|
ÖZET: Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresinin dikkate alınarak yaşlılık aylığı tahsisi ile ilgilidir. Davacı, Türk Hava Kuvvetlerinde muvazzaf subay olarak görev yaptığı süre zarfında 3 yıl, 9 ay, 8 günlük fiili hizmet zammı (FHZ) olduğunu ve bu sürenin yaş haddinden indirilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, davacının emeklilik şartlarını taşıdığına ve FHZ süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Ancak, davalı Kurum, davacının emeklilik talebini yaş şartını yerine getirmediği gerekçesiyle reddetmiştir.
Yargıtay, İlk Derece Mahkemesi kararını bozarak, FHZ’nin emeklilik şartları açısından dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, davacının hizmet başlangıç tarihinin geriye çekilmesi talebini reddetmiş, ancak FHZ süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğini tespit etmiştir. Sonuç olarak, davacıya 01.11.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğine ve ödenmeyen aylıkların yasal faizleriyle birlikte tahsiline karar verilmiştir. Ancak, Yargıtay, mahkeme kararının çelişkili olduğunu belirterek, davanın yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. |
10. Hukuk Dairesi 2024/10579 E. , 2024/11258 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/22 E., 2024/110 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak yaşlılık aylığı tahsisi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 29.07.1972 tarihinde doğduğu, 15.09.1990 – 14.10.2009 tarihleri arasında Türk Hava Kuvvetlerinde muvazzaf subay olarak görev yaptığı ve iş bu 19 yıl 1 aya istinaden yıpranma payı olarak 3 yıl, 9 ay, 8 günlük fiili hizmet zammının (FHZ) mevcut olduğu, davacının bu görevinden sonra SSK’ya bağlı sigortalı olarak 0701201010039 sigorta sicil numarasıyla özel bir hava yolu şirketinde pilot olarak çalıştığı, 4/a kapsamındaki ilk işe giriş tarihinin 28.04.2010 tarihi olduğu, davacının emeklilik tahsis talebinde bulunmak amacıyla SGK’ya başvuru ile kamu görevlisi olarak hizmet sürelerinin (4/c) ve özel sektör sigortalılık sürelerinin (4/a) birleştirilmesini talep ettiği, bunun üzerine Kamu Görevlileri Daire Başkanlığına yazı yazılarak davacının 4/c’ye tabi hizmetlerinin bildirilmesinin istendiği ve ilgili dairenin 13.01.2017 tarihli yazısında davacının 4/c kapsamında 18 yıl 10 aylık hizmet süresi ve 3 yıl, 10 ay, 15 günlük fiili hizmet süresi zammı olmak üzere toplamda 22 yıl, 8 ay, 15 günlük hizmet süresi olduğunun bildirildiği, davacının 31.10.2018 tarihinde emeklilik ve yaşlılık aylığı tahsis talebiyle davalı Kuruma başvurduğu ancak davacının söz konusu talebinin emeklilik için gerekli şartları taşımadığından bahisle davalı Kurumun 07.11.2018 tarihli yazısıyla reddedildiği ve bu red kararının usul ve yasalara aykırı olup davacı bakımından büyük hak kayıplarına yol açtığı, oysa ki o tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi uyarınca fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesinin gerektiği, yine ilgili mevzuat uyarınca fiili hizmet zammı süresinin hizmet başlangıç tarihinden de geriye çekilmesi gerektiği, 29.07.1972 tarihinde … davacının yaş haddinden 3 yıl, 9 ay, 8 gün FHZ indirimi yapılarak doğum tarihinin 21.10.1968 tarihi olarak kabul edilmesini yine hizmet başlangıç tarihinin ise 15.09.1990 tarihinden 8 yıl, 9 ay, 8 gün geriye çekilerek 07.12.1986 tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği ve hizmet başlangıç tarihi 07.12.1986 tarihi olarak esas alındığında davacının emeklilik şartlarının 50 yaş, 25 sigortalılık yılı, 5375 prim gün sayısı olduğu, davalı Kurumun davacının emeklilik için yaş şartını yerine getirmediğinden bahisle tahsis müracaatını reddetmiş ise de davacının müracaat tarihi itibariyle 50 yaş, 10 gün; 31 yıl, 10 ay, 24 gün hizmet yılı, 10934 prim gün sayılı bulunduğu, davacının müracaat tarihi itibariyle emeklilik için aranan şartları yerine getirerek emekliliğe hak kazandığı, diğer yandan davalı Kurum tarafından düzenlenen 07.11.2018 tarihli yazıda davacının 3 yıl, 9 ay, 8 gün (1358 gün) fiili hizmet zammı süresi hizmet başlangıç tarihi olan 15.09.1990 tarihinden 665 gün eksik bir şekilde geriye çekilerek hizmet başlangıç tarihinin 12.10.1988 tarihi olarak belirtildiği, oysa Kamu Görevlileri Daire Başkanlığının 25.05.2017 tarihli cevabi yazısı ile de sabit olduğu üzere davacının fiili hizmet zammı süresinin (FHZ) 3 yıl, 9 ay, 8 gün olduğu ve bu sürenin tamamının hizmet başlangıç tarihi hesabına dahil edilmesi gerekirken davalı Kurumun yapmış olduğu kısmi indirimin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığı, emeklilik şartlarının belirlenmesinde de sigortalının hizmet başlangıç tarihinin esas alındığı, davalı Kurumun davacının hizmet başlangıç tarihini yanlış hesaplamış olmasının davacının emekliliği için aranan şartları da “51 yaş, 25 yıl, 5450 gün” olarak yanlış belirlemesine yol açtığı, oysa davacının hizmet başlangıç tarihi 07.12.1986 tarihi olarak dikkate alındığında 50 yaş, 25 sigortalılık yılı ve 5375 prim gün sayısı şartıyla davacının emekliliğe hak kazandığının görüleceği, 3 yıl, 9 ay, 8 günlük FHZ süresinin yaş haddinden indirilerek davacının doğum tarihinin 21.10.1968 olarak kabul edilmesi gerektiği, ancak davalı Kurumun 07.11.2018 tarihli yazısı uyarınca davacının fiili hizmet zammı süresinin emeklilikte aranan yaş haddinden indirilmediğinin yani doğum tarihinden geriye çekilmediğinin anlaşıldığı ve oysa ki davacının fiili hizmet zammı süresinin emeklilikte aranan yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin çok çeşitli emsal kararlar bulunduğu iddiasıyla davacının 8 yıl, 9 ay, 8 günlük FHZ süresinin hizmet başlangıç tarihinden ve emeklilik yaş haddinden indirilerek davacının müracaat tarihini izleyen ay başı olan 01.11.2018 tarihinden itibaren emekli sayıldığının ve emeklilik aylığına hak kazandığının tespitine, hak kazanılan aylıkların 01.11.2018 tarihi başlangıç kabul edilerek her bir aylık için aylığa hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizleriyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; Kurumun resmi kayıtlarının incelenerek kayıtlarla çelişen hükümlerin hükme esas alınmaması ve davacı sigortalının emekli olabilmesi için gerekli olan şartların ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiği, tahsis talep tarihinden itibaren gerekli gün sayısı ve sigortalılık süresini doldurup doldurmadığı, yaş koşulunu sağlayıp sağlamadığı (5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki süreye ait fiili hizmet süresi olması nedeniyle fiili hizmet gün sayısı yaşına ilave olmadığından) ve merkez tarafından tahsis talebinin ne sebepten işlemden kaldırıldığının incelenmesinin gerektiği, davacının fiili hizmetinin 506 sayılı Kanun’un yürürlükte bulunduğu sırada geçmesi halinde 506 sayılı Kanun’da fiili hizmetin yaştan da indirim yapılacağına dair hüküm bulunmadığından 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihine kadar 5434 sayılı Kanun’un Mülga 32 nci maddesi uyarınca verilen fiili hizmet süresi zamlarının sigortalılık süresine ve gün sayılarına 1/4 oranında eklendiği ve söz konusu sürelerin yaş haddinden indirilmesine imkan bulunmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEMESİ İLK KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından 19.12.2019 tarihli ve 2018/322 Esas, 2019/284 Karar sayılı kararı ile davacının 3 yıl 9 ay 8 günlük fiili hizmet zammı süresinin hem sigortalılık başlangıcını hem de yaş haddini geriye götürecek şekilde uygulanması gerektiğinin tespiti gerektiği gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile 01.11.2018 tarihinden itibaren emeklilik aylığına hak kazandığının tespitine, 01.11.2018 tarihinden itibaren ödenmeyen aylıkların her bir aylık için aylığa hak kazanılan tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 19.12.2019 tarihli ve 2018/322 Esas, 2019/284 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi tarafından 03.02.2022 tarihli ve 2020/1077 Esas, 2022/127 Karar sayılı kararı ile davacının 15.09.1990 tarihinde sigortalılığının başladığı, 15.09.1990 – 15.10.2009 tarihleri arası 4/c sigortalılığının bulunduğu, Türk Hava Kuvvetlerinde muvazzaf subay olarak görev yaptığı, 3 yıl 9 ay 8 günlük fiili hizmet zammı bulunduğu, 28.04.2010 – 31.10.2018 tarihleri arası 4/a sigortalılığının bulunduğu, 31.10.2018 tarihli tahsis talebinin yaş şartını yerine getirmediğinden reddedildiği, davacının fiili hizmet zammının yaştan indirildiğinde sigortalılık başlangıç tarihinin 07.12.1986 tarihi olduğu, başlangıç tarihine göre emeklilik şartlarının 25 yıl sigortalılık süresi, 5375 gün prim ödeme şartı ve 50 yaş şartı olduğu, 29.07.1972 doğumlu olan davacının 50 yaşını 29.07.2022 tarihinde dolduracağı, fiili hizmet zammı yaştan indirildiğinde sigortalının emeklilik koşullarını taşıdığı ve Mahkeme kararının yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 19.12.2019 tarihli ve 2018/322 Esas, 2019/284 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 29.03.2022 tarihli ve 2022/3698 Esas, 2022/4551 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur:
“…Mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun’un 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı ‘fiili hizmet zammının’ tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de 5434 sayılı Kanun’da yer alan ‘fiili hizmet zammının’, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun’un 11. kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan ‘itibari hizmet’ sürelerinin de istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak 5434 sayılı Kanun’un 32.vd. maddelerinde düzenlenmiş ‘fiili hizmet zammının’, 506 sayılı Kanun’daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken ‘itibari hizmet’ süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan ‘fiili hizmet zammının’ kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun’un 60. ve geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, Mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesinin ‘Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.’ hükmü uyarınca, Kurum’un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, Mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…”
2.İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak 12.10.2023 tarihli ve 2022/73 Esas, 2023/209 Karar sayılı kararla; davanın kısmen kabulü ile davacı …’nun 3 yıl 9 ay 8 günlük fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, davacının sigortalılık başlangıcının geriye çekilmesine yönelik talebinin reddine, davacıya 01.11.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, ödenmeyen aylıkların 01.02.2021 tarihinden itibaren işleyen yasal faizleriyle birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
3. İlk Derece Mahkemesinin 12.10.2023 tarihli ve 2022/73 Esas, 2023/209 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 26.12.2023 tarihli ve 2023/13310 Esas, 2023/13500 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur:
“…davacının, 01.11.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespiti istemine ilişkin olarak eldeki davasını açtığı, Mahkemece kısa karar ile davanın kabulüne dair karar verildiği anlaşılmakta ise de Mahkemece talep dışında ve kısa kararın kendi içerisinde çelişki oluşturacak şekilde, davacıya 01.11.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, ödenmeyen aylıkların 01.02.2021 tarihinden itibaren işleyen yasal faizleriyle birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmesi karşısında, kısa kararda davanın kabulüne denildikten sonra, talep yerine başka bir tarihe ilişkin yazılı şekilde karar tesisi hem kısa kararı kendi içerisinde çelişkili kılmakta, hem de hükmün gerekçesinin karar ile uyumlu olmasına ilişkin emredici kuralı ihlal etmektedir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır…”
4.İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacı …’nun 3 yıl 9 ay 8 günlük fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, davacının sigortalılık başlangıcının geriye çekilmesine yönelik talebinin reddine, davacıya 01.11.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, ödenmeyen aylıkların 01.02.2021 tarihinden itibaren işleyen yasal faizleriyle birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap dilekçesinin tekrar ederek Mahkeme kararının eksik incelemeye dayandığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak belirlenecek sigorta başlangıç tarihine göre yaşlılık aylığı tahsisi ile aylıkların yasal faiziyle tahsili davasıdır.
1.Vekâletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunan davacı vekili 12.11.2024 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiklerini açıkça, kayıtsız ve şartsız olarak bildirmiştir.
2.Feragat, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 nci maddesinde düzenlenmiş olup davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. Feragat davayı sona erdiren taraf işlemlerindendir. Hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Hüküm ifade etmesi karşı tarafın ve Mahkemenin muvakatine de bağlı olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un 311 inci maddesi uyarınca kesin hükmün hukuki sonuçlarını da doğurur.
3.Öte yandan 6100 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesine, 7251 sayılı Kanun’un 29 uncu maddesiyle eklenen üçüncü fıkrasına göre feragatin, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması hâlinde, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı, feragat hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren Mahkemeye gönderir. Buna göre temyiz incelemesi aşamasında ortaya çıkan feragat konusunda Mahkemece ek karar verilmesi gerekir.
4.Ne var ki bu hüküm davanın konuları arasında yer alan yaşlılık aylığı tahsisi ve aylıkların yasal faiziyle birlikte tahsili istemi açısından uygulama alanı bulur. Ancak sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesi istemi açısından uygulanamaz. Zira sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesi kamu düzenine ilişkindir ve re’sen araştırma ilkesi uygulanır. Tarafların dava konusu üzerinde tasarruf yetkileri yoktur. Bu nedenle feragat / kabul edilemez. Dolayısıyla sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesi istemi açısından feragat beyanı 6100 sayılı Kanun’un 123 üncü maddesindeki davanın geri alınması veya 150 nci maddesindeki davanın takipsiz bırakılması kapsamında değerlendirilebilir
5. Bu nedenle davacı taraftan feragat beyanının 6100 sayılı Kanun’un anılan 123 veya 150 nci maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı sorulmak suretiyle belirlenmeli, beyanın anılan anlamlarda kullanıldığının saptanması halinde duruma göre belirtilen maddelerde öngörülen prosedür işletilmeli, elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
6. İlk Derece Mahkemesince, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan … ile Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oy çokluğuyla,
19.11.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
I. TEMEL UYUŞMAZLIK
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, fiili hizmet süresinin tespiti ile sigorta başlangıcının bu süre kadar geriye çekilmesi ile yaşlılık aylığı bağlanması olarak açılan davada, temyiz aşamasında davadan feragat halinde fiili hizmet zammı tespitini içeren sigortalılık başlangıcı ve sigortalılık süresi tespitinin 6100 sayılı HMK’nın 123. maddesi uyarınca davayı geri alma ve aynı kanunun 150. Maddesi uyarınca açılmamış sayılma kararı verilmesi için kararın bozulması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlk derece mahkemesince davacının hizmet tespiti istemli açıtığı davada yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş, istinaf istemi esastan reddedilmiş, temyiz aşamasında ise davacının davasından feragat ettiğine dair dilekçe gönderilmiştir.
3. Çoğunluk görüşü ile aylık tahsisi isteminde vazgeçmenin olanaklı olduğu, ancak sigorta başlangıç ve sigortalılık süresinin tespitinde her ne kadar sigortalının sosyal güvenlik hakkından faragat edemeyeceği, bu nedenle feragat olanaklı değilse de sigortalının 6100 sayılı HMK’nın 123. maddesi uyarınca davayı geri alabileceği, ayrıca takip etmeyerek aynı Kanun’un 150. maddesi uyarınca açılamamış sayılmasını sağlayabileceği gerekçesi ile kararın usulden bozulmasına karar verilmiştir.
II. KARŞI OY GEREKÇELERİ
4. Anayasasının 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir” 60. maddede ise, “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirilecek olursa, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve feragat edilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
5. Diğer taraftan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun’un 92. maddesinde de bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle, sigortalılık hakkından feragat edilemez. Sigortalılık hakkı zorunlu olduğundan bu hak üzerinde kişi tasarrufta bulunamaz.
6. Kamu düzenini ilgilendiren sigortalılık hakkını içeren tespit davalarında hâkimin feragat nedeniyle davayı reddetmeyip delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Zira hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır.
7. Anayasanın 60/2 maddesi uyarınca da “Devlet, sosyal güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri almak ve teşkilatı kurmak zorundadır”. O halde devlet sigortalıların sosyal güvenlik haklarını korumak için önlemler almak zorundadır.
8. Sosyal güvenliğin finansmanı genel olarak dünyada işçi, işveren ve devletten tahsil edilen prim veya katkı payları ile sağlanmaktadır. Sosyal güvenlikte prim, işçi ve işverenden tahsil edilen ve genelde hak edilen ücretin belli bir oranı üzerinde alınan bir finansman kaynağıdır. Sosyal sigorta primi, kanunun kendilerine karşı güvence sağladığı sosyal risklerden birinin gerçekleşmesi halinde yapılacak sigorta yardımları ile kurum giderlerinin karşılığı olarak kanuna göre belirlenen oranlar üzerinden sigortalının kazancından bir meblağ üzerinden alınan parayı ifade eder. 5510 sayılı Kanunun 79. Maddesi uyarınca prim gelirleri iki alanda kullanılmalıdır. Bu düzenleme emredici bir kuraldır. Buna göre prim gelirleri;
a) Sigorta kollarının gerektirdiği yardım ve ödemeler ile
B) Kurumun yönetim giderlerinde kullanılmalıdır.(Güzel/Okur/Caniklioğlu. Sosyal Güvenlik Hukuku. Yenilenmiş 17. Bası. s: 226). Bu nedenle prim alacağı kamu alacağıdır.
Sigortalı zorunlu sigortalılığın tespiti davasının açılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu bir çalışma ilişkisinden haberdar olacak, gerektiğinde müfettiş incelemesi yaparak resen prim tahakkuk ettirip, tahsil edecektir. Görüldüğü gibi hizmet tespiti davaları kurumun hak alanını da doğrudan ilgilendirmektedir.
III. SONUÇ:
9. Sonuç olarak fiili hizmet süresinin tespitine ve buna bağlı olarak sigorta başlangıcı ve sigortalılık süresinin tespiti davasında, vazgeçilmez sosyal güvenlik hakkı nedeni ile 6100 sayılı HMK’nın 307. maddesi uyarınca davadan feragat olanaklı olmadığı gibi açılan davayı geri alma (HMK. 123) veya davanın takip edilmeyerek açılmamış sayılma (HMK.150) olanağı da bulunmamaktadır. Zira zorunlu sigortalılık tespiti davası açıldıktan sonra bu dava üzerinde tasarruf edilemez. Kamu düzeni ve resen araştırma davası kapsamında olan bu tür dava artık sonuçlandırılması gereken bir davadır. Burada davalı kurumun takip etmesi zorunluluk olduğu gibi delileri resen toplamak zorunda olan hakim de davayı sonuçlandırmalıdır. Aksi takdirde sosyal güvenlik hakkı üzerinde tasarruf yetkisi olmayan sigortalıya, davayı geri alma veya takipsiz bırakarak açılmamış sayılma yolu ile tasarruf da bulunma olanağı verilmiş olunacaktır ki bu sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracaktır. Feragat olanağı olmayan bir dava geri bırakılamayacağı gibi açıldığı anda da sigortalı gelsin veya gelmesin sonuçlandırılmalıdır.
10. Diğer taraftan yargılaması sonuçlanmış davanın temyiz aşamasında feragat ve kabulü gibi bir durumu sözkonusu olduğunda dosyanın bu konuda karar verilmek üzere geri gönderilmesine karar verilmelidir. Yargılaması sona eren bir karar artık esasa yönelik incelenmelidir. İlk Derece Mahkemesice tahkikat aşamasına kadar değerlendirilecek davayı geri alma veya takipsiz bırakma usulü işlemlerinin karar verildikten sonra esasa yönelik bozma kararı verilmediği sürece bozma nedeni yapılması olanağı usulde yer almamaktadır. Kararın esasa yönelik temyiz incelemesinin yapılması gerekirken, feragat olanaklı olmadığından, davacının bozma sonrası davranışına bırakacak şekilde geri alma veya takipsiz bırakma yönünde değerlendirilmesi için bozulması görüşüne katılınmamıştır.