânlar daha sunmaktadır. Somut olayda idarenin eksik borcun takibine ilişkin ödeme emri düzenleyebilmesi sahip olduğu kamu tüzel kişiliği niteliği gereği olmakla birlikte karşısında çok daha güçsüz olan bireye ilişkin bu işlemi tesis ederken bu işleme karşı başvurulacak hukuki yol ve usulleri de ayrıca belirtmesi gerektiği düşünülmektedir. Kurumumuz tarafından yapılan incelemelerin bir başlığını oluşturan ve iyi yönetim ilkeleri arasında yer verilen bu husus ile devletin vatandaş nezdindeki güvenirliğini sağlamakla birlikte idarenin daha iyi işlemesi de gerçekleşmiş olacaktır.

21. Nitekim Danıştay 4. Dairesinin, 12/02/2013 tarih ve E.: 2012/1851, K.: 2013/632 sayılı

Kararında; bir diğer kamu alacağı niteliğinde olan vergi borcunun zamanaşımına uğrayıp uğramadığının incelenmesinin hakkaniyet gereği olduğu yönünde kurduğu kararında; “Bu durumda, hacze esas alınan vergi borcu zaman aşımına uğradığından davalı İdare açısından artık bu borç eksik borç hükmündedir. Haczin kaldırılması amacıyla davacılar tarafından zaman aşımına uğramış bu borcun ödenmesinin beklenilmesi de hakkaniyete uygun değildir.

Dolayısıyla müteahhitin vergi borcunun cebri takip yollarıyla tahsil edilmeye çalışılması mümkün olamayacağından davacıların taşınmazı üzerindeki haczin kaldırılması gerekmektedir. Uyuşmazlığa bireylerin temel hak ve özgürlükleri açısından bakıldığında ise;

Anayasamızın 35. maddesinde; ” Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek 1

No.lu Protokolün 1. maddesinde de; ” Her gerçek veya tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse ancak kamu yararı sebebiyle yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmektedir. Mülkiyet hakkının, başta Anayasamız olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Kişilerin Temel Hak ve Özgürlüklerine ilişkin diğer uluslararası sözleşmeler ve Avrupa insan Hakları Mahkemesi kararlarında korunması gereken temel haklardan olduğu belirtilmekte ve bu hakkın sınırlanabilmesi için kamu yararı gerekçesi ve Kanun ile olması koşulu öngörülmüştür.

Doktrinde yer alan görüşe göre, genel olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)

kamu yararı konusuna geniş bir perspektiften baktığı, bu konuda devletlerin takdir yetkisini kabul ettiği, bununla beraber kamu yararı konusunda amaçla kullanılan araçlar arasında makul bir orantı kurulması ve mülkiyet hakkından mahrum edilen bireye kamu yararına aşırı yük yüklenip yüklenmediği konusunun karar verirken belirleyici olduğu görülmektedir.

Mahkemeye göre, Sözleşme kamu yararı ve birey hakları arasında çok duyarlı bir denge kurmuştur. Kamu yararından beklenen, yetkinin ölçülü, makul ve amacına uygun şekilde kullanılmasıdır.

…

… Söz konusu haczin dayanağı amme alacağı için tahsil zaman aşımı süresinin dolduğu iddiası ve haczin üçüncü şahsın borcundan dolayı olması göz önünde bulundurularak kamu yararı ile davacıların temel hakkı olan mülkiyet hakkı kıyaslandığında kamu yararı adına temel hakkın ihlal edilmesi ölçülülük ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir. … tasarruf etme hakkı vermektedir. Bunun karşısında kişinin temel hakkı ihlal edilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkı kullanılamaz hale getirilerek kişi yararı ile kamu yararı arasındaki denge kişi aleyhine bozulmaktadır.” şeklinde kurduğu hüküm ile birey ve kamu gücünü kullanan idare arasındaki eşitliği sağlamayı gözettiği anlaşılmaktadır.

22. Sonuç olarak yukarıda yer verilen değerlendirmeler neticesinde başvuruya konu borcun ödediğini ispat yükü her ne kadar borcu ödediğini iddia eden başvurana ait olsa da söz konusu prim borcunun zamanaşımına uğradığı bu bakımdan bu durumun ilgili idare tarafından gözetilmesi gerektiği, aksi yönde işlem tesis edilerek ödeme emri gönderilerek kesintiye başlanılmasının hakkaniyetle bağdaşmayacağı, bu şekilde işlem tesis edilmesi sonucu oluşan durumun ise hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

23. Günümüzde demokratik, modern ve katılımcı yönetim anlayışında idarelerden sadece hukuka uygun olarak hareket etmeleri değil aynı zamanda iyi yönetişim ilkelerine de uygun işlem tesis etmeleri de beklenmektedir

24. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmeliği’nin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece “kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak idarenin, başvurana verdiği cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idareden bahse konu ilkeye de uygun davranması beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

25. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İdare

Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE;

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın emekli aylığından yaptığı cebri icra işleminin geri alınması yönünde SOSYAL GÜVENLİK KURUM BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,

Sosyal Güvenlik Kurum Başkanlığı tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi