|
ÖZET: Başvuru, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü tarafından başlatılan icra takibinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılmıştır. Başvuran vekili, icra takibinin, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28/2 maddesine aykırı olarak, ödeme davet yazısı gönderilmeden başlatıldığını ve bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, 659 sayılı KHK’nın 9. maddesi gereğince, idarenin icra takibine başlamadan önce borçlu tarafı sulhe davet etmesi gerektiğini ifade ederek icra takibinin geri alınmasını talep etmiştir.
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, başvuranın şikayetini yanıtlayarak, icra takibinin yasal dayanağının mahkeme kararı olduğunu ve sürecin mevzuata uygun yürütüldüğünü savunmuştur. Rektörlük, başvuranın icra takibine itiraz etme hakkının bulunduğunu, dolayısıyla başvurunun yersiz olduğunu belirtmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuru ile ilgili olarak, icra takibinin hukuka uygunluğunu değerlendirirken, idarenin mahkeme kararını yerine getirmeden önce başvurana ödeme davet yazısı göndermemesinin mevzuata aykırılık teşkil etmediğine karar vermiştir. Sonuç olarak, başvurunun kısmen kabulü ve kısmen reddi ile, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne, mahkemelerce hükmedilen vekalet ücretlerinin tahsilinde öncelikle ödeme davet yazısı göndermesi tavsiyesinde bulunulmuştur. Bu durum, kamu yönetiminde iyi yönetim ilkelerinin uygulanması açısından önem taşımaktadır. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/5929-S.24.9306
BAŞVURU NO : 2024/735
KARAR TARİHİ : 03.06.2024
KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI
BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :
BAŞVURUYA KONU İDARE : İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
Başvuranın, idare tarafından ödemeye davet yazısı
BAŞVURUNUN KONUSU :
gönderilmeden icra takibi yapılmasına ilişkin iddiaları hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 16.01.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran vekili özetle, İstanbul 2. İdare Mahkemesinin / E. / K. Sayılı ve
20.09.2023 tarihli kararıyla davanın reddedildiğini, mahkemece 614.40 TL yargılama gideri ile 20.900 TL
vekâlet ücretinin ödenmesine hükmedildiğini, Rektörlük tarafından 08/11/2023 tarihinde İstanbul 7. İcra
Dairesine / sayılı dosya ile müvekkili ’e icra takibi başlatıldığını, İdari Yargılama
Usulü Kanunun 28/2 maddesine göre ilgili tarafın idare aleyhine olan para alacağı için icra takibi başlatılmadan önce başvuruda bulunup sonrasında 30 gün içerisinde ödemenin yapılmaması durumunda cebri icra marifetiyle alacağını tahsil edebilmekteyken Rektörlüğün taraflarına başvuru yapmadan ve 30 günlük süreyi beklemeden icra takibinin başlatılmasının eşitlik ve dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, 659 sayılı KHK’nın 9. Maddesine istinaden idarenin icra takibine başlamadan önce borçlu tarafı sulhe davet etmesinin zorunlu olduğunu iddia ve ifade ederek Rektörlük tarafından başlatılan icra takibinin geri alınmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk Müşavirliğinin 30.01.2024 tarih ve – –
sayılı cevabi yazısında özetle:
2.1. İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 29.09.2023 tarihli / E. ve / K. sayılı ilamının kuruma 08.11.2023 tarihinde tebliğ edildiği, 2.2. Başvuran tarafın şikâyetine konu Mahkeme ilamı ve tebliğ zarfı örneğinin yazıları ekinde gönderildiği, 2.3. Takibin yasal dayanağı olan İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 29.09.2023 tarihli / E. ve
/ K. sayılı ilamının kuruma 08.11.2023 tarihinde tebliğ edildiği, başvuran taraf hakkında İstanbul 7. İcra Dairesinin / E. sayılı takip dosyasına istinaden 08.11.2023 tarihinde ilamlı takip başlatıldığı, İstanbul 7. İcra Dairesi tarafından 19.11.2023 tarihinde icra emri hazırlandığı, bu icra emrinin başvuran tarafa 10.12.2023 tarihinde tebliğe çıkartıldığı, 2.4. Şikayet konusu uyuşmazlık hakkında İstanbul 7. İcra Dairesinin / E. sayılı ilamlı takip dosyasının derdest olduğu, takip dosyasında mevcut aşamada herhangi bir tahsilat yapılmadığı, 2.5. Başvuran tarafa, yapılan işlemler hakkında herhangi bir yazılı cevap verilmediği, şikayete konu olan uyuşmazlık İstanbul 2. İdare Mahkemesinin / E. sayılı dava dosyası kapsamında başvuran tarafın idare mahkemesinde duruşma safhası da dahil tüm süreci başvuran tarafça takip edilmiş tarafların bizzat bilgi sahibi olduğu bir yargısal uyuşmazlık olduğu, kararın infazına ilişkin süreç de yargılama safhasının bir evresi olup mevcut işlemlerin devam ettiği, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair
Kanun’un “incelenemeyecek dilekçeler” başlıklı m. 6/1-b hükmünde, “Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar” denilmek suretiyle yargısal uyuşmazlıklarda ilgililere cevap verilmesinin gerekmediğinin belirtildiği, 2.6. Başvuran tarafa uyuşmazlık konusu hakkında ödemeye davet yazısının gönderilmediği, 2.7. Başvuran taraf hakkındaki İstanbul 7. İcra Dairesinin / E. sayılı ilamlı takip dosyası haciz aşamasında olan derdest bir dosya olup, bu takip dosyasının tüm işlemlerinin mevzuata ve ilama uygun bir şekilde yürütüldüğü, borçlu sıfatıyla takip dosyasında yer alan başvuran taraf İcra Mahkemesine şikayet yoluyla başvurup usulsüz olduğunu iddia ettiği İstanbul 7. İcra Dairesinin / E. sayılı ilamlı takip dosyasını veya ilgili işlemlerin iptalini talep etme hak ve yetkisine sahipken kuruma karşı bu hakkını kullanmadığı, İstanbul 2. İdare Mahkemesinin / E. sayılı davasında 29.09.2023 tarihinde karar verildiği, bu kararın başvuran tarafa 08.11.2023 tarihinde tebliğ edildiği, mahkeme tarafından karar verildikten iki ay sonra kurum tarafından açılmış bir takibin mevcut olduğu, tüm dava süreci başvuran tarafça takip edilen uyuşmazlık konusu davada 29.09.2023 tarihinde karar verildikten sonra 7/24 erişime açık olan UYAP’tan karara ulaşmanın mümkün olduğu, başvuran taraf mahkeme tarafından karar verildikten sonra kuruma başvurup takip açılmadan önce ödeme işlemlerini yapabileceği, kurumun lehine yargısal bir uyuşmazlık sonucu karara bağlanan vekalet ücreti ve yargılama giderleri için başvuran tarafa ödemeye davet yazısı gönderilmesini zorunlu kılan yasal bir düzenlemenin mevcut olmadığı, 2.8. Taraflar arasında yargıya intikal etmeden önce mevcut olan uyuşmazlıkların sulh veya ödemeye davet yazısı gibi yöntemlerle çözülmesinin esas alındığı ancak mevcut uyuşmazlıkta yargıya intikal etmiş bir uyuşmazlık mevcut olup yargılama sürecinin tüm safahatı başvuran tarafça takip edildiği, kurum lehine
hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin infaz sürecinin de aynı usulde başvuran tarafa karşı yürütüldüğü, başvuran tarafın iddia ettiği gibi önceden ödemeye davet yazısı gönderilse icra vekalet ücreti ve faiz gibi alacakları kapsayan takip konusu alacak tutarının yaklaşık %25’ine tekabül eden bir gelir kaybının söz konusu olabildiği, İcra Dairelerinin tüm işlemleri İcra Mahkemesinin kontrol ve denetimine tabi olup özellikle ilama aykırı takip dosyaları süresiz şikayet yoluna tabi olup usulsüz işlem yapıldığını iddia eden taraf her zaman takibin iptalini veya icra dosyasında yapılan herhangi bir usulsüz işlemin iptalini talep etme hak ve yetkisine sahip olduğu, yargısal sürecin devamı olan yasal haklar kullanılmadan doğrudan Kurumunuza başvurulması başvuran taraf hakkında kurumca yapılan işlemlerin yargısal süreçteki mevzuata ve somut delillere uygunluğunu desteklediği, 2.9. Şikayet konusu talebe ilişkin şikayet sahibi veya diğer ilgililer tarafından açılmış herhangi bir dava mevcut olmayıp, kurum lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin takip dosyalarında kurum tarafından ilama aykırı bir işlem yoksa borçlular tarafından herhangi bir itiraz olmadan ödeme işlemlerinin yapıldığı, Açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, 3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir”; 3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. (Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”; 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”; 4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun, 4.1. “Kurumun görevi” başlıklı 5inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”; 5. 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun, 5.1. “Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar:” başlıklı 30uncu maddesinde, “Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncü maddede yazılı şekilde bir
icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işi yapmağı emreder.
Borçlu muayyen müddetlerde işe başlamaz veya bitirmez ve iş diğer bir kimse tarafından yapılabilecek şeylerden olur ve alacaklı da isterse yapılması için lazımgelen masraf icra memuru tarafından ehlivukufa takdir ettirilir. Bu masrafın ilerde hükme hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunup kendisine verilmek üzere ifasına alacaklı muvafakat ederse alınıp hükmolunan iş yaptırılır. Muvafakat etmezse ayrıca hükme hacet kalmadan borçlunun kafi miktarda malı haciz ile paraya çevrilerek o iş yaptırılır.
İlam, bir işin yapılmamasına mütedair olduğu takdirde icra dairesi tarafından ilamın hükmü borçluya aynı müddetli bir emirle tebliğ olunur. Bu emirde ilam hükmüne muhalefetin 343 üncü maddedeki cezayı müstelzim olduğu yazılır.
(Ek son fıkra: 17/7/2003-4949/9 md.) Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilâm hükmü yerine getirildikten sonra borçlu, ilâm hükmünü ortadan kaldıracak bir eylemde bulunursa, mahkemeden ayrıca hüküm almaya gerek kalmadan, önceki ilâm hükmü tekrar zorla yerine getirilir.”, 5.2. “İcra emri ve muhtevası:” başlıklı 32nci maddesinde (Değişik: 18/2/1965-538/16 md.), Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 üncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir.
(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/7 md.) Yabancı devlet aleyhine başlatılan ilamlı icra takiplerine ilişkin icra emrinde uluslararası andlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borçlu devlete ait olan mallar hakkında cebri icra yapılabileceği hususu ayrıca ihtar edilir.”; 6. 26/9/2011 tarihli ve 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli
İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin, 6.1. “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1inci maddesinde, “ (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa
Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesidir.”; 6.2. “İlkeler” başlıklı 3üncü maddesinde, “(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında; a)
İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, b) İdarelerin taraf oldukları davaların, usul ekonomisine uygun olarak, imkânlar ölçüsünde idarelerde istihdam edilen hukuk müşavirleri ve avukatları tarafından takibi, c) Davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun olarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunması, esastır.”;
6.3. “Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılması” başlıklı 6ncı maddesinde, “(1) İdareler, kendi iş ve işlemleriyle ilgili olarak açılacak adli ve idari davalar ile tahkim yargılaması ve icra işlemlerinde taraf sıfatını haizdir. (2) İdareleri adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi; hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. …” 6.4. “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9uncu maddesinde, “(1) İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esastır. İdareler, kendi aleyhlerine dava açılacağını veya icra takibine başlanılacağını öğrenmeleri durumunda da karşı tarafı sulhe davet edebilirler. Sulhe davet, uyuşmazlığın tarafı olan gerçek veya tüzel kişilerce de yapılabilir.
İlgili mevzuatında daha uzun bir süre öngörülmediği takdirde, sulhe davette karşı tarafa, ifa, itiraz veya sulh teklifinde bulunmak üzere otuz güne kadar süre verilir. (2) Gecikmesinde sakınca bulunan veya işin mahiyeti gereği süre verilmesinde fayda görülmeyen hallerde doğrudan dava ve icra yoluna başvurulabilir. (3) Dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir. …”; 6.5. “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12nci maddesinde, “ (1)
İdari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilirler. İdari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilir ve bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde incelenir. (2) Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Başvuru sonuçlanmadan dava açılamaz. (3) Sulh başvurularının altmış gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Sulh başvurusu altmış gün içinde sonuçlandırılmamışsa istek reddedilmiş sayılır. … (7) Tazminat miktarı ve ödeme şekli üzerinde idare ve istemde bulunanın sulh olmaları halinde buna ilişkin bir tutanak düzenlenir ve taraflarca imzalanır. Bu tutanak ilam hükmündedir. Sulh olunan miktar idare bütçesinden ödenir. Vadeye bağlanmamış alacaklarda tutanağın imzalandığı tarihten itibaren iki aylık sürenin dolmasından, vadeye bağlanmış alacaklarda ise vadenin dolmasından önce tutanak icraya konulamaz. …(9) Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz. …”; 6.6. “Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” başlıklı 14ncü maddesinde, “(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir. …”; 6.7. “Yürürlükten kaldırılan ve uygulanmayacak hükümler ile atıflar” başlıklı 18nci maddesinde, “ …
(4) İdarelerin hukuk hizmetlerine, uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline, avukatlık hizmeti satın alınmasına ve davalarla ilgili vazgeçme yetkilerine dair diğer kanunlarda yer alan hükümlerden bu Kanun Hükmünde
Kararname hükümlerine aykırı olanlar uygulanmaz. …”; 7. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun,
7.1. “Kararların sonuçları” başlıklı 28nci maddesinde, “1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.
Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa
Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler:
21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…) (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109
sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…) ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik:
2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. …”; 8. 4/7/2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık Değerlendirme
Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 8.1. “Hukuki uyuşmazlıkların değerlendirilmesi” başlıklı 8nci maddesinde, “(1) Komisyon, adli yargı kapsamında yapılacak sulh anlaşmalarında; uyuşmazlığın konusu, vazgeçilen veya terkin edilen hak ve menfaatin değeri, idarenin görüşü, karşı tarafın görüş veya teklifi ve ihtilafın sürdürülmesi halinde muhtemel sonucu konuya ilişkin bilgi ve belgeleri incelemek suretiyle değerlendirerek, idarenin sulh olmasında yararı olup olmadığı hususunda rapor hazırlar. (2) İdari işlem ve eylemler nedeniyle idareye yapılan sulh başvurularının komisyonca incelenmesinde; başvurunun konusu, zarara yol açan olay ve nedenleri, zararın idari eylem veya işlemden doğup doğmadığı ve meydana geliş şekli, idarenin tazmin sorumluluğunun olup olmadığı, zararın miktarı ve ödenecek tazminat tutarı tespit edilir. …”; Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
9. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin hazırlanan
“Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran vekili özetle; İstanbul 2. İdare Mahkemesinin / E. / K. Sayılı ve
20.09.2023 tarihli kararıyla davanın reddedildiğini, mahkemece 614.40 TL yargılama gideri ile 20.900 TL
vekâlet ücretinin ödenmesine hükmedildiğini, Rektörlük tarafından 08/11/2023 tarihinde İstanbul 7. İcra
Dairesine / sayılı dosya ile müvekkili ’e icra takibi başlatıldığını, İdari Yargılama
Usulü Kanunun 28/2 maddesine göre ilgili tarafın idare aleyhine olan para alacağı için icra takibi başlatılmadan önce başvuruda bulunup sonrasında 30 gün içerisinde ödemenin yapılmaması durumunda cebri icra marifetiyle alacağını tahsil edebilmekteyken Rektörlüğün taraflarına başvuru yapmadan ve 30 günlük süreyi beklemeden icra takibinin başlatılmasının eşitlik ve dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, 659 sayılı KHK’nın 9. Maddesine istinaden idarenin icra takibine başlamadan önce borçlu tarafı
sulhe davet etmesinin zorunlu olduğunu iddia ve ifade ederek Rektörlük tarafından başlatılan icra takibinin geri alınmasını talep etmektedir.
11. Dosyası kapsamında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, başvuranın idare bünyesinde Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı’na bağlı ameliyathane biriminde 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli hemşire olarak görev yaptığı, başvuranın radyasyon görevlisi sayılması ve izin dahil olmak üzere ilgili mevzuatlardan doğan haklarının tarafına verilmesi istemiyle 14.06.2022 tarihinde yapmış olduğu başvurunun idare tarafından zımnen reddine ilişkin işlemin hukuka uygun olmadığından bahisle iptali talebiyle İstanbul 2. İdare Mahkemesi nezdinde dava açtığı, yapılan yargılama neticesinde mahkemenin 29.09.2023 tarihli kararıyla iptal isteminin reddedildiği, İstanbul Üniversitesi lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin İstanbul Üniversitesi lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin idaresince 20.900,00 TL yasal vekâlet ücretinin ve 209,00 TL vekalet ücreti geçmiş gün yasal faizinin tahsili amacıyla İstanbul 7. İcra Dairesi’nin
/ E. sayılı dosyası nezdinde 19.11.2023 tarihinde ilamlı icra takibinin başlatıldığı, mevcut aşamada başvurandan herhangi bir tahsilat yapılmadığı hususları anlaşılmıştır.
12. Başvuran vekili, İdare lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin idarece ilamlı icra takibi yoluna başvurulmadan önce dosyasına ödeme yapılması için hakkaniyet gereği karşı tarafa bildirimde bulunularak makul bir süre tanınması gerektiğini iddia etmekte, söz konusu iddiasını
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi ikinci fıkrasının kıyasen vatandaşlar lehine de
uygulanması gerektiği kanaatine dayandırmaktadır.
13. Başvuruya konu talep öncelikle 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli
İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ve başvuranın iddiaları doğrultusunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde inceleme gerektirmektedir.
659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk
Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname Çerçevesinde İnceleme 14. Bilindiği üzere, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve
Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esaslar 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk
Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir.
15. Kararnamenin genel gerekçesi incelendiğinde, kamuda hukuk hizmetinin yürütülmesine ilişkin farklı ve çok sayıdaki hukuki düzenleme yerine tek bir kanuni düzenleme yapılarak hukuk hizmetlerinde uygulama birliği ve sadeleşme sağlandığı; idarelerde sulhe davet mekanizması getirildiği; kamu idarelerinin vatandaşla olan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesinin öngörüldüğü böylece vatandaşın hak ve menfaatini gözetecek şekilde uyuşmazlığın öncelikle sulh yoluyla çözümlenmesi, tarafların sulh koşullarında anlaşamamaları halinde uyuşmazlıkların yargıya intikal ettirilmesinin yolunun açıldığı; sulhe davet ve uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik yapılan düzenlemelerle idarelere karşı açılacak davaların azalacağı ayrıca davaların da daha kısa sürede bitirilmesi sağlanarak gerek idarelerdeki gerekse yargı mercilerindeki iş yükünün azalmasına katkı sağlanacağı;
hususlarına vurgu yapıldığı görülmüştür.
16. Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılmasına ilişkin düzenlemeye KHK’nın 6ncı maddesinde yer verilmektedir, buna göre; adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde anılan idareleri vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. KHK’nın 14ncü maddesinde ise anılan kişiler tarafından takip edilen davaların idareler lehine neticelenmesi hâlinde, temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi öngörülmüştür.
17. Uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik düzenlemelere ise KHK’nın “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9uncu ve “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12nci maddeleri ile 4/7/2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık
Değerlendirme Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, Kanun koyucunun “Adli uyuşmazlıklar” ve “İdari uyuşmazlıklar” yönünden bir ayrıma gittiği görülmektedir. Adli uyuşmazlıklar yönünden İdarelerin, adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esas olup, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir. İdari uyuşmazlıklarda ise idari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilir ve/ veya idari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilerek bu çerçevede incelenir. Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.
Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz.
18. Buraya kadar anlatılanlardan özetle, adli yargı kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesinin bir gereklilik olarak düzenlendiği, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabildiği; öte yandan sulh mekanizmasının idari işlemler yönünden dava açma süresi içinde yargı yoluna gitmeden önce, idari eylemler yönünden ise 2577 sayılı Yasanın 13/1 maddesi uyarınca yapılan ve başvuru külfetinin idareler değil bireyler üzerinde bırakıldığı bir uzlaşma yöntemi olduğu; idari uyuşmazlıklar yönünden yasa koyucunun İdareleri sulhe davet ile yükümlü kılmadığı hususları anlaşılmıştır.
19. Bu bağlamda somut olay değerlendirildiğinde, İdare tarafından Mahkeme ilamının yerine getirilmesi için başvurana ödemeye davet yazısı gönderilmemesinin yukarıda ayrıntılarına yer verilen ve yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmediği kanaati ve sonucuna varılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu Çerçevesinde İnceleme
20. Başvuran vekili, İdari Yargılama Usulü Kanunun 28inci maddesi ikinci fıkrasındaki düzenlemeye göre ilgili tarafın idare aleyhine olan para alacağı için icra takibi başlatılmadan önce başvuruda bulunup sonrasında 30 gün içerisinde ödemenin yapılmaması durumunda cebri icra marifetiyle alacağını tahsil edebilmekteyken Rektörlüğün taraflarına başvuru yapmadan ve 30 günlük süreyi beklemeden icra takibinin başlatılmasının eşitlik ve dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, 659 sayılı KHK’nın 9.
Maddesine istinaden idarenin icra takibine başlamadan önce borçlu tarafı sulhe davet etmesinin zorunlu olduğundan bahisle Rektörlük tarafından başlatılan icra takibinin geri alınmasının gerektiğini iddia
etmektedir.
21. Başvuruya konu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28inci maddesi, mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin olup, hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasaya bağlılığı gözeterek yargılama hukukuna ilişkin ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olduğu gibi mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin kurallar belirleme hususunda da takdir yetkisine dayanarak düzenlemeler yapma yetkisini haizdir.
22. 2577 sayılı Kanun’un 28inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde ise bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği düzenlenmek suretiyle idareye, yargı kararının gereğini, tebliğ tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir. Başvuruya konu (2) numaralı fıkraya göre ise, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacaktır. (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04/07/2013, § 38-39)
23. Görüldüğü üzere, 28inci maddenin ikinci fıkrasında konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden kararların icrasına yönelik getirilen düzenleme ile 28inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen kurala bir istisna getirilmiştir. Buna göre, konusu belli bir miktar paranın idare tarafından davacıya ödenmesini öngören ilamların icrası, kararın tebliğ tarihinden değil, davacı veya vekilinin banka hesap numarasını idareye bildirdiği tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirilecektir. İdarece, banka hesap numarasının bildirildiği tarihten itibaren otuz gün içinde ödeme yapılmaması durumunda kararın icrası genel hükümler çerçevesinde gerçekleştirilecektir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04/07/2013, § 39).
24. Anayasa Mahkemesi, ‘2577 sayılı Kanun’un ikinci fıkrasının farklı bir ödeme yöntemi getirerek, genel hükümlerin uygulanmasını belli bir süre için durdurduğu ve hak sahiplerinin hakka ulaşmalarını belli bir süre engellediği’ gerekçesiyle iptali istemine ilişkin yapılan başvuru hakkında yaptığı norm denetiminde, “2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mahkeme kararlarının yerine getirilmesi için belirlenen sürenin, hiçbir ayırım yapılmaksızın tüm idari yargı kararları için geçerli olduğunu, bu konuda Kanun’da belli bir paranın ödenmesine ilişkin ilamlarda söz konusu sürenin uygulanmayacağını düzenleyen bir hüküm bulunmadığını; diğer taraftan, Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki sürenin başlangıcının, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden değiştirildiği açık ise de davacının hesap numarasını idareye zamanında bildirmesi hâlinde bunun mahkeme kararlarının yerine getirilme süresi üzerinde bir etki yaratmasının mümkün olmadığını; zira alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvurarak hesap numarasını bildirmesi ve söz konusu süreyi mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının mümkün olduğunu; davacının hesap numarasını idareye bildirmesi gereğinin ise, idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait
hesabı bilemeyeceği ve bu nedenle alacağın tahsilinin gecikmesinden sorumlu tutulamayacağı gerçeği karşısında makul ve ölçülü bir külfet olduğunu; bu nedenlerle dava konusu kuralın Kanun’da otuz gün olarak belirlenen mahkeme kararının yerine getirilme süresini davacının bu husustaki bildirim yükümlülüğünü zamanında yerine getirmesine rağmen fiilen uzatmasının ve temyiz aşamasındaki yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmasına ilişkin olarak idareye ek süre kazandırmasının mümkün olmadığını…” değerlendirmiş ve bu gerekçelerle iptal istemini reddetmiştir.
25. Yukarıda yer verilen ilgili mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin norm denetimine ilişkin tespitleri çerçevesinde başvuranın 20 numaralı paragraftaki iddiası incelendiğinde, 2577 sayılı Kanun’un 28inci maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki 28inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirlenen sürenin başlangıcının, idare aleyhine alacağın tahsili yönünden değiştirildiği, söz konusu değişikliğin idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği gerçeğinden kaynaklandığı, bu anlamda pratik bir ihtiyaca karşılık geldiği, alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvuruda bulunarak hesap numarasını bildirmesi ile söz konusu sürenin mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının da mümkün olduğu, sonuç olarak mahkeme kararının yerine getirilmesinde idareye tanımlanmış bir ek süre olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiş, başvuranın 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasının idarenin alacaklı olduğu ilamlar yönünden de uygulanması yönündeki talebinin söz konusu kuralın düzenleme amacına aykırılık teşkil ettiği, kıyasen emsal kabul edilemeyeceği kanaati ve sonucuna varılmıştır.
26. Hukukilik kıstası ile idareyi denetlemeye dayalı sistemlerin, mağduriyetlerin oluşmasını engelleyemediği, haksızlıkları telafi etme noktasında ise yetersiz kaldığı durumlarda Ombudsmanlık kurumları, hakkaniyetli olmayan uygulamaları iyi yönetim ilkelerini de gözetmek suretiyle ortaya koyarak getirdikleri önerilerle, önemli bir eksikliğin giderilmesine katkıda bulunmaktadır.
27. Bu bağlamda başvuru konusu hakkaniyet boyutuyla ve iyi yönetim ilkeleri açısından ele alındığında,
2577 sayılı Kanun’un 28inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında idare aleyhine alacağın tahsili için
davacılar yönünden idareye başvuru zorunluluğu getirilmişken, idare lehine alacağın tahsilinde nasıl bir hukuki yol izleneceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle idareler arasında bir uygulama birliği bulunmadığı; İdarelerin önemli bir kısmının karşı tarafa ödemeye davet yazısı göndermeksizin kararın tebliğini takiben alacağın tahsili amacıyla doğrudan genel hükümlere göre icra yoluna başvurduğu, bu durumda davacıların dava vekâlet ücreti ile birlikte icra vekâlet ücreti ve icra masrafı da ödemek zorunda kalarak daha fazla külfete katlanmak zorunda bırakıldıkları; öte yandan İdare lehine alacağa hükmedilmesi halinde kararın tebliğini takiben davacıların ödemeye davet edilmesinin önünde yasal bir engel de bulunmadığı gibi aksine 659 sayılı KHK’nın 3üncü maddesinde “İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesinin” temel ilkeler arasında sayıldığı; hususları tespit edilmekle, başvuruya konu talebin, kamu yönetimi anlayışında meydana gelen değişim ve gelişmeler karşısında makul ve kabul edilebilir bir beklentiye karşılık geldiği kanaati ve sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde, idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilmiş, idareye bu yönden tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.
28. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin yürütülmesine yönelik usul ve esasların 659 sayılı Genel Bütçe
Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin
Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlendiği; söz konusu düzenlemede adli yargı kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulha davet etmesinin bir gereklilik olarak düzenlendiği, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabildiği; öte yandan sulh mekanizmasının idari işlemler yönünden dava açma süresi içinde yargı yoluna gitmeden önce, idari eylemler yönünden ise 2577 sayılı Yasanın 13/1 maddesi uyarınca yapılan ve başvuru külfetinin idareler değil bireyler üzerinde bırakıldığı bir uzlaşma yöntemi olduğu, idari uyuşmazlıklar yönünden yasa koyucunun İdareleri sulhe davet ile yükümlü kılmadığı, bu bağlamda somut olay değerlendirildiğinde, idare tarafından mahkeme ilamının yerine getirilmesi için başvurana ödemeye davet yazısı gönderilmemesinin yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmediği; öte yandan 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (2)
numaralı fıkrasıyla getirilen düzenlemenin idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği gerçeğinden kaynaklandığı, bu anlamda pratik bir ihtiyaca karşılık geldiği, mahkeme kararının yerine getirilmesinde idareye tanımlanmış ek bir süre olarak kabul edilemeyeceği, bu bağlamda başvuranın 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasının idarenin alacaklı olduğu ilamlar yönünden de uygulanması yönündeki talebinin söz konusu kuralın düzenleme amacına aykırılık teşkil ettiği, kıyasen emsal kabul edilemeyeceği, tüm bunlara karşın günümüz kamu yönetimi anlayışına hâkim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilmiş, idareye bu yönden tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 29. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak
Kurumumuza gönderildiği anlaşılmıştır.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
30. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 17 ci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu Denetçiliği Kurumuna dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup, anılan Kanunun 21 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurum tarafından reddedilmesi hâlinde, (varsa) durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar, 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise (varsa) durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup ilgili
İdarenin işlemine karşı İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN KISMEN KABULÜ KISMEN
REDDİ ile, Başvuranın, mahkeme ilamına istinaden idare lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin başlatılan ilamlı icra takibinin mevzuata aykırı olduğundan bahisle icra takibinin geri bırakılması talebinin REDDİNE, İdarenin bundan sonraki işlemlerinde güncel kamu yönetimi anlayışına hâkim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde, mahkemelerce hükmedilen vekâlet ücretlerinin ve yargılama giderlerinin tahsilinde ilgilisine öncelikle ödemeye davet yazısı göndermesi yönünde İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE
TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İstanbul
Üniversitesi Rektörlüğü tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna; Kararın, BAŞVURAN VEKİLİNE ve İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi