|
ÖZET: Bu Yargıtay kararında, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresinin sigorta başlangıç tarihinden ve yaş haddinden indirilmesi gerektiği hususu ele alınmıştır. Davacı, askeri öğrenci olarak TSK bünyesinde çalıştığını ve fiili hizmet zammının sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesi gerektiğini savunarak yaşlılık aylığına hak kazandığını iddia etmiştir. İlk derece mahkemesi, davacının fiili hizmet zammının yaş haddinden indirilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve fiili hizmet zammının yaş haddinden indirilmesinin yanı sıra, bu sürenin sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, 5434 sayılı Kanun’un fiili hizmet zammının, sigortalılık süresine eklenmesi gerektiğini vurgulamış ve bu durumun yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarını etkilediğini ifade etmiştir. Sonuç olarak, davacının yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının 27.10.2021 tarihini takip eden ay başından itibaren gerçekleştiği tespit edilmiştir. |
10. Hukuk Dairesi 2024/11881 E. , 2024/11247 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1247 E., 2024/1123 K.
KARAR : Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/246 E., 2019/175 K.
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresinin hem sigorta başlangıç tarihinden hem de bu tarihe göre bulunacak yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin ve yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile aylıkların yasal faiziyle birlikte tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
1.Davacı vekili asıl davada dava dilekçesinde özetle; davacının askeri öğrenci olarak TSK bünyesinde 5434 sayılı Kanun’a tabi olarak muvazzaf subay (pilot) olarak (T.C. Emekli Sandığı Sicil Numarası: …) çalıştığı ve 17.10.2012 tarihinde istifa ederek bu görevinden ayrıldığı, hizmet terhis belgesinin dosyaya sunulduğu, istifa sonrası özel bir havayolu şirketinde çalışmaya başladığı, (SSK sicil no:3401201306007) ve hala da bu şirkette çalışmaya devam ettiği, davacının 4/a ve 4/c statüsündeki hizmet sürelerinin birleştirilmesi, yıpranmaya tabi fiili hizmet süresinin tespiti, bu sürenin hizmet süresine eklenmesi ile denk gelen sürenin sigortalılık başlangıç tarihinden ve yaş haddinden geriye çekilmesi ve emeklilik tarihinin tespiti için Bağcılar Sosyal Güvenlik Kurumu’na dilekçe verdiği, Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından 11.06.2018 tarihli 20127946/324864 sayılı yazısı ile davacının 51 yaşını doldurduğunda emekli olabileceğini bildirdiği, yapılan hesaplama ve verilen cevabın hatalı olduğu gibi yasalara da aykırı olduğu, Emekli Sandığına tabi olanların fiili hizmet zammı uygulamalarının 08.09.1999 tarihinden önce veya sonra işe başlamalarına göre değişiklik gösterdiği, 08.09.1999 tarihinden önce işe başlayanların hak ettikleri fiili hizmet süresi zamlarının tamamının hem sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesi hem de emeklilik yaş haddinden indirilmesi gerektiği, 08.09.1999 tarihinden sonra işe başlayanların ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 40 ıncı maddeye tabi olacağı, 5510 sayılı Kanun’un 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değiştirilen Geçici 7 nci maddesinin 8 inci fıkrasında açıkça “Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine göre itibari hizmet süresine müstehak kadro ve görevlerde bulunanlardan bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c ) bendi kapsamında çalışmaya devam edenlerin itibari hizmet süreleri hakkında, bu kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.” denildiği, ayrıca bu konu hakkında Kanunun Geçici 4 üncü maddesinde de düzenleme yapıldığı, davacının fiili hizmet zammı süresinin tamamımın sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesi gerektiği, hizmet başlangıç tarihinin 15.09.1991 olduğu, 1545 gün yani 4 yıl 3 ay 15 gün olan fiili hizmet zammı süresinin bu tarihten geri çekilmesi gerektiği, geri çekildiği zaman hizmet başlangıç tarihinin 31.05.1987 olacağı, bu hizmet başlangıç tarihine göre davacının emeklilik yaşanın 50 yaş olacağı, 50 yaşını doldurduğu tarihin ise 12.02.2013 olacağı, bu tarihten de fiili hizmet zammı süresinin tamamı kadar indirim yapılması gerektiği, 12.02.2023 tarihinden 4 yıl 3 ay 15 gün düşüldüğü zaman davacının emeklilik tarihinin 28.10.2018 olacağı iddiasıyla davacının hak etmiş olduğu 1545 gün yani 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet zammı süresinin tamamının sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesine, geri çekilmesi neticesinde bulunacak emeklilik yaş haddinden de düşülerek emeklilik tarihinin (emeklilik başvurusunun yapılacağı tarihin) 28.10.2018 olarak tespitine karar verilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen davada dava dilekçesinde özetle; davacının emeklilik başvurusu yapacağı tarihin 28.10.2018’de dolmuş olması sebebiyle Kurumun emeklilik aylığı bağlaması talebiyle başvurulan 13.11.2018 tarihini takip eden 01.12.2018 tarihinden itibaren emeklilik aylığının bağlanması gerektiğinin tespitine ve birikmiş aylıkların faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının fiili hizmet süresinin 4 yıl 3 ay 15 gün hem sigortalılık başlangıcından geri çekilmesi hem de emeklilik yaş haddinden indirilerek 28.10.2018 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanmasını talep ederek davayı açtığı, ancak Kurum işleminin yasal mevzuata uygun olduğu, yapılan tespitlerin 506 sayılı ve 5510 sayılı Kanun uyarınca yapıldığı, kaldı ki 5434 sayılı Kanun’un mülga 32 nci maddesi uyarınca verilen hizmet süresi zamlarının sigortalılık süresine gün sayısı oranında eklendiği, söz konusu sürelerin yaş haddinden indirilmesine imkan bulunmayıp Kurum tarafından da davacının tahsis talebi hakkında işlem yapılmasının yerinde olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Bakırköy 2. İş Mahkemesi tarafından 14.05.2019 tarihli ve 2018/246 Esas, 2019/175 Karar sayılı kararla; dosyaya ibraz edilen belgelerden davacının fiili hizmet zammının 4 yıl 3 ay 15 gün olduğu, sigortalılık başlangıcının ise 15.09.1991 olarak bildirildiği, davacının 12.02.1973 doğumlu olup 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet zammı yaşı geriye götürdüğünde doğum tarihinin 27.10.1968 olarak kabulü ve buna göre yaşlılık aylığına hak kazanma koşulunun değerlendirilmesi gerektiği görüşü ortaya çıktığı, yine aynı görüşe itibar edildiği takdirde hizmet başlangıcı 15.09.1991 olan davacının 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet zammı bu tarihi geriye çektiğinde hizmet başlangıcının 30.05.1987 olacağı, yaşlılık aylığı koşulları bakımından ise 25 yıl 50 yaş ve 5375 koşullarının gerçekleşmesi gerekeceği, davacının 30.05.1987 tarihi başlangıç olarak kabul edildiğinde 25 yıllık sigortalılık süresi 30.05.2012 tarihinde dolmuş olacağından bu koşul yerine gelmiş olacağı, yaş koşulu bakımından ise 27.10.1968 tarihi dikkate alınarak hesaplama yapıldığında 50 yaşını 27.10.2018 tarihinde dolduracak ve böylece bu tarihten itibaren yaşlılık aylığına müracaat … bulunacağı, birleşen davada davacının 13.11.2018 tarihinde yaşlılık tahsis talebinde bulunduğu dikkate alınırsa bu tarihten itibaren toplam prim ödeme gün sayısı 11186 gün olduğu nazara alındığında yukarıda belirlendiği gibi gün sayısı bakımından da yaşlılık aylığına hak kazanabileceği, diğer taraftan davacının T.C. Emekli Sandığından sonra toplam prim ödeme gün sayısı 2021 gün olmakla hizmetlerin birleştirilmesi hakkındaki yasa doğrultusunda 1260 gün prim ödeme gün şartını gerçekleştirmiş olduğundan başvuru tarihi olan 13.11.2018 tarihini takip eden 01.12.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının 4 yıl 3 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin tamamının yaş haddinden indirilmesi ve hizmet başlangıç tarihinden geri çekilmesinin tespitine, birleştirilen dosya talebinin kabulü ile davacının yaşlılık aylığına hak kazandığı tarihin başvuru tarihini takip eden 01.12.2018 olarak tespiti ile aylıkların bu tarihten itibaren ödenmesinin tespitine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
Bakırköy 2. İş Mahkemesi tarafından 14.05.2019 tarihli ve 2018/246 Esas, 2019/175 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna başvurmuş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 06.04.2022 tarihli, 2022/154 Esas, 2022/902 Karar sayılı davacının 23.05.2002 tarihine kadar 4 yıl öğrencilik, 6 yıl 8 ay 8 gün muvazzaf subaylık ve bu süreyle orantılı olarak (1 yıl 8 ay 2 gün) fiili hizmet süresi zammı bulunduğu, 23.05.2002 tarihindeki tüm hizmetinin 12 yıl 4 ay 10 gün olduğu ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 81.maddesinin B bendinin (ı) alt bendine göre 25 yıl sigortalılık süresi, 52 yaş ve 5525 gün primi bulunması halinde yaşlılık aylığına hak kazanacağı, tahsis talep tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulunu sağladığı, 52 yaşını 12.02.2025 tarihinde dolduracağı, 5434 sayılı Kanun’un 205/son ve 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince fiili hizmet süresi zammının tamamının yaş haddinden indirilmesi gerektiği, buna göre 27.10.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı koşullarını sağlayacak olup 20.06.2018 tarihli ilk tahsis talep tarihinde yaşlılık aylığına hak kazanmadığı, ancak 13.11.2018 tarihli tahsis talep tarihinde yaşlılık aylığına hak kazandığı, Mahkemece davacının 4 yıl 3 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin tamamının yaş haddinden indirilmesi yerinde ise de hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde “4 yıl 3 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin tamamının hizmet başlangıç tarihinden geri çekilmesine” karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi; Kurumun, davacının yaşlılık aylığına hak kazanması için 52 yaşını doldurması gerektiğini savunarak fiili hizmet süresi zammını yaştan düşmeme biçimindeki işlemi de 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi karşısında hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin kabulü ile Bakırköy 2. İş Mahkemesinin 14.05.2019 tarihli, 2018/246 Esas, 2019/175 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davacının fiili hizmet zammı süresinin 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince Geçici 81 inci maddede belirtilen yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya dair istemin reddine, birleşen davanın kabulü ile davacının başvuru tarihini takip eden aybaşı olan 01.12.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının ve aylıkların bu tarihten itibaren ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 06.04.2022 tarihli, 2022/154 Esas, 2022/902 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlar ve Dairemizce 29.11.2022 tarihli ve 2022/8586 Esas, 2022/15070 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur:
“…mahkemece, 2829 sayılı Yasa kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Yasa kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı ‘fiili hizmet zammının’ tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Yasanın Ek 39’uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Yasada yer alan ‘fiili hizmet zammının’, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Yasanın 11. kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan ‘itibari hizmet’ sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddelerinde düzenlenmiş ‘fiili hizmet zammının’, 506 sayılı Yasadaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken ‘itibari hizmet’ süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Yasa kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan ‘fiili hizmet zammının’ kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Yasanın 60. ve geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141. maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun ‘Usul ekonomisi ilkesi’ başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir.
Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulama yapılması yerinde ise de, 23.05.2002 tarihi öncesinde geçen fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından olan yaş şartının belirlenmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Buna göre; 13.11.2018 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu anlaşılan davacı hakkında, 5510 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinin 2. fıkrası gereği uygulanması gereken 2829 sayılı Yasa kapsamında uygulama yapılırken son 7 yıllık süre içerisinde en fazla 506 sayılı Yasa kapsamındaki hizmetlerinin geçtiği anlaşılmakla, tahsis şartları bakımından 506 sayılı Yasanın 60 ve geçici 81. maddeleri hükümlerine tabi olduğu anlaşılmakta olduğundan, 18 yaşından sonra ve ilk kez Emekli Sandığı kapsamına alındığı 15.09.1991 tarihine göre, tahsis talep tarihi itibari ile 27 yıl 28 gün, 23.05.2002 tarihi itibari ile de 10 yıl 6 ay 8 gün sigortalılığına ve 5600 günden fazla 11044 gününün bulunmasına göre, geçici 81. maddenin ilk fıkrasının (B) bendinin (j) alt bendi gereğince 25 yıl sigortalılık süresi 5600 gün ve 53 yaş şartlarına tabi olduğu belirgin olup, 12.02.1973 doğumlu davacının 53 yaşını doldurduğu 12.02.2026 tarihinden 4 yıl 3 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının geriye çekilmesi ile bulunacak tarihe göre ve davacının her iki davasındaki talepleri de gözetilerek her bir dava hakkında ayrı ayrı karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de: aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Yasa’nın 42. maddesinin ‘Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.’ hükmü uyarınca, Kurum’un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…
2.Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak 04.07.2023 tarihli ve 2023/931 Esas, 2023/2261 Karar sayılı kararla; Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 29.11.2022 gün 2022/11959 Esas, 2022/15060 Karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30 uncu maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alınarak, davanın ve birleşen davanın kısmen kabulü ile 13.11.2018 tarihli ilk tahsis talep tarihinde yaşlılık aylığına hak kazanmayan davacının bütün şartların yerine getirildiği 27.10.2021 tarihi izleyen aybaşından 01.11.2021 tarihinden itibaren aylığa hak kazandığının tespitine, 5510 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi gereğince hak edilen aylıkların 01.02.2022 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı Kurumdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği aylık bağlama koşulları yargılama aşamasında gerçekleştiğinden Kurumun dava açılmasına sebep olan haksız işleminin bulunmadığı da gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılmasına, vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti takdirine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının 506 sayılı Kanun’un Geçici 81 inci maddesi gereğince belirlenen yaş haddinden aynı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince fiili hizmet zammı süresinin indirilmesiyle yaşlılık aylığı koşullarının tamamlandığı, 27.10.2021 tarihini takip eden ay başı olan 01.11.2021 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin ve hak edilen aylıkların 01.02.2022 tarihi başlangıç kabul edilerek her bir aylık için hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 04.07.2023 tarihli ve 2023/931 Esas, 2023/2261 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlar ve Dairemizce 21.11.2023 tarihli ve 2023/11784 Esas, 2023/11589 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur:
“…1.Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26 ncı maddesi uyarınca; ‘Hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.’ Aynı Kanun’un 294-301 maddelerinde ise mahkeme kararlarının nasıl olması gerektiği belirlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Kanunun 297 nci maddesinin (2) nci fıkrasında ‘hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir’, hükümleri öngörülmüş olup, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.
2.6100 sayılı HMK.’nun 166 ncı (Mülga HUMK. nun 45’inci) maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilerek bakılabilmesi mümkün olup, davaların birleştirilmesi sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurur. Başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davalar bağımsız kimliklerini korurlar.
3.Somut uyuşmazlıkta, davacı Kurumun açtığı ve birleştirme kararı verildiği anlaşılan diğer bir dosyanın varlığı anlaşılmakta olup, asıl ve birleşen dava mevcut olmasına rağmen, birleşen dava hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
4.O halde, davacı ve davalı avukatları bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır…”
4.Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; önceki gerekçe tekrar edilerek asıl davanın kısmen kabulü ile davacının 506 sayılı Kanun’un Geçici 81 inci maddesi gereğince belirlenen yaş haddinden aynı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince fiili hizmet zammı süresinin indirilmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile, davacının yaşlılık aylığı koşullarının tamamlandığı 27.10.2021 tarihini takip eden ay başı olan 01.11.2021 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin ve hak edilen aylıkların 01.02.2022 tarihi başlangıç kabul edilerek her bir aylık için hak kazanılan tarihten itibaren faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yargıtay bozma ilamı ve Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar ile adil yargılanma haklarının ellerinden alındığı gibi, kazanılmış hak ilkesinin ihlal edildiği ve uyuşmazlık olmayan bir hususta uyuşmazlık çıkarıldığı, davalı Kurumun uygulamasına göre hesaplama yapılması halinde davacının 28.10.2020 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanacağı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının yaşlılık aylığı yasal şartları şu an karşılanmakta ise usulen öncelikle Kurum’a yeni bir başvuru yapılması akabinde şartlar yasaya uygun olduğu halde bir sonuç alınamazsa dava açması gerektiği, davacının tahsis talep ve cevaplarının incelenmesi gerektiği, yetersiz inceleme ile hatalı karar verildiği, Kurum işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresinin hem sigorta başlangıç tarihinden hem de bu tarihe göre bulunacak yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin ve yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile aylıkların yasal faiziyle birlikte tahsiline ilişkindir.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen kararın, bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekilleri tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.