ÖZET: Başvuran, 22/11/2016 tarihinde kamu görevinden çıkarılmasının ardından, 01/11/2018 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlanmasını talep etmiştir. Ancak, başvurusu sırasında geç ödenen emekli aylığı ve emekli ikramiyesi için yasal faiz talep etmektedir. Başvuran, daha önce yaptığı müracaatlarla emeklilik işlemlerinin tamamlanmasını istemiş, bu taleplerinin ardından 05/12/2019 tarihinde aylıkları bağlanmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın emeklilik talebinin 23/10/2018 tarihinde yapıldığını ve bu tarihten itibaren aylık bağlandığını belirtmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın emeklilik koşullarını 19/06/2017 tarihinde tamamladığını, ancak 22/11/2016 ile 19/06/2017 tarihleri arasında aylık bağlanamayacağını ifade etmiştir. Ayrıca, başvuranın emeklilik talebinin gecikmesi nedeniyle herhangi bir faiz ödemesi yapılmasının mümkün olmadığını vurgulamıştır. Kurum, başvuranın emekli aylığının bağlanması sürecinde yaşanan gecikmelerin, kamu görevinden çıkarılanların yoğun talepleri ve devam eden yargı süreçleri nedeniyle oluştuğunu belirtmiştir.

Sonuç olarak, başvuranın emekli aylığı ve ikramiyesinin gecikme faiziyle ödenmesi talebi reddedilmiş, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’na, gecikmelerle ilgili yasal düzenlemelerin yapılması konusunda tavsiyede bulunulmuştur. Kurumun, bu karar doğrultusunda gerekli işlemleri 30 gün içinde tamamlaması zorunludur.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/1111-S.21.1850

BAŞVURU NO : 2020/91035

KARAR TARİHİ : 19/01/2021

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUYA KONU İDARE :

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın geç ödenen emekli aylığı ve emekli ikramiyesine yönelik yasal faiz talebi

BAŞVURU TARİHİ : 27/07/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza 09/01/2020 tarihinde yapılan başvuruda, Çankırı İl Emniyet Müdürlüğü emrinde Komiser olarak görev yapmakta iken 22/11/2016 tarihinde 677 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılan ve talebi üzerine 01/11/2018 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlanan

‘m, kamu görevinden çıkarılma tarihi ile aylık bağlama tarihi arasında geçen

23 ay 9 günlük süre için gecikme faizi ile beraber emekli aylığı ödenmesi, ödenmeyecek ise

gerekçesinin bildirilmesi ile aylık talep tarihinden sonra aylık bağlanana kadar geçen 11 aylık gecikmenin gerekçesinin açıklanması ve bu süreye faiz ödenmesini talep etmektedir.

1.1. Öncelikle belirtmek gerekir ki, başvuran, ilk olarak Kurumumuza 10/09/2019 tarihinde yaptığı başvuruda; emeklilik koşullarını ikmal ettiğini, Sosyal Güvenlik Kurumuna emeklilik başvurusunda bulunduğunu, hiçbir yasal engel olmamasına rağmen emeklilik işlemlerinin yapılmadığını, yaptığı yazılı müracaatlara cevap verilmediğini belirterek emeklilik işlemlerinin sonuçlandırılmasını talep etmiş, yürütülen inceleme neticesinde 05/12/2019 tarihli Dostane Çözüm Kararı ile kendisine aylıkları bağlanmıştır.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün başvuru konusuna ilişkin 11/12/2020 tarih ve E- sayılı yazısı ve eklerinde özetle;

2.1. Başvuranın, 22/11/2016 tarihinde kamu görevinden çıkarılmış olup 02/04/2018 tarihli dilekçesi ile Kuruma hangi tarihte emekli olabileceğini sorduğu, Kurumun 26/04/2018 tarihli yazısı ile 19/06/2017 tarihinden itibaren emekli aylığı alma şartlarını taşıdığı ve talebi halinde emekli aylığının bağlanacağının bildirildiği, bunun üzerine başvuranın 23/10/2018 tarihli dilekçesi ile emeklilik talebinde bulunduğu, emeklilik talebi üzerine, Kurumun 09/11/2018 tarihli yazısı ile Emniyet Genel Müdürlüğünden emekliye sevk onayı talep edildiği, söz konusu onayın 24/01/2019 tarihinde gönderilmesi üzerine 18/09/2019 tarihli ve sayılı işlemle ilgiliye talep tarihinden sonraki aybaşı olan 01/11/2018 tarihinden başlamak üzere emekli aylığı bağlandığı,

2.2. Başvuranın sigortalılık başlangıcı nedeniyle, 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil yine 5434 sayılı Kanun hükümlerinin esas alınacağı hüküm altına alındığından, bu kapsamda 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun “Aylıkların

Başlangıcı” başlıklı mülga 91 inci maddesinin; “Bu kanuna göre bağlanan çeşitli mahiyetteki aylıkların ödenmesi aşağıdaki fıkralarda yazılı

tarihlerden başlar:

c) Her ne suretle olursa olsun açıkta bulunanlardan emekli aylığına müstahak olanlara veya ölenlere emekli ve adi malüllük aylıkları ile dul ve yetimlerine bağlanacak aylıklar, son ayrıldıkları kurumlara kendileri veya dul ve yetimleri tarafından yazı ile yapılacak müracaat tarihlerini takip eden başından;” hükmü uyarınca, açıkta iken emeklilik talebinde bulunanların aylıklarının kurumlarından ayrıldıkları tarihi takip eden aybaşından değil müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren başlatıldığı, 2.3. Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanunun “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesinin, “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her lam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir… ” hükmü ile 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamındaki kişilerin her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarının bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceğinin ifade edildiği, bu kapsamda, ilgilinin emeklilik sicil dosyasının tetkikinde, Kurumun 18/09/2019 tarihli ve 736661 sayılı işlemi ile 27 yıl 3 ay hizmetine karşılık 1. derece 4. kademe intibakı ile +3000 ek gösterge rakamı üzerinden başvuru tarihini (23/10/2018 tarihli dilekçesini) takip eden aybaşı olan 01/11/2018 tarihinden başlamak üzere emekli aylığı bağlandığı ve (27) tam hizmet yılına karşılık emekli ikramiyesi tahakkuk ettirildiği anlaşılmış olup, herhangi bir faiz ödemesi yapılmadığı, 2.4. Buna göre, adı geçen her ne kadar 22/11/2016 tarihinde kamu görevinden çıkarılmış ise de, yaş ve hizmet süresi itibariyle emekliliğe 19/06/2017 tarihinden itibaren hak kazanması ve bu tarihten sonra ilk defa 23/10/2018 tarihli dilekçesi ile emeklilik talebinde bulunduğu hususu dikkate alındığında, gerek henüz emekliliğe hak kazanmadığı 22/11/2016-19/06/2017 tarihleri arasını kapsayan dönem için gerekse emeklilik talebinden önceki 19/06/2017-23/10/2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak aylık bağlanması ve ayrıca bu kapsamda bir gecikme faizi ödenmesinin kanunen mümkün olmadığı, dolayısıyla ilgiliye talep tarihinden sonraki aybaşı olan 01/11/2018 tarihinden başlamak üzere emekli aylığı bağlanması ve başvuru tarihinden önceki süre için herhangi bir ödeme yapılmaması hususunda yapılan işlemlerde yanlışlık bulunmadığı,

2.5. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa 09/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 27 nci maddesi ile eklenen 20/A maddesinin; “Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci

Bölümünde tanımlanan suçlar ve bu Kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara ait taşınmazların veya kara, deniz ya da hava ulaşım araçlarının devir ve temlikini veya bunlarla ilgili hak tesisini önlemek ya da tasarruf yetkisini kısıtlamak için şerh düşülmesine ve bu kişilerin yardımlaşma kurum ve sandıklarından olan alacaklarına tedbir konulmasına karar verilebilir. Taşınmazlarla ilgili karar tapu kütüğüne; kara, deniz ve hava ulaşım araçlarıyla ilgili karar ise bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi halinde veya şerhin konulduğu tarihlen itibaren iki yıl içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmiş ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerh kendiliğinden terkin edilir. ” hükmünü amir olup, söz konusu hüküm ile 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sırasında, anılan terör örgütü üyelerince işlenen suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla bu kişilerin, Kurumdan hak kazanacakları emekli aylıkları ve emekli ikramiyeleri dahil olmak üzere yardımlaşma kurum ve sandıklarından olan alacaklarına tedbir konulmasına soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi veya kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından tedbir konulmasına karar verilmesi imkanı getirildiği, kamu görevlisi iken çeşitli sebeplerle emekliye ayrılanların memuriyet sürelerine ödenen ve Kurumca aylık bağlama işleminin yapılması ile birlikte ilgililer adına tahakkuk ettirilmesi zorunlu olan emekli ikramiyesinin, ilgililere tek seferde yapılan bir ödeme olduğu ve bu nedenle Kurumca ilgililere ödenmesi sonrasında bu ödemeler hakkında tedbir hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmadığı dikkate alındığında, haklarında ceza hukuku bakımından soruşturma ve/veya kovuşturma yürütülen kamu görevlilerinden sosyal güvenlik kanunlarının öngördüğü yaş ve hizmet koşulunu tamamlayarak aylık bağlanması ve emekli ikramiyesi ödenmesi talebinde bulunanların söz konusu işlemlerinin, haklarında yürütülen soruşturma ve yargılama süreçleri de gözetilerek yürütülmesinin büyük önem arz ettiği, Kurumun mevcut iş ve işlem yüküne ilave olarak kamu görevinden çıkarılanlardan emeklilik koşullarını tamamlayanların Kuruma yönelik yoğun taleplerinin iş yükü üzerinde yarattığı artışın, Kurumun ilgililerin talep ettikleri hususları gerçekten hak edip etmediklerine yönelik tespit çalışmaları ve kurumların emekliye sevk onayı göndermesi sürecine bağlı işlemler ve söz konusu kişiler hakkında devam eden soruşturma ve yargılama süreçleri dikkate alındığında, hassasiyete ve titizliğe aykırı şekilde acelece yapılacak iş ve işlemlerin, gerek hukuki olarak, gerekse kamuoyu önünde telafisi imkansız hatalara ve uygulamalara yol açacağı, dolayısıyla terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kişilerin aylık bağlama işlemleri veya süreçlerinin her bir dosya için farklılık gösterebilmekte olduğu ve aylık bağlama süreçlerinin uzamasına yol açtığı, bu durumda ifade edildiği üzere terörle mücadele kapsamında gösterilen hassasiyetin rol oynadığı, bununla birlikte, herhangi bir nedenle geciken aylık bağlama işlemleri için Kanunda yasal faiz ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığından ilgilinin talebinin yerine getirilmesi mümkün olmadığı,

2.6. Başvuru konusu idari işleme ilişkin yargı organlarında görülmekte olan veya karara bağlanmış herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı,

Hususları bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde, “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” ,

4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun

Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Borçlunun Temerrüdü” başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.”,

6. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Temerrüt faizi” başlıklı 120 nci maddesi; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”,

7. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunu’nun “Temerrüt faizi” başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”,

8. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun:

8.1. “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesi, “…Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici

4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı

bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir… ”

8.2. “Aylıkların Başlangıcı” başlıklı mülga 91 inci maddesi; “Bu kanuna göre bağlanan çeşitli mahiyetteki aylıkların ödenmesi aşağıdaki fıkralarda yazılı

tarihlerden başlar:

c) Her ne suretle olursa olsun açıkta bulunanlardan emekli aylığına müstahak olanlara veya ölenlere emekli ve adi malullük aylıkları ile dul ve yetimlerine bağlanacak aylıklar, son ayrıldıkları kurumlara kendileri veya dul ve yetimleri tarafından yazı ile yapılacak müracaat tarihlerini takip eden başından;”

rakamı üzerinden tahsis talep tarihini (23/10/2018 tarihli dilekçe) takip eden aybaşı olan 01/11/2018 tarihinden başlamak üzere emekli aylığı bağlamış ve (27) tam hizmet yılına karşılık emekli ikramiyesi tahakkuk ettirmiştir.

12.3. Diğer yandan, başvuran 19/06/2017 tarihinden itibaren emeklilik koşullarını ikmal ettiğinden, bu tarihten önce kendisine aylık bağlanması mümkün değildir. O nedenle 22/11/2016-19/06/2017 tarihleri arasını kapsayan dönem için aylık bağlanmaması işleminde herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilememiştir.

12.4. Başvuranın emeklilik koşullarını ikmal ettiği 19/06/2017 tarih ile tahsis talebinde bulunduğu 23/10/2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak aylık bağlanmaması ve ayrıca bu kapsamda bir gecikme faizi ödenmemesi işlemi de, bu dönemde açıkta olan başvuranın herhangi bir tahsis talebi bulunmadığından hukuka aykırı kabul edilemez.

Zira başvuranın sigorta sicil dosyasının incelenmesinden, 02/04/2018 tarihinde Kurumdan ne zaman emekli olabileceğini dilekçe ile sorduğu, Kurumun da 26/04/2018 tarihli cevabi yazı ile 19/06/2017 tarihi itibariyle emeklilik koşullarını ikmal ettiği hususunu başvurana bildirdiği anlaşılmaktadır. Başvuran ise tahsis talebini yaklaşık 6 ay sonra 23/10/2018 tarihinde yapmıştır.

Buradaki gecikmeye ilgili mevzuat gereğince başvuranın katlanması gerekmektedir.

13. Başvuranın tahsis talebinde bulunduğu 23/10/2018 tarihi ile emekli aylığının bağlandığı 18/09/2019 (01/11/2018 tarihi itibariyle geçmişe etkili bağlanmıştır) arasındaki yaklaşık 11 aylık süre için kendisine emekli aylığı ve ikramiyesinin gecikme faiziyle ödenmesi talebine ilişkin yapılan incelemede; 13.1. Kurumumuzun emekli ikramiyesine yönelik olarak 2020/720 sayılı şikâyet dosyasında verdiği emsal 03/04/2020 tarihli Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Kararında;

13.1.1. Uyuşmazlığın hizmet birleştirmesi yapılmak suretiyle emekli olanların emekli ikramiyesine hak kazanma koşullarının tespiti ve bu hususlarının hakkaniyete uygunluğu noktasında toplandığı,

13.1.2. Emekli ikramiyesine hak kazanılmasında hakkı doğuran ilk koşulun iştirakçinin emeklilik hakkının doğması ve emeklilik aylığının bağlanması veya diğer tahsis işlemlerinin gerçekleşmesi olduğu ve 5510 sayılı Kanunun Geçici 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası hükmü uyarınca başvuran hakkında emekli ikramiyesinin hak edilip edilmediği yönünden incelenmesi gereken kanunun öncelikle 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunun 89 uncu maddesi olduğu,

13.1.3. 2012 yılından itibaren 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği mülga 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malûllük aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için

5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak

5434 sayılı Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen memuriyet hizmet sürelerinin,

1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma

şartlarına uygun olarak sona ermiş olması gerektiği,

13.1.4. 6270 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilerek emekli aylığı bağlanan ve emekli sandığı hizmeti bulunanlara emekli ikramiyesinin ödenmesi için; memuriyet hizmetlerinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde son bulma şartı getirilen bu hükmün; “…Hizmet akdiyle çalışanlarla kamuda ilgili personel kanunlarına göre çalışanlar arasında; hak, ödev, sorumluluk ve yasaklarla görevden çekilme ve göreve son vermede farklılık bulunduğu, kamuda ilgili personel kanunlarına göre çalışanlara emekli ikramiyesi ödenme koşullarının, hizmet akdiyle çalışanlara kıdem tazminatı ödenme esaslarına bağlanmasının, emekli ikramiyesi ödenmesini imkansız hale getirdiği, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilen sigortalılardan, 8.9.1999 tarihinden önce kamuda çalışmaya başlayıp da bu tarihten sonra 15 yıl sigortalılık süresine ve

3600 prim ödeme gün sayısına sahipken ayrılanlara emekli ikramiyesi ödenirken, aynı

kapsamda ve aynı koşullarda 15 yıldan daha az çalışma süresine sahipken ayrılanlara emekli ikramiyesi ödenmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu, ayrıca 5434 s. Kanun’un 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “Son defa bu Kanun veya 5510 s. Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve…” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 12.5.2011 günlü, E.2010/81, K.2011/78 sayılı kararıyla iptal edilen hükümle aynı nitelikte olduğu belirtilerek kuralların, Anayasanın 2., 10., 87. ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğu” gerekçesiyle Anayasa

Mahkemesinde iptal başvurusu yapıldığı,

13.1.5. Anayasa Mahkemesinin 21/09/2013 tarih ve E.:2012/33 K.:2012/174 sayılı kararının gerekçesinde özet olarak iptali talep edilen hüküm farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara;

*Kamuda geçen çalışmalarına karşılık emekli ikramiyesi ödenmesine imkân sağladığını, *Ancak, sözü edilen kişilere, kamuda geçen çalışmalarına karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesinin, bu kapsamdaki çalışmalarının 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartına bağlandığını, * Emekli ikramiyesinin, çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğunu, anayasal ilkelere aykırı olmamak kaydıyla emekli ikramiyesinin miktar ve ödenme koşullarını belirleme konusunun kanun koyucunun takdirinde olduğunu, *Kıdem tazminatına hak kazanma şartının, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetini birleştiren tüm memur emeklileri için aradığını bunun da eşitlik ilkesine uygun olduğunu belirterek hükmün Anayasa uygun olduğu kararını verdiği,

13.1.6. 2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere emekli ikramiyesine hak kazanma koşullarını düzenleyen 89 uncu maddeye göre bir kimse tüm çalışma hayatını devlet memuru olarak geçiriyorsa o görevin nasıl sonuçlandığına bakılmaksızın koşulsuz olarak emekli ikramiyesinin ödenmekte olduğu ancak kişi hizmet birleştirmesi yapmış yani devlet memurluğu dışında başka hizmetlerde bulunmuşsa bu kişinin devlet memurluğu görevini ne şekilde sonlandırdığına, kıdem tazminatını almaya hak kazanacak şekilde sonlandırıp sonlandırmadığına bakılarak emekli ikramiyesine hak kazanıp kazanmadığının değerlendirilmesi yapıldığı,

13.1.7. Anayasa Mahkemesinin yukarıda bahsi geçen kararındaki emekli ikramiyesi ve kıdem tazminatının niteliksel eşitliği görüşü ve 2829 sayılı Kanunun gerekçesinde yer verilen emekli ikramiyesinin devlete yapılan hizmetin karşılığı olarak ödenen bir meblağ olduğu açıklaması göz önüne alındığında; bu ödemenin, kamuda geçen çalışma sürelerine sadakat yükümlülüğü karşılığında yapılan ödül niteliğinde bir ödeme olduğu, bu sebeple emekli ikramiyesi ödemesinin belirli koşullara bağlanmasının, hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu, bu bakımdan emekli ikramiyesinin hak edilme koşullarının tekrar değerlendirilerek 5434 sayılı yasanın 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının, ikinci fıkrası ile uyumlu hale getirilmek suretiyle düzenlenmesi gerektiği,

13.1.8. Emsal somut olayda ise ilgiliye tek statüye tabi olarak geçen hizmetleri üzerinden aylık bağlanması nedeniyle ve kamuda geçen hizmetleri (memuriyet hizmetleri) kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermediğinden (kamu görevinden çıkarılma) hakkında 5434 sayılı

Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ikramiye tahakkuk ettirilmemesi yönünde yapılan işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum olmadığı

Belirtilerek başvuranın emekli ikramiyesine ilişkin talebi reddedilmiştir.

13.2. Yukarıda yer verilen Kurumumuz kararında daha önce de belirttiğimiz üzere; anılan

Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanması, yani hizmetlerinin tamamı iştirakçi olarak geçen kişilerin memuriyeti hangi halde sona ererse ersin emekli ikramiyesine hak kazanması hali, emekli ikramiyesinin mahiyetine ilişkin neden sonuç ilişkisini sekteye uğratmaya devam etmekte ve aynı koşullar altında emekli olan kişiler arasında hakkaniyete aykırı uygulamanın sürdürülmesine sebep olmaktadır. Bu nedenle her ne kadar konuya ilişkin açık hüküm bulunsa da yüksek yargı organları kararları ile de kabul edildiği üzere emekli ikramiyesinin ödül mahiyeti göz önüne alınarak Kurumumuz tarafından tavsiye edildiği şekilde 89 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkralarının uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Zira emekli ikramiyesinin ödül niteliği dikkate alınarak kıdem tazminatı mahiyetinde hak kazanılan bir ödeme şeklinde düzenlenmesi hususunun bu tür uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engelleyeceği açıktır. Somut olayda başvuranın tüm hizmetleri 5434 sayılı Kanuna tabi olduğundan hakkında 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrası hükümleri tatbik edilmiş ve kıdem tazminatı ödenmiştir.

13.3. Bu kapsamda 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan hain darbe girişimi ve ülkemizin bekasıyla ilgili yaşanan olağanüstü olaylar kapsamında, devletin, anılan KHK ve diğer KHK’lar ile tedbirler almasının elzem olduğu kadar bir gereklilik olduğu aşikârdır. Bu noktada, hain darbe girişiminin en yoğun etkisinin yaşandığı idarelerden biri olan Sosyal Güvenlik

Kurumunun diğer kamu idarelerine kıyasla; işlem yükünün artması, personel sayısının azalması, öncelikli başkaca tedbirlerin alınması gerekliliği gibi nedenlerle emeklilik işlemlerinin geç tesisi anlaşılmakla birlikte, hukuk devletinin gereği olarak makul bir sürede gerekli işlemleri tamamlayarak yasanın öngördüğü işlemleri yerine getirmesi beklenmektedir.

13.4 Diğer yandan daha önce Kurumumuz tarafından geç ödenen aylık ve/veya emekli

ikramiyesine yasal faiz ödenmesi yönünde Kurumunuza verilen 21/07/2017 tarihli ve

2017/428 Başvuru No’lu Tavsiye Kararında da belirtildiği üzere:

13.4.1. Faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanunu ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt

Faizine İlişkin Kanunda düzenlenmekle birlikte Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen,

tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65). Bu tanımdan yola çıkarak somut olayda faizi tanımlarsak; Sosyal Güvenlik Kurumunun tahsis işlemleri tamamlanmasına rağmen başvuranın emekli aylığı ve emekli ikramiyesinin 11 ay sonra ödenmesi anına kadar geçen süre bakımından hak ettiği parayı kullanamaması nedeniyle, mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesini talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır.

13.4.2. Yüksek yargı kararları incelendiğinde, Yargıtay 10. H.D. E. 2006/1347 K. 2006/10584.

Sayılı ve “Davacının 01.04.2003-17.06.2005 tarihleri arasında adına tahakkuk eden birikmiş yaşlılık aylıkları tutarlarına ay be ay, ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faiz tutarlarından şimdilik … YTL´nin ödenmesine karar verilmesi” istemli kararında; “Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlemle belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması GEREKLİ

DEĞİLDİR. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da ŞART DEĞİLDİR. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer’isi niteliğindeki (BK.

Md. 113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya da, halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal BİR GEREKLİLİKTİR.”

Yine Yargıtay 10. H.D.’nin 2008/20370 E., 2009/5184 K. sayılı ve yaşlılık aylığının geç bağlanması nedeniyle davacının uğradığı zararın giderilmesi talebiyle açılan davada verdiği kararında; “Zararın kapsamının saptanmasında Kurum işleminin niteliği ile davacının istek ve amacının göz önünde tutulması gerekir. Hal böyle olunca davacının mal varlığında husule gelen zarar, davacıya bağlanması gereken yaşlılık aylığıdır. Ayrıca alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında, elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlanan faiz kavramı kapsamındaki muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olmayan faiz olarak belirlenen temerrüt faizi de zarar içinde mütalaa edilmelidir. Davacının asıl alacağı tahsili sırasında açıkça faiz hakkını saklı tutması (ihtirazı kayıt) karşısında davalı Kurumun yasal faizle sorumlu tutulacağı açıktır.” hükmünü kurduğu görülmektedir.

13.4.3. Yapılan bu değerlendirme neticesinde; Kurumun kusurlu işlemi sonucu, sosyal güvenlik mevzuatlarında düzenlenen yaşlılık aylığından yararlanma şartlarını yerine getirilmesi ile yaşlılık aylığına hak kazanıldığı, yaşlılık aylığının konusunu para borcunu oluşturulması ve kişilere ödenecek bu paranın hangi usul ve esaslara göre hesaplanacağının Kanun tarafından belirlenmiş olması, (bu para borçlarının belirlenebilir nitelikte oldukları), hak kazanılan yaşlılık aylıkları bakımından Kurumun aylıkları zamanında ve eksiksiz bağlama borcuna aykırı davrandığı durumlarda Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere Kurumun temerrüt faizi ile sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır.

13.5 Yüksek yargının istikrar kazanmış içtihatlarının aksine Kurumun asıl alacak

öderken mevzuatta açık düzenleme olmadığı gerekçesiyle kendiliğinden faiz ödememesi, bu hususun yargılamaya konu olmasına ve yine istikrar kazanmış yargı kararları uyarınca ilave yargılama gideri ve vekâlet ücreti ödemek yanında yargı yükünün artmasına ve vatandaşların da yargılama sürelerinin uzunluğu nedeniyle mağduriyet yaşamasına neden olmakta, diğer bir deyişle Kurumun ödemek zorunda olduğu miktar giderek artmakta ve bu da

Kurum için ayrı bir gider kalemi oluşturmaktadır.

13.6. Somut olayda, başvuranın 23/10/2018 tarihli dilekçesi ile emeklilik talebinde bulunduğu, emeklilik talebi üzerine, Kurumun 09/11/2018 tarihli yazısı ile Emniyet Genel

Müdürlüğünden emekliye sevk onayı talep edildiği, söz konusu onayın 24/01/2019 tarihinde gönderilmesi üzerine 18/09/2019 tarihli ve sayılı işlemle ilgiliye talep tarihinden sonraki aybaşı olan 01/11/2018 tarihinden başlamak üzere emekli aylığı bağlandığı, Sosyal Güvenlik Kurumunun sevk onayının geldiği 24/01/2019 ila emeklilik işlemini yaptığı 18/09/2019 tarihi arasında yaklaşık 8 ay geciktiği, ancak bu gecikmenin

Kararın 2.5. numaralı paragrafında belirtildiği üzere; Kurumun mevcut iş ve işlem yüküne ilave olarak kamu görevinden çıkarılanlardan emeklilik koşullarını tamamlayanların Kuruma yönelik yoğun taleplerinin iş yükü üzerinde yarattığı artış, söz konusu kişiler hakkında devam eden soruşturma ve yargılama süreçleri dikkate alındığında, hassasiyete ve titizliğe aykırı şekilde acelece yapılacak iş ve işlemlerin, gerek hukuki olarak, gerekse kamuoyu önünde telafisi imkansız hatalara ve uygulamalara yol açacağı, dolayısıyla terör örgütlerine veya Milli

Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kişilerin aylık bağlama işlemleri veya süreçlerinin her bir dosya için farklılık gösterebilmekte olduğu ve aylık bağlama süreçlerinin uzamasına yol açtığı gibi haklı nedenlerden kaynaklandığı,

Bu kapsamda 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan hain darbe girişimi ve ülkemizin bekasıyla ilgili yaşanan olağanüstü olaylar kapsamında, devletin, anılan KHK ve diğer KHK’lar ile tedbirler almasının elzem olduğu kadar bir gereklilik olduğu, bu noktada, hain darbe girişiminin en yoğun etkisinin yaşandığı idarelerden biri olan Sosyal Güvenlik Kurumunun diğer kamu idarelerine kıyasla; işlem yükünün artması, personel sayısının azalması, öncelikli başkaca tedbirlerin alınması gerekliliği gibi nedenlerle emeklilik işlemlerinin geç tesisi anlaşılmakla birlikte, hukuk devletinin gereği olarak makul bir sürede gerekli işlemleri tamamlayarak yasanın öngördüğü işlemleri yerine getirmesi gerekmektedir.

13.7. Diğer yandan, Kurumumuz tarafından faiz ödenmesine yönelik verilen Tavsiye

Kararlarına Kurumunuzca verilen cevabi yazılarda, “…yapılan ödemelere ilişkin olarak

Kurumumuzca ayrıca yasal faiz ödenmesine imkân tanıyacak bir hükmün bulunmaması nedeniyle, Tavsiye Kararının bu bölümünün uygulanmasına kanunen imkân bulunmamaktadır.” denilerek bu konuda yasal düzenleme yapılması gerektiği aksi halde ödeme yapılamayacağı belirtilmekte olup bu cevap istikrar kazanmıştır. Keza başvuru ile ilgili olarak 2.6. numaralı parafta belirtilen idare cevabında da bu durum; “herhangi bir nedenle geciken aylık bağlama işlemleri için Kanunda yasal faiz ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığından ilgilinin talebinin yerine getirilmesi mümkün değildir” ifadesi ile karşımıza çıkmaktadır.

Bu kapsamda, gerek emekli ikramiyesinin ödenme koşullarına ilişkin 03/04/2020 tarihli ve 2020/720 Başvuru No’lu Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Kararı, gerekse faiz ödenmesine yönelik 21/07/2017 tarihli ve 2017/428 Başvuru No’lu Tavsiye Kararı dikkate alınarak, gerekli yasal düzenlemelerin hazırlanması hususunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

14. Günümüzde demokratik, modern ve katılımcı yönetim anlayışında idarelerden sadece hukuka uygun olarak hareket etmeleri değil aynı zamanda iyi yönetişim ilkelerine de uygun işlem tesis etmeleri de beklenmektedir.

15. Bu kapsamda idarenin “ kanunlara uygunluk”, “haklı beklentiye uygunluk” ve “hukuk güvenliği ilkelerine” uygun davranması ve bu tavsiye kararı yönünde işlem tesis etmesi beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

16. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Aynı kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacak olup Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde ve açıklanan gerekçelerle; başvuranın; – 677 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldığı 22/11/2016 tarihi ile emekli aylığının bağlandığı 01/11/2018 tarihi arasındaki 23 ay 9 günlük süre için kendisine emekli aylığının gecikme faiziyle ödenmesi talebinin REDDİNE,

– Tahsis talebinde bulunduğu 23/10/2018 tarihi ile emekli aylığının bağlandığı 18/09/2019 (01/11/2018 tarihi itibariyle geçmişe etkili bağlanmıştır) arasındaki yaklaşık 11 aylık gecikme ile ilgili olarak, emekli aylığı ve/veya emekli ikramiyelerinin geç ödenmesi nedeniyle faiz talebinde bulunmaları halinde ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasını gerektirmeyecek şekilde faiz düzenlemesi yapılması için gerekli çalışmaların başlatılması hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası

uyarınca, Sosyal Güvenlik Kurumunca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA TEBLİĞİNE;

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi