|
ÖZET: Başvuran, Şanlıurfa İl Müftülüğü tarafından 2000 yılında köy camisi fahri imam hatibi olarak görevlendirildiğini, bu görevin 2012 yılına kadar sürdüğünü ve bu süre zarfında sigorta primlerinin ödenmediğini belirterek, geçmiş döneme ait primlerin yatırılmasını talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki dönemde fahri imam hatiplikte geçen sürelerin doğrudan hizmet olarak kabul edilmediğini ifade etmiştir. Başvuranın, 2013 yılında imam hatip olarak göreve başlaması nedeniyle 5510 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu ve bu nedenle 2000-2012 yılları arasındaki sürelerin borçlandırılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı ise, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde yalnızca belirli istihdam şekillerinin geçerli olduğunu, bu nedenle fahri imam hatiplerin taleplerinin değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Başvuranın, fahri imam hatip olarak görev yaptığı sürelerin sigortalılık açısından hangi yasal düzenlemelere tabi olduğu ve sosyal güvenlik haklarının nasıl sağlanacağı konusundaki belirsizlikler, Anayasa’nın sosyal güvenlik hakkına ilişkin hükümleri çerçevesinde önem taşımaktadır. Sonuç olarak, başvuranın fahri imam hatip olarak görev yaptığı sürelerin tespiti ve bu sürelerin sosyal güvenlik kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Diyanet İşleri Başkanlığına tavsiye edilmiştir. İlgili kurumların, bu konuda gerekli işlemleri yapmaları ve benzer uyuşmazlıkların önlenmesi için önlemler almaları beklenmektedir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/11186-S.21.17994
BAŞVURU NO : 2021/3989
KARAR TARİHİ : 03/08/2021
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Fahri imam hatip olarak geçen çalışma süreleri hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 19/02/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran; Şanlıurfa İl Müftülüğünün 1/9/2000 tarihli ve sayılı
yazısı ile Şanlıurfa Valiliğinin 29/8/2000 tarihli ve sayılı onayına istinaden Köyü Cami fahri imam hatibi olarak görevlendirildiğini, bu görevinin 18/7/2012 tarihinde Şanlıurfa .
C. imam hatibi olarak atanıncaya kadar devam ettiğini, 1/9/2000 tarihinden 18/7/2012 tarihine kadar
geçen sürede sigorta primlerinin yatırılmadığını belirterek 1/9/2000 tarihinden 18/7/2012 tarihine kadar geçen süreye ilişkin sigorta primlerinin yatırılmasını talep etmektedir
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün başvuru
konusuna ilişkin 31/3/2021 tarihli ve sayılı yazısında özetle;
2.1) 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun’a tabi
olarak çalışmakta iken 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanalar ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak yeniden çalışanlardan fahri imam hatip olarak görev yapanların bu görevlerde geçmiş sürelerinin borçlanma kapsamına alındığı, ancak söz konusu sürelerin borçlandırılmaksızın hizmet sayılmasına ilişkin olarak sosyal güvenlik bakımından gerek 5434 sayılı Kanun’da gerek 506 sayılı Kanun’da gerekse 1479 sayılı Kanun’da açık bir hükmün bulunmadığı, diğer bir deyişle fahri imam hatiplikte geçen sürelerin doğrudan hizmet olarak alınacağına ilişkin gerek 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı
Kanun’da, gerekse bu Kanun’un yürürlüğünden önce yürürlükte olan diğer sosyal güvenlik kanunlarında
herhangi bir hükmün bulunmadığı, sadece 5434 sayılı TC, Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 47. maddesi ile bu Kanun’a tabi çalışan veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi uyarınca hakkında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanan iştirakçilere emekliliğe tabi olmadan köy, kasaba ve mahalle camilerinde dernek, vakıf veya köy bütçesinden ücret alarak imam hatiplik yapanların bu görevlerinde geçmiş sürelerini tespit ettirmek suretiyle borçlanmalarına imkân sağlandığı,
2.2) Öte yandan 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, 5510 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından sonra ilk kez kamu görevlisi olarak atananlar hakkında 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılırken, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce
5434 sayılı Kanun’a tabi olarak çalışmakta iken 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamına alınanlar ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışması olup 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışanlar ve bunların dul ve yetimleri hakkında 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapıldığı, başvuranın da ilk kez 15/10/2013 tarihinde imam hatip olarak göreve başlaması nedeniyle
5510 sayılı Kanun uyarınca Kurumla ilgilendirildiğinden hakkında 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre
işlem yapıldığı,
2.3) Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanun’a 2865 sayılı Kanun’la eklenen ek 47. maddesinin (c) fıkrası ile
iştirakçilerden daha önce herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan, köy, kasaba ve mahalle camilerinde dernek, vakıf veya köy bütçesinden ücret alarak imam hatiplik yapanların bu görevlerde geçmiş sürelerinin borçlanma kapsamına alındığı, ancak ilgililerin bu görevleri müftülükçe verilmiş bir belgeye istinaden yapmış olmaları ve ücretlerinin dernek, vakıf veya köy bütçesinden ödendiğinin defter veya bordro, bu olmadığı takdirde vergi dairesi kayıtlarına istinaden müftülüklerce verilmiş ve mahalli mülki amirlerce onanmış belgelerle tevsik etmiş olmaları şartının getirildiği,
2.4) Söz konusu maddede 3157 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile madde de belirtildiği şekilde fahri
imam hatiplikte geçen sürelerin borçlandırılabilmesi için gerekli belgelerin tevsikinin mümkün olmaması halinde, ilgililerin Diyanet İşleri Başkanlığını temsilen ilgili müftülükleri hasım göstermek suretiyle açtıkları dava sonunda sulh hukuk mahkemesince verilmiş olan kararla hizmetlerini tevsik edebilmeleri olanağının sağlandığı,
2.5) Bu şekilde hizmetlerini tespit ettirenlerin Kuruma başvurmaları halinde; 5510 sayılı Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi çalışmış olup, borçlanma talebinde bulunduğu tarihte de 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c ) bendi kapsamında sigortalı olması, tespit edilen sürelerde fahri hizmetin geçtiği camiye kadrolu veya kadrosuz imam tayin edilmemiş olması, tespit edilen fahri hizmet sürelerinin 18 yaşın üzerinde geçmiş olması, diğer hizmetler (askerlik,
5434 sayılı, 506 sayılı veya 1479 sayılı Kanun’a tabi geçen hizmetler) ile iç içe girmemiş olması, fahri
hizmetin geçtiği süre içinde öğrenimde olduğu anlaşılanların öğrenimi bir başka yerde yapmamış olması, imam hatiplik yapmaya ehil olup olmadığı hususlarının da incelenmiş olması şartlarını yerine getirmeleri kaydıyla 5434 sayılı Kanun’un ek 47. maddesi uyarınca borçlanmalarının yapıldığı,
2.6) Ancak, gerek mülga ek 47. maddenin ve gerekse bu maddede değişiklik yapan 3157 sayılı Kanun’un
incelenmesinden, borçlanma hakkından yararlanabilmek için öncelikle 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi
çalışıyor olmak dolayısıyla borçlanma talebinde bulunduğu veya ölüm tarihinde 5510 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olma zorunluluğu bulunduğunun anlaşıldığı,
2.7) Bu kapsamda başvuran da, ilk kez 15/10/2013 tarihinde imam hatip olarak göreve başlaması
nedeniyle hakkında 5510 sayılı Kanun hükümleri uygulandığından 5434 sayılı Kanun’un ek 47. maddesi uyarınca 1/9/2000-18/7/2012 tarihleri arasında geçen fahri imam hatiplik hizmeti tespit edilse dahi borçlandırılmasının mümkün olmadığı, ayrıca başvuranın fahri imam hatiplikte geçen sürelerine ait primlerinin tahsil edilerek fiili hizmet olarak alınmasına imkân bulunmadığı,
3) Diyanet İşleri Başkanlığının 5/4/2021 tarihli ve 1197652 sayılı yazısı ve eklerinde ise özetle;
3.1) Kamu hizmetlerinin görülmesinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinde yer
verilen istihdam şekilleri dışında personel istihdam edilemeyeceği, bu kapsamda mahalli halkın kendi imkânlarıyla resmi görevli imam olmaması halinde çalıştırdıkları fahri imam hatiplerin işvereninin müftülük olmaması ve bütçede bu amaçla tefrik edilmiş ödeneğin bulunmaması nedeniyle fahri imam hatiplerin taleplerinin değerlendirilmeye alınamayacağının düşünüldüğü, Açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;
4.1) “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde;
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
4.2) “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60. maddesinde;
“Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.”
4.3) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü
ve dördüncü fıkralarında;
“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
5) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5.
maddesinin birinci fıkrasında;
“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”
6) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun;
6.1) “Sigortalılığın zorunlu oluşu, sona ermesi ve sosyal güvenlik sicil numarası” başlıklı 92.
maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında;
“Kısa ve uzun vadeli sigorta kapsamındaki kişilerin sigortalı ve genel sağlık sigortalısı olması, genel sağlık sigortası kapsamındaki kişilerin ise genel sağlık sigortalısı olması zorunludur. Bu Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersizdir.
…
Sigortalılık, bu Kanunda sayılan sigortalı sayılma şartlarının kaybedilmesi veya ölüm halinde sona erer.”
6.2) “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4. maddesinin dördüncü fıkrasının
birinci cümlesinde;
“Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.”
6.3) “506, 1479, 5434, 2925, 2926 sayılı kanunlara ilişkin ortak geçiş hükümleri” başlıklı geçici 7.
maddesinin birinci fıkrasında;
“Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve
5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara
tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.”
7) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun;
7.1) “Sigortalılığın başlangıcı ve mecburi oluşu” başlıklı 6. maddesinde;
“Çalıştırılanlar, işe alınmalariyle kendiliğinden “Sigortalı” olurlar.
Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar.
Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.
Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.”
7.2) “Prim belgeleri” başlıklı 79. maddesinin yedinci fıkrasında;
“Fiilen veya iş yeri kayıtlarından tespit edilecek her türlü bilgiden ya da kamu kuruluşları tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı tespit edilen sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca
Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca resen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir.”
8) 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 47. maddesinde;
“T.C. Emekli Sandığı iştirakçilerinden, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan;
a) Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı mülhak vakıf camilerinde görev yapan ve ücretlerini bu genel müdürlükten alanlar,
b) Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı camilerde kadrolu daimi mezun imam hatip ve müezzin – kayyımlara vekalet edenler,
c) Köy, kasaba ve mahalle camilerinde dernek, vakıf veya köy bütçesinden ücret alarak imam hatiplik yapanlar;
Bu görevlerde geçmiş süreleri için 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununa 20/05/1976 tarihli ve 2012 sayılı Kanunla Eklenen Ek Maddesinin (d) fıkrasının 2 nci bendinde yer alan esas ve oranlara göre borçlandırılırlar.
Köy, kasaba ve mahalle camilerinde yapılan hizmetlerin borçlandırılabilmesi için ilgililerin bu görevleri müftülükçe verilmiş bir belgeye istinaden yapmış olmaları ve ücretlerinin dernek, vakıf veya köy bütçesinden ödendiğinin defter veya bordro, bu olmadığı takdirde vergi dairesi kayıtlarına istinaden müftülüklerce verilmiş ve mahalli mülki amirlerce onanmış belgelerle tevsik etmiş olmaları şarttır.
Şu kadar ki; Bu fıkrada adı geçen belgelerin tevsiki mümkün değilse, ilgilinin, diyanet işleri başkanlığını temsilen ilgili müftülük hasım gösterilmek suretiyle açılan dava sonunda hizmet süresini belirleyen ve yetkili sulh hukuk mahkemesince verilmiş olan bir karar yeterli sayılır.
Bu maddeye göre yapılan borçlandırmalar hakkında da 5434 sayılı Kanunun borçlanmayla ilgili diğer hükümleri uygulanır.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
9) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı
birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
10) Bir numaralı paragrafta da yer verildiği üzere başvuran özetle; fahri imam hatip olarak görev yaptığı
sürelere ilişkin sigorta primlerinin ödenmesini talep etmektedir.
11) Buna karşılık Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ise fahri imam hatiplikte geçen sürelerin
doğrudan hizmet olarak alınacağına ilişkin gerek 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı
Kanun’da, gerekse bu Kanun’un yürürlüğünden önce yürürlükte olan diğer sosyal güvenlik kanunlarında herhangi bir hükmün bulunmadığı, sadece 5434 sayılı TC, Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 47. maddesi ile bu Kanun’a tabi çalışan veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi uyarınca hakkında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanan iştirakçilerden emekliliğe tabi olmadan köy, kasaba ve mahalle camilerinde dernek, vakıf veya köy bütçesinden ücret alarak imam hatiplik yapanların bu görevlerinde geçmiş sürelerini tespit ettirmek suretiyle borçlanmalarına imkân sağlandığı, başvuranın ise ilk kez 15/10/2013 tarihinde imam hatip olarak göreve başlaması nedeniyle hakkında 5510 sayılı Kanun hükümleri uygulandığından 5434 sayılı Kanun’un ek 47. maddesi uyarınca 1/9/2000-18/7/2012 tarihleri arasında geçen fahri imam hatiplik hizmetlerinin tespit edilse dahi borçlandırılmasının mümkün olmadığı, ayrıca başvuranın fahri imam hatiplikte geçen sürelerine ait primlerinin tahsil edilerek fiili hizmet olarak alınmasına da imkân bulunmadığı ifade edilmektedir.
12) Öte yandan somut olaya ilişkin olarak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da; kamu hizmetlerinin
görülmesinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinde yer verilen istihdam şekilleri dışında personel istihdam edilemeyeceği, bu kapsamda mahalli halkın kendi imkânlarıyla resmi görevli imam olmaması halinde çalıştırdıkları fahri imam hatiplerin işvereninin müftülük olmaması ve bütçede bu amaçla tefrik edilmiş ödeneğin bulunmaması nedeniyle fahri imam hatiplerin taleplerinin değerlendirilmeye alınamayacağı belirtilmektedir.
13) Şu durumda başvuruya konu uyuşmazlığın çözümü başvuranın, fahri imam hatip olarak görev
yaptığı sürelerin sigortalılık yönünden tabi olduğu yasal düzenlemelerin tespiti ile herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu Anayasa kuralı karşısında söz konusu çalışması nedeniyle sosyal güvenliğinin nasıl sağlanacağı hususunun tartışılmasını gerekli kılmaktadır.
14) Bilindiği üzere Anayasa’nın 60. maddesinde ifadesini bulan sosyal güvenlik; bireyler için, kendi
istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerinin en aza indirilmesine, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardının güvence altına alınmasına yönelik bir hakkı; devlet için ise, bu güvencenin
gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunmasına yönelik bir ödevi ifade etmektedir. Kişilere sağlanan bu anayasal güvencelerin yaşama geçirilebilmesi için ise devlet, tüm çalışanlara sosyal güvenlik hakkını sağlamak ve bunun için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yönüyle sosyal güvenlik hakkı, sosyal hukuk devleti olmanın en somut göstergelerinden biri olarak sosyal hukuk devletinin dayanağını teşkil etmektedir. Bu nedenle, sosyal güvenlik hukuku alanında oluşturulacak tüm kuralların, özde, sosyal devlet kavramı anlayışına uygun olması zorunludur. Sosyal hukuk devleti, niteliğinin gereği olarak, sosyal güvenlik kavramını yaşama geçirerek somutlaştırır. Nitekim sosyal güvenlik, uluslararası hukuk belgelerinde ve çağdaş anayasalarda temel bir hak niteliğinde görülerek, ekonomik ve sosyal haklar bölümü içinde düzenlenmiştir. Toplumun tüm bireylerini kapsamına alma çabalarının bir sonucu olarak sosyal güvenlik, temelde insan haklarının bir unsuru görünümünü kazanmıştır. (Anayasa Mahkemesinin; 29/4/2021 tarihli ve E: 2021/1, K: 2021/32 sayılı kararı, 16/3/2016 tarihli ve E: 2015/67, K: 2016/21 sayılı kararı, 27/6/1995 tarihli ve E: 1994/90, K: 1995/22 sayılı kararı.
Kaynak: www.corpus.com.tr)
15) Öte yandan sosyal güvenlik kavramı ve sosyal güvenlik hakkı ile ilgili olarak 29/04/2019 tarihli ve
2328 sayılı Tavsiye Kararı’nda da aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“Sosyal güvenlik, belirli sosyal risklerin iktisadi sonuçlarına karşı bireylerin korunması olarak tanımlanmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1944 yılında Philadelphia’da düzenlenen
Uluslararası Çalışma Konferansında sosyal güvenlik kapsamına giren sosyal riskler somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Buna göre, hastalık, yaşlılık, malullük, analık, aileyi geçindiren kişinin ölümü, işsizlik, giderlerin normal sayılmayacak ölçüde artışı, iş kazaları ve meslek hastalıkları, söz konusu riskler arasında yer almaktadır (Bkz. Sait Dilik, “Sosyal Güvenlik ve Sosyal Hizmetler Arasındaki İlişkiler”, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 35, Sayı 1, s. 77). Bu çerçevede söz konusu risklerin gerek mülga sosyal güvenlik kanunlarıyla gerek yürürlükte olan 5510 sayılı Kanunla sosyal güvenlik kapsamına alındığı görülmektedir.
Tarihin akışı içinde sosyal güvenlik hakkına, aile içi yardımlaşmadan, kişisel ve toplu yardımlaşmalardan, ticarî sigortalardan, işverenin sorumluluğu ilkesinden ve sosyal sigortalardan geçilerek gelindiği görülmektedir. Bu hak, insanlığın eski ve derin bir gereksinimi olan yarınından emin olma isteğinin somut bir belirtisidir. Bu istek ve gereksinim, toplumun her zümresi ve her sınıfı için geçerli olmakla birlikte maddi ihtiyatlara sahip olmayan bireyler bakımından daha baskın şekilde kendini hissettirmektedir. Pierre
Laroque’nin ifadesiyle sosyal güvenlik, bir ülke halkının bugününü ve yarınını güven altına almayı amaçlayan ve birbiri arasında sıkı bir birlik ve uyum kurulmuş olan bir önlemler ve kurumlar bütünüdür.
Bir tanıma göre de sosyal güvenlik, her şeyden önce, herkeste bir güvence duygusu yaratmak, bu güvenceyi bozacak her riski önlemek ve bu riskleri etkili bir biçimde yok edecek durumları sağlamak sorunudur (Bkz.
Cahit Talas, “Türkiye’de Sosyal Güvenlik ve Karşılaşılan Sorunlar”, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 31, Sayı 1, s. 3-4).
Sosyal güvenlik hakkı, bugün çalışma gücüne sahip olan bireylerin, geleceği mukadder olan ve çalışma gücünden yoksun kalacakları yarınlarda yaşamalarını mümkün kılacak yol olarak belirmektedir. Her birey için geçerli olan bu durumun gerçekliği göz önünde bulundurularak söz konusu hak, Anayasamızca herkese tanınmış bulunmaktadır.”
16) Görüldüğü üzere gerek sosyal güvenlik kavramının anlamı gerekse sosyal hukuk devleti temelinde
vazedilen pozitif normlar, bireylerin sosyal güvenliklerinin sağlanmasının zorunlu olduğunu, devletin bu amaçla gerekli tüm önlemleri almakla yükümlü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
17) Bu noktada kadrosu olmayan veya kadrosu olup da kadrolu imam hatibi bulunmayan kimi yerleşim
yerlerinde ücret karşılığında çalıştırılan fahri imam hatiplerin, sosyal güvenliklerine ilişkin en özel yasal düzenlemenin 21/7/1983 tarihli ve 2865 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 5434 sayılı Kanun’a eklenen ek 47. madde olduğu görülmektedir. Söz konusu düzenleme, 5434 sayılı Kanun’a tabi çalışan veya 5510 sayılı
Kanun’un geçici 4. maddesi uyarınca hakkında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanan iştirakçilerden herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan köy, kasaba ve mahalle camilerinde dernek, vakıf veya köy bütçesinden ücret alarak imam hatiplik yapanların bu görevlerde geçtiği tespit edilen sürelerinin borçlandırılmasına olanak tanımaktadır. Bununla birlikte fahri imam hatiplik sürelerinin borçlanabilmesi için ilgilerin Emekli Sandığı iştirakçisi olması ve bu görevlerini maddede belirtilen belgelerle tevsik etmeleri şartı aranmaktadır. Daha sonra 3157 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile anılan hükümde değişiklik yapılarak, belirtilen belgelerin tevsikinin mümkün olmaması halinde Diyanet İşleri Başkanlığını temsilen ilgili müftülük hasım gösterilmek suretiyle açılan dava sonunda hizmet süresini belirleyen ve yetkili sulh hukuk mahkemesince verilmiş olan bir kararın borçlanma için yeterli sayılacağı öngörülmüştür.
18) Bu noktada, 5434 sayılı Kanun’un ek 47. maddesinin anlamının ve amacının anlaşılabilmesi için
2865 sayılı Kanun’un şu gerekçelerinin hatırlanmasında yarar vardır:
“Sosyal devlet bütün fertlerini sosyal güvenliğe kavuşturmakla görevlidir. Devletimiz sosyal bir hukuk devleti olarak bu ilkeyi daima göz önünde bulundurmuş, maddî gücü ve imkânları ölçüsünde de bütün fertleri sosyal güvenliğe kavuşturmaya gayret etmiştir. Bu maksatla her geçen gün yeni bir sosyal kesimin sosyal güvenliğe kavuşturulduğu herkesin bildiği bir hakikattir. Nitekim 30.4.1982 gün ve 17630 sayılı
Resmî Gazetede yayımlanan 28.4.1982 gün ve 2265 sayılı Kanunla 5434 sayılı TC Emekli Sandığı
Kanununun bazı maddeleri değiştirilmek suretiyle 1.3.1965 tarihinden önce hiçbir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan çalışan çarşı ve mahalle bekçileri de çalıştıkları bu süreleri borçlanmak imkânına kavuşturulmuşlardır.
Bu değişiklikle borçlanmaları öngörülen kimseler de aynen çarşı ve mahalle bekçileri gibi hiçbir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olmadan din hizmeti yapmış kişileri kapsamaktadır. Devletin denetim ve düzenlemesine tabi din hizmetlerini, yıllarca devlet imkânı ve kadrosu olmaksızın yürütmüş olan, halkın birlik, beraberlik içinde yaşaması yolunda büyük çaba ve gayretleri inkâr edilemeyecek bir kesimin öncelikle sosyal güvenliğe kavuşturulması gerekecektir. Birlik ve beraberliğe olan ihtiyacımız göz önüne alınacak olursa, bunun önemi ayrıca anlaşılacaktır.
…
Netice:
Teklif edilen kanunun kabul edilmesi ile şu anda Devlet kadrolarında görevli bulunan, yaşlan memuriyete geç girmiş olmaları sebebiyle ilerlemiş olmasına karşılık emeklilik hakkını iktisap edememiş olanlara büyük bir imkân getirerek, hem Devlet memurlarını rahatlatacak, hem de bu kadroların gençleştirilmesi sağlanarak hizmetin dinamizmi sağlanacaktır.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu, memuriyet öncesi çalışmış kimselere borçlanma imkânları sağlayan
maddeler ve değişikliklerle dolu olduğu gibi, memuriyete geç girmiş olanların hizmetlerini yetiştirmek için borçlanmalarını öngören hükümlerle doludur. Ancak, bu değişikliklerde kadrosuz camilerle mülhak camilerde geçen hizmetlerden söz edilmemiştir. Laik Devletin sosyal güvenlik getirirken Devlet memurları içine aldığı din görevlilerini de sosyal güvenliğe kavuşturması, bu hizmetin daha düzenli ve istenilen doğrultuda yürütülmesi bakımından zarurîdir. Çünkü 442 sayılı Köy Kanununda köy imamlarının nasıl tayin edilecekleri ile birlikte, görevleri de sayılmış ve kanunla kendilerine görev de verilmiştir. Ayrıca 633 sayılı Diyanet işleri
Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunda da bu konuda hükümler bulunmaktadır. Köyde muhtar ve öğretmenle birlikte yönetime katılmış ve sorumluluk taşımış kişi olarak köy imamının sosyal güvenliğe kavuşturulmamış olması, köy hizmetlerindeki başarının düşük olmasında etkili olmuştur. Kanun öğretmen ve muhtardan sonra ve özellikle Devlet imkânlarının erişemediği kadrosuz köylerdeki imamları ve daha önce bu hizmetleri ifa edenleri sosyal güvenliğe kavuşturmayı sağlayacaktır.”(Bk. 5434 Sayılı T. C. Emekli
Sandığı Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin Danışma Meclisince Kabul Olunan
Metni ve Millî Güvenlik Konseyi Bütçe – Plan Komisyonu Raporu. D. Meclisi : 2/52 ; M. G. Konseyi :
2/123. https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MGK_/d01/c009/mgk_01009151ss0593.pdf)
19) Şu halde kanun koyucunun yaklaşık kırk yıl önce, kadrosu olmayan köy, kasaba ve mahalle
camilerinde herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan fahri imam hatiplik yapan kişilerin sosyal güvenliklerinin sağlanmasını yasal düzenlemeye konu ettiği, bu doğrultuda 5434 sayılı Kanun’a eklenen ek 47. maddenin sosyal hukuk devleti olmanın bir gereği olarak bu kişilerin sosyal güvenliğe kavuşturulmasını amaçladığı anlaşılmaktadır.
20) Öte yandan 5434 sayılı Kanun’a eklenen ek 47. maddenin yürürlüğe girmesiyle, kadrosu olmayan
köy, kasaba ve mahalle camilerinde herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan fahri imam hatiplik yapan kişilerin sosyal güvenlikleri bakımından yaşanan uyuşmazlıkların nitelendirilmesinde bu taleplerin, 506 sayılı Kanun’un 79. maddesi bağlamında hizmet tespitine mi yönelik olduğu yoksa 5434 sayılı Kanun’un ek 47. maddesine mi ilişkin olduğu sorunu ortaya çıkmıştır. Bu sorun, fahri imam hatip olarak çalışan kişilerden Emekli Sandığı iştirakçiliği bulunanlar yönünden 5434 sayılı Kanun’un ek 47.
maddesinin, diğer taraftan Emekli Sandığı iştirakçiliği bulunmayanlar yönünden ise hizmet tespitine ilişkin
506 sayılı Kanun’un 79. maddesinin yasal dayanak kabul edilmesi gerektiği şeklinde çözümlenmiştir. Bu
durumda, Emekli Sandığı iştirakçiliği olmaması nedeniyle ek 47. madde kapsamına girmeyenlerin istemlerinin, 506 sayılı Kanun hükümlerine göre ele alınması gerektiği kabul edilmelidir. (Yargıtay
Üçüncü Hukuk Dairesinin, 30/11/2004 tarihli ve E: 2004/13598, K: 2004/13330 sayılı kararı. Yargıtay
Onuncu Hukuk Dairesinin; 5/6/2003 tarihli ve E: 2003/4045, K: 2003/4718 sayılı kararı; 16/9/2003 tarihli ve E: 2003/4578, K: 2003/5769 sayılı kararı. 12/2/2009 tarihli ve E: 2007/23663, K: 2009/1432 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)
21) Hal böyle iken, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan fahri imam hatiplik yapan
kişilerin sosyal güvenliklerini konu alan uyuşmazlıkların çözümünde, gerek 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçi olanlar gerekse 5510 sayılı Kanun’un
geçici 4. maddesi uyarınca haklarında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanan kişiler ile 5434 sayılı Kanun kapsamında hizmeti olmayanlar arasındaki bu farklılığın dikkate alınması gerekmektedir.
22) Bu noktada, ilgililerin fahri imam hatip olarak çalıştıkları sürelerin 506 sayılı Kanun kapsamında
nasıl ele alınacağı sorunu üzerinde durulmalıdır. Önemle belirtmek gerekir ki, Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin uyuşmazlıkların, kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunlu ve gereklidir. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür uyuşmazlıklarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. (Yargıtay
Onuncu Hukuk Dairesinin; 11/12/2018 tarihli ve E: 2018/2371, K: 2018/10445 sayılı kararı. Kaynak:
www.corpus.com.tr)
23) Bu doğrultuda, fahri imam hatip olarak çalışma olgusunun her türlü belge ile ispat edilebileceği göz
önünde bulundurularak; ilgililerin, hangi döneme ilişkin çalışmalarının tespitini talep ettiğinin açıklanmasının, talep edilen çalışma dönemindeki gerçek işverenin belirlenmesine yönelik olarak iddia edilen çalışmanın müftülük nezdinde mi, yoksa köy tüzel kişiliği nezdinde mi geçtiğinin belirlenmesinin ve bu bağlamda, ücret alındıysa kimden alındığının, görevlendirme yapıldıysa, kim tarafından yapıldığının, il/ilçe müftülüklerinin onayının bulunup bulunmadığının araştırılmasının ve söz konusu çalışma sürelerinin sübutu anlamında gösterilen delillerle bağlı kalmadan, ilgililerin tespite konu çalışmalarını bilebilecek söz konusu çalışmaların geçtiği iddia edilen yerleşim yerlerinde yaşamış kişilerin beyanlarının alınmasının ve böylece elde edilen delillerin hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi uyuşmazlık konusu çalışmaların hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenmesinde başvurulması gereken yöntemlerdir. (Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin; 24/5/2013 tarihli ve E: 2012/19607, K: 2013/11486 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr) İfade etmek gerekir ki; 5510 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin atfıyla uygulama alanı bulan 506 sayılı Kanun’un 79.
maddesi uyarınca söz konusu çalışma sürelerinin Kurum tarafından, işyeri kayıtlarına ilişkin her türlü bilgiden ya da kamu kuruluşları tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden tespit edilmesi mümkündür.
24) Öte yandan, bu türden uyuşmazlıklarda işveren kavramı, sigortalı sayılması gereken kişiyi çalıştıran
kişiye işaret etmekte olup; çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesi, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılması, bir başka anlatımla, iddianın sübutu, kanıtlama yükümlülüğü ve varılan sonucun infazı açısından, husumetin kendisine yöneltilmesi zorunlu olan kişidir. (Yargıtay Onuncu Hukuk
Dairesinin; 20/2/2019 tarihli ve E: 2016/16840, K: 2019/1459 sayılı kararı. Yargıtay Yirmi Birinci Hukuk
Dairesinin; 5/11/2015 tarihli ve E: 2015/18658, K: 2015/19600 sayılı kararı; 26/4/2016 tarihli ve E:
2015/15445, K: 2016/7371 sayılı kararı; 9/3/2017 tarihli ve E: 2016/6866, K: 2017/1802 sayılı kararı.
Kaynak: www.corpus.com.tr)
25) Bu nedenle fahri imam hatip olarak geçen çalışma sürelerinin tespitinde, primleri ödemekle
yükümlü tutulacak tarafın, bir diğer deyişle işverenin köy tüzel kişiliği mi yoksa Diyanet İşleri Başkanlığı mı olduğu hususu çözümlenmesi gereken bir diğer sorun alanıdır. Zira iş ilişkisinde işveren sıfatı bulunmayan tarafın, söz konusu çalışma sürelerine ilişkin sosyal güvenlik primlerinden sorumlu tutulması
mümkün değildir. Bununla birlikte ister köy tüzel kişilikleri ister Diyanet İşleri Başkanlığı işveren sıfatına sahip olsun, ilgililerin fahri imam hatip olarak çalışmalarının tespit edildiği durumlarda bu husus hiçbir şekilde sigortalı sayılmalarına engel teşkil etmeyecektir. Bu noktada çalışmanın varlığının tespit edilmesinden sonra Kuruma düşen, ilgilinin fahri imam hatiplikte geçen çalışma sürelerine sigortalılık niteliği kazandırılmasıdır. Gerçekten de, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu Anayasa kuralı ve çalıştırılanların, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalılar ile bunların işverenleri hakkındaki sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten itibaren başlayacağı, bu suretle sigortalı olma hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yasal gerçeği karşısında, aksi yöndeki bir uygulamanın hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil edeceğinden şüphe duyulmamalıdır.
26) Tüm bu açıklamalar sonrasında somut olaya gelince; başvuranın, 29/8/2000 tarihli ve 478 sayılı
ücreti köy bütçesi, dernekler veya vakıflarca ödenen cami görevlileri atama onay yazısı ile Diyanet İşleri
Başkanlığı Sınav, Atama, Nakil ve Görevde Yükselme Yönetmeliği’nin 32/f maddesi uyarınca, müftü ve vali yardımcısının teklifi, valinin onayı ile asgari ücret düzeyinde ücretin köy halkı tarafından ödenmek üzere Şanlıurfa ili Köyü Camii fahri imam hatibi olarak görevlendirildiği anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda başvuranın, fahri imam hatip olarak görevlendirildiği konusu uyuşmazlık dışıdır. Şu halde, dosya kapsamından 5434 sayılı Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında hizmeti bulunmadığı anlaşılan başvuranın, fahri imam hatip olarak görev yaptığı sürelere ilişkin sigorta primlerinin yatırılması talebinin 506 sayılı Kanun’un 79. maddesi kapsamında ele alınması gerekmektedir.
Bu durumda, söz konusu madde ve yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda, gerek görevlendirme onay yazısı gerekse ilgili müftülük ya da köy kayıtlarından elde edilecek bilgi ve belgeler dikkate alınarak başvuranın fahri imam hatip olarak çalıştığı sürelerin tespit edilerek sigortalı niteliğinin kazandırılmasının
Sosyal Güvenlik Kurumun Anayasal ödevi olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
27) Kurumumuzca yapılan değerlendirmeler neticesinde; mevcut bilgi ve belgelerin yanında, Diyanet
İşleri Başkanlığı, ilgili müftülük ve kayıtlarından elde edilecek bilgi ve belgeler ile başvuranın fahri imam hatip olarak çalıştığı sürelerin tespit edilmesi ve bu sürelere sigortalılık niteliği kazandırılması gerekirken, aksi yönde tesis edilen Kurum işleminde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
28) İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği’nin
“İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idareler tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece “kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak idarelerin, başvurana verdiği cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarelerden bahse konu ilkeye de uygun davranmaları beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
29) 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ
tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)
dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Şanlıurfa İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle;
Başvuranın fahri imam hatip olarak görev yaptığı sürelerin tespiti ile bu sürelere ilişkin sosyal güvenlik hakkının sağlanmasını teminen gerekli işlemlerin tesis edilmesi ve ayrıca benzer uyuşmazlıkların yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınması hususlarında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile
Diyanet İşleri Başkanlığına tavsiyede bulunulmasına,
6328 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bu karar üzerine idareler tarafından tesis
edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
Kararın, başvurana, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ve Diyanet İşleri Başkanlığına tebliğine,
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi