ÖZET: Başvuran, 15 Aralık 2013 tarihinde vefat eden eşinden dolayı bağlanan dul maaşının yanı sıra, 29 Ekim 1994 tarihinde vefat eden babasından yetim aylığı talep etmiştir. Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın eşinden aldığı ölüm aylığı ile babasından yetim aylığı almasının mümkün olmadığını belirterek talebi reddetmiştir. Başvuran, benzer durumda olan diğer kişilerin babalarından yetim aylığı aldığını öne sürerek eşitlik ilkesine dayanarak itirazda bulunmuştur.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın babasının Bağ-Kur statüsünde sigortalı olduğunu ve 5510 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereği, eşinden aldığı aylıkla birlikte babasından da aylık almasının mümkün olmadığını açıklamıştır. Bu bağlamda, başvuranın durumu, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra hak sahipliği kazanması nedeniyle değerlendirilmektedir. Başvuranın talebinin reddedilmesi, hukuka ve hakkaniyete uygun bulunmuştur.

Sonuç olarak, başvuranın eşinin vefatı ile hak sahipliği kazanması, 5510 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiş ve her iki aylığın aynı anda bağlanamayacağı sonucuna varılmıştır. İlgili mevzuat ve başvuranın durumu göz önünde bulundurularak, başvurunun reddi kararı verilmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/14319-S.21.22932

BAŞVURU NO : 2021/9346

KARAR TARİHİ : 06/10/2021

RET KARARI

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Aylık bağlanması hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 09/05/2021

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1) Başvuran, 15/12/2013 tarihinde eşinin vefat ettiğini, eşinin 4/a statüsü kapsamında emekli olduğunu

ve hak sahibi olarak eşinden dul maaşı aldığını, başka gelirinin olmadığını, öte yandan 29/10/1994 tarihinde vefat eden babasının hak sahibi kızı olarak Adana Çukurova Sosyal Güvenlik Merkezine 20/10/2020 tarihinde sayılı tahsis talep ve beyan taahhüt belgesi ile başvurarak yetim aylığı talep ettiğini, talebinin Sosyal Güvenlik Kurumu Mersin Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün sayılı ve 10/11/2020 tarihli yazısında eşinin ölüm aylığı ile babasının emekli aylığını aynı anda alamayacağı belirtilerek reddedildiğini, kendisi ile aynı durumda olan kişilerin babalarının emekli maaşından yetim aylığı aldıklarını belirterek eşitlik ilkesi uyarınca yetim aylığının bağlanmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2) Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün başvuru

konusuna ilişkin 1/7/2021 tarihli ve sayılı yazısında özetle;

2.1) Başvuranın babasının sigortalılık statüsünün Bağ-Kur olduğunun tespit edildiği, öte yandan 5510

sayılı Kanun’un 54. maddesinde ve geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında, Sosyal Sigorta İşlemleri

Yönetmeliği’nin geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında, geçici 31. maddesi birinci fıkrasının (a) bendinde ve 2018/38 sayılı Genelge’nin Dördüncü Kısım Üçüncü Bölümünün “3. Sosyal Sigorta İşlemleri

Yönetmelik Değişikliği Gereğince Birden Fazla Gelir/Aylığa Hak Kazananlar” alt başlıklı maddesinde yer alan hükümler uyarınca, 15/12/2013 tarihinde vefat eden eşinden dolayı 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) bendi

/

kapsamında ölüm aylığı alan başvuranın, 29/10/1994 tarihinde vefat eden babasından dolayı ölüm aylığı talebinin, talepte bulunduğu aylık Kanun’un geçici 1. maddesi kapsamında olmadığından 5510 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi, dolayısıyla Kanun’un 34. maddesinde bulunan koşulların yerine getirilmesi koşuluyla başvurana Kanun’un 54. maddesine göre tercih ettiği aylığın ödenmesi gerektiği,

Açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma

hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,

4) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5.

maddesinin birinci fıkrasında;

“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun;

5.1) “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasının (a)

ve (b) bentlerinde;

“Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının;

a) Dul eşine % 50’si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde % 75’i,

b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25

yaşını doldurmayanların veya,

/

2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu

anlaşılanların veya,

3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan

kızlarının,

her birine % 25’i, …

oranında aylık bağlanır.”

5.2) “Aylık ve gelirlerin birleşmesi” başlıklı 54. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin beş

numaralı alt bendinde;

“Bu Kanuna göre bağlanacak aylık ve gelirlerin birleşmesi durumunda;

a) Uzun vadeli sigorta kollarından;

…

Hem eşinden, hem de ana ve/veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara, tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından bağlanacak aylığı, …

bağlanır.”

5.3) “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1.

maddesinin ikinci fıkrasında;

“17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu

Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.”

6) 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu

Kanunu’nun “Eş ve çocuklara, ana ve babaya tahsis yapılması” başlıklı 45. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde;

“Onsekiz yaşını, orta öğrenim yapması halinde yirmi yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde yirmibeş yaşını doldurmayan ve (18 yaşını doldurmayanlar hariç) bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul olan çocuklarla, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine % 25’i,”

/

Düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

7) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı

birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

8) Başvuran bir numaralı paragrafta da yer verildiği üzere, 15/12/2013 tarihinde vefat eden eşinden

dolayı bağlanan ölüm aylığı kesilmeden, 19/10/1994 tarihinde vefat eden babasından dolayı da ölüm aylığı bağlanmasını talep etmektedir.

9) Somut olayda, başvurana eşinden dolayı bağlanan ölüm aylığı ile birlikte babasından dolayı da ölüm

aylığı bağlanıp bağlanamayacağı temel uyuşmazlık konusudur. Bu kapsamda başvurana, ölüm aylığı bağlanılmasında esas alınması gereken mevzuat hükümlerinin tespiti ile ilgili hükümlerin aynı anda iki aylığın ödenmesine cevaz verip vermediğinin incelenmesi gerekmektedir.

10) Bu noktada kız çocuklarına, hem eşten hem de babadan dolayı ölüm aylığı bağlanıp

bağlanamayacağına yönelik sorunun, Kurumumuza yapılan 2020/3443 ve 2021/3188 başvuru numaralı dosyalarda incelendiği, söz konusu başvurular hakkında verilen 8/4/2020 tarihli ve 29/6/2021 tarihli Ret

Kararlarında aşağıdaki değerlendirilmelerin yer aldığı ve başvuru konusu taleplerin reddine karar verildiği

anlaşılmaktadır:

11) Bilindiği üzere kanunların zaman bakımından uygulanmasında, her kanunun yürürlüğe girdiği

tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanması esastır. Bu doğrultuda, kanunun yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanması için özel bir kanun hükmünün varlığı gerekli olduğu gibi, yürürlükten kaldırılan kanunun ileriye etkili olarak uygulanmaya devam edilebilmesi için de yine özel bir kanun hükmünün varlığı zorunludur. Nitekim 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası ile kanun koyucu, mezkûr Kanun’un yürürlüğünden önceki sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanılan veya hak kazanılan gelir veya aylıkların, durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, Kanun’un yürürlük tarihinden önceki hükümlerin esas alınması gerektiğini benimsemiştir. Bu tür istisnai hükümler gibi ayrık durumlar dışında, ölüm sigortasından aylık tahsislerinde de, genel kural olarak hakkı doğuran olay tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuatın uygulanması gerekmektedir. Bu noktada evli kız çocukları, ölüm aylığı bağlanmasında baba yönünden hak sahipliği sıfatını, eşini kaybetmekle kazanmakta, başka bir anlatımla eş hayatta iken baba yönünden hak sahipliği sıfatı söz konusu olmamaktadır. Belirtmek gerekir ki, kız çocuğuna baba üzerinden ölüm aylığı bağlanabilmesi için yalnızca ölümün gerçekleşmesi veya evli olunmaması yeterli değildir. Aylık tahsisi için her iki olgunun bir arada varlığı gerekmektedir. Bu yönüyle evli kız çocuğu kimi zaman boşanmayla, bazen de ölümle hak sahibi sıfatını kazanmaktadır. Eş deyişle, sigortalı baba yaşamını yitirmesine karşın kız çocuğu evli ise hak sahibi olamamakta, evli olmayan kız çocukları ise sigortalı baba hayatta olduğu sürece

/

bu sıfatla anılmamakta ve her iki durumda da aylığa hak kazanılamamaktadır. Şu durumda, evli kız çocuğu bazen boşanmayla, kimi zaman da ölümle ve hangisi daha sonra ise o tarihte ölüm aylığı açısından hak sahibi olmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; 28/5/2019 tarihli ve E: 2016/1789, K: 2019/612

sayılı; 14/6/2017 tarihli ve E: 2016/2140 K: 2017/1178 sayılı; 26/2/2016 tarihli ve E: 2015/21-831, K:

2016/201; Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin 10/3/2016 ve E: 2015/11000, K: 2016/2809 sayılı kararları.

www.corpus.com.tr)

12) Diğer taraftan mülga 1479 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde; ölen

sigortalının, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarına aylık bağlanacağı düzenlenmektedir. Bu durumda, babası mülga 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken vefat eden kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanması için temel olarak evli olmama şartının arandığı anlaşılmaktadır. Hal böyle iken somut olayda, başvuranın babasının vefat ettiği tarihte evli olduğu, bu durumda sigortalı babasından bağlanılacak ölüm aylığı bakımından hak sahipliği sıfatını, eşinin vefat ettiği 15/12/2013 tarihinde kazandığı görülmektedir.

Dolayısıyla başvuranın eşinin vefatı ve bu doğrultuda başvuranın hak sahipliği sıfatını kazanması, 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinin yürürlüğe girdiği 1/10/2008 tarihinden sonra olması nedeniyle, eşinden bağlanan ölüm aylığının yanında babasından dolayı da ölüm aylığının ödenip ödenmeyeceğinin mezkûr 54.

madde kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan madde de ise hem eşinden, hem de ana ve/veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara, tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından aylık bağlanacağı açıkça düzenlenmiş olduğundan, başvurana hem eşinden hem de babasından aynı anda ölüm aylığı bağlanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

13) Öte yandan başvuranın, mevcut durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasına da değinmek

gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, vefat eden sigortalının kız çocuklarının hak sahipliği sıfatının tespit edilmesi ve bu bağlamda ölüm aylığına müstahak olup olmadıklarının anlaşılması için, bir üst paragrafta da yer verildiği şekliyle hakkı doğuran olay tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuatın irdelenmesi zaruridir. Bu kapsamda, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce 1479 sayılı Kanun’a göre hak sahipliği sıfatını kazanmış kız çocukları açısından, kendilerine bağlanan ölüm aylıklarının kesileceğine dair 1479 ve 5510 sayılı Kanun’larda herhangi bir hükmün yer almadığı görülmektedir.

14) Esasen bu durum, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce, Sosyal Sigortalar Kurumunun,

Bağ-Kur’un ve Emekli Sandığının ayrı ayrı tüzel kişiliğe sahip ve farklı yasalara göre sosyal güvence sağlayan kurumlar olmasının tabii bir sonucudur. Bu nedenledir ki, her bir Kanun ve kurum kendi sigortalıları açısından hüküm ifade etmektedir. Hal böyle iken, söz konusu kız çocukları açısından açıkça atıf yapılmadıkça diğer yasa hükümlerinin dikkate alınması, sosyal güvenlik hukukunun bu genel yapısına aykırı olacaktır. (Yargıtay Yirmi Birinci Hukuk Dairenin 22/1/2018 tarihli ve E: 2016/10010, K: 2018/409 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr) Kaldı ki, aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin gerekli kıldığı kurallara bağlı tutulmalarının Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olduğu, kanun önünde eşitliğin, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediği, durumlarındaki özelliklerin, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebileceği, bu durumun ise eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmeyeceği belirgindir.

(Anayasa Mahkemesinin 15/12/2007 tarihli ve E:2006/111, K:2006/112 sayılı kararı. Kaynak:

www.corpus.com.tr)

15) Bu nedenlerle; ölüm sigortası bakımından, hak sahipliği sıfatını kazandığı tarihe göre 1479 sayılı

Kanun kapsamında ölüm aylığı bağlanan ve giderek 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca aylık almaya devam kız çocukları ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra hak sahipliği sıfatını kazanması nedeniyle aynı statüde yer almayan başvuran arasında eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini kabule imkân bulunmamaktadır.

16) Kurumumuzca yapılan değerlendirmeler neticesinde; eşinin vefatı ile hak sahipliği sıfatını kazanan

başvuranın, babasından dolayı da ölüm aylığı bağlanması talebinin 5510 sayılı Kanun hükümleri uyarınca reddedilmesine yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

17) İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği’nin

“İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece

“kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak idarenin, başvurana verdiği cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle

“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idareden bahse konu ilkeye de uygun davranması beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

18) 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ

tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Mersin İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle başvurunun reddine;

Kararın başvurana ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Celile Özlem TUNÇAK

Kamu Başdenetçisi V.