ÖZET: Başvuran, 09.05.2022 tarihinde Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmesi sırasında ödediği 5.870 TL sevk ücretinin geri ödenmesini talep etmiştir. Başvuru, sevk işlemi sırasında yaşanan usulsüzlükler nedeniyle başvurana geri ödeme yapılmasına rağmen, bu süreçte paranın değer kaybı yaşandığı gerekçesiyle enflasyon farkının da ödenmesi yönündedir. Adalet Bakanlığı, başvuranın mağduriyetinin giderilmesi amacıyla gerekli adımları atmış ve 5.870,40 TL’nin ödenmesini uygun bulmuştur. Ancak başvuran, bu ödemenin yapıldığı tarihten önceki değer kaybı nedeniyle ek bir talepte bulunmuştur.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın enflasyon farkı talebini incelemiş ve yapılan ödemeye ilişkin hukuki değerlendirmeler sonucunda, başvuranın feragat dilekçesi vermesi nedeniyle talebin reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. İdarenin hukuka uygun hareket ettiği ve başvuranın talebinin geçerli bir dayanağı olmadığı belirtilmiştir. Bu çerçevede, başvuranın talebinin reddedilmesi yönünde karar alınmış ve ilgili taraflara tebliğ edilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/7319-S.24.11453

BAŞVURU NO : 2024/4495

KARAR TARİHİ : 11.07.2024

RET KARARI

ADALET BAKANLIĞI

BAŞVURUYA KONU İDARE :

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, kendisinden tahsil edilen ve daha sonra geri ödenen sevk ücretine ilişkin enflasyon farkının ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 01.04.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran, 09.05.2022 tarihinde Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumundan Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiğini, bu sevke ilişkin 5.870

TL nakil ücreti ödediğini, ancak aynı ay içerisinde sevk işlemindeki usulsüzlükler gerekçe gösterilerek

Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna geri gönderildiğini, bu esnada ödemiş olduğu sevk ücretinin bir dahaki sevkte kullanılacağının ifade edildiğini, 23.01.2023 tarihine tekrar Bafra T Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildiğini, ancak kendisinden yine sevk ücreti alındığını, bunun üzerine

Kurumumuza yapmış olduğu 2023/2692 nolu başvuru kapsamında Kurumumuzca 10.03.2023 tarih ve sayılı Gönderme Kararı verildiğini, gönderme kararı üzerine 25.08.2023 tarihinde kendisine

5.870 TL ödeme yapıldığını, bu esnada kendisinden feragat dilekçesi alındığını, ancak sevk ücretinin

kendisinden tahsil edildiği tarih ile geri ödemenin yapıldığı tarih arasında paranın değer kaybı yaşadığını ifade etmekte; geri ödenen sevk ücretine ilişkin ayrıca enflasyon farkı ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Başvuruya konu iddialar hakkında Kurumumuzun 24.04.2024 tarih ve sayılı bilgi ve belge talep yazısına cevaben Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün

24.05.2024 tarihli ve – – – sayılı cevabi yazısında

özetle;

2.1. İdareden kaynaklanan hatalı sevk işlemi nedeniyle başvuranın mağduriyetinin giderilmesini teminen alınan Üst Yönetici Onay’ı ve Bakanlık Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü görüşü doğrultusunda

Genel Müdürlük tarafından Bafra Cumhuriyet Başsavcılığına iletilen 08.08.2023 tarihli ve – – – sayılı yazıyla Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu tarafından başvurandan sulh olunduğuna dair feragat dilekçesi alınması koşuluyla genel bütçeden ödenek talep edilerek 5.870,40 TL’nin ödenmesinin uygun görüldüğünün bildirildiği,

2.2. Başvuranın konuya ilişkin olarak Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu idaresine hitaben yazdığı

08.09.2023 tarihli dilekçesinde “Kamu Denetçiliği Kurumuna yazmış olduğum dilekçe ile alakalı konuda

sulh oldum. Tarafıma 5870,40 TL ödenmesi halinde ileriye dönük ve daha sonrası için her türlü maddi ve manevi haklarımdan feragat ettiğimi taahhüt ediyorum.” ifadelerine yer verdiği,

2.3. Bunun üzerine anılan Kurumdan gelen ödenek talebi doğrultusunda Genel Müdürlüğün 25.09.2023 tarihli ve – – – sayılı yazısıyla ödemenin yapılması için ilgili harcama kaleminden ödenek tahsisi yapıldığı,

açıklamaları yapılmıştır.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,

4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5. 6098 Sayılı Borçlar Kanunun;

5.1. “Borçlunun Temerrüdü” başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.”,

5.2. 6098 Sayılı Borçlar Kanunun “Temerrüt faizi” başlıklı 120 nci maddesi; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”,

5.3. 6098 Sayılı Borçlar Kanunun “Aşkın Zarar” başlıklı 122 nci maddesinde “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı

da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”

6. 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun Temerrüt faizi başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”,

hükümlerini amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

7. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın, kendisinden usulsüz olarak tahsil edilen ve daha sonra geri ödenen sevk ücretine ilişkin enflasyon farkı ödenmesi talebi kapsamında Ret Kararı verilmesi yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

8. Başvuran 1 no.lu paragrafta yer verildiği üzere özetle; kendisinden usulsüz olarak tahsil edilen ve daha sonra geri ödenen sevk ücretine ilişkin paranın yaşadığı değer kaybı nedeniyle enflasyon farkı ödenmediğini belirterek enflasyon farkının ödenmesini talep etmektedir.

9. İdare tarafından gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde;

9.1. Başvuranın idareden kaynaklanan hatalı sevk işlemi nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetinin giderilmesini talep ettiği,

9.2. Bu çerçevede idare tarafından başvurandan sulh olunduğuna dair feragat dilekçesi alınması koşuluyla genel bütçeden ödenek talep edilerek 5.870,40 TL’nin başvurana geri ödenmesinin uygun görüldüğü,

9.3. Başvuranın konuya ilişkin olarak Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu idaresine hitaben yazdığı

08.09.2023 tarihli dilekçesinde “Kamu Denetçiliği Kurumuna yazmış olduğum dilekçe ile alakalı konuda

sulh oldum. Tarafıma 5870,40 TL ödenmesi halinde ileriye dönük ve daha sonrası için het türlü maddi ve manevi haklarımdan feragat ettiğimi taahhüt ediyorum.” ifadelerine yer verdiği,

9.4. Bunun üzerine anılan Kurumdan gelen ödenek talebi doğrultusunda ödenek tahsisi yapıldığı ve başvurana 5.870 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

10. Hukuk devletinin gereklerinden birinin idarenin hukukla bağlı olması ve hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden dolayı kişilere verdiği zararların tazmini olup, Anayasanın 125 inci maddesinde İdarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.

11. Faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanun ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine

İlişkin Kanunda düzenlenmekle birlikte Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen, tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” şeklinde tanımlanmaktadır. (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret

Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65).

12. Anayasa Mahkemesi’nin 15.12.1998 tarih, 1997/34 Esas ve 1998/79 Karar numaralı kanunî faize ilişkin kararında; “Faiz, kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdî sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medenî bir “semere” veya “ivaz”dır. Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer’i bir haktır.” şeklinde ve yine 27.9.1988 tarih ve E.1988-7,K.1988-27 sayılı kararında ise “Bilindiği gibi faiz; ekonomik açıdan, “paranın fiatı”dır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığı paranın asıl sahibine “faiz” ödemek zorundadır.” şeklinde tanımladığı görülmektedir.

13. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 19.3.2014 tarihli ve E.2011/358, K.2014/906 sayılı kararı ile onadığı Gaziantep 1. idare Mahkemesi’nin 28.09.2010 günlü, E:2010/1211 ve K:2010/844 sayılı ısrar kararında; “… faizin, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı sürelerinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olduğu; esasen bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının kural olarak gerekmediği; ekonomilerde bir değişim vasıtası olan paranın, çeşitli ticari, sınai, zirai vb. faaliyetlerde kullanılmakla, sahibine kazanç, kira, nema vs. adları altında kimi ekonomik yararlar sağlayan bir değer olduğu; paranın, sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılmaksızın, sahibinin bu ekonomik değerinden mahrum bırakılması sonucunu doğurmasının yanında, yüksek enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini, yani alım gücünün enflasyon oranı ölçüsünde yitirmesine neden olduğu; hukuk devletlerinde, açıklanan nitelikteki bir zararın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için açık yasa hükmü aranmasının düşünülemeyeceği; aksine anlayışın, Devletin ve ona bağlı idarenin eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararın tazmini için de, açık yasa hükmü aranması sonucuna götüreceği ki, böyle bir anlayışın, Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan, “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” amir hükmü ile bağdaşmayacağı…” gerekçesine yer verildiği görülmektedir.

14. Danıştay 12. Dairesinin 30.11.1998 tarih ve E:1995/6978, K:1998/2918 sayılı kararı ile onanan

Ankara 2. İdare Mahkemesinin 14.10.1993 tarih ve E:1992/182, K:1993/1398 sayılı kararında; “…

görevine son verilmesine dair işlemin idare mahkemesince iptali, Danıştay’ca da onanması üzerine

30.09.1991 tarihinde göreve iade edilen davacının, görevine son verilmesine dair işlemin hukuka

aykırılığının mahkeme kararı ile sabit olması nedeniyle bu işlemden doğan zararınızın idarece tazmin edilmesinin Anayasanın 125. maddesi ve bu yolda ki idare hukuku ilkesi gereği olduğu, davacının zararını, alamadığı aylıkları ile sınırlı tutmaya olanak bulunmadığından açıkta kaldığı sürede aylık ve özlük haklarını zamanında alamaması nedeniyle uğradığı zararın yasal faiz ödenerek tazmininin gerektiği …” gerekçesine yer verilmiştir

15. Bu kapsamda hukukumuz bakımından anapara faizi ve temerrüt faizi olmak üzere iki tür faiz bulunmaktadır. Anapara faizi henüz temerrüde düşmeden ödenmesi lazım gelen faiz olup, kredili, vadeli veya taksitli satışlarda söz konusu olur ve temerrüde düşmeden ‘vade farkı’ adı altında alınmaktadır.

Temerrüt Faizi diğer adıyla geçmiş günler faizinin tanımı ise 3095 sayılı Kanun’un 2 inci maddesinde borcunu vadesinde ödemeyerek temerrüde düşen borçlunun ödemesi gereken bedel olarak tanımlanabilir.

16. Söz konusu açıklamalar neticesinde bir dönem mahrum kalınan parasal faydanın elde edildiği dönemde oluşan değer kaybının temerrüt faizi (yasal faiz oranı) ile ödenmesi esastır. Aşkın zarar olarak ifade edilen temerrüt faizi ile tazmin edilemeyen kısmın hesaplanabilmesi için enflasyon oranlarının dikkate alınacağı ya da yabancı para borçlarında kur farkı ile söz konusu zararların tazmin edilmesi mümkündür.

Ancak söz konusu düzenleme özel hukuk sözleşmelerinde söz konusu olup borçlar kanununun “aşkın zarar” başlıklı 122 nci maddesinde düzenlenmiştir.

17. İdare hukukunda ise idari kurallar mevcut olup, yapılacak işlemler ilgili mevzuat düzenlemeleri ile belirlenmektedir. Bu yönü ile idare hukuku düzenlemeleri özel hukuk düzenlemelerinden ayrılmaktadır. Bu çerçevede Borçlar Hukukunda düzenlenen aşkın zarar kavramının hesaplanabilmesi için enflasyon oranlarının dikkate alınması ya da yabancı para borçlarında kur farkı ile söz konusu zararın tazmin edilmesi mümkün olmakla birlikte düzenlemenin yalnızca özel hukuk sözleşmeleri yönünden geçerli olduğu, bir diğer ifadeyle konunun idare hukuku kapsamında düzenlenmediği görülmektedir.

18. Öte yandan başvuru kapsamında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus da başvuran ile idare arasında yapılan sulh protokolüdür. Sulh olmada, taraflar sulh olmaya ilişkin koşulları içeren bir protokol veya anlaşma imzalarlar. Bu belge genellikle tarafların anlaşmaya vardıkları konuları, ödeme şartlarını, taahhütleri ve diğer detayları içerir. Sulh olma sürecinde taraflar, birbirlerine karşı olan haklarından feragat ederler veya belirli koşullarda haklarını kullanmaktan vazgeçerler. Başvuranın konuya ilişkin olarak Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu idaresine hitaben yazdığı 08.09.2023 tarihli dilekçesinde yer alan “Kamu Denetçiliği Kurumuna yazmış olduğum dilekçe ile alakalı konuda sulh oldum.

Tarafıma 5870,40 TL ödenmesi halinde ileriye dönük ve daha sonrası için her türlü maddi ve manevi haklarımdan feragat ettiğimi taahhüt ediyorum.” ifadesi ile ödemenin tarafına yapılması halinde ileriye dönük her türlü hakkından feragat ettiği belirtilmiştir. Dolayısıyla işbu feragatin sonucu olarak da başvuranın alacağa bağlı olarak talep ettiği enflasyon farkının idare tarafından reddedilmesinde hukuku aykırılık olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

19. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; başvuranın kendisinden usulsüz olarak tahsil edilen ve daha sonra geri ödenen sevk ücretine ilişkin paranın yaşadığı değer kaybı nedeniyle enflasyon farkı ödenmediği gerekçesiyle enflasyon farkının ödenmesi talebi kapsamında Ret Kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

20. İyi yönetim ilkelerine 28.03.2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin

“İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; hem başvuranın dilekçesi hem de şikâyet başvurusunun inceleme ve araştırması kapsamında idare tarafından süresi içerisinde işlem tesis edildiği; böylece “makul sürede karar verme” ve

“kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranıldığı anlaşılmıştır.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

21. 6328 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosyanın kapsamına göre;

Başvurunun REDDİNE

Kararın BAŞVURAN ile ADALET BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi