|
ÖZET: Başvuran, eşi polis memurunun 2017 yılında vefat etmesi sonrası, kendisine ve diğer hak sahiplerine bağlanan aylıkların 5434 sayılı Kanun yerine 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanması gerektiğini savunmuştur. Başvurusunda, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan hatalı işlemler neticesinde kendisine ve diğer hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığını, bu nedenle borçlandırıldıklarını belirtmiştir. Başvuran, SGK’nın hatasının kendisine ait olmadığını, dolayısıyla borç çıkarılmaması gerektiğini talep etmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın aylıklarının başlangıçta 5510 sayılı Kanun’a göre hesaplandığını, ancak daha sonra sehven 5434 sayılı Kanun’a göre ödeme yapıldığını ifade etmiştir. Hatanın fark edilmesiyle birlikte, aylıkların yeniden 5510 sayılı Kanun’a göre hesaplandığı ve fazla ödenen tutarların 24 ay içinde geri alınacağı belirtilmiştir. Bu süreçte, başvuranın ve diğer hak sahiplerinin aylıklarından ¼ oranında kesinti yapılacağı da bildirilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin hukuka uygun olmadığını değerlendirerek, SGK’nın yaptığı işlemlerin yasal dayanağı bulunduğunu ve başvurunun reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurana yapılan fazla ödemelerin geri alınmasının kamu yararı açısından meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/7822-S.21.12571
BAŞVURU NO : 2020/103124
KARAR TARİHİ : 21/05/2021
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Başvurana 5510 sayılı Kanun yerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine
BAŞVURUNUN KONUSU :
göre aylık ödenmesi nedeniyle ortaya çıkan fazla ödemenin geri alınması hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 17/12/2020
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran özetle, polis memuru olan eşinin 9 yıl hizmeti bulunmaktayken 2017 yılında vefat ettiğini, ilk olarak kendisine, kızına ve eşinin annesine 5434 sayılı Kanuna göre aylık bağlandığını, bağlanan aylığın ve ödenen emekli ikramiyesinin düşük olduğu gerekçesiyle 1.4.2018 tarihinde Sosyal
Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurduğunu, tarafına verilen 20.4.2018 tarihli yanıtta bağlanan aylığın ve ikramiyenin hesabında herhangi bir hata bulunmadığının bildirildiğini, son olarak 2020 yılı içerisinde emekli aylığının düşük olduğu ve eşinin annesinin maddi durumunun iyi olduğu gerekçesiyle aylığının yeniden değerlendirilmesi talebiyle SGK’ya bir kez daha başvurduğunu, bu kez 30.11.2020 tarihli yazıyla verilen yanıtta kendisine, kızına ve eşinin anne-babasına 5510 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması gerekirken sehven 5434 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlandığının anlaşıldığı ve fazla ödendiği anlaşılan aylıkların borç çıkarıldığının bildirildiğini, yeni durumda aylık tutarlarının da düştüğünü, bu nedenle geçmişe dönük olarak adına 22.687,80 TL, kızı adına 11.334,18 TL borç çıkarıldığını, söz konusu borcun aylıklarından ¼ oranında kesilmeye başlanacağını, bütün bunlar nedeniyle maddi olarak zor duruma düştüklerini oysa ki yapılan işlemlerde kendi kusur, kabahat ve kasıtlarının olmadığını, hatanın SGK’da olduğunu belirterek aylıklarının 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanmasını talep etmiştir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 25.01.2021 tarihli ve S.21. sayılı bilgi belge isteme yazısına cevaben Sosyal
Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen
03.03.2021 tarihli ve E sayılı yazıda ilgili mevzuat hükümlerine
de yer verilmek suretiyle özetle; 2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun geçici 4 üncü maddesi gereği
2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı T.C.Emekli Sandığı Kanununa tabi çalışması olanlar
hakkında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ile yürülükten kaldırılan hükümleri de dahil olmak üzere
5434 sayılı Kanun hühümlerine göre işlem yapılmaya devam edildiği, 2008 yılı Ekim ayı başından sonra
ilk defa 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamında çalışmaya başlayanların kendileri ve vefatları halinde hak sahipleri hakkında ise 5510 sayılı Kanuna göre işlem yapıldığı, 2.2. 5434 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinde iştirakçilerin vefatları halinde dul ve yetimlerine ödenecek aylık toplamının 14 üncü derecenin 2 nci kademesi üzerinden 30 fiili hizmet yılı için hesaplanacak emekli aylığının dul ve yetim sayısına göre belirlenen oranından düşük olamayacağının düzenlendiği, 2.3. 5510 sayılı Kanunun 33 üncü ve 34 üncü maddelerinde Kanunun 4/1-(c) bendine tabi çalışmakta ve 9000 günden az prim ödeme gün sayısı bulunmaktayken vefat edenlerin Kanunun 29 uncu maddesine göre hesaplanacak ölüm aylık tutarının hak sahiplerine ne şekilde paylaştırılacağının düzenlendiği, 2.4. 5510 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde hak sahiplerinin aylıklarının hesabına esas tutarın alt sınırının ne şekilde belirleneceği ve hak sahiplerine hangi oranla ödeneceği düzenlenmişken Kanunun eklenen ek 19 uncu madde ile dosya bazında yapılacak ödemeler toplamının 1.500 Türk lirasından az olamayacağı belirlendiği, 2.5. 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendine tabi olanların kendilerine ve hak sahiplerine ödenecek aylıkların artırılmasında 4688 sayılı Kanunun 28 inci maddesi uyarınca toplu sözleşme hükümlerinin dikkate alındığı, 2.6. 5434 sayılı Kanunun ek 81 inci maddesi uyarınca emniyet hizmeti sınıfına dahil kadrolarda çalışmaktayken vefat edenlerin hak sahiplerine toplam 100-TL tutarında ek ödemenin her ay aylıkları oranında paylaştırılarak ödendiği, 2.7. Başvuranın eşi ‘in 7.12.2009-7.6.2011 tarihleri arasında polis akademisindeki eğitiminden sonra 8.6.2011 tarihinde ilk defa 4/1-(c) bendi kapsamında polis memuru olarak atandığı, aynı kadroda görev yapmaktayken 3.8.2017 tarihinde vefat ettiği, müteveffanın toplam 9 yıl 2 ay 17 gün hizmet süresine karşılık 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre başvurana (10/20), yetimine (5/20)
uaranında aylık bağlanıp emekli ikramiyesi tahakkuk ettirildiği, aylığa hak kazanma durumları araştırılıcak olan anne ve babasına ikramiye yönünden ödenecek tutarın saklı tutulduğu, 2.8. Gelirlerinin cari asgari ücretin net tutarı altında olduğu tespit edilen anne ve babasına 5/40 oranında aylık bağlandığı, saklı tutulan emekli ikramiyesinin tahakkuk ettirildiği, 2.9. Başvuranın 22.10.2018 tarihinden çalışmaya başladığının tespiti üzerine 100 TL ek ödemesinin kesildiği ve yersiz ödenmiş olan 100 TL tutarındaki ek ödemenin borç çıkarıldığı, söz konusu çalışmanın
24.5.2019 tarihinde sona erdiğinin tespiti üzerine 1.6.2019 tarihinden itibaren yeniden ek ödemeden
yaralandırıldığı, ancak söz konusu ek ödemeye bağlı işlem yapılırken aylıkların sehven 5434 kapsamında bulunduğu değerlendirilerek aylıkların 5434 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesindeki alt sınır aylığı tutarına yükseltildiği, 2.10. Müteveffanın babasının 19.7.2019 tarihinde aylığından feragat etmesi üzerine aylıktan çıkarıldığı, payının ise müteveffanın annesine aktarıldığı,
2.11. Dosyada 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre ödeme yapıldığının anlaşılması üzerine 2.11.2020 tarihli işlem ile dosyadaki aylıkların 15.8.2017-15.12.2020 dönemi için yeniden 5510 sayılı kanun hükümlerine göre hesaplandığı, bunun neticesinde başvurana 22.687,80 TL, müteveffanın yetimine 11.334,18 TL, annesine 8.852,79 TL borç çıkarıldığı, 24.11.2020 tarihli yazıları ile söz konusu borç tutarının 24 ay içinde ödenmemesi halinde fazi tahakkuk ettirileceği, anılan borç nedeniyle aylıklarından
¼ oarnında kesinti yapılmaya başlanacağının bildirildiği, 2.12. Başvuranın müracaatı üzerine yeniden yapılan incelemede 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan hesaplamada prim ödeme gün sayısının 9000 yerine sehven 7200 alındığının anlaşılması üzerine aylıkların yeniden hesaplandığı, yeni hesaplama sonrası oluşan artış tutarının 2.11.2020 tarihli işlemle oluşan borçtan mahsup edildiği, kalan tutarın ilgililerin 2021 yılı aylıklarından kesilmeye başlandığı, 2.13. Müteveffanın annesinin kendi çalışmaları nedeniyle yaşlılık aylığı almaya başlaması nedeniyle
1.2.2021 tarihi itibarıyla aylıklarının kesildiği ve dosyadan çıkarıldığı, dosyadan çıakrılmasının diğer hak
sahiplerinin ödeme yapılan oranı değiştirmediği, 2.14. Tüm bu işlemler neticesinde başvuran adına 3.501,68 TL, müteveffanın yetimi adına 1.825,90 TL, annesi adına 1.186,12 TL borç tutarı bulunduğu ve söz konusu borç tutarının ilgililerin kurumdan almakta oldukları aylıklardan ¼ oranında kesilerek tahsiline deavm edileceği, hususları bildirilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının; 3.1. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. Maddesi; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” 3.2. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek I No’lu Protokolün “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1’inci maddesi; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” 5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.
6. 31/05/2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun;
6.1. “Sigortalı sayılanlar” başlıklı 4 üncü maddesi; “Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
…
c) Kamu idarelerinde;
1) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak
çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar, …
Sigortalı sayılır.” 6.2. “Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlıklı 96 ncı maddesi; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
“5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4 üncü maddesinin 4 üncü ve beşinci fıkraları; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılır…
Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun
hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/6/2010-5997/10 md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.” hükümlerini amirdir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
7. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde, başvuran hakkında tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durumun bulunmadığı değerlendirildiğinden, ret kararı verilmesine ilişkin öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran özetle, hatalı olarak 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlandığı belirtilerek 5510 sayılı Kanuna göre yeniden hesaplandığını, bu nedenle adlarına borç çıkarıldığını, eşinin vefayı sonrası kendisine, kızına ve eşinin anne-babasına bağlanan aylıkların bağlanan , yapılan işlemlerde kendi kusur, kabahat ve kasıtlarının olmadığını, tüm hatanın SGK’da olduğunu belirterek çıkarılan borcun iptalini ve aylıklarının yeniden 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanmasını talep etmektedir.
9. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; başvurana ve diğer hak sahiplerine ilk olarak 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre ödeme yapılmaktayken başvuranın aylığında yapılan tadil işlemi sırasında sehven 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre ödeme yapılmaya başlandığı, hatanın farkedilmesi üzerine yeniden 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre ödeme yapılmaya başlandığı, bu süreçte fazla ödendiği tespit edilen tutarların ise 24 ay içinde yapılan ödemeler için fazisiz olarak borç çıkarıldığı ve Kurumdan almakta oldukları aylıklardan ¼ oranında kesildiği bildirilmiştir.
10. Bu çerçevede uyuşmazlığın; eşinden dolayı başvurana ve diğer hak sahiplerine hangi Kanun uyarınca aylık ödemesi yapılması gerektiği ile fazla yapılmış ödeme bulunmaktaysa söz konusu ödemenin ne şekilde geri alınacağı noktalarında düğümlendiği anlaşılmaktadır.
Başvurana ve diğer hak sahiplerine aylık ödenecek kanunun belirlenmesi yönünden 13. 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde kamu idarelerinde çalışıp maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmeyenlerin de sigortalı sayılacağı, 104 üncü maddesinde 5434 sayılı Kanuna yapılan atıfların Kanunun ilgili maddelerine yapılmış sayılacağı, 106 ncı maddesinde 5434 sayılı Kanunun hangi hükümlerinin yürülükten kaldırıldığı, 108 inci maddesinde anılan maddelerin 2008 yılı Ekim ayı başında yürülüğe gireceği düzenlenmiştir.
14. 5510 Kanunun geçici 4 üncü maddesinde ise Kanunun yürürlük tarihinden önceki dönemde kamu görevlilerinin sigortalılığına ilişkin düzenlemelerin bulunduğu 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmiştir. Buna göre, 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanununa tabi çalışması olanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında hakkında yürülükten kaldırılan hükümleri de dahil olmak üzere
5434 sayılı Kanun hühümlerine göre işlem yapılmaya devam edilecektir.
15. Somut olayda başvuranın eşinin 7.12.2009-7.6.2011 tarihleri arasında polis akademisindeki eğitiminden sonra 8.6.2011 tarihinde ilk defa 4/1-(c) bendi kapsamında polis memuru olarak atandığı görülmektedir. Buna göre, 5434 sayılı Kanun kapsamında çalışması bulunmayan başvuranın geride kalan
hak sahipleri hakkında 5510 sayılı Kanunun Geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı, haklarında 5510 sayılı Kanun hükümleri açıktır.
16. Nitekim başvurana ve diğer hak sahiplerine 9000 prim ödeme gün sayısından az günü bulunmaktayken vefat eden ’den dolayı ilk defa ölüm aylığı bağlanırken bu hususa riayet edilerek 5510 sayılı Kanunun 29, 33, 34 ve 55 inci maddeleri esas alınarak işlem yapılmıştır. Ancak başvuranın ilk tahsis işleminden daha sonraki bir tarihte başlayan sigortalı çalışmasının sonlanması üzerine emeklilik dosyasındaki aylıkların yeniden hesaplanması sırasında idare tarafından hatalı olarak
1.6.2019 tarihinden itibaren başvurana ve diğer hak sahiplerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre ölüm
aylığı ödenmeye başlandığı, hatanın farkedilmesi üzerine başvuranın ve dosyadaki diğer hak sahiplerinin aylıklarının 1.1.2021 tarihinden itibaren yeniden 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanarak ödenmeye devam edildiği anlşaılmıştır.
17. Bu çerçevede, başvuranın 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık ödenmekteyken Kurum hatası sonucu 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre ödenmeye başlanan aylığının hatanın farkedilmesi neticesinde yeniden 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre ödenmeye devam edilmesinde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Fazla yapılan ödemelerin geri alınması yönünden; 18. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa’nın 35 inci maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu ifade edilmektedir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
19. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (AYM, Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan ölüm aylıklarının geri alınmasına karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Başvuranın ölüm aylıklarının 5510 sayılı Kanun hükümleri yerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanarak ödenmesi nedeniyle başvurana fazladan ödenen iki aylık tutarı arasındaki farkların borç çıkarıldığı göz önüne alındığında, başvuranın mülkiyet hakkı çerçevesinde bir menfaatine müdahalede bulunulduğunun kabulü gerekir.
20. Öte yandan, Anayasa’nın 35’inci maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Buna göre mülkiyet hakkı da yapılan müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesinin gözetilmesi şartıyla sınırlanabilmektedir. Bu esaslar çerçevesinde başvuranın talepleri değerlendirildiğinde;
Kanunilik; 21. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın
Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
(AYM, Bekir Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).
22. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (AYM, Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).
23. Somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından çıkarılan borç kaydının yasal dayanağının
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesi olduğu görülmektedir.
Madde ile SGK tarafından fazla veya yersiz yapıldığı anlaşılan her türlü ödemenin geri alınacağı ancak fazla veya yersiz ödemenin ne şekilde ve hangi esaslar doğrultusunda geri alınacağının ise fazla veya yersiz ödemeyi doğuran sebebin sigortalıların kasıt veya kusurundan doğması ile Kurum hatasından kaynaklanmasına göre farklılaşacağı belirlenmiştir. Nitekim başvurana fazla ödenen aylıkların, ödemenin
Kurum hatasından kaynaklandığı kabul edilerek 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin (b) bendi kapsamında yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz olmak üzere borç çıkarıldığı ve ilgililerin
Kurumdan almakta oldukları aylıklardan ¼ oranında kesildiği görülmektedir. bu durumda, anılan düzenlemelerin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının hukuki sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.
Meşru Amaç 24. Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması gerekmektedir.
25. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavram olmakla beraber devlet organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir (AYM, Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 34-36; İsmail Hakkı Bulunmaz, B. No: 2014/2960, 4/10/2017, §§ 64).
26. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığını sağlamaktır.
27. Anayasa Mahkemesinin 10/02/2016 tarihli ve E: 2015/97, K: 2016/10 sayılı kararında 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin
Anayasaya aykırılığı iddiası hakkında yapılan değerlendirmede; “Kural, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, Kurum’un hatalı işlemi nedeniyle ilgiliye yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, Kurum tarafından
Kanun’a aykırı şekilde ilgililere yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.
Öte yandan Kurum’un hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiş, kanun koyucu sebepsiz zenginleşene hatalı işlemin tebliğinden itibaren yirmidört ay gibi uzun bir süre faizsiz iade yapması için seçenek tanımıştır. Dolayısıyla kural Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.” ifadelerine yer verilerek iptal talebinin reddine karar verilmişken, 2017/44 E., ve 2017/118 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme
5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “Kural,
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.
28. Özetle her iki kararda da itiraza konu kuralların sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olduğu; ilgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurumun gider kaybının önlenmesini, Kurumun aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını ve böylece Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesinin amaçlandığı; bu anlamda anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığının anlaşıldığı belirtilmiştir.
29. Bu çerçevede, 5510 sayılı Kanun hükümleri yerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre fazladan ödendiği anlaşılan ölüm aylıklarının geri alınması işlemlerinin amacının sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu durumda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
Ölçülülük 30. Anayasa Mahkemesi’nce yapılan değerlendirmelerde mülkiyet hakkının sınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35 inci maddesinin temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının düzenlendiği 13 üncü maddeyle birlikte ele alınması gerektiği, 35 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan sınırlama ve güvence ölçütlerinin 13 üncü madde ışığında yorumlanması gerektiği ifade edilmekte, bu kapsamda bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, 29/12/1999).
31. Ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade edilmektedir. (AYM, E:2011/111, K:2012/56, T:11/4/2012; E:2012/102,
K:14.2012/207, T:27/12/2012; E:2012/149, K:2013/63, T:22/5/2013; E:2014/176, K:2015/53,
T:27/5/2015; E:2015/43, K:2016/37, T:5/5/2016; E:2016/13, K:142016/127, T:22/6/2016; Mehmet
Akdoğan ve diğerleri, § 38).
32. Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen müdahalenin temelini oluşturan kamu yararı karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması, kanuni bir dayanağı olup meşru amaçlara dayansa dahi müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının değerlendirme konusu yapılması, mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerektiği ifade edilmektedir (Korkut Bahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43; Tevfik
Baltacı, B. No: 2013/8074, 09/03/2016, § 48-50,66).
33. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü hakkında ise, kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların ne derece katkısının olduğuna bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018, § 50; Uğur Ziyaretli, § 65).
34. Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan birinin de kamu makamlarının tutum ve davranışları olduğu, bu bağlamda idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği; idarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz ettiği belirtilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, §51,52; Tevfik Baltacı, § 48,70,71). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.
35. Ayrıca sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olduğu, aksi durumda kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabileceği, bu durumun sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyeceği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker
Akkaya, § 53; Tevfik Baltacı, § 74).
36. Buna göre, hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi, emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanması gerektiği ifade edilmektedir (Tevfik
Baltacı, § 76, Fatma Ülker Akkaya, § 58).
37. Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak fazla ödendiği tespit edilen ölüm aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun
belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.
38. Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim benzer nitelikteki başvurular üzerine Kurumumuzca daha önce verilen kararlarda yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde her başvuru özelinde somut olayın özellikleri göz önüne alınarak ölçülülük değerlendirmesine gidilmiştir (Bkz. 9/2/2017 tarihli 2016/669 no’lu Kısmi Tavsiye Kısmi Ret Kararı; 3/3/2020 tarihli 2019/15090 no’lu
Ret Kararı; 20/11/2020 tarihli ve 2020/57195 no’lu Tavsiye Kararı).
39. Somut olayda 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık ödenmekteyken SGK tarafından yapılan hata ile yaklaşık bir buçuk yıl boyunca başvurana 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık ödendiği, hatanın farkedilmesi üzerine aylıklar arasındaki farktan doğan nihai 3.501,68 TL fazla ödeme tutarının başvuran adına 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin b bendi uyarınca Kurum hatası kabul edilerek 24 aylık süreye kadar olan ödemeler için faizsiz olarak borç çıkarıldığı ve borcun Kurumdan almakta olduğu aylıklardan ¼ oranında kesilmeye başlandığı, başvurana halihazırda (Ocak 2021-Haziran 2021 dönemi için) 1.1197 TL aylık ödendiği, mevcut durumda söz konusu borcun aylıklardan kesilmek suretiyle yaklaşık 11 ayda geri alınmış olacağı, başvuranın ölüm aylığı aldığı süre içerisinde bir dönem çalışma hayatına katıldığı ve halihazırda çalışma çağında olduğu anlaşılmakla tarafına fazla ödenen aylık tutarlarının yukarıda yer verilen mevcut şartlarda geri alınmasının başvuran aleyhine katlanılamaz bir külfet oluşturmadığı, bu çerçevede başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin bozulmadığı değerlendirilmiştir.
40. Kurumumuzca yapılan inceleme ve araştırma neticesinde yapılan değerlendirmede; 5510 sayılı
Kanuna göre ölüm aylığı ödenmekteyken Kurumun hatalı işlemi ile aylıkları 5434 sayılı Kanuna göre ödenmeye başlanan ve yaklaşık bir buçuk yıl sonra hatalı işlemin düzeltilmesi ile yeniden 5510 sayılı
Kanuna göre aylık ödenmeye başlanan başvurana anılan dönemde fazla ödenen aylık tutarının SGK tarafından geri alınması işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir yön bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 41. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
42. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi