ÖZET: Başvuran, 34 yıl 2 gün hizmet süresi ile emekli olduğunu, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından hizmet süresinin 33 yıl 11 ay olarak hesaplandığını belirtmiştir. Bu durum, emekli ikramiyesi ve aylık hesaplamalarında hak kaybına yol açtığını ifade eden başvuran, hizmet süresinin 34 yıl üzerinden değerlendirilmesini talep etmiştir. SGK, başvuranın hizmet süresinin doğru hesaplandığını ve bu nedenle talebinin reddedildiğini açıklamıştır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, hizmet sürelerini belirlerken, kanunlarda belirtilen ay başlarını esas almakta ve bu çerçevede başvuranın emeklilik sicil dosyasını incelemiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, başvuranın 33 yıl 11 ay olarak tespit edilen hizmet süresinin doğru olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesi gereğince, emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için verileceği, ancak tam yıla tamamlanmayan süreler için herhangi bir ödeme yapılmayacağı ifade edilmiştir.

Sonuç olarak, başvuranın 34 yıl üzerinden emekli ikramiyesi talebi reddedilmiş, ancak tam yıla tamamlanmayan süreler için ikramiye ödenmemesi hususunun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, Sosyal Güvenlik Kurumu’na, mevcut düzenlemenin adaletli bir şekilde gözden geçirilmesi için tavsiyede bulunulması gerektiği vurgulanmıştır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2022/12215-S.22.18671

BAŞVURU NO : 2022/4647

KARAR TARİHİ : 22/09/2022

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın hizmet süresine ve emekli ikramiyesine yönelik itirazları hakkındadır

BAŞVURU TARİHİ : 25/03/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran; Ankara Sincan Ahmet Andiçen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinden 34 yıl 2 gün hizmeti üzerinden, 16/07/2021 tarihi itibariyle 12240 iş gününü tamamlayarak emekli olduğunu, bir sigorta yılı 360 gün olarak hesaplandığında primlerinin 34 yıla tekabül ettiğini, ancak SGK tarafından hizmet süresinin 33 yıl 11 ay olarak hesaplandığını, ayrıca aylığının da 33 yıl üzerinden hesaplandığını ifade ederek, emekli ikramiyesinin ve aylık hesabının 34 yıl üzerinden yapılması suretiyle hak kaybının giderilmesini, 34 yıla tamamlanan hizmeti olmaması durumunda bakiye kalan aylar için ödeme yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 11/05/2022 tarihli ve sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben Sosyal

Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından gönderilen 01/06/2022 tarihli ve sayılı yazıda:

2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4 üncü maddesi;

“… Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu

Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.…” hükmünü 2.2. 5434 sayılı Kanunun “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının ise; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malûllük veya vazife malûllüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.” hükmünü amir olduğu, Bu hükümle, emekli ikramiyesinin fiili hizmet süresinin her tam yılına karşılık aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı olarak ödeneceğinin açıkça düzenlendiği, maddede ay veya yıl kesirlerine de ayrıca ikramiye ödeneceğine veya yıl kesirlerinin tam yıla yükseltileceğine dair herhangi bir hükme yer verilmediği, 2.3. Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanunun mülga 14 üncü maddesinin (a) fıkrası; “Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır.” hükmünü, 2.4. Mülga 31 inci maddesinin ise; “Fiili hizmet müddeti, iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanlar için ayrıldıkları ayın tamamı fiili hizmet müddeti sayılır. …” hükmünü amir olduğu, 2.5. Yukarıdaki hükümler gereğince Kurum tarafından hizmet süresi hesaplanırken ilgilinin fiili olarak göreve başladığı veya görevden ayrıldığı tarihler değil Kanunda belirlenen ay başlarının esas alındığı, dolayısıyla aylıklarını her ayın 1’inde alan kurumlarda görev yapan sigortalılar için aybaşı ayın 1’i, aylıklarını her ayın 15’inde alan sigortalılar için ise ayın 15’i olarak belirlendiği, 2.6. Bu kapsamda ilgilinin emeklilik sicil dosyasının tetkikinde; Sincan Ahmet Andiçen Mesleki ve Teknik

Anadolu Lisesinde Öğretmen olarak görev yapmakta iken 26/07/2021 tarihinde isteği ile emekliye ayrıldığı ve talebi üzerine 15/08/2021 tarihinden başlamak üzere 33 yıl 11 ay fiili hizmetine karşılık emekli aylığı bağlandığı ve (33) tam yılına karşılık emekli ikramiyesi tahakkuk ettirildiği,

2.7. Diğer taraftan, ilgilinin 15/04/1996 tarihinde görevinden ayrıldığı ve 15/04/1996 – 14/10/1996 tarihleri arasında 6 ay aylıksız izin (doğum izni) kullandığı, 25/04/1996 tarihli dilekçesi ile bu süreleri borçlanmak istediğini bildirdiği ancak bu sürelere ilişkin kesenek ve kurum karşılıklarını ödemediğinden hizmet süresine eklenmediğinin, anlaşıldığı, Bu kapsamda, SGK tarafından yerine getirilen işlemlerde herhangi bir yanlışlık bulunmadığı, ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun;

“5434 Sayılı Kanuna İlişkin Geçiş Hükümleri” başlıklı geçici 4 üncü maddesinin sırasıyla 4 üncü ve

5 inci fıkrası; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu

Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.”

“Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” 6. 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun; 6.1. “Sandığın Geliri ve Tahsil Şekilleri” başlıklı 14 üncü maddesi; “Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır.”

6.2. “Bu Kanunla Tanınan Hakların Başlangıcı” başlıklı mülga 30 uncu maddesi; “İştirakçilere bu kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar, durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlar.” 6.3. “Fiili Hizmet Müddeti” başlıklı mülga 31 inci maddesi; “Fiili hizmet müddeti, iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir.”

İştirakçilere bu kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar, durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlar.” 6.4. “İkramiye” başlıklı mülga 89 uncu maddesinde;

“Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.

Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen

Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.

İkinci fıkra uyarınca ödenecek emekli ikramiyesi, bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına giren görevlerde geçen her tam fiili hizmet yılı ile sınırlı olarak bu görevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarı üzerinden ve aylığın başlangıç tarihindeki katsayılar dikkate alınarak ödenir. Mülga 2829 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncü fıkrasının son cümlesinin bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.

Yukarıdaki fıkralara göre mülga 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara ödenecek emeklilik ikramiyesinin hesabında bu Kanun veya 5510 sayılı

Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen ve 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet süreleri ve her ne suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı veya bu mahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreleri ile kıdem tazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreleri dikkate alınmaz. Ancak, mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış olmakla birlikte, bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmetleri arasında başka bir sigortalılık hali kapsamında çalışması bulunmayanların emekli ikramiyesine esas fiili hizmet sürelerinin hesabında, 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesindeki şartlar aranmaz.

Emekli ikramiyesinin hesabına esas hizmet süresinin tespitinde dikkate alınmak üzere, emeklilik veya malullük aylığı bağlanması dışında herhangi bir sebeple görevleri sona erenler için, görevin sona erme sebebinin bu durumu kanıtlayan belgelerle birlikte yazılı olarak kuruma bildirilmesi ve bunların özlük dosyasında saklanması zorunludur. Bu zorunluluğa uymayanlar ikinci fıkra hükümlerinden yararlandırılmazlar…

Bu madde gereğince Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen emekli ikramiyeleri, düzenlenecek fatura üzerine

Sayıştay ve Danıştay başkanları için kendi kurumları, diğerleri için emekliye sevk onayını veren kurum tarafından karşılanır. Özelleştirilen, faaliyeti durdurulan, kapatılan veya tasfiye edilen kamu idareleri tarafından karşılanması gereken emekli ikramiyesi tutarları ise, emekliye sevk onayı aranmaksızın ve faturası karşılığında Hazine tarafından karşılanır. Bu fıkraya göre Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak ödemelerin, fatura düzenlenmesini müteakip iki ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılması zorunludur…”, düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu

Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

8. Başvuran 12240 iş gününü tamamlayarak emekli olduğunu, bir sigorta yılı 360 gün olarak hesap edildiğinde söz konusu günlerin 34 yıla tekabül ettiğini, ancak SGK tarafından hizmet süresinin 33 yıl 11 ay olarak hesaplandığını, ikramiyesinin ve aylık hesabının buna göre belirlendiğini ifade ederek, emekli ikramiyesinin ve aylık hesabının 34 yıl üzerinden hesaplanmasını, 34 yıla tamamlanan hizmeti olmaması durumunda bakiye kalan aylar için tarafına ödeme yapılmasını talep etmektedir. Buna karşılık SGK tarafından 33 yıl 11 ay olarak tespit edilen hizmet süresine ilişkin işlemlerde hata olmadığından bahisle talebinin reddedildiği anlaşılmıştır.

9. Başvuruya konu uyuşmazlığın; başvuranın hizmet süresinin 34 yıla tekabül edip etmediği ve tam yıla tamamlanmayan hizmet sürelerine ikramiye ödenip ödenmeyeceği noktasında toplandığı görülmektedir.

10. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri başlıklı geçici 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı

Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.” hükmünü,

Aynı maddenin beşinci fıkrası, “Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı

Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.”, hükmünü amirdir.

Bu hükümler uyarınca, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi çalışanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümler de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağının düzenlendiği, dolayısıyla somut olaya ilişkin uyuşmazlıkta 5434 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı açıktır.

11. Başvuruya konu uyuşmazlıkta öncelikle başvuranın hizmet sürelerine ilişkin tespit ve değerlendirme yapılacaktır. Bu kapsamda, işe giriş ve işten çıkış tarihlerinin esas alınması gerektiği ve özellikle başvuranın işe girdiği ve işten çıktığı aylardaki prim ödeme gün sayılarına ilişkin tespitin önem arz ettiği değerlendirilmektedir.

11.1. 5434 sayılı Kanunun mülga 31 inci maddesinin ilk fıkrasında fiili hizmet müddetinin; “…iştirakçilerin, 30 uncu madde gereğince bu Kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Aynı Kanunun 30 uncu maddesinde ise; “İştirakçilere bu Kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu aybaşından başlar.” hükmünü, Bu maddede sözü edilen mülga 14 üncü maddenin (a) fıkrası ise, “İştirakçilerin emeklilik keseneğine esas aylık tutarları üzerinden her ay kesilecek % 16 emeklilik kesenekleri; Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Aybaşlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır.” hükmünü amirdir.

Bu hükümler uyarınca, ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait kıst aylık veya ücretlerinden kesenek alınmamakta, aybaşlarından sonra vazifeden ayrılanların kıst aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınarak, bu süreleri fiili hizmet sürelerine eklenmektedir.

11.2. Diğer taraftan, 10/9/1987 tarihli ve 19570 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, aynı tarihten itibaren yürürlüğe giren; Devlet Memurları ile Diğer Kamu Görevlilerinin Aylıklarının Ödeme Zamanının

Değiştirilmesine Dair 9/9/1987 tarih ve 289 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesinin son fıkrası ile; “Devlet Memurları ile diğer kamu görevlilerine ilişkin Kanunlarda yer alan “aybaşı” ibareleri

“ayın 15’i” olarak uygulanır.”

Bu hüküm gereğince, 5434 sayılı Kanunun 14 üncü maddesindeki ve 31 inci maddesindeki ifadelerin ayın 15’i olarak düzeltildiği ve bu maddelere göre, 15/10/1987 tarihinden geçerli olmak üzere her ayın 15’inden sonra göreve girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmadığından bu süreleri

hizmetten sayılmadığı, ayın 15’inden sonra görevden ayrılanlar için ise tam kesenek gönderildiğinden takip eden ayın 14 üne kadar geçen sürelerin hizmetten sayıldığı, düzenlenmiştir.

11.3. Somut olayda başvuranın SGK tarafından gönderilen hizmet belgesinin incelenmesinden, 12/09/1983 tarihinde 5434 sayılı Kanuna tabi memur olarak göreve başladığı, 30/09/1985 tarihinde ise görevinden ayrıldığı, görülmektedir.

11.4. Buna göre, 15/10/1987 tarihinden önce 12/09/1983 tarihinde göreve başlayan dolayısıyla aybaşından sonra (o tarihte aybaşı ayın 1’i olduğundan) göreve başlamış olması nedeniyle kıst aylık alan, kıst aylığından Eylül 1983 dönemi için kesenek kesilmediğinden, SGK tarafından prim gün hesabı yapılırken 01/10/1983 tarihi ile 01/10/1985 tarihleri esas alınarak yapılan 2 tam yıl hizmet süresi tespitinde hata olmadığı değerlendirilmektedir.

11.5. Başvuranın daha sonra, yine 5434 sayılı Kanun kapsamında 01/03/1989 tarihinde öğretmen olarak göreve başladığı ve 15/04/1996 yılında görevden ayrıldığı görülmektedir. İşe girdiği o tarihte aybaşı ayın 15’i olduğundan ve prim ödeme günleri 15/03/1989 tarihinden itibaren başladığından SGK tarafından prim gün hesabı yapılırken 15/03/1989 ile 15/04/1996 tarihleri esas alınarak yapılan 7 yıl 1 ay hizmet süresi tespitinde hata olmadığı değerlendirilmektedir.

11.6. Başvuranın yine 01/10/1996 tarihinde aylıksız izin dönüşü göreve başladığı, 16/07/2021 tarihinde ise emeklilik sebebiyle görevden ayrıldığı görülmektedir. Ay başı ayın 15’i olarak kabul edildiğinden ve 1-14

Ekim 1996 tarihleri arası için başvurandan kesenek kesilmediğinden hizmet süresi SGK tarafından kesenek hesabında 15/10/1996 esas alınmış ancak başvuran 16/07/2021 tarihinde yani ayın 15’inden sonra görevden ayrıldığından ve Temmuz 2021 dönemi için adına tam kesenek gönderildiğinden 30/07/2021 tarihine kadar hizmetinden sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla SGK tarafından prim gün hesabı yapılırken 15/10/1996 ile 30/07/2021 tarihleri esas alınarak yapılan 24 yıl 10 ay hizmet süresi tespitinde hata olmadığı değerlendirilmektedir.

12. Yapılan açıklamalar ışığında başvuranın; hizmet süresinin 01/10/1983-01/10/1985 dönemi için 2 yıl, 15/03/1989-15/04/1996 dönemi için 7 yıl 1 ay ve 15/10/1996-15/08/2021 tarihleri arası için 24 yıl 10 ay olmak üzere toplamda 33 yıl 11 ay olarak hesap edilmesi işlemlerinde hata olmadığı tespit edildiğinden, başvuranın hizmet süresinin 34 yıl olarak hesap edilmesi işlemlerine yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

13. Başvuranın emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmeyen 11 aylık hizmet süresine ikramiye ödenmesi yönündeki talebine ilişkin yapılan değerlendirmede ise; 13.1. Kurumumuz tarafından daha önce benzer nitelikteki 2018/3972 numaralı başvurunun, emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmeyen 10 ay 14 günlük hizmet süresine emekli ikramiyesi ödenmesi talebine yönelik olduğu ve başvuru hakkında tavsiye kararı verildiği görülmektedir. Söz konusu kararda öncelikle

şu değerlendirmelere yer verilmiştir:

13.2. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine göre iştirakçilere her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği Kanunun açık hükmüdür. Kanuna uygun işlem tesis etmekle mükellef olan idareden Kanunun açık hükmü karşısında başvuranın bir tam yıla tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesi beklenemez. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki talebinin idare tarafından reddedilmesi işleminin Kanuna uygun olduğu değerlendirilmektedir.

13.3. Buna karşılık başvuranın 10 ay 14 günlük çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesi hususunun hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönünden ve bu noktada Kamu Denetçiliği Kurumu’nun görev alanına ilişkin bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

13.4. Şöyle ki; 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında

Kurumun, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise, yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemlerin Kurumun görev alanı dışında olduğu düzenlenmiştir. Bu husus Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin

Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesinde de tekrar edilmiştir.

13.5. Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında

Yönetmelik’in 32 nci maddesinde, yürütülen inceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde, ilgili idareye mevzuat değişikliği yapılmasının da tavsiye edilebileceği düzenlenmiştir. Bu durum, ilgili mevzuat hükmünün hukuka ve/veya hakkaniyete aykırı devam eden etkileri tespit edildiğinde, bu etkilerin giderilmesi için idareye tavsiyelerde bulunulması ile ilgilidir.

13.5. Bu sebeple, SGK tarafından tesis edilen ret işlemi Kanuna uygun bulunmakla birlikte söz konusu kanunun uygulanmasının adaletsiz sonuçlara sebep olup olmadığının yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca incelenmesi gereklidir.

13.6. Hiç şüphesiz yasamanın genelliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun Anayasa’da düzenlenmeyen bir konuyu öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlemesi ve bunu ne şekilde yapacağı konusunda tercihte bulunması kanun koyucunun kendi takdirinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesi kararlarında da Kanun koyucunun, kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabileceği ve keyfi davranamayacağı ifade edilmektedir.

13.7. Diğer yandan Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, birçok Anayasa Mahkemesi kararında da ifade edildiği üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtildikten sonra kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.

13.8. Yine Anayasamızın 10 uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu vurgulanmıştır.

13.9. Literatürde eşitlik kavramı, biri mutlak diğeri nispi olmak üzere iki değişik anlamda şekillenmiştir.

Mutlak eşitlik kavramı ile kanunların herkese eşit uygulanması, kişilerin kişisel ve özel durumlarına bakılmaması kastedilmekte; bu kapsamda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiç kimsenin ayrım gözetilmeksizin eşit muamele göreceği kabul edilmektedir.

13.10. Buna karşılık nispi eşitlik kavramı ile aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme, farklı durumda bulunan kişilerin ise farklı işleme tabi tutulması kastedilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de birçok kararında Anayasa’da yer alan eşitlik ilkesinin eylemli değil hukuksal eşitliği ifade ettiğini, diğer bir ifade ile söz konusu ilkenin tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermediğini, bu ilke ile aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamanın ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemenin amaçlandığını, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığını ifade etmiştir.

13.11. Söz konusu değerlendirmelerden sonra, Kurumumuzun emsal gösterilen kararında, Anayasa

Mahkemesinin 30 yılı aşan çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesine yönelik Kararına atıf yapılarak;

5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinde iştirakçilerin 30 yıldan fazla çalışma sürelerine ikramiye

ödenmeye başlanmasının Anayasa Mahkemesinin 89 uncu maddede yer alan “…verilecek emekli ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler… dikkate alınmaz.” hükmünün iptali ile mümkün olduğu, ifade edilerek, Yüksek Mahkemenin söz konusu konuya ilişkin değerlendirmelerine yer verilmiştir.

13.12. Bahsi geçen davada, 5434 sayılı Kanunun itiraza konu edilen hükmünün itiraz gerekçesinde her ne kadar; işçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceğinin kurala bağlandığı, ancak, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında süre bakımından herhangi bir sınırlama bulunmadığı, iş sözleşmesi uyarınca 35 yıl boyunca hizmet görmüş bir işçiye, çalışmış olduğu her yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatının hesaplanmasında herhangi bir süre sınırlamasının bulunmamasına karşılık, 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında

30 yıllık süre sınırlamasına gidilmiş olmasının, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk

devletiyle eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiğine vurgu yapılsa da, Anayasa Mahkemesi; konuya ilişkin değerlendirmeyi hukuki durum ve statüleri aynı olan iştirakçiler yönünden yapmış, 30 yıl çalışan iştirakçi ile 30 yıldan fazla çalışan iştirakçiler yönünden hakkaniyetsiz bir durumun ortaya çıktığı tespitinde bulunmuştur. Bu kapsamda yapılan incelemede ise Yüksek Mahkemenin Kararlarında sıkça vurgulandığı üzere; Anayasa’nın 10. Maddesinin ‘kanun önünde eşitlik’ ilkesi kapsamında yaptığı “Bu ilke, hukuki

durumları aynı olanlar için söz konusu olup eylemli değil hukuksal eşitliği ifade eder. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların farklı kurallara bağlı tutulması tek başına Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesini zedelemez. …” yorumuna aykırı bir değerlendirmeden kaçındığı gözlenmektedir.

13.13. Bununla birlikte; Anayasa Mahkemesinin E.2012/33 K.2012/174 sayılı kararında emekli ikramiyesinin; çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğu ve kıdem tazminatıyla benzer hukuki niteliğe haiz olduğu vurgusu yapılmıştır. Benzer yorumun Yargıtay Kararlarında “… Ancak bir çalışanın çalışma yaşamının sonunda elde ettiği hak yalnızca yaşlılık aylığı olmayıp çalışma süresine ilişkin olmak üzere tazminat türünden toplu bir paranın da son işverenince ödenmesidir. Bu toplu paranın adı iş hukukunda kıdem tazminatı olup, devlet memuriyetinde ise emekli ikramiyesidir. Bunlardan birisinin eksikliği, şahsı yaşlılık hayatında beklentilerinin gerçekleşmemesi veya eksilmesi nedeniyle son derece olumsuz etkileyecek, mağduriyetine sebebiyet verecektir.”(E.2007/23503 K.2009/1639, E.2007/33997 K.2009/3032) denilmek suretiyle yer aldığı görülmektedir.

13.14. Bu bilgiler ışığında; çalışanın, çalışma yaşamı sonunda hak ettiği toplu paranın benzer hukuki niteliği kapsamında yapılan değerlendirmede; 13.15. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunu’nun 89 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında kamu görevlilerine emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı olarak verileceğinin hükme bağlandığı, bir yıldan artan süreler için ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 13.16. İşçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde ise, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılacağı kurala bağlanmıştır. Anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı dikkate alınmaksızın bir yıldan arta kalan süreler için de ödeme yapılmaktadır.

13.17. Kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı ile sınırlı tutulmamasına karşılık 5434 s.

Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında tam filli hizmet yılı üzerinden ödeme yapılmasının Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiği değerlendirilmektedir.

13.18. Yüksek Mahkemenin 30 yıl üzeri emekli ikramiyesinin ödenmesi hususunda yaptığı değerlendirmenin 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi kapsamında olan iştirakçilere yönelik olduğu, bahsi geçen iştirakçilerin hukuki durum ve statülerinin aynı olduğu, aralarındaki tek farkın ise 30 yıldan

fazla çalışıp çalışmama bakımından olduğu, durumlarındaki özdeşlik nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlanmaları gerektiği, ancak 30 yıl ve daha az çalışanların emekli ikramiyesi hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak tanındığı halde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı, oysa nitelikleri ve durumları özdeş olan iştirakçilerin aynı konumda olduğu, ancak 30 yıllık çalışma süresi ile 30 yıldan fazla çalışanlar arasında anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü, bu durumun Anayasa’nın 10 uncu maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal ettiği, dolayısıyla aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiğine vurgu yapıldığı, görülmektedir.

14. Somut olay kapsamında yapılan değerlendirmede ise; 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı bağlanan başvuranın 33 yıl 11 ay hizmetinin bulunduğu, bunun 33 tam yılına ikramiye ödendiği ancak 11 ay hizmetine ikramiye tahakkuk ettirilmediği, tam yıllara ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenirken kıst yıla ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesinde anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü ve aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

15. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; yapılan hesaplamalar ve açıklamalar ışığında başvuranın fiili çalışma süresinin 33 yıl 11 ay olarak tespit edilmesi nedeniyle emekli ikramiyesinin 34 tam yıl üzerinden ödenmesi talebinin SGK tarafından ret edilmesi işlemlerinde hukuka ve hakkaniyete aykırılık olmadığı, diğer yandan; başvuranın tam yıla tamamlanmayan 11 aylık fiili çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesine yönelik yapılan işlemlerde, gerek kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi arasında nitelik itibariyle özdeş olmaları yönünden eşitlik ilkesine aykırılık boyutunda gerekse Kurumumuzun başvuruları hakkaniyet boyutuyla irdelemesi yönünden değerlendirmeleri kapsamında, hukuki durumları aynı olan kişilerin herhangi bir haklı neden olmaksızın farklı işlemlere tabi tutulması sonucunu yarattığı, bu yönüyle eşitliğe ve hakkaniyete aykırı olduğu, söz konusu hukuki düzenlemenin ve uygulamanın adaletsiz sonuçlara yol açtığı, dolayısıyla 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin yukarıda yer verilen eşitliği zedeleyici yönünün giderilerek “adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri” dikkate alınarak, yeniden düzenlenmesi konusunda çalışma yapılması için ilgili idareye tavsiyede bulunulması gerektiği, bunun her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve geliştirmek ile yükümlü olan hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 16. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin İdare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece

“kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak İdarenin, başvurucuya verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle

“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

17. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı (varsa)

dava açma süresinden arta kalan sürede Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, – Başvuranın emekli ikramiyesinin 34 tam yıl üzerinden ödenmesi yönündeki talebinin REDDİNE,

– Diğer yandan, başvuranın tam yıla tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesi talebine ilişkin; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın talebi doğrultusunda tesis edilen işlemin

Kanuna uygun olmakla birlikte hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, bu yönüyle söz konusu işlemin eşitliği zedeleyici yönünün giderilmesi, hukuka ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi, başvuranın mağduriyetini ve benzer mağduriyetleri giderecek biçimde çalışma yapılması hususunda, SOSYAL

GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal

Güvenlik Kurum Başkanlığı tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde

Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA VE SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA, Bilgileri için ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞINA tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi