| ÖZET: Başvuran, Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hatalı teşhis ve tedavi nedeniyle 4.000.000 TL tazminat talep etmiştir. Anayasa’nın 17. maddesi, kişilerin yaşama hakkı ve vücut bütünlüğüne dokunulamayacağını belirtirken, 1219 sayılı Kanun da doktorların tedavi için hastanın rızasını almasını zorunlu kılmaktadır. Yapılan incelemelerde, başvuranın tedavi sürecinde herhangi bir ihmal veya kusur bulunmadığı, gerekli tedavilerin zamanında uygulandığı ve komplikasyonların normal riskler olarak değerlendirildiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, başvuranın yaşadığı mağduriyetin malpraktis olarak nitelendirilmesi mümkün görülmemiş ve başvurunun reddine karar verilmiştir. Bu durum, sağlık hizmetlerinde hasta hakları ve tıbbi uygulamalardaki sorumlulukları net bir şekilde ortaya koymaktadır. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2023/2857-S.23.4853
BAŞVURU NO : 2022/14583
KARAR TARİHİ : 08/03/2023
RET KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : AĞRI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ BAŞHEKİMLİĞİ
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın kendisine hatalı teşhis ve tedavi uygulandığı gerekçesiyle tazminat taleplerine ilişkindir.
BAŞVURU TARİHİ : 07/10/2022
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Kurumumuza 07.10.2022 tarihinde e-başvuru yoluyla tarafından yapılan
başvuruda başvuran özetle; Nisan 2021 tarihinde ayağında oluşan şişkinlik nedeniyle Ağrı Eğitim ve
Araştırma Hastanesine başvurduğunu, kalp ve damar cerrahisinde görevli doktorun ultrason çekilmesini istediğini, ultrason sonucundan sonra ayağında venüs yetmezliği olduğunu ve anjiyo olması gerektiğini söylediğini, anjiyo esnasında yapılan işlem sonucunda bacağına sıvı enjekte edildiğini, bir ay sonra kontrol için hastaneye başvurduğunda tekrar ultrason çekildiğini ve doktorun kendisine iyi olduğunu söylediğini, ancak kendisinin o dönemde ayağında oluşan şişlik nedeniyle yürüyemez halde geldiğini, durumunun kötüleşmesi üzerine on gün sonra tekrar doktora gittiğini, ultrason sonucunda bacağında tıkanma olduğunun söylendiğini ve bir ay kan sulandırıcı kullanmak zorunda kaldığını, ancak bir ayın sonunda durumu daha da kötüleşince hastaneye tekrar gittiğini, yeniden anjiyo olduğunu, ancak tıkanan damarın açılmadığı gerekçesiyle bu kez ameliyata alındığını, yapılan açık ameliyat sonunda tıkanan damarın açıldığının ve yerine o yapay craft takıldığının söylendiğini, taburcu olduktan sonra kontrol için hastaneye gittiğinde yeniden yatış yapılıp yeniden ameliyat edildiğini, ayağından gelen sıvı nedeniyle yarasının kapanmadığını, her ne kadar doktoru bu durumun normal olduğunu söylese de daha sonradan ameliyat esnasında damarının kesildiğini ve sıvının oradan geldiğini öğrendiğini, doktorun hatası nedeniyle çok sayıda ameliyat geçirdiğini, hem maddi hem manevi olarak mağdur olduğunu, halen daha bu durumun etkilerini taşıdığını ifade etmekte; idarenin kusurlu eylemi nedeniyle 2.000.000,0 TL(iki milyon türk lirası) maddi tazminat ve 2.000.000,0 TL(iki milyon türk lirası) manevi tazminat olmak üzere toplamda 4.000.000,0 TL’nin(dört milyon türk lirası) kusurlu idareden tazminini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Kurumumuzun 31.10.2022 tarihli ve sayılı bilgi-belge talep yazısına cevaben Ağrı Eğitim
ve Araştırma Hastanesi’nin 11.11.2022 tarihli ve sayılı yazısı ekinde hasta dosyasının bir örneği gönderilmiş olup, ayrıca yapılan açıklamada;
2.1) Başvuran tarafından Hasta Hakları Birimine konuyla ilgili herhangi bir başvuru yapılmadığı,
2.2) Başvuru konusu ile ilgili olarak Başhekimlik tarafından da herhangi bir inceleme / soruşturma
yapılmadığı,
ifade edilmiştir.
3) Kurumumuzun 17.11.2022 tarihli ve sayılı bilgi-belge talep yazısına cevaben Ağrı
Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü Destek Hizmetleri Başkanlığı’nın 16.01.2023 tarihli ve sayılı yazısı ekinde ilgili bilgi – belgeler gönderilmiş olup, söz konusu belgelerin incelenmesi neticesinde;
3.1) Başvuru konusu ile ilgili olarak Patnos İlçe Devlet Hastanesinde görevli kardiyoloji uzmanı bir doktorun
muhakkik olarak görevlendirildiği,
3.2) Bu kapsamda öncelikle başvuranın kendisine hatalı teşhis ve tedavi uyguladığını iddia ettiği doktorun
ifadesine başvurulduğu,
3.3) Doktor E.K.’nın ifadesinde başvurana ilk başvurusundan itibaren güncel tıp çerçevesinde gerekli tüm
tedavilerin özenle uygulandığının, bu tür hastalarda bazı komplikasyonlar gelişmesinin olağan olduğunun, ayrıca başvuranın iddialarının aksine ömür boyu tedavisini gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığının, hastanede yatış süresinin uzamasının sebebinin başvuranın yara hijyenine dikkat etmemesinden kaynaklanan dirençli bakteriler olduğunun, tedavi kapsamında kullanılan ilaç ve medikal malzemelerin tamamının Sosyal
Güvenlik Kurumu tarafından karşılandığının, dolayısıyla başvuranın yapılan işlemler ve kullanılan malzemelere ilişkin herhangi bir ödeme yapmak zorunda kalmadığının, bu sebeple başvuruya konu iddiaların gerçeği yansıtmadığının belirtildiği,
3.4) Ayrıca soruşturma ile görevlendirilen muhakkikin konunun uzmanı olmadığı gerekçesiyle, Ağrı Eğitim
ve Araştırma Hastanesinde görevli olan bir başka kalp ve damar cerrahisi uzmanı doktordan uzman görüşü alındığı,
3.5) Anılan uzman görüşünde aynen:
“Mevcut ön inceleme dosyası ile yapılan değerlendirmede hasta Burhan Hasar’ın derin venöz yetmezlik tanısı bulunmaktadır. Medikal tedaviye yanıtsız olan ve şikayetleri devam eden hastaya ICT işlemi önerilmiş ve hasta kendi isteğiyle bu işlemi kabul etmiş. Hastaya ICT işlemi yapılmış ve sonrasında DVT gelişmiş. DVT sebebiyle verilen medikal tedaviye yanıt alınamayan hastaya iliofemoral ven bypass operasyonu uygulanmış ve takibinde tekrar oklüzyon gelişmiş. Oklüzyon sonrası greft embolektomi uygulanmış. Tedavi sürecinde yara yeri enfeksiyonu da gelişmiş. Hastaya derin venöz yetmezlik sebebiyle ICT tedavisi yapılabilir. Tıbben yapılan her
işlemde olduğu gibi ICT tedavisinin de bazı komplikasyonları mevcuttur. İstenmese de zaman zaman bu komplikasyonlar oluşabilir. İşleme bağlı DVT sonrası medikal, endovasküler ya da cerrahi tedaviler uygulanabilir. Yara yeri enfeksiyonu ile ilgili gerekli konsültasyonlar yapılmış olup gerekli medikal ve cihaz tedavileri uygulanmış. Tüm bu bilgiler ışığında yapılan değerlendirmede hastaya gereken tedavilerin ivedilikle uygulandığı ve ihmal olmadığı kanaatindeyim. Tarafımın görüşü bu yöndedir.”
ifadeleri ile hastaya gereken tüm tedavilerin uygulandığı ve herhangi bir ihmal bulunmadığı kanaatine varıldığının bildirildiği,
3.6) Muhakkik tarafından yapılan soruşturma neticesinde 25.11.2022 tarihli soruşturma raporu düzenlendiği,
3.7) Bu kapsamda düzenlenen soruşturma raporunda, başvuranın kendisine hatalı teşhis ve tedavi
uyguladığını iddia ettiği doktor hakkında disiplin, idari, mali ve adli yönden herhangi bir işlem uygulanmasına gerek olmadığı kanaatine varıldığı
anlaşılmıştır.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;
4.1) “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17’nci maddesinde; “Herkes, yaşama,
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz…”,
4.2) “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56’ncı maddesinin ilgili fıkralarında; “Herkes,
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. (…) Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.”,
4.3) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “Herkes,
bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,
5) Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12 nci maddesinde; “Bu
Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin erişilebilir en yüksek bedensel ve ruhsal sağlık standardından yararlanma hakkını tanır.”,
6) Avrupa Sosyal Şartının “Sağlığın korunması hakkı” başlıklı 11 inci maddesinde; “Âkit Taraflar,
sağlığın korunması hakkının etkili bir biçimde kullanılması sağlamak amacıyla, ya doğrudan ya da kamusal veya özel örgütlerle işbirliği içinde diğer önlemlerin yanı sıra; 1- Sağlığın bozulmasına yol açan nedenleri olabildiğince ortadan kaldırmak; 2- Sağlıklı olmayı teşvik etmek ve sağlık konularında kişisel sorumluluk
duygusunu geliştirmek üzere eğitim ve danışma hizmetleri sağlamak; 3- Kazalar açısından olduğu gibi, salgın, yöresel ve diğer hastalıkları olabildiğince önlemek üzere tasarlanmış uygun önlemler almayı; taahhüt ederler.”
7) Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesinin “Sağlık hizmetleri” başlıklı 35 inci maddesinde;
“Herkes, ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen şartlar çerçevesinde koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir. Bütün Birlik politikaları ve faaliyetlerinin tanımlanmasında ve uygulanmasında yüksek düzeyde bir insan sağlığı koruması sağlanmalıdır.”
8) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin
birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
9) 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunun;
9.1) “Temel Esaslar” başlıklı 3 üncü maddesinde; “Sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır: …
b) Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmek suretiyle kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın gerektiğinde hizmet satın alınarak kaliteli hizmet arzı ve verimliliği esas alınır. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ilgili Bakanlığın muvafakatını alarak, kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarına koruyucu sağlık hizmeti görevi verir ve bu kurum ve kuruluşların bütün sağlık hizmetlerini denetler. … e) Tesis edilecek eğitim, denetim, değerlendirme ve oto kontrol sistemi ile sağlık kuruluşlarının tespit edilen standart ve esaslar içinde hizmet vermesi sağlanır. f)
Herkesin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulur. ”
9.2) Ek 11 inci maddesinde; “Sağlık hizmeti sunumu ile ilgili tüm iş ve işlemler Sağlık Bakanlığınca
denetlenir.”,
10) 5013 Sayılı Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin
Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanunun;
10.1) “Mesleki standartlar” başlıklı 4’üncü maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir
müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.”
10.2) “Genel kural” başlıklı 5’inci maddesinde; “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu
müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi, muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabilir.”
11) 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun;
11.1) 69’uncu maddesinde; “Tabipler, diş tabipleri, dişçiler ve ebeler bu kanunda tasrih edilmiyen ve sair
kavanin ve nizamat ile kendilerine tevdi edilmiş olan bilcümle vezaifin ifasiyle mükelleftirler.”
11.2) 70’inci maddesinde; “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın,
hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır.”
12) Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin;
12.1) 2’nci maddesinde; “Tabip ve diş tabibinin başta gelen vazifesi, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine
ihtimam ve hürmet göstermektir. Tabip ve diş tabibi; hastanın cinsiyeti, ırkı, milliyeti, dini ve mezhebi, ahlâki düşünceleri, karakter ve şahsiyeti, içtimai seviyesi, mevkii ve siyasi kanaatı ne olursa olsun, muayene ve tedavi hususunda âzami dikkat ve ihtimamı göstermekle mükelleftir.”
12.2) 6’ncı maddesinde; “Tabip ve diş tabibi, sanat ve mesleğini icra ederken, hiç bir tesir ve nüfuza
kapılmaksızın, vicdanî ve meslekî kanaatına göre hareket eder. Tabip ve diş tabibi, tatbik edeceği tedaviyi tâyinde serbesttir. ”
12.3) 13’üncü maddesinde; “Tabip ve diş tabibi, ilmî icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi
tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez.”
12.4) 14’üncü maddesinde; “Tabip ve diş tabibi, hastaların vaziyetinin icap ettirdiği sıhhi ihtimamı
gösterir… …Hastanın maneviyatı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimali bulunmadığı takdirde, teşhise göre alınması gereken tedbirlerin hastaya açıkça söylenmesi lazımdır. Ancak, hastalığın vahim görülen akıbet ve seyrinin saklanması uygundur…”
13) 01.08.1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliğinin;
13.1) “İlkeler” başlıklı 5’ inci maddesinin (d) bendinde; “Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller
dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz.”
13.2) “Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım” başlıklı 11’inci maddesinde; “Hasta, modern tıbbi
bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir. Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.”
13.3) “Tıbbi Özen Gösterilmesi” başlıklı 14’üncü maddesinde; “Personel, hastanın durumunun gerektirdiği
tıbbi özeni gösterir. Hastanın hayatını kurtarmak veya sağlığını korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmak zorunludur.”
13.4) “Bilgilendirmenin Kapsamı” başlıklı 15’inci maddesinde; “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel
sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya
/
çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği hususlarında bilgi verilir.”
13.5) “Rıza Olmaksızın Tıbbi Ameliyeye Tabi Tutulmama” başlıklı 22’inci maddesinde; “Kanunda
gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz…”
13.6) “Hastanın Rızası ve İzin” başlıklı 24’üncü maddesinde; “Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası
gerekir…”
13.7) “Tedaviyi reddetme ve durdurma” başlıklı 25 inci maddesinde; “Kanunen zorunlu olan haller dışında
ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir. Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine kullanılamaz.”
13.8) “Rıza Formu” başlıklı 26’ncı maddesinde; “Mevzuatta öngörülen durumlar ile uyuşmazlığa mahal
vermesi tıbben muhtemel görülen tıbbi müdahaleler için sağlık kurum ve kuruluşunca 15 inci maddedeki bilgileri içeren rıza formu hazırlanır. Rıza formunda yer alan bilgiler; sözlü olarak hastaya aktarılarak rıza formu hastaya veya kanuni temsilcisine imzalatılır. Rıza formu iki nüsha olarak imza altına alınır ve bir nüshası hastanın dosyasına konulur, diğeri ise hastaya veya kanuni temsilcisine verilir. Acil durumlarda tıbbi müdahalenin hasta tarafından kabul edilmemesi durumunda, bu beyan imzalı olarak alınır, imzadan imtina etmesi halinde durum tutanak altına alınır. Rıza formu bilgilendirmeyi yapan ve tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından imzalanır. Verilen bilgilerin doğruluğundan ilgili sağlık meslek mensubu sorumludur. Rıza formları arşiv mevzuatına uygun olarak muhafaza edilir.”
13.9) “Rızanın şekli ve geçerliliği” başlıklı 28 inci maddesinde; “Mevzuatın öngördüğü istisnalar dışında,
rıza herhangi bir şekle bağlı değildir. Hukuka ve ahlaka aykırı olarak alınan rıza hükümsüzdür ve bu şekilde alınan rızaya dayanılarak müdahalede bulunulamaz.”
13.10) “Müracaat, Şikayet ve Dava Hakkı” başlıklı 42’inci maddesinde; “Hastanın ve hasta ile ilgili
bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır.”
14) 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunun 59/g maddesine dayanılarak çıkarılan ve Türk
Tabipleri Birliği Büyük Kongresi’nde kabul edilen Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının;
14.1) “Vicdani ve mesleki kanı” başlıklı 8’inci maddesinde; “Hekim, mesleğini uygularken vicdani ve
mesleki bilimsel kanaatine göre hareket eder.”
14.2) “Hekimliğin Kötü Uygulanması (Malpraktis)” başlıklı 13’üncü maddesinde; “Bilgisizlik,
deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.”
14.3) “Hasta Haklarına Saygı” başlıklı 21’inci maddesinde; “Hekim hastasının sağlığı ile ilgili kararlar
alırken; bilgilenme hakkı, aydınlatılmış onam hakkı, tedaviyi kabul ya da red hakkı, vb. hasta haklarına saygı göstermek zorundadır.”
14.4) “Aydınlatılmış Onam” başlıklı 26’ıncı maddesinde; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve
konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır.
Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır.
Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.”
düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
15) Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; başvuranın, kendisine hatalı
teşhis ve tedavi uygulandığı iddiasıyla yaşadığı mağduriyetin giderilmesi amacıyla 2.000.000,0 TL(iki milyon türk lirası) maddi tazminat ve 2.000.000,0 TL(iki milyon türk lirası) manevi tazminat olmak üzere toplamda 4.000.000,0 TL(dört milyon türk lirası) tazminat ödenmesi talebi kapsamında Ret Kararı verilmesi yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
16) Başvuran, 1 no.lu paragrafta yer verildiği üzere, kendisine hatalı teşhis ve tedavi uygulandığı iddiasıyla
yaşadığı mağduriyetin giderilmesi amacıyla 2.000.000,0 TL(iki milyon türk lirası) maddi tazminat ve 2.000.000,0 TL(iki milyon türk lirası) manevi tazminat olmak üzere toplamda 4.000.000,0 TL(dört milyon türk lirası) tazminat ödenmesini talep etmektedir.
17) Anayasamızın 17’nci maddesinde kişilerin “yaşama hakkı” ve “maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme” hakkına sahip olduğu belirtilmiş, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, rızası dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı vurgulanmıştır.
18) 1219 sayılı Kanunun 70’nci maddesinde de, doktorların yapacakları her tür tedavi (ameliye) için
hastanın rızasını (muvafakatini) alması gerektiği, hastanın rızasının sadece büyük cerrahi operasyonlar (ameliyei cerrahiyeler) için yazılı olmasının zorunluluğu hükme bağlanmıştır.
19) Hasta Hakları Yönetmeliğinde de hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, tıbbi müdahalenin
kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, muhtemel
komplikasyonları, reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği hususlarında mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde sözlü olarak bilgilendirilmesi, mevzuatta öngörülen durumlar ile uyuşmazlığa mahal vermesi tıbben muhtemel görülen tıbbi müdahaleler için bu bilgilendirmenin rıza formu ile yapılması, sözlü olarak da hastaya aktarılan rıza formunun hastaya veya kanuni temsilcisine imzalatılması gerektiği hükümlerine yer verilmiştir.
20) Diğer taraftan, Avrupa Konseyi tarafından Kasım 1996’da Strasbourg’da karara bağlanan ve
Türkiye’nin de onayladığı İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinde ise sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği; bu kişiye önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verileceği; ilgili kişinin, muvafakatini her zaman ve serbestçe geri alabileceği ifade edilmiştir.
21) Ayrıca, 1219 sayılı Kanunda “tıbbi kötü uygulama”, Hekimlik Mesleği Etik Kurallarında ise
“hekimliğin kötü uygulaması” olarak ifadesini bulan malpraktis; 1992 yılında yapılan 44. Dünya Tabipler
Birliğinin Genel Kurulunda kabul edilen, Tıpta Yanlış Uygulama (Malpraktis) Konulu Marbella Bildirgesinin 2’nci maddesinin (a) fıkrasında; hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan “zarardır” şeklinde tanımlanmıştır. Geniş anlamda ele alındığında; ihmal, dikkatsizlik, bilgisizlik, beceri eksikliği ve hasta bakımında yetersizlik neticesinde malpraktis ortaya çıkmakta ve hekimin sorumluluğuna gidilebilmektedir. Ayrıca hekimin sorumluluğundan bahsedebilmemiz için hekimin kusurunun bulunması, bir zararın doğması ve kusur ile zarar arasında neden sonuç ilişkisi (uygun illiyet bağı)
bulunması gerekmektedir. Hasta veya hasta yakınlarının hekimin tıbbi kötü uygulama (malpraktis) ya da tıbbi hatası olduğunu düşünmesi halinde her türlü müracaat, şikâyet ve dava haklarının bulunduğu da açıktır.
22) Tıbbi Deontoloji Tüzüğünün 13’üncü maddesine göre hekimin modern tıp bilimine uygun olarak
koyduğu teşhis ve uyguladığı tedavinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı deontoloji bakımından eleştirilemeyeceği düzenlenmişse de bunun kişiye doğru teşhis ve tedavinin uygulanıp uygulanmadığı hususunu içermediğinin; kişinin tedavinin tamamlanmasından sonra şifa bulamaması ve hastalığının maddi ve manevi varlığını tehdit etmesi durumlarında kendisine uygulanan teşhis ve tedaviyi sorgulayarak doğru, uygun ve gerektiği gibi bir tedavi uygulanıp uygulanmadığına ilişkin oluşan şüpheyi bertaraf etmek istemesinin son derece doğal ve zaruri olduğunun kabulü gerekir.
23) Diğer taraftan komplikasyon kavramı ise tıbbi standartlara uygun müdahale yapılmasına ve her türlü
tedbir alınmasına rağmen meydana gelen olumsuzluk olarak tanımlanmaktadır. Tıbbın kabul ettiği normal riskler / komplikasyonlar zamanında fark edilmezse, fark edilmesine rağmen önlem alınmazsa, fark edilip önlem alınmasına rağmen yerleşmiş standart tıbbi tedavi ve müdahalede bulunulmazsa tıbbi kötü uygulamadan (yani malpraktisten) söz edilebilecek ve yine hekimin sorumluluğuna gidilebilecektir.
24) Bir hekimin tıp ilkelerine aykırı davranmadığını söyleyebilmemiz için, tedavisini yaparken gerekli
dikkat ve özeni göstermesi, modern tıbbın ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisini koyması gerekir. Buna rağmen hasta şifa bulamazsa dahi hekimin tıp ilkelerine aykırı davrandığı söylenemez.
Yukarıdaki ayrıntıları ile belirtildiği üzere, tıbbi kötü uygulama, sağlık personelinin kasıt, kusur, ihmali ya da bilgi ve beceri eksikliğinden kaynaklanan ve sonucunda hizmet alan kişinin zarar görmesine neden olan bir
durumdur. Dolayısıyla sağlık personelinin tıbbi müdahalesi ile ortaya çıkan zarar arasında bir illiyet bağı olması gerekmektedir.
25) Dolayısıyla, somut olayımızda başvuranın takip ve tedavisini üstlenen doktorun sorumluluğu olup
olmadığının tespiti için konusunda uzman kişilerin görüşüne başvurulup başvurulmadığı hususu da önem arz etmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin sayılı ve 18.09.2008 1
tarihli kararında aynen:
“Somut olaya bakıldığında, davacının yüzündeki kırışıkları gidermek için davalı klinik ve doktora başvurduğu, davalı doktorun davacının yüzüne fill-new adlı dolgu malzemesi enjekte ettiği, sonuçta davacının yüzünde giderilmesi mümkün olmayan hasar oluştuğu, taraflar arasında ihtilaflı değildir. Çözümlenmesi gereken husus, davalının üstlendiği tedaviyi yaparken özen borcunu yerine getirip getirmediğidir. Dosya içerisinde bulunan raporlarda davacının yüzünde oluşan hasarın nedeni, yabancı cisim reaksiyonu olarak bildirilmiştir.
22.12.2006 tarihli Adli Tıp Raporunda, enjeksiyon işleminin ve daha sonra gelişen deri altı yabancı cisim
reaksiyonu sonrası uygulanan kortikosteroid tedavisi işleminin günümüz tıp kurallarına ve kozmetik cerrahisi tekniğine uygun bir işlem olduğu, daha sonra yüz bölgesinde gelişen lezyonların, bu işlem sonrası nadir gelişen komplikasyonlardan olduğu bildirilmiş ise de, davalının bu işlemi yapmadan önce davacıya işlemin muhtemel komplikasyonları hakkında bilgi verip vermediği, riskleri anlatıp anlatmadığı, özetle aydınlatılmış rıza alınıp alınmadığı konusunda bir inceleme yapılmamıştır. Davalı doktor, davacının şikayeti üzerine Onur Kurulu’nda verdiği 23.09.2005 tarihli ifadesinde, davacıya yapılacak işlemin ayrıntılarını anlattığını, dolgu malzemesinin doğal bir madde olduğunu söylediğini, ancak her maddenin alerji yapma riski bulunduğunu, nadir de olsa bir komplikasyon oluşursa tedavi edilebileceğini anlattığını, ancak bu hususları kayıt altına almadığını, o zamanlar onama belgesi alınmadığını bildirmiştir. Davalı, davacıyı müdahalenin komplikasyonları konusunda aydınlattığını yazılı belge ile ispat edemediği gibi, beyanında geçen komplikasyon oluştuğu halde tedavisinin de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davalı doktorun, davacıyı aydınlatma borcunu yerine getirip getirmediği tartışılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz. O halde, mahkemece yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak varsa taraf delillerini topladıktan sonra davalının aydınlatılmış onam alma yükümlüğünü yerine getirip getirmediği, giderek kusuru bulunup bulunmadığı yönünde inceleme yapılmak üzere, dosyanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek konusunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”
şeklinde ifade edilmiştir.
26) Bu çerçevede, başvuranın iddia ettiği üzere görevli doktorun herhangi bir hata, ihmal veya kusurunun
bulunup bulunmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması amacıyla Ağrı Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü’nden konuyla ilgili bilgi – belge talep edilmiş olup, dosyada mübrez belgelerin tetkiki neticesinde;
26.1) Başvuranın kendisine yanlış teşhis ve tedavi uyguladığını iddia ettiği doktorun kalp ve damar cerrahisi
alanında uzman olduğu,
1 https://www.corpus.com.tr/#!/Yargitay Erişim tarihi: 01.02.2023
26.2) Başvuru konusu ile ilgili olarak Patnos İlçe Devlet Hastanesinde görevli kardiyoloji uzmanı doktorun
muhakkik olarak görevlendirildiği,
26.3) Bu kapsamda öncelikle başvuranın kendisine hatalı teşhis ve tedavi uyguladığını iddia ettiği doktorun
ifadesine başvurulduğu,
26.4) Doktor E.K.’nın ifadesinde başvurana ilk başvurusundan itibaren güncel tıp çerçevesinde gerekli tüm
tedavilerin özenle uygulandığının, bu tür hastalarda bazı komplikasyonlar gelişmesinin olağan olduğunun, ayrıca başvuranın iddialarının aksine ömür boyu tedavisini gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığının, hastanede yatış süresinin uzamasının sebebinin başvuranın yara hijyenine dikkat etmemesinden kaynaklanan dirençli bakteriler olduğunun, tedavi kapsamında kullanılan ilaç ve medikal malzemelerin tamamının Sosyal
Güvenlik Kurumu tarafından karşılandığının, bu sebeple başvuruya konu iddiaların gerçeği yansıtmadığının belirtildiği,
26.5) Muhakkik olarak görevlendirilen doktorun başvuru konusunun uzmanlık alanı dışında kaldığı
gerekçesiyle Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli olan bir başka kalp ve damar cerrahisi uzmanından uzman görüşü aldığı,
26.6) Anılan uzman görüşünde aynen:
“Mevcut ön inceleme dosyası ile yapılan değerlendirmede hasta Burhan Hasar’ın derin venöz yetmezlik tanısı bulunmaktadır. Medikal tedaviye yanıtsız olan ve şikayetleri devam eden hastaya ICT işlemi önerilmiş ve hasta kendi isteğiyle bu işlemi kabul etmiş. Hastaya ICT işlemi yapılmış ve sonrasında DVT gelişmiş. DVT sebebiyle verilen medikal tedaviye yanıt alınamayan hastaya iliofemoral ven bypass operasyonu uygulanmış ve takibinde tekrar oklüzyon gelişmiş. Oklüzyon sonrası greft embolektomi uygulanmış. Tedavi sürecinde yara yeri enfeksiyonu da gelişmiş. Hastaya derin venöz yetmezlik sebebiyle ICT tedavisi yapılabilir. Tıbben yapılan her işlemde olduğu gibi ICT tedavisinin de bazı komplikasyonları mevcuttur. İstenmese de zaman zaman bu komplikasyonlar oluşabilir. İşleme bağlı DVT sonrası medikal, endovasküler ya da cerrahi tedaviler uygulanabilir. Yara yeri enfeksiyonu ile ilgili gerekli konsültasyonlar yapılmış olup gerekli medikal ve cihaz tedavileri uygulanmış. Tüm bu bilgiler ışığında yapılan değerlendirmede hastaya gereken tedavilerin ivedilikle uygulandığı ve ihmal olmadığı kanaatindeyim. Tarafımın görüşü bu yöndedir.”
ifadeleri ile hastaya gereken tüm tedavilerin uygulandığı ve herhangi bir ihmal bulunmadığı kanaatine varıldığının bildirildiği,
26.7) Yapılan soruşturma neticesinde düzenlenen 25.11.2022 tarihli soruşturma raporunda, başvuranın
kendisine hatalı teşhis ve tedavi uyguladığını iddia ettiği doktor hakkında disiplin, idari, mali ve adli yönden herhangi bir işlem uygulanmasına gerek olmadığı kanaatine varıldığı
anlaşıldığından, ilgili idare tarafından başvuru konusuyla ilgili olarak gerektiği gibi inceleme yaptırıldığı kanaati oluşmuştur
27) Sonuç olarak, başvuranın iddiaları, idarelerin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm bilgi ve
belgeler birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki takip ve
/
tedavisinde bir ihmal ya da kusur bulunup bulunmadığı hususu ile ilgili olarak Ağrı İl Sağlık
Müdürlüğünce muhakkik görevlendirildiği, muhakkik tarafından tedaviye ilişkin bilgi ve belgeler ile ilgililerin ifadeleri alındıktan sonra dosyanın kalp ve damar cerrahisi uzmanına görüşü alınmak üzere sunulduğu ve uzman tarafından yapılan değerlendirmede hastaya gereken tedavilerin ivedilikle uygulandığı ve ihmal olmadığı kanaatinde olduğunun belirtildiği, ayrıca hasta dosyasının tetkiki neticesinde ameliyat öncesinde başvuran tarafından bilgilendirme formlarının imzalandığı anlaşıldığından, başvuranın yaşadığını iddia ettiği mağduriyetin malpraktis olarak nitelendirilmesinin mümkün gözükmediği, başvuranın yaşadığı mağduriyetlerin komplikasyon olarak nitelendirilebileceği değerlendirildiğinden, başvurunun reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
28) İyi yönetim ilkelerine 28.03.2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; hem başvuranın dilekçesi hem de şikâyet başvurusunun inceleme ve araştırması kapsamında idareler tarafından süresi içerisinde işlem tesis edildiği; böylece “makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranıldığı anlaşılmıştır.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
29) 6328 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından
reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede Ağrı İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre,
Başvurunun REDDİNE,
Kararın başvuran ile AĞRI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ BAŞHEKİMLİĞİ’ne tebliğine,
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi