ÖZET: Bu karar, başvuranın 2020 yılında polis memurluğundan ihraç edilmesi ve Rize İdare Mahkemesi tarafından verilen iptal kararının uygulanmaması üzerine yapılan bir başvuruyu kapsamaktadır. Başvuran, mahkeme kararına rağmen göreve iadesinin gerçekleştirilmediğini belirterek idareden talepte bulunmuştur. İncelenen belgeler, idarenin mahkeme kararını uygulamaktan kaçındığını ortaya koymaktadır.

Hukuk devleti ilkeleri gereği, idarelerin mahkeme kararlarını gecikmeksizin uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mahkeme kararlarının uygulanmamasını “adil yargılanma hakkı” ihlali olarak değerlendirmiştir. Danıştay içtihatları da, idarenin yargı kararlarını uygulama konusunda takdir yetkisi olmadığını ve bu yükümlülüğün Anayasa ve yasal düzenlemelerle belirlendiğini vurgulamaktadır.

Sonuç olarak, idarenin mahkeme kararını uygulamaması, ağır hizmet kusuru olarak nitelendirilmekte ve başvuranın bir an önce görevine iade edilmesi gerektiği tavsiye edilmiştir. Bu durum, hukukun üstünlüğü ve bireylerin haklarının korunması açısından kritik bir öneme sahiptir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2023/3398-S.23.5693

BAŞVURU NO : 2023/749

KARAR TARİHİ : 16/03/2023

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

BAŞVURUNUN KONUSU : Mahkeme kararına istinaden kamu görevine iade edilmesi talebine ilişkindir.

BAŞVURU TARİHİ : 14/01/2023

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran; 2020 yılı Haziran ayında polis memurluğu görevinden ihraç edildiğini, işleme karşı Rize İdare Mahkemesine açmış olduğu davayı kazanmasına rağmen göreve iadesinin gerçekleştirilmediğini belirterek mahkeme kararına istinaden göreve iade işlemlerinin yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 27/01/2023 tarihli bilgi belge isteme yazısına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 15/02/2023 tarihli ve E- – – sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle; 2.1. Uygulayıcı birimden alınan 13.02.2023 tarihli ve E. sayılı yazıda; başvuranın

Artvin Emniyet Müdürlüğü kadrosunda sicil sayılı Polis Memuru olarak görev yapmakta iken

Bakanlık Makamının onayı ile 7145 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile 375 sayılı KHK’ya eklenen Geçici

35 inci maddesi kapsamında 23/06/2020 tarihinde kamu görevinden çıkarılarak ilişiğinin kesildiği, bu

işlemin iptali talebiyle idare aleyhine açmış olduğu davada; Rize İdare Mahkemesince 08/10/2021 tarih ve

E: / -K: / sayılı “Dava Konusu İşlemin İptaline” kararı verildiği, İstinaf Mahkemesine yapılan itiraz sonucunda; Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesince 25/01/2022 tarih ve

E: / -K: / sayılı “İdari İstinaf İsteminin Reddine” kararı verildiği ve bahse konu kararın uygulanması noktasında işlemlerin devam ettiği ayrıca; başvuranın yapmış olduğu başvuru ve başvuruya verilen cevabi yazıların gönderildiği, /

2.2. Hukuk Müşavirliği kayıtları tetkikinden; başvuran tarafından Rize İdare Mahkemesinin E: / esasına kayden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılmasına dair işlemin iptaline ilişkin açılan dava kaydı ile karara karşı 23/02/2022 tarihinde temyiz talebinde bulunulduğu, Hususları ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın; 3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesi; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” 3.2. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesi; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” 3.4. “Yargı yolu” başlıklı 125 inci maddesi; “…İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”, 3.5. “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138 inci maddesi; “…Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” 4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 5. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun; 5.1. “Kararların sonuçları” başlıklı 28 inci maddesi; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.” 5.2. “Temyiz veya istinaf istemlerinde yürütmenin durdurulması” başlıklı 52 nci maddesi;

“Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hâkim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz.”

Hükümlerini amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

6. Kamu Denetçisi tarafından, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin hazırlanan Tavsiye Karar

Önerisi Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 7. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; 2020 yılı Haziran ayında polis memurluğu görevinden ihraç edildiğini, işleme karşı Rize İdare Mahkemesine açmış olduğu davayı kazanmasına rağmen göreve iadesinin gerçekleştirilmediğini belirterek mahkeme kararına istinaden göreve iade işlemlerinin yapılmasını talep etmektedir.

8. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen cevabi yazıda ise özetle; başvuranın 23/06/2020 tarihinde kamu görevinden çıkarıldığı, bu işleme karşı açmış olduğu davada Rize İdare Mahkemesince 08/10/2021 tarih ve E: / -K: / sayılı “Dava Konusu İşlemin İptaline” kararı verildiği, İstinaf

Mahkemesine yapılan itiraz sonucunda; Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesince 25/01/2022 tarih ve E: / -K: / sayılı “İdari İstinaf İsteminin Reddine” kararı verildiği ve bahse konu kararın uygulanması noktasında işlemlerin devam ettiği hususları ifade edilmiştir.

9. Başvuranın iddiaları ve idarenin cevabi yazısı incelendiğinde somut uyuşmazlığın; ilk derece ve istinaf mahkemeleri kararlarında idari işlemin iptaline karar verilmesine rağmen anılan mahkeme kararlarının uygulanmaması noktasında toplandığı görülmektedir.

10. Bilindiği üzere, hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

11. Anayasa Mahkemesi, 03/04/2014 tarihli ve 2013/711 sayılı kararında “mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade ederek yargı kararlarının uygulanmasını “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 14/01/2010 tarihli ve E. / K. / sayılı kararında da bu yönde değerlendirmeler mevcuttur. Bu kararlar çerçevesinde, Anayasanın 36 ncı maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin, yalnızca yargı mercileri karşısında davalı veya davacı olma hakkını değil mahkeme nezdinde verilmiş olan kararın idari mercilerce gereğinin yerine getirilmesini de kapsadığı, mahkeme kararlarının uygulanmasının da yargılama sürecinin devamı niteliğinde görülerek yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın bir anlam ve sonuç doğurmasını saylayan unsur olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır.

12. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 13/12/2011 tarihli ve 53329/08 başvuru numaralı ‘Abdurrahman

Yıldırım – Türkiye’ kararında, kamulaştırmasız el atma eyleminden kaynaklanan alacağın, bu konuda verilen ulusal mahkeme kararlarına rağmen geç ödenmesini, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı

6 ncı maddesi kapsamında ihlal olarak değerlendirmiştir. Burada Mahkeme, kesinleşmiş yargı kararlarını

makul süre zarfından uygulamayan yetkililerin, Sözleşmenin 6 ncı maddesi birinci fıkrası hükümlerinin etkinliğini kısmen daralttığı kanaatini beyan etmektedir. [Benzer olgulara dayalı olarak, Türkiye hakkında, Sözleşmenin 6 ncı maddesi birinci fıkrası ihlali verilen davalar için bakınız: 31277/03 başvuru numaralı

Kranta – Türkiye davası; Kuzu – 13062/03 başvuru numaralı Türkiye davası]. Görüleceği üzere, Sözleşmenin yukarıda yer alan hükmünün yorumu bağlamında önüne gelen somut dava dosyası konusunda AİHM de, tıpkı Anayasa Mahkemesi gibi, mahkeme kararının idare tarafından yerine getirilmemesini, “adil yargılanma hakkının” ihlali olarak kabul etmiştir.

13. Kanun koyucu, Anayasa’nın 138 inci ve İdari Yargılama Usulü Kanun’un 28 inci maddesi ile yargı kararlarının ne olursa olsun uygulanmamasından idareyi sorumlu tutmuş ve idarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda idareye Anayasal ve kanuni bir zorunluluk yüklemiştir. Buna göre, idarenin kararı uygulama yükümlülüğü devam ettikçe yargı kararının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da devam edecektir. Dolayısıyla, idareler, mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları gibi, bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından verilmiş kararların yerine getirilmesini de geciktirmemeleri gerekmektedir.

14. Anlaşılacağı üzere, idarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda bağlı yetki söz konusudur ve idareye bu konuda hiçbir takdir hakkı verilmemiştir. Danıştay 13. Dairesinin 23/11/2020 tarihli ve

E:2019/3691, K:2020/3281 sayılı kararında; idarelerin iptal kararının amaç ve kapsamına göre yeni bir işlem yapmak ve iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmak ve önceki hukukî durumun geçerliliğini sağlamakla görevli olduğu, bu nedenle, idarelerin, idarî yargı yerlerince verilen kararların uygulanıp uygulanmaması konusunda takdir yetkisine sahip olmadığının, bu kararların doğruluğunu tartışma ve buna göre uygulama yetkisinin bulunmadığının, idarelerin bu alandaki yetkilerinin bağlı yetki niteliğinde olduğunun açık olduğu ifade edilmiştir.

15. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/12/2010 tarihli ve E:2006/1321, K:2010/2106 sayılı kararında; “İdarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunması zorunluluğu Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin bir gereği olup, bu ilke karşısında idare, mahkeme kararlarını “aynen” ve “gecikmeksizin” uygulamak zorundadır. Yargı yerince işin esası hakkında karar verilmesi halinde idarenin, bu kararın temyiz edilmiş olması veya kararın düzeltilmesi yoluna başvurmuşsa verilecek kararı beklemesi gibi bir seçeneği bulunmamaktadır.” hükmüne yer verilmiş; hatta Danıştay 6. Dairesinin 09/10/1996 tarihli ve

E:1995/7076, K:1996/4029 sayılı kararında; “Yürütmenin durdurulması kararı da Anayasa’da ve İdari

Yargılama Usulü Yasasında belirtilen nitelikte bir yargı kararı olduğuna göre, bu yolda karar verilmiş bir davada, idarenin; esas kararın verilmesini, bu karar temyiz edilmiş veya kararın düzeltilmesi yoluna başvurulmuş ise verilecek kararı beklemesi, bu yolla, verilen yürütmenin durdurulması kararını sürüncemede bırakması, savsaklaması ve etkisiz kılması gibi seçeneği bulunmamaktadır.” denilmek suretiyle, idarenin yargı organlarınca işin esasına ilişkin olmayan yürütmeyi durdurma kararının dahi icaplarına uygun olarak işlem tesis etmek zorunda olduğuna dikkat çekilmiştir.

16. Mahkeme kararlarının uygulanmaması konusunda, esasen idarenin, hukuk devleti ilkesi ve Anayasal ve yasal yükümlülüğü gereğince, yargı kararının tebliği üzerine kendiliğinden uygulaması olduğu, bu hususta zorunluluk olmadıkça 2577 sayılı Kanun’un 28 inci maddesinde yer alan 30 günlük azami sürenin bitmesinin yaklaşmasını beklememesinin iyi yönetişim ilkelerine daha uygun olduğu açıktır. Bu konuda, birçok yargı karında bir hukuk devletinde aslolanın idarenin yargı kararını kendiliğinden uygulaması olduğu vurgulanmıştır. (Bakınız, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/12/2010 tarihli ve

E:2006/1321, K:2010/2106 sayılı kararı; Danıştay 6. Dairesinin 09/10/1996 tarihli ve E:1995/7076, K:1996/4029 sayılı kararı)

17. Mahkeme kararlarının nasıl uygulanması gerektiği konusunda ise, Danıştay 5. Dairesinin 27/10/2010 tarihli ve E:2008/1385, K:2010/6441 sayılı kararında; istikrar kazanmış yargısal içtihatlara göre iptal kararları dava konusu işlemi kurulduğu tarihe kadar geriye yürür şekilde ortadan kaldırarak, söz konusu işlemin kurulmasından önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlayan nitelikte ve davacıyı işlemin kurulduğu tarihteki konumuna getiren kararlardır. Bu sebeple, idari yargılamada iptal kararlarının hukuki sonuçları itibarıyla başvuruya konu idari işlemin sanki hiç yapılmamış gibi işlem tesis edilmeden önceki duruma geri getirilmesi ve söz konusu hukuka aykırılığın giderilmesinin yargısal bir zorunluk olduğu vurgulanmıştır.

18. Danıştay 3. Dairesinin 09/03/1978 tarihli ve E:1978/151, K:1978/199 sayılı kararında; “İptal edilen atama, nakil veya görevden alma işlemi, hukuken hiç tesis edilmemiş sayılmaktadır. Bu durumda, iptal edilen işlemden evvelki hukuki durum avdet ettiğine ve varlığını koruduğuna göre, iptal kararının yerine getirilmesi için yeni bir atama ve nakil işleminin yeniden tesis edilmesine hukuki bir zaruret ve imkân da mevcut değildir. Diğer bir deyimle, ilk atamadaki yönteme göre yeni bir atama işleminin tesisi edilmesine gerek yoktur. Çünkü iptal edilen işlemin tesisinden evvelki hukuki durum muhafaza ettiğine göre aynı kadroya aynı şahsın aynı zaman için ikinci defa atanması gibi sakat bir işlemin tesisinin hukuken mümkün olduğunu düşünmek hukuk mantığına ters düşen bir durum olur. Bu nedenle; İdarenin yapacağı işlem, iptal kararının maksat ve ruhuna uygun olarak ilk atama işleminin yürürlükte olduğunu ilgiliye bildirmesi ve görevini yürütmesini temin etmesinden ibarettir.” denilmektedir.

19. Danıştay 5. Dairesinin 25/02/1998 tarihli ve E:1997/13, K:1998/515 sayılı kararında ise; “Danıştay’ın otuz seneyi aşan istikrar kazanmış içtihatlarına göre iptal kararları dava konusu işlemi hiç tesis edilmemiş kılan ve önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlayan kararlardır. Eğer bireysel bir idari işlemi iptal edilmiş ise idare, bireyin eski hukuki durumunu kazanması için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür” denilmektedir.

20. Buna göre, memurluktan çıkarma cezasının iptali yönündeki yargı kararının gereklerine göre aynen ve gecikmeksizin işlem tesis etmesi gereken idarenin, yargı kararının kendisine tebliğinden itibaren ilgili kadro mevcut olduğu sürece, lehine yargı kararı verilen kişiyi 2577 sayılı Kanun’un 28 inci maddesinde yer verilen 30 günlük sürenin geçmesi beklenmeden, göreve başlatarak eski durumuna kavuşturması ve memuriyetten çıkarma tarihinden yeniden göreve başlama tarihine kadar geçen süreye ilişkin mali hakların ödenmesi ve diğer özlük haklarını vermesi gerekmektedir.

21. Somut olayımızda, başvuranın 23/06/2020 tarihinde meslekten çıkarıldığı, Rize İdare Mahkemesinin 08/10/2021 tarih ve E: / -K: / sayılı kararıyla bu işlemin iptaline hükmedildiği, mahkeme kararının Emniyet Genel Müdürlüğü İdari Dava İşleri Şube Müdürlüğüne 08/11/2021 tarihinde tebliğ edildiği, idarenin istinaf başvurusu üzerine ise Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesince 25/01/2022 tarihinde verilen E: / K: / sayılı Kararda idarenin ‘istinaf isteminin reddine’ karar verildiği ve bu kararın idareye 01/02/2022 tarihinde tebliğ edildiği, idare tarafından 23/02/2022 tarihinde yürütmenin durdurulması talebiyle temyiz kanun yoluna başvurduğu ve süreç içerisinde başvuranın halen görevine iade edilmediği görülmektedir.

22. Yukarıda yer verilen yargı içtihatları ve açıklamalar çerçevesinde, idarenin yargı kararını uygulamama gibi bir seçeneği bulunmadığından ve istinaf yahut temyiz yoluna başvurulmuş olmasının da yargı kararının uygulanmasının geciktirilmesine gerekçe gösterilmesi mümkün olmadığından, idarenin 08/11/2021 tarihinde tebliğ edilen yargı kararı uyarınca başvuranı bir an önce görevine başlatması gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır.

23. Bunun yanında, yüksek yargı içtihatlarında, Anayasa ve 2577 sayılı Kanun’da yer alan emredici kurallar karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını

aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan kaçınmasının “ağır hizmet kusuru” oluşturacağı ifade edilmiştir. (Bakınız, Danıştay 5. Dairesinin 27/10/2010 tarihli ve E:2008/1385, K:2010/6441 sayılı kararı)

24. Danıştay 3. Dairesinin 29/01/2014 tarihli ve E.2013/5121, K.2014/283 sayılı kararında; “Anayasanın

11 inci maddesinde; Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve

diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtilerek Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü vurgulanmış; bu bağlamda olmak üzere 129 uncu maddenin 1 inci fıkrasında da, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları hükme bağlanarak Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığı ve üstünlüğü kamu görevlileri yönünden de teyit edilmiştir. Bu nedenle bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında, hukuk kurallarına uyulmaması, hizmeti yürüten idarenin ağır hizmet kusuru işlediğini gösterir ve tazmin sorumluluğunu doğurur.” hükmüne varılmıştır. Benzer değerlendirmelere Danıştay 10. Dairesinin 27/02/2007 tarihli ve 2004/13990, K:2007/739 sayılı kararında; Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2007 tarihli ve 2005/6767, K:2007/6696 sayılı kararı; Danıştay 5. Dairesinin 10/11/1997 tarihli ve E:1995/3611, K:1997/2485 sayılı kararında da yer verilmiştir.

25. Yukarıda anlatılan hususlar, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte göz önünde bulundurularak Kurumumuzca yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; idarenin 08/11/2021 tarihinde tebliğ edilen yargı kararına uygun işlem tesis etmemiş olması nedeniyle Anayasa’nın 138 maddesi ile 2577 sayılı Kanun’un 28 inci ve 52 nci maddelerine aykırı hareket ettiğinde şüphe bulunmadığından, mezkûr maddelerde yer alan emredici kurallar uyarınca vakit kaybetmeksizin başvuranı görevine iade etmesi yönünde idareye tavsiyede bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 26. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirmede, şikâyet başvurusu kapsamında, idarenin, başvurana ilişkin işlemlerle ilgili bilgi ve belgeleri süresi içerisinde ve gerekçeli olarak kurumumuza gönderdiği, bu anlamda “kararların gerekçeli olması” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun hareket ettiği; ancak idarenin başvurana karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi ilkesine uymadığı anlaşılmış olup, idarenin bundan böyle bu ilkeye de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

27. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Rize İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvuranın yargı kararı gereğince vakit kaybetmeksizin görevine iade edilmesi konusunda EMNİYET

GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,

EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın başvurana ve gereği için EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi