ÖZET: Başvuran, Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunduğu süre boyunca, oğlunun Ankara’daki sosyal hizmetler kurumunda yer aldığını ve bu nedenle görüşme imkânlarının kısıtlandığını belirterek nakil talebinde bulunmuştur. Başvuruya ilişkin Adalet Bakanlığı, başvuranın disiplin cezası almadığını, ancak nakil talebinin uygun görülmediğini ifade etmiştir. Bunun gerekçesi, başvuranın talep ettiği ceza infaz kurumlarının doluluk oranları ve güvenlik gerekçeleri olarak gösterilmiştir.

Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarına göre, hükümlülerin nakil talepleri, ceza infaz kurumlarının doluluk oranları ve güvenlik durumları göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Ayrıca, hükümlülerin aileleriyle olan iletişimlerinin sürdürülmesi, rehabilitasyon sürecinin önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. Ancak, başvuranın talep ettiği kurumların doluluk oranları ve güvenlik durumları nedeniyle nakil talebi reddedilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumunu değerlendirerek, çocuğun yüksek yararının gözetilmesi gerektiğini vurgulamış ve Adalet Bakanlığı’na, başvuranın nakil talebinin uygun koşullar altında yeniden değerlendirilmesi yönünde tavsiyede bulunmuştur. Bu süreçte, başvuranın ve çocuğunun haklarının korunması amacıyla gerekli adımların atılması gerektiği ifade edilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/6826-S.24.10696

BAŞVURU NO : 2024/4597

KARAR TARİHİ : 01.07.2024

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : ADALET BAKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, oğlunun bulunduğu Ankara iline nakil talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 03.04.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza şikayet başvurusunda bulunan , Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda barındırıldığını, pek çok kez nakil talebinde bulunduğunu, ancak olumlu sonuç alamadığını, oğlunun Ankara ilinde yer alan sosyal hizmetler kurumunda bulunduğunu, aynı il sınırları içerisinde olmamaları nedeniyle görüşemediklerini, bu durumdan oğlunun psikolojisinin etkilediğini belirterek dilekçesinde yer alan kurumlara naklinin yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuz 26/04/2024 tarihli ve sayılı yazısı ile şikayet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 24/05/2024 tarihli ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle;

2.1. Başvuranın bilgi formunun incelenmesi sonucunda, infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığının tespit edildiği,

2.2. Başvuranın, son nakil talebinin Genel Müdürlüğün 30/04/2024 tarihli ve sayılı yazısıyla naklinin uygun görülmediği, 5275 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesi ile 05/06/2015 tarihli ve 167 No.lu

Genelge’nin 15 inci maddesinin ilgili fıkraları gereğince, hükümlülerin gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten dilekçe vermeleri gerektiği hüküm altına alınmış olduğundan

Genel Müdürlüğün isteğe bağlı nakillerde hükümlülerin nakil gitmek istedikleri yer dışında re’sen kurum belirleme yetkisinin bulunmadığı,

2.3. Başvuranın barındırıldığı, Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 300, mevcudunun 230, doluluk oranının %77 olduğu; 05/04/2024 tarihli dilekçesinde naklini talep ettiği, Sincan 1 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 368, mevcudunun 259, doluluk oranının %70, Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 368, mevcudunun 315, doluluk oranının %86, Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1100, mevcudunun 973, doluluk oranının %88, Sincan 3 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1322, mevcudunun 2677, doluluk oranının %202, Sincan 4 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1322, mevcudunun 1248, doluluk oranının %94, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı

Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 368, mevcudunun 245, doluluk oranının % 67, Keskin T Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1200, mevcudunun 1581, doluluk oranının %132, Yozgat 1 No.lu T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1000, mevcudunun 1250, doluluk oranının %125, Boğazlıyan T

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 400, mevcudunun 591, doluluk oranının %148, Eskişehir H

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1500, mevcudunun 1894, doluluk oranının %126, Sungurlu

T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1200, mevcudunun 1392, doluluk oranının %116 olduğu; ayrıca başvuranın isteğe bağlı nakil talebinde bulunduğu Sincan 3 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı

Ceza İnfaz Kurumu, Sincan 2 No.lu T Tipi, Kırıkkale T Tipi ve Sulakyurt T Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumlarının bulunmadığı,

2.4. Hükümlünün suç profilinin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 9 uncu maddesinde barındırılması gereken hükümlü profili olduğundan yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerektiği, talep ettiği kurumlarda terör suçundan bulunan hükümlü/tutuklulara ayrılan odaların kapasitelerinin dolu olması ve yukarıda doluluk oranları verilen ceza infaz kurumlarının verileri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumlarında kapasite üstünde hükümlü ve tutuklu barındırılması durumunda kişi ve kurum güvenliğinin tehlikeye düşebileceği, radikalleşmenin artacağı dolayısıyla kamu düzenin bozulacağı,

2.5. Öte yandan, aynı suç türünden çok fazla tutuklu ve hükümlünün aynı kurumda barındırılması durumunda bu tutuklu ve hükümlülerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmeleri nedeniyle kurum güvenliğini zafiyete uğratabileceği, bu kapsamda başvuranın da kendi suç türünden tutuklu ve hükümlülerin yoğun olduğu kurumları talep etmesi ve yukarıda açıklanan nedenlerle talep ettiği ceza infaz kurumlarına nakil talebinin uygun görülmediği,

2.6. Hükümlü ve tutukluların kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için 5275 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, “İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” ifadelerine yer verildiği, bu nedenle, nakil taleplerinin incelenmesinde; kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, kişilerin can güvenliğine ilişkin olarak da, talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan, her talebin uygun değerlendirilemediği,

2.7. 5275 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca (Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir, araç ve usûllerine ısrarla karşı koyanlar) barındırılan kişilerin, yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılmalarının gerektiği, dolayısıyla hükümlü ve tutukluların nakil taleplerinin ceza miktarları ve örgütteki konumları dikkate alınarak değerlendirildiği,

2.8. Hükümlü ve tutukluların nakil taleplerine karşın yapılan işlemlerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk,

cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken, siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulandığı, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların; hastalık, disiplin, güvenlik, özellikle toplu nakiller ve tutukluların mahkeme nedeniyle yapılan sevkleri sonucu, ceza infaz kurumları mevcutlarının günaşırı değiştiği, bu nedenle; ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin nakil talepleri Genel Müdürlüğe ulaştığı anda, talep edilen kurumların kapasitelerinin o günkü veriler göz önüne alınarak değerlendirildiği,

2.9. Ayrıca her ay isteğe bağlı nakillerin açıldığının tüm Cumhuriyet başsavcılıklarına bildirildiği, başvuranın da sonraki nakil dönemlerinde konumuna uygun en az üç yeri belirtir dilekçesi ile nakil talebinde bulunması halinde talebinin mevzuat çerçevesinde değerlendirilebileceği ifadelerine yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13 üncü maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”, 3.2. “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”, 3.3. “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.”, 3.4. “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41 inci maddesinde; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”, 3.5. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8 inci maddesinde; “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”, 5. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin (BMÇHS), 5.1. 1 inci maddesinde; “Çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”,

5.2. 3 üncü maddesinde; “1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idarî makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idarî önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”, 5.3. 4 üncü maddesinde; “Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar.”, 5.4. 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında; “Taraf Devletler, ana babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana-babasının ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.”,

5.5. 12 nci maddesinde; “1. Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.

2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.”, 5.6. 18 nci maddesinde; “1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler.

2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar. …”,

6. Avrupa Konseyi Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin (15.05.2003 –

Avrupa Sözleşmeleri Külliyatı No: 192),

6.1. “Çocuk ile ana ve babası arasında kişisel ilişki” başlıklı 4 üncü maddesinde; “1) Bir çocuk ile ana ve babası birbirleriyle düzenli şekilde kişisel ilişkiyi elde etmek ve sürdürmek hakkına sahiptirler.

2) Bu tür kişisel ilişki, çocuğun sadece yüksek yararları gerektirdiği takdirde, kısıtlanabilir veya engel

olunabilir.

3) Çocuğun, gözetim olmaksızın ana veya babasından birisiyle kişisel ilişkisinin sürdürülmesi, onun yüksek

yararına değilse, ana veya babasıyla gözetim altında kişisel ilişki kurma imkânı ya da diğer şekillerde ilişki kurma imkânı da öngörülecektir.”,

6.2. “Çocuğun bilgilendirilme, danışılma ve görüşlerini ifade etme hakkı” başlıklı 6 ncı maddesinde;

“1) İç hukukuna göre yeterli ayırt edebilme yeteneğine sahip olduğu kabul edilen bir çocuk kendi yüksek

yararlarına açıkça aykırı olmadıkça aşağıdaki haklara sahip olacaktır:

-ilgili tüm bilgileri almak;

-danışılmak;

-görüşlerini ifade etmek.

2) Çocuğun, söz konusu görüşleri ile anlaşılabilir istek ve duygularına gereken önem verilecektir.”,

7. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen

“Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler

Bütünü”nün, 7.1. “Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı” başlıklı 19 uncu maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir.”, 7.2. “İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı” başlıklı 20 nci maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.”, 8. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un, 8.1. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3 üncü maddesinde; “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.”, 8.2. “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilgili

bentlerinde; “Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:

… b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı

cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir. c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır. … f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.”,

8.3. “Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 9 uncu maddesinde; “Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda yer alan; a)

İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78), b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82), c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188), d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308), e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir. …

Birinci fıkrada tanımı yapılan kurumların ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümleri kullanılır. …”,

8.4. “Nakiller” başlıklı 53 üncü maddesinde; “Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler. …”,

8.5. “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 54 üncü maddesinde; “Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;

a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri,

b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri,

c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması,

d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,

e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,

f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,

g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması,

Gerekir. …”,

8.6. “Hükümlüyü ziyaret” başlıklı 83 üncü maddesinin ilgili fıkralarında; “Hükümlü, belgelendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma kabullerinde, zorunlu hâller dışında bir daha değiştirilmemek üzere, ad ve adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından, yarım saatten az ve bir buçuk saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir. …

Görüşler, koşul ve süreleri Adalet Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle kapalı ve açık olmak üzere iki biçimde yaptırılır.”,

9. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

10. 29/3/2020 tarihli ve 31083 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi

İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in “Hükümlülerin Nakillerinde

Dikkat Edilecek Hususlar” başlıklı 127 nci maddesinin ilk fıkrasında; “Hükümlülerin nakillerinin 5275 sayılı Kanunun 53 ila 58 inci maddeleri hükümlerine göre gerçekleştirilir.”,

11. Adalet Bakanlığı’nın 05/06/2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 167 sayılı Ceza İnfaz

Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelge’nin “Hükümlülerin Kendi

İstekleri İle Nakilleri” başlıklı 15 inci maddesinde, Kanunun ve Yönetmelik’in “Kendi istekleri ile nakil” maddelerinde aranan şartlara ek olarak;

“h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması,

ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması,

j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir” , 12. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında

REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararına Ek’in, 12.1. “Temel ilkeler” başlıklı 3 üncü maddesinde; “Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır.”,

12.2. “Yerleştirme ve barındırma” başlıklı 17.1 inci, 17.2 nci ve 17.3 üncü maddelerinde; “Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.”, “Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır.”, “İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır.”, 12.3. “Dış dünya ile ilişki” başlıklı 24.1 inci, 24.4 üncü ve 24.5 inci maddelerinde; “Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.”, “Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.”, “Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

13. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye

Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme 14. Kurumumuza şikayet başvurusunda bulunan başvuran, 1 no.lu paragrafta açıklandığı üzere, Erzurum H

Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda barındırıldığını, pek çok kez nakil talebinde bulunduğunu, ancak olumlu sonuç alamadığını, oğlunun Ankara ilinde yer alan sosyal hizmetler kurumunda bulunduğunu, aynı il sınırları içerisinde olmamaları nedeniyle görüşemediklerini, bu durumdan oğlunun psikolojisinin etkilediğini belirterek dilekçesinde yer alan kurumlara naklinin yapılmasını talep etmektedir.

15. Anayasanın 20 nci maddesi ile AİHS’nin 8 inci maddesinde, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu; “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41 inci maddesinde ise, “Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması … için gerekli tedbirleri alıp, teşkilatı kuracağı; her çocuğun, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu …” hüküm altına alınmıştır.

16. Hapis cezasına mahkumiyet, doğası gereği, hükümlünün özel ve aile hayatının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Ancak mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı sağlaması gerektiği Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi tarafından vurgulanan bir husustur. (Messina v. Italy, 25498/94; Epners-Gefners v. Latvia, 37862/02)

17. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaç, Kanunun 3 üncü maddesinde, “…öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak …” olarak ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda Kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer

taraftan ise, hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla, infazın özellikle hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın sürekliliği için hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değildir. Hükümlü, cezanın infazından sonra yeniden topluma döneceğinden, infaz sırasında hükümlünün yeniden toplumun bir üyesi olmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek amacıyla iyileştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Bu bakımdan, hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.

18. 5275 sayılı Kanunun 53-58. maddelerinde “Nakiller” başlığı altında, nakile ilişkin hükümler düzenlenmiş, 54. maddede “Kendi istekleri ile nakil”, 55. maddede “Disiplin nedeniyle nakil”, 56. maddede

“Zorunlu nedenlerle nakil”, 57. maddede “Hastalık nedeniyle nakil” şartları düzenlenmiştir.

19. 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir. Buna karşılık

5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik, ve 167 sayılı Genelge’de, hükümlülerle ilgili düzenlenen ‘Kendi

istekleri ile nakil’ hükmü ile, disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak ‘ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil’ hükmü olarak değerlendirilip, nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.

20. AİHM, Vintman davasına ilişkin olarak vermiş olduğu 23/01/2015 tarihli Daire kararında (Vintman v.

Ukrayna, 28403/05); AİHS’nin, mahkûmlara cezalarının nerede infaz edileceği konusunda bir seçim hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme orantılılık yönünden yaptığı incelemesinde ise; mahkûmun, ailesine yakın bir kuruma transfer talebinin reddi için, cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir gerekçe olarak öne sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi halde, yani kişinin nispeten daha yakın bir bölgeye nakli önünde meşru bir engel yokken uzakta bulunan bir kurumda barındırılması halinde, AİHS’nin 8.

maddesinin ihlali sonucu doğabileceğini vurgulamıştır.

21. Hem AİHM kararlarında, hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin

Prensipler Bütünü” nün ilgili maddesinde, hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere

Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararının 17.1. maddesinde, hükümlülerin evlerine (ailelerine) yakın ceza infaz kurumuna yerleştirilmelerinin uygun olduğu belirtilmiştir.

22. Hükümlülerin dış dünyayla temaslarının makul düzeyde devam ettirilmesi, bu bağlamda özellikle aileleriyle etkin bir iletişim kurmalarına yardımcı olunması, bu kişilerin rehabilitasyonu ile de yakından ilgilidir. Aile bağlarının korunup geliştirilmesinin hükümlülerin psikolojisi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu, yeniden sosyalleşmeleri ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde önemli bir unsur olduğu sıklıkla ifade edilmektedir (Bu konuda bakınız; İngiltere ve Galler Bölgesi Ceza İnfaz Kurumları

Denetçiliği, Yetişkin Mahkûmların Rehabilitasyonu konulu Rapor, Eylül 2014).

23. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (b)

bendinde, hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında düzenli bir yaşam sürdürmelerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, idarenin söz konusu bendin gereği olarak, hükümlülerin iyi şartlar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Başvuruya konu nakil talebinde ise, ilgili infaz kurumunun kapasitesinin dolu olması gerekçesiyle ret işlemi tesis

edilmiştir. İdarenin bu tavrı değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit edilebilmektedir.

Çünkü “kurum kapasitesi”nin üstünde bir doluluğun varlığı, hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur. Ancak, hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak “cezaevi kapasitesi” bakımından değerlendirilmesi, “kendi istekleri ile nakil” düzenlemeleri kapsamında yeterli olmamaktadır. Yalnızca hükümlü açısından değil, hükümlüyü ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirme yapılmalı, ailelerin yakınını (hükümlüyü) görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, hükümlünün bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınıp, nakil taleplerinin daha geniş çaplı ele alınması gerekmektedir.

24. Birleşmiş Millet Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18 inci maddesi, çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesinde sorumluluğun öncelikle ana ve babada olduğunu belirtmiştir. Taraf devletleri de her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı göstermeleri konusunda ve çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmasında ana babaya durumlarına uygun yardım yapmayı sağlama konusunda yükümlü kılmıştır.

25. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesinin Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3 üncü maddesinde düzenlenen çocuğun yüksek yararı ile ilgili 14 numaralı Genel Yorumunda; çocuğun yüksek yararı kavramının hem sözleşmede öngörülen tüm hakların eksiksiz biçimde gerçekleşmesini hem de çocuğun bütünsel gelişimini amaçladığını, ilgili tüm aktörlerin çocuğun bütünlüklü fiziksel, psikolojik, ahlaki ve manevi gelişimini ve insan olarak saygınlığını ileri taşımak için seferber edileceğini, asli bir hak olduğunu ve bir usul kuralı olduğunu, özellikle yargısal ve idari kararlarda, çocuğu birey olarak ilgilendiren girişimlerde her aşamada, tüm uygulama önlemlerinde gözetilmesi gerektiğini, taraf devletlerin çocuğun yüksek yararını birinci planda göz önünde bulundurması gerektiğini, kamu kurumlarının bu hakkı içselleştirerek ve tutarlı olarak uygulaması gerektiğini, aynı zamanda çocukları ilgilendiren tüm yargısal ve idari kararların çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alınarak gerçekleştirildiğini de gösterme yükümlülüğü bulunduğunu, yüksek yararın nasıl incelenerek değerlendirildiğinin alınan kararda buna ne ölçüde ağırlık tanındığının da anlatılması gerektiğini, herhangi bir karar çocuk üzerinde önemli bir etki yaratacaksa çocuğun yararını gözetmek üzere daha fazla koruma sağlanması ve daha ayrıntılı prosedürlere başvurulmasının gerektiğini, bireysel düzlemdeki kararlar söz konusu olduğunda çocuğun yüksek yararının özel olarak söz konusu çocuğun özel koşulları ışığında değerlendirilmesi ve belirlenmesi gerektiğini, devletlerin insanlık onuruna saygılı ve her çocuğun bütünlüklü gelişimini sağlayan bir ortam yaratması gerektiğini, çocuğun yüksek yararının başka yararlar ve haklarla çelişebileceğini, başka kişilerin hakları ile çocuğun yüksek yararı arasında bir uyuşmazlık olduğunda eğer uyumlaştırma mümkün olmazsa yetkililer ve karar vericilerin çocuğun yüksek yararını birinci planda ele alarak bunun bir öncelik taşıdığı anlamına geldiğini akılda tutarak, en fazla neyin çocuğun yararına olduğunu göz önünde tutarak ona daha fazla ağırlık tanımaları gerektiğini, çocuğun aile yaşamı hakkı Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 16 inci maddesinde koruma altına alınmış bir hak olduğunu, çocuğun aileden ayrılmasının önlenmesi ve aile birliğinin korunmasının çocuk koruma sisteminin önemli bir bileşeni olduğunu, ana babadan ayrılmanın çocuk üzerinde ağır etkilerinin bulunduğunu, ana babasından biri ya da her ikisinden ayrılmış bir çocuğun yüksek yararına aykırı düşmedikçe her iki ebeveyniyle düzenli biçimde kişisel ilişki ve doğrudan temas sürdürme hakkı bulunduğunu vurgulamıştır.

26. Avrupa Konseyi Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 4 üncü maddesinde de bir çocuk ile ana ve babasının birbirleriyle düzenli şekilde kişisel ilişkiyi elde etmek ve sürdürmek hakkına sahip olduğu, bu tür kişisel ilişkinin, çocuğun sadece yüksek yararları gerektirdiği takdirde, kısıtlanabileceği veya engellenebileceği belirtilmiştir.

27. Anılan Sözleşme uyarınca, iç hukukuna göre yeterli ayırt edebilme yeteneğine sahip olduğu kabul edilen bir çocuk kendi yüksek yararlarına açıkça aykırı olmadıkça ilgili tüm bilgileri almak; danışılmak ve görüşlerini ifade etmek haklarına da sahip olup, ilgili merciler tarafından çocuk hakkında verilen kararlarda çocuğun, görüşleri ile anlaşılabilir istek ve duygularına gereken önemin verilmesi gerekmektedir.

28. Konuya ilişkin yargı kararlarına bakıldığında; Anayasa Mahkemesi tarafından çocuklar üzerinde etki doğuracak bir işlem yapılacağı zaman bu işlemin çocuğun yararına uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmasının aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça önemli olduğu (B. No: 2016/8660, 7/11/2019, § 33), Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinin, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiğinin belirtildiği görülmektedir (B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 41).

29. Ülkemizde anne ya da babası ceza infaz kurumlarında bulunan çocuklara dair güncel istatistiklere ulaşılamamakla birlikte, 31 Mart 2022 itibarıyla Türkiye’deki ceza infaz kurumlarında 314 bin 502 hükümlü veya tutuklu bulunduğu dikkate alındığında, konunun yüzbinlerce çocuğu ilgilendirdiği ve hassas gruptaki bu çocuklara özgü politika planlamaları ve mevzuat düzenlemeleri yapılmasının gerekliliği önemli

bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. (İstatistik:

https://cte.adalet.gov.tr/Resimler/Dokuman/istatistik/istatistik-1.pdf) Nitekim, aşağıdaki paragraflarda görüleceği üzere, son birkaç yıl içerisinde yapılan mevzuat değişiklikleri ve Adalet Bakanlığı ile Aile ve

Sosyal Hizmetler Bakanlığı gibi kurumların işbirlikleri ile bu alanda önemli adımlar atılmaya başlandığı görülmektedir.

30. Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Bakanlığı arasında 27/06/2021 tarihinde imzalanan “Tutuklu, Hükümlü veya Yükümlüler ile Çocuklarının Sosyal Hizmetlerden Yararlandırılması Hakkında İş Birliği

Protokolünde” bahse konu mevzuat maddesinin uygulamasına yönelik düzenlemeler bulunmaktadır.

31. Söz konusu Protokol ile ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü/tutuklu 12-18 yaş grubu çocukların, hükümlü/tutuklu annesinin yanında kalan 0- 6 yaş grubundaki çocukların, denetimli serbestlik altında bulunan yükümlü çocukların ve ebeveyni ceza infaz kurumunda bulunan ancak kendisi kurum dışında olan çocukların psiko-sosyal açıdan gelişimlerinin desteklenmesinin, eğitim, barınma vb. ayni-nakdi ihtiyaçlarının giderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

32. Protokol kapsamında, korunma ve bakım altında çocuğu bulunan hükümlü ve tutukluların sevk ve nakillerini çocuğun yüksek yararı çerçevesinde il müdürlüğünün de görüşü alınarak imkan dâhilinde çocuklarının hizmet aldığı kuruluşun bulunduğu yere yapmak Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğü’nün, ebeveynlerinin biri veya ikisi kurumda olup dışarıda bakımı sağlanan çocukların ihtiyaçlarını tespit etmek üzere yetişkin hükümlü ve tutuklular ile görüşme yapmak ve görüşmeye istinaden sosyal hizmet müdahalesinde bulunulması gereken çocuklar ve aileleri hakkında psiko-sosyal servis raporu hazırlamak ve uygun sosyal hizmet modellerinden yararlandırılmak üzere rapor ile birlikte ASHB il müdürlüğüne göndermek ceza infaz kurumlarının yükümlülükleri arasında sayılmıştır.

33. İş Birliği Protokolü uyarınca, anne ve/veya babası ile bakım veren yetişkinlerin tutuklanması ya da hakkındaki hükmün infazı için kuruma konulması durumunda, bakım verecek kimsesi kalmadığı yahut böyle birisi olmakla birlikte sosyo-ekonomik yönden ihtiyaç içerisine düşeceği değerlendirilen çocukların imkânlar ölçüsünde sosyal hizmet modellerinden yararlandırılmasını sağlamak, haklarında korunma/bakım tedbiri kararı alınmış olup koruyucu aile veya kurum bakımı modellerinden yararlandırılan çocukların plan doğrultusunda kurumda bulunan ebeveynini ziyaretinin ve telefon görüşmelerinin gerçekleşmesini sağlamak, ebeveynin ziyaretine giden çocuğa refakat etmek üzere personel görevlendirmek, gerek görülmesi halinde görevli personel eliyle çocuğa görüşme sırasında eşlik etmek, ceza infaz kurumunda görev yapan psiko-sosyal yardım servis görevlileri tarafından hükümlü ve tutuklu ebeveyni ile yapılan

görüşme çerçevesinde ihtiyaçları belirlenen çocuklara yönelik gerekli değerlendirmeleri yapmak ve uygun sosyal hizmet modellerinden yararlandırılmasını sağlamak ASHB il müdürlüklerinin görevleri arasında sayılmıştır.

34. Protokolde, haklarında korunma veya bakım tedbiri kararı alınmış olup koruyucu aile veya kurum bakımı modellerinden yararlandırılan çocukların plan doğrultusunda kurumda bulunan ebeveynlerini ziyareti ile telefon görüşmelerinin kurum/kuruluş işleyişini ve çocuğun eğitimini aksatmayacak şekilde planlanması her iki Bakanlığın ve ilgili birimlerinin ortak yükümlülükleri arasında sayılmıştır.

35. Dosya kapsamında, başvuranın Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığı, infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığı; başvuranın naklini talep ettiği ceza infaz kurumlarından bir kısmının doluluk oranlarının kapasitelerinin altında olduğu görülmekteyse de, idarenin “… hükümlünün suç profilinin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanun’un 9 uncu maddesinde barındırılması gereken hükümlü profili olduğundan yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerektiği, talep ettiği kurumlarda terör suçundan bulunan hükümlü/tutuklulara ayrılan odaların kapasitelerinin dolu olması ve yukarıda doluluk oranları verilen ceza infaz kurumlarının verileri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumlarında kapasite üstünde hükümlü ve tutuklu barındırılması durumunda kişi ve kurum güvenliğinin tehlikeye düşebileceği, radikalleşmenin artacağı dolayısıyla kamu düzenin bozulacağı; öte yandan, aynı suç türünden çok fazla tutuklu ve hükümlünün aynı kurumda barındırılması durumunda bu tutuklu ve hükümlülerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmeleri nedeniyle kurum güvenliğini zafiyete uğratabileceği, başvuranın kendi suç türünden tutuklu ve hükümlülerin yoğun olduğu kurumları talep etmesi nedeniyle nakil talebinin uygun görülmediği …” yönünde açıklamalarda bulunduğu, ancak başvuranın oğlu . . .’nin 20/10/2023 tarihinden itibaren Ankara Pursaklar Çocuk Evlerinde bulunduğu, bu nedenle açık/kapalı görüş ziyaretinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.

36. İdarenin ret işlemi değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit edilebilmektedir. Çünkü kurum kapasitesinin üstünde bir doluluğun varlığı, hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur. Ancak, hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak

‘cezaevi kapasitesi’ bakımından değerlendirilmesi, ‘kendi istekleri ile nakil’ düzenlemeleri kapsamında yeterli olmamaktadır. Yalnızca hükümlü açısından değil, hükümlüyü ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirme yapılmalı, ailelerin hükümlüyü görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, hükümlünün bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin ve

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen çocuğun yüksek yararının birlikte ele alınıp, nakil talebinin daha geniş çaplı değerlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Dolayısıyla, Erzurum H Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan başvuranın, öncelikle çocuğun yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu, ilgili idari makamların çocuğun esenlik halini ve babasının çocukla ilgili hak ve ödevlerini gözetmek suretiyle, tüm uygun yasal ve idari önlemleri alarak çocukla babasını bir araya getirmekle yükümlü olduğu, talebe yönelik iş ve işlemlerde çocuğa danışılması; görüşlerinin, istek ve duygularının dikkate alınması gerektiği, kişisel ilişkinin tesisine dair tüm iş ve işlemlerde idarenin, çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alındığını gösterme yükümlülüğünün olduğu anlaşılmaktadır.

37. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, Kurumumuz kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; idarelerin hükümlülerin insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunduğu, bu kapsamda aile hayatına saygı gösterme hakkının ve çocuğun yüksek yararının korunması için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği, Devletin, hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle temasını

devam ettirecek önlemleri alması yönünde pozitif yükümlülüğünün olduğu, bu bağlamda aile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerine getirilmesi ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yeniden sağlanması ve çocuk-ebeveyn bağının devamını da sağlamak amacıyla, öncelikle çocuğun yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça başvuranın nakil koşullarını taşıması kaydıyla çocuğunun bulunduğu ildeki ceza infaz kurumlarından birine nakli yönündeki talebinin idarece öncelikle değerlendirilmesi gerektiği kanaati ve sonucuna varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 38. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Kurumumuzun bilgi ve belge talebine süresi içinde cevap verildiği, İdarenin başvuranla ilgili işlemlerinde “kanunlara uygunluk”, “makul sürede karar verme”, “hesap verilebilirlik”, “şeffaflık”, “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak İdarenin, şikâyetçiye verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

39. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre, BAŞVURUNUN KABULÜ ile;

Çocuk-ebeveyn bağının devamını da sağlamak amacıyla, öncelikle çocuğun yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ve nakil koşullarını taşıması kaydıyla, başvuranın talep ettiği kurumlarda boşalma olması durumunda nakil talebinin idarece öncelikle değerlendirilerek mağduriyetinin giderilmesi hususunda

ADALET BAKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA;

6328 sayılı Kanunun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Adalet Bakanlığı tarafından bu karar

üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın başvurana ve Adalet Bakanlığı’na tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi