|
ÖZET: Başvuran, kanser tedavisi sürecinde ailesinin desteğini alabilmek için, ailesinin ikamet ettiği Ankara veya Eskişehir illerine yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talep etmiştir. Ancak, başvuranın talebi, sağlık sebebiyle değil, ailevi nedenlerle yapılmış olup, bu durum 5275 sayılı Kanun’un “kendi isteğiyle nakil” kapsamında değerlendirilmiştir. Kanun, ceza infazının amacını sadece cezanın infazı değil, aynı zamanda hükümlünün iyileşmesi olarak tanımlamaktadır.
İdare, başvuranın talebini, ceza infaz kurumlarındaki doluluk oranları gerekçesiyle reddetmiştir. Ancak, hükümlülerin aileleriyle olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır. AİHM kararları, hükümlülerin ailelerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerinin önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, başvuranın nakil talebinin, sağlık durumu ve aile desteği göz önünde bulundurularak, KOVID-19 tedbirlerinin kaldırılmasının ardından öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği tavsiye edilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/5790-S.20.9248
BAŞVURU NO : 2019/19553
KARAR TARİHİ : 10/04/2020
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : ADALET BAKANLIĞI
Başvuran, hastalığının tedavisinde ailesinin desteğini
BAŞVURUNUN KONUSU :
alabilmek amacıyla ailesinin ikametine yakın durumuna uygun bir ceza infaz kurumuna nakledilmeyi talep etmektedir.
BAŞVURU TARİHİ : 11/11/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran Bandırma 2 No’lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığını, kanser tedavisi görmekte olduğunu, tedavisi için zaman içinde sırasıyla Bandırma Devlet Hastanesi, Bursa
Şevket Yılmaz Hastanesi ve İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğini, sağ böbreğinin alınması için ameliyata karar verildiğini ve Eylül 2018’de ameliyat için yatışının yapıldığını, ancak doktorunun ameliyatı ertelediğini, Eylül 2019’da tekrar ameliyat için yatışının yapıldığını, ancak başka bir şehre nakil istediği için ameliyatın tekrar ertelendiğini, tedavi sürecinin aksilikler ve bürokratik işlemler sebebiyle uzadığını, ailesinin Ankara’da ikamet ettiğini, çocuklarının öğrenci olduğunu, eşinin çalıştığını, bu sebeple hafta içi yapılan ziyaretlerine gelmelerinin çok güç olduğunu, ayrıca aradaki mesafenin fazla olması, süresi ve masrafları sebebiyle kendisini ziyaret edemediklerini ve sağlığı ile ilgilenemediklerini, şimdiye kadar yapmış olduğu nakil taleplerinin olumlu karşılanmadığını iddia ederek, ailesinin ikametinde bulunan ve sağlık imkanlarının daha iyi olduğu Ankara veya Eskişehir illerinde durumuna uygun bir ceza infaz kurumuna acilen naklinin gerçekleştirilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzca Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden bilgi ve belge talebinde bulunulmuş olup, anılan Müdürlükten gönderilen 11/01/2020 tarih ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle; 2.1. Başvuranın, infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığı, 2.2. Hükümlülerin kendi istekleri ile barındırıldıkları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun
54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde “İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama
gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” hükmüne yer verildiği, 2.3. Birçok ceza infaz kurumunda kapasitelerinin üstünde hükümlü ve tutuklu barındırıldığından, nakil taleplerinin incelenmesinde; kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, can güvenliğine ilişkin olarak talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan, her talebin uygun değerlendirilemediği, 2.4. Adı geçenin nakil talebinde bulunmuş olduğu ceza infaz kurumları incelendiğinde Ankara ili öncelikli nakil talebinde bulunduğunun tespit edildiği, Ankara ilinin suç ve yargılama yeri nedeniyle pek çok davanın merkezi olduğu, Ankara ilinde bulunan ceza infaz kurumlarına duruşmalar nedeniyle haftalık olarak nakil yapıldığı, sirkülasyonun çok fazla olduğu, kurumların mevcutları haftadan haftaya yapılacak olan duruşma sayıları, görülen davalar ve dava dosyalarında bulunan sanıkların çokluğuna göre değiştiği, 2.5. Eskişehir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun bir bölümünün yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumu olmasından dolayı terör suçundan bulunan hükümlü/tutuklulara ayrılan odaların kapasitelerinin dolu olduğu, 2.6. Bu itibarla, adı geçenin talep ettiği ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle nakil talebinin uygun görülmediği, 2.7. Adı geçenin barındırıldığı Bandırma 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesi 1000, mevcudu 1326, doluluk oranı %133 olduğu, Nakil talebinde bulunduğu Sincan 1 Nolu L Tipi, 2 Nolu L Tipi ve T Tipi Kapalı Ceza İnfaz
Kurumlarının kapasite doluluk oranı %114 ile %153 arasında değiştiği, Eskişehir L Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesi 1200, mevcudu 1201, doluluk oranı %100 olduğu, 2.8. Ülkemiz genelinde, ceza infaz kurumlarında barındırılan hükümlü ve tutukluların; hastalık, disiplin, güvenlik, toplu nakiller ve mahkeme nedeniyle yapılan nakilleri sonucunda ceza infaz kurumlarının mevcudunun sürekli değiştiği ve nakil taleplerinin değerlendirmesinin anlık verilere göre yapıldığı, 2.9. Adı geçenin suç grubu nedeniyle, 5275 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılması gerektiği, 2.10. Yukarıda belirtilen kapalı ceza infaz kurumları, tamamı yüksek güvenlikli bir ceza infaz kurum değil bir bölümü yüksek güvenlikli bir ceza infaz kurumu olması nedeniyle tutuklunun barındırılabileceği oda sayısının çok kısıtlı olduğu ve odaların kapasitelerinin de dolu olduğu, bu nedenle, şu an itibariyle adı geçenin talep ettiği kapalı ceza infaz kurumlarına naklinin sağlanmasının mümkün olmadığı, 2.11. Öte yandan; adı geçenin ceza infaz kurumlarına geldiği tarihten günümüze kadar bir çok kez kurum revirinde muayene ve tedavilerinin yapıldığı, gerekli durumlarda ilaçlarının verildiği ve düzenli kullanımının sağlandığı ayrıca kurum revirinde müdahale edilemeyen durumlarda hastanelerin çeşitli bölümlerine sevklerinin yapılarak gerekli muayene ve tedavilerinin yapılmasının sağlandığı ve titizlikle takibinin yapıldığı, infaz mevzuatına göre hükümlü ve tutukluların öncelikle ilde bulunan hastanelere, il düzeyinde tedavi imkânı bulunamaması halinde diğer illerdeki hastanelerin ilgili bölümlerine ve üniversite hastanelerine sevk edildikleri, hasta hükümlü ve tutuklunun hangi uzmanlık alanında tetkik ve tedavi göreceğine muayene eden kurum doktorunun, kurum doktoru bulunmuyorsa sağlık ocağı veya hastanede görevli doktorun karar verdiği, bu aşamada kurum idaresinin bir yetkisinin bulunmadığı, ceza infaz kurumlarında barındırılan tüm hükümlü ve tutuklulara olduğu gibi adı geçenin sağlık sorunları ile ilgili gerekli tüm tetkiklerin ve tedavilerin özenle yerine getirildiği, infaz kurumlarında yaşayan hükümlü ve tutukluların, özgürlüğünden yoksun olmayan her vatandaşın yararlanabildiği sağlık haklarından ve hizmetlerinden öncelikli olarak yararlandırıldığı, yapılan işlemlerin usûl ve yasaya uygun olduğu, muayene ve tedavi kayıtlarına bakıldığında herhangi bir ihmalin söz konusu olmadığı, 2.12. Bununla birlikte; nakil talep nedenlerinin farklı konular olması ve başvurusunda sağlık sorunları veya tedavi nedeniyle nakil talep ettiğine dair kesin bir ifadesi bulunmadığından, sağlık nedeniyle naklinin değerlendirilemediği, 2.13. Hükümlü ve tutuklunun dilekçesinde, tedavi veya güvenlik nedeniyle mi yoksa ailevi nedenlerle mi nakil talebi olduğuna dair tek ve kesin bir ibare bulunması gerektiği, hastalık ve tedavi nedeniyle nakil talepleri olması halinde mevzuat ve ilgili yazılarda belirtildiği şekilde işlem yapılması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla gereğine tevessül edildiği, hususları bildirilmiştir.
2.14. Ekli yazı ekinde yer alan Bandırma Devlet Hastanesi tarafından başvuran adına düzenlenen 14/01/2020 tarihli Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporunda “TANI: Böbrek Kisti, kazanılmış” ve “KARAR: Böbrek Tümörü tedavisi hastanemizde mümkün değildir.
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Üroloji Polikliniğinde tedavisi uygundur. Sağlık Kurulu kararıdır.” ifadelerine yer verildiği tespit edilmiştir.
3. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza
İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nden bilgi ve belge talep edilmiş olup, adı geçen Müdürlüğün 05/03/2020 tarihli ve 2020/9024 sayılı cevabi yazı içeriğinden; 3.1. Başvuranın, Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kaldığı son 6 aylık süre içerisinde (02/09/2019-03/03/2020) tarihleri arasında 13 farklı tarihte ailesi ve yakınlarından toplam 27 kişi tarafından ziyaret edildiği, belirtilen tarihler arasında yapılan incelemeden (başvuranın dilekçesindeki ifadeyle uygun bir şekilde) annesinin 2, çocukları ve eşinin ise sadece1 kere ziyaretine geldikleri ve düzenli telefon görüşmesi yaptığı görülmüştür.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 4.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”; 4.2. “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. Maddesinde; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”, 4.3. Anayasanın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74.
maddesinin 3. ve 4. fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu
Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”, 5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8.
maddesinde; “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”; 6. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına
İlişkin Prensipler Bütünü”nün “Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı” başlıklı 19. maddesinde “Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir.’’ hükmü, ‘‘İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı’’ başlıklı 20. maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.”, 7. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun; 7.1. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında; “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.”; 7.2. “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili bentlerinde; “Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere
dayalı olarak düzenlenir:
c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.
…
f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.”; 7.3. “Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 9. Maddesinde; “(1) Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza
Kanununda yer alan; a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78), b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82), c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188), d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308), e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir.
…
(4) Birinci fıkrada tanımı yapılan kurumların ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümleri kullanılır.” 7.4. “Nakiller” başlıklı 53. Maddesinde, “(1) Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.
(2) Hükümlü nakilden önce aranır ve kurum hekimine, yoksa diğer bir resmî hekime muayene ettirilir; muayene sonucu yola çıkarılamayacağı anlaşılanlar, kurumun en üst amirince derhâl resmî bir sağlık kuruluşuna sevk edilir. Mazeretinin, biri hastalığın uzmanı olmak üzere en az iki uzman hekimin imzaladığı ve hastane başhekiminin onayladığı resmî rapor ile belgelenmesi hâlinde nakil, mazeret ortadan kalkıncaya kadar geri bırakılır ve durum Adalet Bakanlığına bildirilir.” 7.5. “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 54. maddesinde, “(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için; a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri, b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri, c) Koşullu salıverilmelerine beş aydan az süre kalmamış olması, d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması, e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması, f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması, g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması, Gerekir. …”; 7.6. “Hastalık nedeniyle nakil” başlıklı 57 nci maddesinde; “(1) Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır.
(2) Bu hastanelere gönderilen hükümlülerin başka yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal tehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman hekim tarafından verilip, başhekim tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi, tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya nerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür. Bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastaneleri tercih edilir.
(3) Hükümlünün bu hastanelerde kontrol ve tedavisinin devam edip etmeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi gerekir; aksi hâlde hükümlü ait olduğu kuruma iade edilir.
(4) Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlık kuruluşlarında tedavi edilemez. Acil hâllerin varlığı hâlinde Adalet Bakanlığına bilgi verilir.
(5) Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu kurumda kalmasının uygun olmadığı, kurum hekiminin önerisi ve en üst amirinin isteği üzerine alınacak sağlık kurulu raporuyla belirlendiği takdirde, başka kurumlara nakledilebilir.” 7.7. “Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri” başlıklı 71. maddesinde; “(1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.” 7.8. “Hükümlünün muayene ve tedavisi” başlıklı 78 inci maddesi, “(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır.
(2) Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin sağlık kuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmakla görevlidirler.” 8. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 9. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Tüzük’ün “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 165. maddesinde 5275 sayılı
Kanununun 54. maddesinde hükümlülerin kendi istekleri ile nakilleri için ve “Hastalık nedeniyle nakil” başlıklı 168. Maddesinde Kanunun 57. Maddesinde hükümlülerin hastalık nedeniyle aranan şartlar söz konusu Tüzük ile tekrar vurgulanmıştır.
10. Adalet Bakanlığının 05/06/2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 167 sayılı
Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelgenin
“Hükümlülerin Kendi İstekleri İle Nakilleri” başlıklı 15. maddesinde, Kanunun ve
Tüzük’ün “Kendi istekleri ile nakil” maddelerinde aranan şartlara ek olarak; ‘‘h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir”; 13. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi İnsan Haklarının Korunmasına ve Sürekli
Hastalar ile Ölümcül Hastalığa Yakalananların Rahatlıklarının Sağlanmasına Yönelik 25
Haziran 1999 tarihli ve 1418(1999) No’lu Tavsiye Kararında; “Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi; Bakanlar Komitesine, üye devletlerin, sürekli hastalığa veya ölümcül hastalığa yakalananların onurlarının her yönüyle korunmasına yönelik
tedbirler almalarını teşvik etmeyi tavsiye etmektedir:
a. sürekli hastalığa ve ölümcül hastalığa yakalananların hakları ile ilgili düzenlemeler yapmak ve bunları korumak için gerekli tedbirleri alarak her türlü tedavi şartlarını sağlamak [alınacak
tedbirler bağlamında]:
i. bütün üye devletlerde tedavi olma hakkının bireysel haklara dahil edilmesi yönünde yasal düzenlemeler yapmak; ii. bütün sürekli hastalığa yakalananlara ve ölümcül hastalığa yakalananlara uygun tedavi imkânlarından yararlanma koşullarını hakkaniyete uygun olarak sağlamak; iii. aileleri ve dostlarını sürekli hastalığa ve ölümcül hastalığa yakalananların yanında yer almaya teşvik etmek ve hastalara profesyonel destek sağlamak. Ailelerin ve/veya dostlarının müdahalesinin yetersiz kaldığı durumlarda veya bunların yoğunluktan kaynaklanan yetersizlikleri durumlarında, bunların yerine geçecek veya müdahalelerini tamamlayacak farklı profesyonel tıbbi tedavi yöntemleri öngörmek; iv. ayakta tedavi imkânı varsa, sürekli hastalığa ve ölümcül hastalığa yakalananların tedavilerinin evlerinde gerçekleştirilmesi amacıyla uzman gezici ekipler ve ağlar kurmak; v. sürekli hastalığa ve ölümcül hastalığa yakalananlara tedavi imkanları sunmakla görevli kişiler arasında yardımlaşmanın sağlanmasına yönelik tedbirler almak; vi. sürekli hastalığa ve ölümcül hastalığa yakalananlara uygulanacak tedavilerin kalitesini yükseltmek adına düzenlemeler yapmak ve bunları uygulamaya koymak; vii. -ilgilinin reddetmesi hali hariç olmak üzere- sürekli hastalığa ve ölümcül hastalığa yakalananlara uygulanacak tedavilerin yan etkilerinin hayatlarını kısaltacak şekilde ortaya çıkması hallerinde bile, ağrı kesici tedavilerinin ve uygun geçici tedavilerinin yapılmasını sağlamak ; (…)” ( Bkz., AİHM, Gülay Çetin v. Türkiye Davası, Başvuru No. 44084/10, § 72.); düzenlemelerine yer verilmiştir
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
14. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin
“Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden 15. Başvurucu 1 numaralı paragrafta ayrıntılarına yer verilen başvurusunda; kanser hastası olduğunu, barındırıldığı ceza infaz kurumunun bulunduğu Bandırma ilindeki ve sonrasında illerdeki hastanelere sevk edildiğini, Eylül 2018 ve Eylül 2019’da böbreğinin alınması için yatış yapılmasına rağmen ilkinde tıbbi sebeplerle ikincisinde başka şehre nakil istemesi sebebiyle ameliyatların yapılamadığını, ailesinin sağlığı ile ilgilenebilmesi için ikametlerine yakın olan ve aynı zamanda sağlık hizmetlerinin de daha iyi olduğu
Ankara veya Eskişehir illerinde bulunan durumuna uygun bir kapalı ceza infaz kurumuna naklinin gerçekleştirilmesini talep etmektedir.
16. Başvuranın dilekçesinde nakil talebini öncelikli olarak “sağlık sebebine” dayandırmadığı, “ailesine yakın olma ve hastalığında ailesinin desteğini alma” sebebine dayandırdığı, bulunduğu ilde tedavi olmasının mümkün olmadığı da göz önüne alınarak nakledilmek suretiyle hem ailesine yakın olmayı hem de burada tedavi olmayı istediği anlaşılmaktadır.
17. 5275 sayılı Kanunun 53-58. maddelerinde ‘Hükümlülerin nakilleri’ başlığı altında, nakle ilişkin hükümler düzenlenmiş, 54. maddede ‘Kendi istekleri ile nakil’, 55. maddede ‘Disiplin nedeniyle nakil’, 56. maddede ‘Zorunlu nedenlerle nakil’, 57. maddede ‘Hastalık nedeniyle nakil’ şartları düzenlenmiştir. Üst paragrafta belirtilen sebeple, başvuru “hastalık sebebiyle nakil” kapsamında değil, “kendi isteğiyle nakil” kapsamında incelenecektir.
18. 5275 sayılı Kanunda ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amacın, Kanunun 3. maddesinde, “…öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak…” olduğu ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda Kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer taraftan ise, hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır.
Dolayısıyla hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değil, aynı zamanda hükümlünün iyileştirilmesidir. Hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması ise infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.
19. 5275 sayılı Kanun, ilgili Tüzük ve 167 sayılı Genelge hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir. Buna karşılık 5275 sayılı Kanun, ilgili Tüzük, ve 167 sayılı Genelge’de, hükümlülerle ilgili düzenlenen ‘Kendi istekleri ile nakil’ hükmü ile, disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak ‘ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil’ hükmü olarak değerlendirilip, nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.
20. Anayasamızın 20. maddesi, AİHS’nin 8. maddesi uyarınca, herkesin ‘özel ve aile hayatına saygı hakkına’ sahip olduğu düzenlenmiştir. Hapis cezasına mahkûmiyet, doğası gereği, hükümlünün özel ve aile hayatının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Ancak mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı sağlaması gerektiği Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi tarafından vurgulanan bir husustur. (Messina v. Italy, 25498/94; EpnersGefners v. Latvia, 37862/02)
21. AİHM, Vintman davasına ilişkin olarak vermiş olduğu 23/01/2015 tarihli Daire kararında (Vintman v. Ukrayna, 28403/05); AİHS’nin, mahkûmlara cezalarının nerede infaz edileceği konusunda bir seçim hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme orantılılık yönünden yaptığı incelemesinde ise; mahkûmun, ailesine yakın bir kuruma transfer talebinin reddi için, cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir gerekçe olarak öne sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi halde, yani kişinin nispeten daha yakın bir bölgeye nakli önünde meşru bir engel yokken uzakta bulunan bir kurumda barındırılması halinde, AİHS’nin 8. maddesinin ihlali sonucu doğabileceğini vurgulamıştır.
22. Hem AİHM kararlarında, hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen
Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü” nün ilgili maddesinde, hem Avrupa Konseyi
Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2
Sayılı Tavsiye Kararının 17.1. maddesinde, hükümlülerin evlerine (ailelerine) yakın ceza infaz kurumuna yerleştirilmelerinin uygun olduğu belirtilmiştir.
23. Hükümlülerin dış dünyayla temaslarının makul düzeyde devam ettirilmesi, bu bağlamda özellikle aileleriyle etkin bir iletişim kurmalarına yardımcı olunması, bu kişilerin rehabilitasyonu ile de yakından ilgilidir. Aile bağlarının korunup geliştirilmesinin hükümlülerin psikolojisi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu, yeniden sosyalleşmeleri ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde önemli bir unsur olduğu sıklıkla ifade edilmektedir (Bu konuda bakınız; İngiltere ve Galler Bölgesi Ceza İnfaz Kurumları Denetçiliği, Yetişkin Mahkûmların
Rehabilitasyonu konulu Rapor, Eylül 2014).
24. 5275 sayılı Kanunun “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6.
maddesinin (b) bendinde, hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında düzenli bir yaşam sürdürmelerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, idarenin söz konusu bendin gereği olarak, hükümlülerin iyi şartlar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Başvuruya konu nakil talebinde ise, ilgili infaz kurumunun kapasitesinin dolu olması gerekçesiyle ret işlemi tesis edilmiştir. İdarenin bu tavrı değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit edilebilmektedir. Çünkü “kurum kapasitesi”nin üstünde bir doluluğun varlığı hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur. Ancak, hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak ‘cezaevi kapasitesi’ bakımından değerlendirilmesi, ‘kendi istekleri ile nakil’ düzenlemeleri kapsamında yeterli olmamaktadır. Yalnızca hükümlü açısından değil, hükümlüyü ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirme yapılmalı, ailelerin yakınını (hükümlüyü) görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, hükümlünün bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınıp, nakil taleplerinin daha geniş çaplı ele alınması gerekmektedir.
25. Nitekim, somut dosyada başvuran kanser hastası olduğunu ifade etmekte, hastalığının tedavisinde ailesinden gerekli desteği alabilmek için ailesinin ikametinde bulunan ya da yakın bir ildeki cezaevine nakledilmeyi talep etmektedir.
26. Dosyaya sunulan sağlık raporundan, başvurana böbrek tümörü tanısı konulduğu teyit edilebilmekte, ayrıca başvuranın barındırıldığı Bandırma ili Devlet Hastanesinde hastalığın tedavisinin mümkün olmaması sebebiyle başvuranın tedavisinin İzmir Kâtip Çelebi
Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılmasının uygun olacağının belirtildiği anlaşılmaktadır (bkz. Prg. 2.14).
27. 5275 sayılı Kanunun 57 nci maddesinde “Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlülerin, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılacağı, bu hastanelere gönderilen hükümlülerin başka yerlerdeki hastanelere sevkinin gerekmesi halinde de en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastanelerinin tercih edileceği” hükme bağlanmıştır. Bu hüküm kapsamında, Bandırma Devlet
Hastanesinden verilen sağlık raporunda başvuranın tedavisi için Bandırma’ya en yakın konumda olup Kanunda belirtilen diğer şartı da sağladığı için İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Hastanesinin tercih edildiği, daha uzak illerin önerilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, başvuran sağlık hizmetleri açısından Ankara’daki veya Eskişehir’deki hastanelerde de tedavi görebileceğini belirtmekte, belirtilen illerde bu hastalığın tedavisini yapan sağlık kurumları bulunmaktadır.
28. Kanser, tedavisi güç ve uzun bir süren bir hastalıktır. Hastalığın tedavisinde öncelikle doğru tıbbi uygulamaların, bunun yanı sıra enfeksiyonlara karşı önlem almanın, doğru beslenmenin ve hastaların moral ve motivasyonlarının yüksek tutulmasının tedavinin etkisini artırdığı bilinmektedir. Bu bağlamda, başvuranın hastalığının tedavisi sırasında ailesinin desteğini talep etmesi hem ihtiyaç duyabileceği özel besin maddesi, temizlik malzemesi, giyecek gibi maddi hem de ailesinin ona vereceği moral ile manevi destek bakımından makul bir talep olarak değerlendirilmelidir.
29. Dilekçesinden başvuranın sağlık durumuna ilişkin şikâyetlerinin dikkate alınarak sağlık kuruluşlarına sevkinin sağlandığı anlaşılmaktadır. Başvuran ceza infaz kurumundan bulunmaktan ya da bulunduğu kurumdan kaynaklanan herhangi bir şikâyette bulunmamaktadır.
Belirtilen gerekçeyle İdareden alınan yazıda başvuranın talebinin “hastalık nedeniyle nakil” kapsamında incelenmediği, “kendi isteğiyle nakil” kapsamında incelendiği anlaşılmaktadır.
İdare başvuranın suç grubu nedeni ile 5275 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi uyarınca yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılmasının gerektiğini, talep ettiği illerde bu vasıflardaki kurumların kapasitelerinin dolu olması sebebiyle nakil talebinin uygun görülmediği ifade etmiştir.
30. Anayasamızın 17. maddesinin ilk fıkrasında, herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahip olduğu hüküm altına alınmış olup, bu hüküm tutuklu ve hükümlüler için de geçerlidir.
31. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi gibi birçok uluslararası belgede de “yaşam hakkı” ve “sağlık hakkı” na ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu konuda Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulan “Mahpuslara
Uygulanması Gerekli Asgari Standart Kurallar”, Avrupa Konseyi bünyesinde Avrupa Konseyi
Bakanlar Komitesi’nin üye devletlere yönelik “Avrupa Cezaevi Kuralları” hakkında (2006) 2
No’lu Tavsiye Kararı, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya
Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nce (CPT) özgürlüklerinden yoksun bırakılan insanlara muameleye ilişkin geliştirilen standartlar vasıtasıyla mahpusların sağlık hakkına ilişkin çeşitli düzenlemeler yapılmıştır.
32. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi İnsan Haklarının Korunmasına ve Sürekli Hastalar ile Ölümcül Hastalığa Yakalananların Rahatlıklarının Sağlanmasına Yönelik 25 Haziran 1999 tarihli ve 1418 (1999) No’lu Tavsiye Kararının ilgili maddelerinde, üye devletlerin, (…) bütün sürekli hastalığa yakalananlara ve ölümcül hastalığa yakalananlara uygun tedavi imkânlarından yararlanma koşullarını hakkaniyete uygun olarak sağlanması gerektiğini, (…) sürekli hastalığa ve ölümcül hastalığa yakalananlara uygulanacak tedavilerin kalitesini yükseltmek adına düzenlemeler yapmak ve bunları uygulamaya koymak gerektiğini belirtmiştir.
33. Belirtilen mevzuat hükümleri kapsamında, başvuranın nakil talebi değerlendirilirken idarece sadece kurum kapasitesine bakılmasının yeterli olmayacağı, talep “kendi isteği ile nakil” kapsamında değerlendirilse dahi hastalığının tedavisinin ve sağlık durumunun bununla birlikte ele alınması gerektiği ve bu çerçevede başvurana uygulanacak tedavilerin etkisini artırarak “yaşam hakkını” ve “sağlık hakkını” korumak amacıyla ailesinin ikametine yakın bir ile nakil talebine öncelik verilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
34. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı çerçevesinde, idarelerin hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunduğu, bu kapsamda yaşam haklarının ve sağlık haklarının korunması için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği, başvuranın bulunduğu kuruma ya da burada sağlanan sağlık hizmetlerine ilişkin herhangi bir şikayette bulunmadığı, ancak hastalığının tedavisi için ailesinin desteğine ihtiyaç duyduğunu ifadeyle nakil talebinde bulunduğu, bu sebeple başvuranın talebinin idarece 5275 sayılı Kanunun .. sayılı maddesi kapsamında değerlendirilerek talep edilen kurumlardaki kapasite doluluğu sebebiyle talebinin reddedildiği, ancak bu durumda dahi hükümlünün görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun yakınlarının hükümlüyü ziyareti, sağlığı vb. durumlar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği, somut dosyada hükümlünün tedavi görmekte olduğu hastalığın tedavisinde moralin ve aile desteğinin öneminin göz ardı edilemeyeceği dikkate alındığında, nakil koşullarını taşıması kaydıyla başvuranın nakil talebinin KOVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin kaldırılmasını takiben idarece mümkün olan en kısa sürede öncelikli olarak yerine getirilmesi için ilgili idareye tavsiyede bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 34. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; hem başvuranın dilekçesi hem de şikâyet başvurusunun inceleme ve araştırması kapsamında Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgeler bakımından idareler tarafından süresi içerisinde işlem tesis edildiği; böylece “makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranıldığı anlaşılmıştır.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
36. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara
İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜ İLE; Başvuranın, ailesinin ikametine yakın olan Ankara veya Eskişehir illerinde bulunan durumuna uygun bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin, KOVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin kaldırılmasını takiben, idarece mümkün olan en kısa sürede öncelikli olarak yerine getirilmesi için ADALET BAKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kanunun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Adalet Bakanlığı tarafından
bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın Başvurana ve Adalet Bakanlığı’na tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi