|
ÖZET: Bu karar, Tarsus 2 Nolu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda bulunan bir başvuranın, eşiyle farklı ceza infaz kurumlarında bulunması ve çocuklarının İstanbul’da ikamet etmesi nedeniyle İstanbul’a nakil talebini incelemektedir. 5275 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca, ceza infazının amacı, hükümlünün yeniden topluma kazandırılması ve aile ilişkilerinin sürdürülmesidir. Hükümlülerin aileleriyle olan ilişkilerinin devamı, infaz rejiminin ıslah edici rolü açısından önem taşımaktadır.
Başvuranın nakil talebi, ceza infaz kurumlarının doluluk oranları ve güvenlik gerekçeleriyle reddedilmiştir. Ancak, hükümlülerin ailelerine yakın ceza infaz kurumlarında barındırılmaları gerektiği, aile hayatına saygı hakkının ihlali riskinin bulunduğu ve çocukların yüksek yararının göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvuranın nakil koşullarını taşıması durumunda, çocuklarının ikametine yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin öncelikle değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2022/10601-S.22.16349
BAŞVURU NO : 2022/7144
KARAR TARİHİ : 19/08/2022
TAVSİYE KARARI
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : ADALET BAKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Tarsus 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan başvuranın, eşinin de aynı anda Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz
Kurumunda bulunması sebebiyle ailece yaşadıkları mağduriyetin giderilmesini teminen, çocuklarının bulunduğu İstanbul iline nakledilmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 17/05/2022
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran; eşi ile birlikte yaklaşık 17 yıldır cezaevinde olduklarını, kendisinin Tarsus 2 Nolu T Tipi Ceza
İnfaz Kurumunda, eşinin ise Şırnak T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğunu, 8 ve 16 yaşlarında iki çocuklarının bulunduğunu, çocuklarının İstanbul’da annesinin yanında ikamet ettiklerini, annesinin 73 yaşında ve kalp hastası olduğunu, yasaların eşiyle birlikte ailelerine yakın aynı cezaevinde kalmalarına olanak sağladığını ancak yıllardır yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi için defalarca dilekçe yazmalarına rağmen herhangi bir sonuç alamadıklarını, ailece mağdur olduklarını ve iletişim sorunu yaşadıklarını, görüşemedikleri her gün çocuklarının psikolojisinin daha da bozulduğunu belirterek ailesine yakın ceza infaz kurumlarından birine naklinin yapılmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün başvuru konusuna ilişkin 04/07/2022 tarih ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. Başvuranın bilgi formunun incelenmesi sonucunda, infaz edilmemiş veya kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığı, naklini talep ettiği; Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesi 1756, mevcudu 2559, doluluk oranı %146, Maltepe 2 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun
kapasitesi 1756, mevcudu 2557, doluluk oranı %146 olduğu, ayrıca adı geçenin dilekçesinde naklini talep ettiği Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Metris 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun suç türü itibariyle konumuna uygun olmadığı, 2.2. Nakil taleplerinin incelenmesinde; kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, kişilerin can güvenliğine ilişkin olarak da, talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan, her talebin uygun değerlendirilemediği, hükümlü ve tutukluların nakil taleplerine karşın yapılan işlemlerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken, siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulandığı, ülke genelinde, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların; hastalık, disiplin, güvenlik, özellikle toplu nakiller ve tutukluların mahkeme nedeniyle yapılan sevkleri sonucu, ceza infaz kurumlarının mevcutlarının günaşırı değişmekte olduğu, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin nakil taleplerinin, talep edilen kurumların kapasitelerinin o günkü verileri göz önüne alınarak değerlendirildiği, ayrıca başvuranın suç türü itibariyle yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılmasının gerektiği, dolayısıyla nakil talebinin değerlendirilmesinde ceza miktarları ve örgütteki konumun da dikkate alındığı, 2.3. 01/06/2022-10/06/2022 tarihleri arasında bir defaya mahsus isteğe bağlı nakil taleplerinin alındığı ve adı geçenin de söz konusu tarihler arasında nakil talebinde bulunduğu ancak talep ettiği kurumların kapasitesinin dolu olması nedeniyle nakil talebinin uygun görülmediği, ayrıca adı geçenin sonraki nakil dönemlerinde konumuna uygun en az üç yeri belirtir dilekçesi ile nakil talebinde bulunması halinde talebinin mevzuat uyarınca değerlendirileceği, Açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın, 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesinde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” 3.2. “Özel hayatın gizliliği’’ başlıklı 20’nci maddesinde: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinde:
“…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında: “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri
ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun, 5.1. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında: “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.” 5.2. “Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 9’uncu maddesinde: “(1) Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır…” 5.3. ‘‘Hükümlülerin nakilleri” başlıklı 53’üncü maddesinin birinci fıkrasında: “Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.” 5.4. ‘‘Kendi istekleri ile nakil’’ başlıklı 54’üncü maddesinde: “(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için; a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri, b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri, c) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması, d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması, e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması, f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması, g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması, gerekir…” 6. Adalet Bakanlığının 05/06/2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 167 sayılı Ceza İnfaz
Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelgesi’nin, ‘‘Hükümlülerin
Kendi İstekleri İle Nakilleri’’ başlıklı 15’inci maddesinde: “(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;… h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, ı)Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir…” 7. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü” nün, 7.1. ‘‘Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı’’ başlıklı 19’uncu maddesinde: “Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve
Belge /
sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir.” 7.2. ‘‘İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı’’ başlıklı 20’nci maddesinde: “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.” 8. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararına Ek, 8.1. “Temel İlkeler” başlıklı 3’üncü maddesinde: “Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır.
8.2. “Yerleştirme ve Barındırma” başlıklı 17’nci maddesinde: “Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.”, “Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır.’’, ‘‘ İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır.” 8.3. “Dış Dünya ile İlişki’’ başlıklı 24’üncü maddesinde: ‘‘Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.’’, ‘‘
Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.’’, ‘‘Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara “uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.’’
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ
9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Red Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi ’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme
10. Tarsus 2 Nolu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda bulunan başvuran, eşi ile farklı illerde ceza infaz kurumlarında bulunduklarını, 8 ve 16 yaşlarında iki çocuğunun ise İstanbul’da annesinin yanında ikamet ettiğini belirterek, İstanbul iline naklinin yapılmasını talep etmektedir.
11. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaç, 5275 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde, “öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam
/
biçimine uyumunu kolaylaştırmak” olarak ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer taraftan ise, hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla infazın özellikle hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın sürekliliği için hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değildir. Hükümlü, cezanın infazından sonra yeniden topluma döneceğinden, infaz sırasında hükümlünün yeniden toplumun bir üyesi olmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek amacıyla iyileştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Bu bakımdan, hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.
12. 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge; hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir. Buna karşılık ilgili mevzuatta öngörülmüş olan, kendi istekleri ile nakil hükmü ile disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil hükmü olarak değerlendirilip nakil gerekçesinde bu hükme dayanılmaktadır.
13. Anayasa’nın 20’nci ve AİHS’nin 8’inci maddelerinde, herkesin ‘özel ve aile hayatına saygı hakkına’ sahip olduğu düzenlenmiştir. Hapis cezasına mahkûmiyet, doğası gereği, hükümlünün özel ve aile hayatının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Ancak mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı sağlaması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından vurgulanan bir husustur. (Messina v. Italy, 25498/94; Epners-Gefners v. Latvia, 37862/02)
14. AİHM’in, Vintman davasına ilişkin olarak vermiş olduğu 23/01/2015 tarihli Daire kararında (Vintman v. Ukrayna, 28403/05); AİHS’nin, mahkûmlara cezalarının nerede infaz edileceği konusunda bir seçim hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme orantılılık yönünden yaptığı incelemesinde ise; mahkûmun, ailesine yakın bir kuruma transfer talebinin reddi için, cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir gerekçe olarak öne sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi halde, yani kişinin nispeten daha yakın bir bölgeye nakli önünde meşru bir engel yokken uzakta bulunan bir kurumda barındırılması halinde, AİHS’nin 8.
maddesinin ihlali sonucu doğabileceğini vurgulamıştır.
15. Hem AİHM kararlarında, hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin
Prensipler Bütünü” nün ilgili maddesinde ve hem de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye
Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararının 17.1. maddesinde, hükümlülerin evlerine (ailelerine) yakın ceza infaz kurumuna yerleştirilmelerinin uygun olduğu belirtilmiştir.
16. Hükümlülerin dış dünyayla temaslarının makul düzeyde devam ettirilmesi, bu bağlamda özellikle aileleriyle etkin bir iletişim kurmalarına yardımcı olunması, bu kişilerin rehabilitasyonu ile de yakından
/
ilgilidir. Aile bağlarının korunup geliştirilmesinin hükümlülerin psikolojisi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu, yeniden sosyalleşmeleri ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde önemli bir unsur olduğu sıklıkla ifade edilmektedir (Bu konuda bakınız; İngiltere ve Galler Bölgesi Ceza İnfaz Kurumları
Denetçiliği, Yetişkin Mahkûmların Rehabilitasyonu konulu Rapor, Eylül 2014).
17. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6 ncı maddesinin (b)
bendinde, hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında düzenli bir yaşam sürdürmelerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, idarenin söz konusu bendin gereği olarak, hükümlülerin iyi şartlar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Başvuruya konu nakil talebinde ise, ilgili infaz kurumunun kapasitesinin dolu olması gerekçesiyle ret işlemi tesis edilmiştir. İdarenin ret işlemi değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit edilebilmektedir.
Gerçekten “kurum kapasitesi”nin üstünde bir doluluğun varlığı, hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur.
18. Ancak hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak ceza infaz kurumu kapasitesi bakımından yapılması, aile hayatına saygı hakkının gerekleri kapsamında yeterli olmamakta, bu nedenle, taleplerin, yalnızca hükümlü/tutuklu açısından değil, hükümlü/tutukluyu ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirilmesi, -özellikle ailede çocuk olması durumunda- çocuğun yüksek yararının dikkate alınması, hükümlü/tutuklunun bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınarak değerlendirme yapılması gerekmektedir 19. Başvuranın (dilekçesinde belirttiği üzere) çocukları 18 yaşından küçük olduğundan, BM Çocuk Hakları
Sözleşmesi hükümleri somut olayda uygulama alanı bulacak olup ayrıca konuyla ilgili BM Çocuk Hakları
Komitesinin ilgili Genel Yorumlarına bakıldığında; 19.1. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Uygulanmasına Yönelik Genel Önlemlere ilişkin 5 No lu
Genel Yorumunda; yargısal, idari ve yasama ile ilgili her organdan veya kurumdan, yüksek yarar ilkesini, alınan kararların veya başlatılan girişimlerin çocukların haklarını ve çıkarlarını nasıl etkilemekte olduğu veya etkileyebileceğini irdelemesi beklendiği, böyle bir irdelemeye tabi tutulacaklar arasında, örneğin, çocukları ister doğrudan ister dolaylı biçimde etkilesin, halen yürürlükte olan veya önerilen yasalar veya politikalar, idari tasarruflar ve yargı kararlarının yer aldığı, Devletlerin, “gelişmeyi” çocuğun fiziksel, zihinsel, manevi, ahlaki, psikolojik ve sosyal gelişimini kapsayan en geniş anlamıyla, bütünlüklü bir kavram olarak yorumlamalarının beklendiği, 19.2. Çocuğun Yüksek Yararı Hakkının Öncelikli Olarak Dikkate Alınmasına ilişkin 14 No lu Genel
Yorumunda; çocuğun yüksek yararı kavramının, hem Sözleşme’de öngörülen tüm hakların eksiksiz biçimde gerçekleşmesini hem de çocuğun bütünsel gelişimini amaçladığı, çocuğun yüksek yararının, herhangi bir kamu kurumu tarafından gerçekleştirilecek her girişimde gerektiği gibi içselleştirilmesini ve tutarlı olarak uygulanmasını sağlama yükümlülüğünün, çocuklar üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkisi olan tüm uygulama önlemleri, idari ve yargısal işlemler için özellikle geçerli olduğu, çocukları ilgilendiren tüm yargısal ve idari kararların, ayrıca politikaların ve yasal düzenlemelerin, çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alınarak gerçekleştirildiğini gösterme yükümlülüğü olduğu ve yüksek yararın nasıl incelenip değerlendirildiğinin, alınan kararda buna ne ölçüde ağırlık tanındığının anlatılmasının da
/
buna dâhil olduğu, çocuğun kendi ana babasından ayrılması olasılığının bulunduğu durumlarda çocuğun yüksek yararının değerlendirilmesinin ve belirlenmesinin vazgeçilmezlik taşıdığı, ifadelerinin belirtildiği görülmektedir.
20. Buna göre; idareler tarafından tesis edilecek işlemlerde ve işlemden çocuğun etkilenecek olması durumunda, çocuğun yüksek yararının özel olarak dikkate alınarak değerlendirme yapılmasının önemli olduğu belirtilmelidir. Somut olayda İdare tarafından, başvuranın nakil talebinin reddedilmesinde, 2 numaralı paragrafta öne sürülen hususların dikkate alındığı belirtilse de başvuranın çocuklarıyla görüşmekte zorluk yaşadığı iddialarına ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Oysa yukarıdan bu yana anlatıldığı üzere; söz konusu nakil taleplerine ilişkin İdarelerce yapılacak işlemlerde, başvuranın aile hayatına saygı hakkının ve çocukların babalarıyla görüş yapmaktaki menfaatlerinin dikkate alınarak korunması için gerekli değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir.
21. Nitekim Anayasa Mahkemesi, çocuğun yüksek yararının mahkemeler, idari makamlar ile yasama organı tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde gözetilmesi gereken bir ilke olduğunu, bu bağlamda çocuklar üzerinde etki doğuracak bir işlem yapılacağı zaman bu işlemin çocuğun yararına uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılması aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça önemli olduğunu belirtmektedir (B. No: 2016/8660, 7/11/2019, § 33).
22. Öte yandan, başvuranın ve eşinin aynı anda farklı ceza infaz kurumlarında bulunduğu göz önüne alındığında, söz konusu hususun; hem çocukların anne ve babasını ziyaret etmekte zorluk çekmesine yol açabileceği hem de, yalnızca bir eşin ceza infaz kurumunda bulunduğu durumlara göre, eşler için de aile birliğinin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesinde birtakım zorluklar oluşturabileceği değerlendirilmektedir.
Konuya ilişin olarak; Anayasa Mahkemesi; devletin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla iletişimini devam ettirecek önlemleri almasının pozitif yükümlülüklerinin bir gereği olsa da hukuka uygun bir tutulmadan kaynaklanan kaçınılmaz sonuçlar nedeniyle aile hayatı kapsamındaki temasın sınırlandırılmasının doğal olduğunu, kamu düzeninin ve kurum güvenliğinin sağlanması yönündeki meşru amaç doğrultusunda ve makul bir gerekliliğin olması durumunda gerekçeleri ilgili ve yeterli şekilde açıklanarak belirli bir süre boyunca söz konusu pozitif yükümlülüğün karşılanmamasının da olağan kabul edilebileceğini, ancak aile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerine getirilmesinin ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yeniden sağlanmasının bir gereklilik olduğunu, bu bağlamda tutuklu ya da hükümlünün yakın derecedeki aile bireyleriyle aile hayatını sürdürmesini sağlamaya yeterli olacak şekilde asgari düzeyde bir iletişim ve temas kurmasının her durumda sağlanması gerektiğini, böylesi bir yükümlülüğün yerine getirilmesinin ve tedbirler alınmasının, aile hayatına saygı hakkı kapsamında devletten beklenen asgari bir gereklilik olduğunu belirtmektedir (B. No: 2016/38867, 3/7/2019, § 56-57).
23. Kurumumuz tarafından aynı anda ve farklı illerde bulunan ceza infaz kurumlarında kalan eşlerin nakil taleplerinde de, “aynı anda ve farklı illerde bulunan ceza infaz kurumlarında kalan eşlerin hem birbirleri ile iletişim yönünden hem de aileleri ile iletişim yönünden, diğer mahpuslara oranla son derece dezavantajlı olduğu, bu nedenle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği, Devletin, hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle temasını devam ettirecek önlemleri alması yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu” hususları vurgulanarak, eşlerin dezavantajlı durumlarının giderilmesi amacıyla nakil
taleplerinin öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde Adalet Bakanlığına tavsiyede bulunulmuştur (Başvuru No : 2022/7144 2019/21724; 2019/19085; 2020/1618; 2020/616, 2020/88814, 2020/93019, 2021/398, 2021/294).
24. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 24.1. Hükümlülerin ailelerine yakın ceza infaz kurumunda barındırılmaları, ceza infaz kurumlarının kapasitesi ve hükümlülerin yerleştirilmelerinde dikkat edilmesi gereken diğer hususlar nedeniyle maddi olarak her zaman uygun olmadığı, 24.2. Başvuranın nakil talep ettiği ailesine yakın ceza infaz kurumlarından bir kısmının suç türü itibariyle konumuna uygun olmadığı, uygun olanların ise kapasitesinin oldukça dolu olduğu, ayrıca başvuranın yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılması ve dolayısıyla nakil talep ettiği ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli kısmında kapasitenin uygun olması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, talep edilen kurumların kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu gibi kriterler dikkate alınarak İdare tarafından tesis edilen ret işleminde meşru nedenlerin gözetildiği, 24.3. Ancak aynı anda ceza infaz kurumunda bulunan eşlerin, hem birbirleri ile iletişim yönünden hem de aileleri ile iletişim yönünden, diğer mahpuslara oranla son derece dezavantajlı oldukları, Devletin, hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle temasını devam ettirecek önlemleri alması yönünde pozitif yükümlülüğünün olduğu ve bu bağlamda, aile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerine getirilmesi ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yeniden sağlanması gereklilikleri karşısında başvuranın, nakil koşullarını taşıması kaydıyla çocuklarının ikametine yakın (İstanbul İli) bir Ceza İnfaz Kurumuna nakil talebinin idarece öncelikle değerlendirilmesi gerektiği kanaati ve sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 25. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak
Kurumumuza gönderildiği ayrıca idarenin başvuranla ilgili işlemlerinde “kanunlara uygunluk”, “makul sürede karar verme”, “hesap verilebilirlik”, “şeffaflık”, ve “kararların gerekçeli olması” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idari işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceği bildirilmediğinden
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı anlaşılmış olup idarenin bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
26. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 17’nci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu
Denetçiliği Kurumuna dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup, anılan Kanun’un 21’inci maddenin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurum tarafından reddedilmesi hâlinde, (varsa) durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar, 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise (varsa) durmuş
olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup ilgili İdarenin işlemine karşı Ankara
İdare Mahkemesi nezdinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜ ile; Aynı anda ceza infaz kurumlarında bulunan eşlerin dezavantajlı durumlarının giderilmesi amacıyla başvuranın, nakil koşullarını taşıması kaydıyla, çocuklarının ikametine yakın (İstanbul İli) bir Ceza İnfaz
Kurumuna nakil talebinin İdarece öncelikle değerlendirilerek mağduriyetinin giderilmesi hususunda
ADALET BAKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Adalet
Bakanlığı tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Tavsiye Kararının BAŞVURANA ve ADALET BAKANLIĞI’NA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
/