ÖZET: Kamu Denetçiliği Kurumu, 03.05.2018 tarihinde yapılan başvuru üzerine, Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) hukuka aykırı bir şekilde sulh anlaşmasını durdurması nedeniyle mağdur olan sendika üyelerinin haklarının korunmasını talep etmiştir. Başvuran, 21.02.2012 tarihinde imzalanan protokol çerçevesinde, hatalı intibak nedeniyle oluşan geriye dönük alacakların ödenmesini istemektedir. MSB, bu talepleri, bazı işçilerin açtığı davalar gerekçe göstererek durdurmuş ve sulh sözleşmelerinin kabul edilmesini reddetmiştir.

Başvuru sürecinde, MSB’nin 13.11.2014 tarihli yazısında, geriye dönük alacakların ödenmesi gerektiği belirtilmiş, ancak daha sonra bu ödemelerin durdurulmasıyla, sendika üyeleri arasında ciddi bir mağduriyet ortaya çıkmıştır. Yargıtay kararları, işçilerin haklarının korunması gerektiğini vurgularken, MSB’nin durdurma kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durum, kamu yönetiminin güvenilirliğini zedelemekte ve adaletin sağlanması açısından sorunlar yaratmaktadır.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, MSB’ye, mağduriyetlerin giderilmesi ve hukuka aykırı işlemlerin ortadan kaldırılması için tavsiyede bulunmuştur. Bu tavsiye, MSB’nin, başvuru üzerine gerekli işlemleri 30 gün içinde bildirmesi zorunluluğunu da içermektedir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 1592-1592 |sayi|53878609-101.07.04-E.53878609-101.07.04-E.

BAŞVURU NO : 2018/5900 2018/ 5900

KARAR TARİHİ : 22/01/2019 |tarih|

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :

BAŞVURUYA KONU İDARE : T .C. Milli Savunma Bakanlığı

BAŞVURUNUN KONUSU : İntibak alacakları hakkındadır .

BAŞVURU TARİHİ : 03/05/2018 3.5.2018

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza 03.05.2018 tarihinde yapılmış olan başvuruda; başvuran, Milli Savunma Bakanlığı tarafından sulh anlaşmasının hukuka aykırı bir şekilde durdurulması neticesinde mağdur edilen üyelerinin bu mağduriyetlerinin giderilmesi ve ortaya çıkan bu hukuka aykırı işlemin ortadan kaldırılması için Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından konuya ilişkin olarak bir çözüm yolu önerilmesini talep etmektedir .

2. Başvuran ayrıntılı dilekçesinde özetle; 2.1.Sendikaları ile TÜHİS arasında Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na (Jandarma

Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı) bağlı iş yerlerinde işe girişte hatalı ücret derecesinden intibakı yapılan üyelerinin intibaklarının düzeltilmesi amacıyla 21.02.2012 tarihinde protokol imzalandığını, 2.2.Bu protokol kapsamında kurulan İntibak Komisyonunun 2794 dosya üzerinde inceleme yaparak

789 işçinin hatalı ücret derecesinden işe başlatıldığına karar verdiğini, Milli Savunma Bakanlığı’nın

(M .S.B) 18.01.2013 tarih ve MİY : – /Per .D.İş ve İşçi Mün. Ş. sayı ve “Ücret Derecesi

İntibakı” başlıklı yazısı ile 789 işçinin ücret derecelerinin komisyon kararına göre düzeltildiğini ve ücretlerin 14.02.2013 tarihi itibariyle düzeltilen ücret dereceleri üzerinden ödendiğini,

1 / 322.3.Ücret dereceleri düzeltilen üyelerce, Milli Savunma Bakanlığından (MSB) fark alacaklarının 5

yıl geriye dönük ödenmesi konusunda dava açılmasına gerek kalmadan sulhen ödenmesi talep edildiğini, MSB tarafından yayımlanan 13.11.2014 tarihli ve 15.01.2015 tarihli genelgeler ile 659 sayılı KHK kararları çerçevesinde intibakların düzeltildiği, 14.02.2013 tarihinden itibaren geriye doğru 5 yıllık fark alacakları olduğu ve dava açmayan üyelerle sulh sözleşmesi yapılıp geriye dönük alacaklarının yasal faizivle birlikte hesaplanarak gecikmeye meydan verilmeden ödenmesinin istendiği, 2.4.Bu süreç içerisinde işyerlerinin tamamında ödeme bordroları hazırlanarak ödeme yapılmasına başlandığı ve bazı işyerlerince ödemeler yapılmışken; Sendikanın bilgisi dışında İzmir Şubesine bağlı işyerlerinde çalışan ve intibakları yapılan üyelerden alacaklarının yasal faiz değil, en yüksek işletme kredisi faiziyle ödenmesi gerektiğini iddia eden bir kısım üye tarafından geriye dönük alacaklar konusunda MSB aleyhine dava açıldığı ve davaya sunulan bilirkişi raporunda; “hatalı intibakın düzeltilmesi ve geçerlilik işlem tarihi olarak protokol tarihi olan 21.02.2012 tarihinin esas alınması gerekmektedir . Bu nedenle; işe başlangıç ücret dereceleri ileriye yönelik düzeltilmesi protokolle kabul edilen işçilerin, geriye yönelik olarak da ücret derecelerinin düzeltilerek ve geriye doğru tahakkuk ettirilecek alacaklarının da ödenmesi yönündeki talebin yerinde olmadığı sonucuna varılmaktadır .” tespitinin yapılması üzerine, işçilerden müracaatlar alınıp hesaplamaları yapılmış olmasına rağmen, MSB tarafından yayımlanan genelge ile intibaklara ilişkin sulhen ödeme kapsamında yapılacak geriye dönük ödemeler ve buna bağlı olarak yapılan işlemlerin, açılmış olan davalar sonuçlanana kadar (davaya dair yerel mahkemenin henüz bir kararı yok iken sadece bilirkişi raporuna dayanılarak) durdurulması talimatı verildiği, 2.5.Bu sırada Sendikanın bilgisi dışında bir üye tarafından Ankara 4. İş Mahkemesinde açılan davada, Mahkemenin 05.09.2014 tarihinde verdiği / Esas ve / Sayılı kararı ile

“toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre başvuruyu takip eden aybaşından intibakı yapıldığından artık davacının geriye dönük talepte bulunamayacağını ” belirtilerek davanın reddine karar verildiği, davacı tarafından bu karara itiraz edildiği ve konunun Yargıtay’a taşındığı; Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin konu hakkında vermiş olduğu / Esas ve / Karar sayılı ilamında;

“Davalı işveren bizzat hatalı (eksik) ücret derecesi tespiti ile işçinin ücretini uzunca süre eksik ödenmesine sebep olduğu açıktır . Bizzat davalı kabulünde olan bu durum karşısında işçinin geriye dönük oluşan haklarının tespitini veya tahsilini dava yolu ile istemesinde bir engel bulunmamaktadır . Mahkemece davacının derece tespiti konusunda dava yoluna başvurmadığı yolundaki dilekçesinin bir haktan vazgeçme olarak değerIendirilmesi ve işletme toplu iş sözleşmesi bu konuda geriye dönük düzenleme içermemesi gerekçe gösterilmesi de isabetsiz olmuştur . Kaldı ki toplu iş sözleşmeleri niteliği gereği ileriye dönük olarak düzenleme içerirler . İşletme toplu iş sözleşmesi hükümlerinin hatalı uygulanmasından kaynaklanan ücret derecesi farkından doğan alacak isteklerinin belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken açıklanan maddi ve hükmü olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir .” denilerek temyiz olunan kararı 11.02.2016 tarihinde oybirliği ile bozduğu, Sendikaca; intibaklara bağlı geriye dönük alacaklar konusunda genelge ile daha önceden durdurulan sulhen ödemelerin yukarıda belirtilen

Yargıtay ilamı uyarınca tekrar başlatılarak, açılacak davalarla hazinenin zarara girmesine neden olunmadan ödenmesinin uygun olacağı hakkında MSB ‘ye yazı yazıldığı; ancak MSB’nin; ” …Her ne

2 / 32kadar ilgi (EK 6) ile bildirilen 4.İş Mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından bozulmuşsa da bu

konuda kesinleşen bir kararın da henüz mevcut olmaması nedeniyle bu aşamada ilgi (bu yazının

İlgi c’si) ile bildirilen esaslar doğrultusunda işlem tesis edilmeye devam edilmesinin uygun olacağı değerIendirilmektedir . ” şeklinde cevap verdiği, 2.6.Sendikanın bilgisi dışında açılan ve sulhen ödemelerin durdurulmasına gerekçe olarak sunulan bu davalar ve aynı nitelikte İzmir Karşıyaka 4. İş Mahkemesinde açılan davalarda tarafların mahkeme kararını temyiz ettiği, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kararında; “…davacının yukarıda belirtilen protokol hükmünce 15.01.2013 tarihinden itibaren, işe giriş tarihinden önceki mesleğinde çalıştığı süre ve öğrenim durumu değerIendirilerek yeni ücret derecesine intibakının yapıldığı, bu kabule göre davacının gerekli şartları taşımasına rağmen işe girişte doğru ücret derecesine intibak ettirilmediğinin tespit edildiği, ayrıca davalı ile sulh sözleşmesi yapan dava dışı emsal isçilere

15.01.2013 öncesine ilişkin fark ücretlerin ödendiği anlaşılmış olup yanılgılı değerlendirme ile

davacıların yalnızca 21.02.2012- 15.01.2013 tarihleri arası alacaklarının kabulü isabetli olmamıştır .

Bu itibarla davalının zamanaşımı defi dikkate alınarak intibaktan kaynaklanan fark alacaklara karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir .” değerlendirmesinde bulunarak temyiz olunan kararın BOZULMASINA karar verdiği, 2.7.Bu Yargıtay kararına istinaden, Sendika tarafından MSB’ye başvurularak durdurulan sulhen ödemelerin tekrar başlatılması talep edilmişse de, MSB tarafından Sendikaya herhangi bir cevap verilmediği, 2.8.Yargıtay’ın bozma kararına uyan İzmir Karşıyaka 4. İş Mahkemesinin, ekte sunulan kararlar ile bu konuda açılan davaları kabul ettiği , geriye dönük ödemelerde hesaplamayı 5 yıl üzerinden yaparak, işçinin alacaklarından bazılarına en yüksek banka mevduat faizini, bazılarına ise en yüksek işletme kredisi faizini işlettiği, ayrıca, yine İzmir Şubesi üyeleri tarafından İzmir 2. İş Mahkemesinde açılan davalarda da emsal Yargıtay kararı doğrultusunda karar verileceğinin açık olduğu, 2.9.Bu Yargıtay ilamlarına bağlı olarak Karşıyaka 4. İş Mahkemesinin verdiği kararlar ile intibaktan dolayı alacakları için dava açan üyelere fark alacaklarının en yüksek işletme kredisi (bazı alacaklara en yüksek mevduat) faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiş olup, Milli Savunma Bakanı ve MSB yetkilileri ile Sendikanın sözlerine güvenerek kamu zararına sebep olunmaması için alacaklarının yasal faiziyle dahi ödenmesine razı olan ve Devlete karşı dava açmak yerine MSB ile sulh sözleşmesi imzalayan üyelere yapılacak ödemelerin durdurulmuş olması ile bu üyeler açısından adalet ve hakkaniyete uymayan bir durumun ortaya çıkmasına neden olunduğu, 2.10.Şöyle ki; MSB yetkililerince sulhen ödemelerin durdurulmasına gerekçe olarak her ne kadar

MSB aleyhine açılan davalar gösterilmişse de, bu durumun Sendikalarının bilgisi dışında gerçekleşmiş olduğu, söz konusu gerekçenin bağıtlanan sulhe idare tarafından uyulmaması neticesinde oluşan mağduriyeti hiçbir şekilde haklı kılamayacağı, zira sulh anlaşmasının gereğinin durdurulması ile idarenin kendi eliyle yine idare hukukunun temel prensiplerinden, temel ilkelerinden olan idareye güven ilkesini açıkça zedelediği ve neticede büyük bir mağduriyete yol açtığı, oluşan bu mağduriyetin muhatabının doğrudan doğruya, koşulsuz ve iyi niyetle hareket eden

3 / 32üyeleri olduğu, kendi iradeleri dışında gerçekleşen bir durum neticesinde adeta cezalandırıldıkları,

2.11.Zira; üyelerin MSB Bakanı ve yetkililerinin sözüne güvenerek kamu zararına sebep olmamak adına alacaklarının yasal faiziyle dahi ödenmesine razı oldukları, Devlete karşı dava açmaktan geri durarak, bunun yerine MSB ile tamamen güvene dayalı sulh sözleşmesi imzalamayı tercih ettikleri; ancak tüm iyi niyetiyle hareket eden üyelerin haberlerinin dahi olmadığı, iradelerinin dışında gerçekleşen bir durumun cezasını çektikleri, konuyu yargıya taşıyan işçilerin alacaklarının yine MSB aleyhine (ki dava açan işçilere fark alacaklarının en yüksek işletme kredisi, bazı alacaklara en yüksek mevduat faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiş olup) olmak üzere ödenmesine karar verilmiş olduğundan, bu durumda mağdur olan tarafın tamamen idareye, imzalanan sulh sözleşmesine güvenen, alacaklarının yasal faiz üzerinden ödenmesine razı olan üyeleri olduğu, 2.12.Kaldı ki : verilen yargı kararlarının da, MSB tarafından yayımlanan, işçilere ödeme yapılması hukuki olgusuna dayanılarak verildiği, Bakanlık tarafından, salt aleyhe dava açıldığı gerekçesiyle taraflar arasında imzalanan sulh sözleşmesine aykırı davranılarak ödeme işleminin hukuka aykırı bir şekilde durdurulduğu, Mahkeme kararıyla dava açan işçiler ödemelerini almaya hak kazanmışken, idareye güvenip dava açmayan üyelerin ödemelerinin ne yazık ki yapılmadığı, 2.13.Öte yandan, idare tarafından, sulh sözleşmesi ile tanınan ve kazandırılan hakkın, hukuka aykırı bir şekilde zedelendiği, konuyla ilgili olarak açılan bütün davaların MSB aleyhine sonuçlanmış olduğu ve bunun üzerine MSB ile gerekli yazışmalar yapılmış olmasına rağmen herhangi bir sonuç alınamadığı, söz konusu durumda dava açmayan üyelerin iradesi dışında gerçekleşen anılan davalar gerekçe gösterilerek sulh anlaşmasının askıya alınmasının hakkaniyete aykırı olduğu, nitekim; özel hukukta yer alan sözleşme hukukunda dahi taraflar arasındaki güven esasken bu hususun idare hukukunda çok daha katı bir surete sahip olduğu, bunun en tabii sebebinin idare hukukunda yapılan sözleşmenin tarafının idare olması ve güven ilkesinin idarenin en temel dayanağı olduğu, idare ile yapılan sözleşmenin temelindeki güvenin sarsılmaz yapısının ahde vefa ile sağlanan süreklilik ve sonucun gerçekleşmesi olgusu olduğu, bu bakımdan, idarenin almış olduğu durdurma kararının tamamen keyfi bir uygulama olduğu, hiçbir kusuru olmayan sözleşmenin tarafı üyelerin sözleşmenin baskın tarafı olan idare karşısında mağdur edilerek çaresiz bırakıldığı, MSB tarafından taraflar arasında imzalanan sulh sözleşmesi ihlal edilerek sözleşmenin kusursuz olan diğer tarafının mağdur edildiği; kaldı ki; her ne kadar MSB ödemeleri aleyhe dava açıldığı gerekçesi ile durdurmuşsa da, davalar işçiler lehine sonuçlandığından, idarenin durdurma kararının işlevsiz kaldığı, öyle ki, mahkeme kararıyla hükmedilen alacaklara işletilen faizler dahi en yüksek işletme kredisi (bazı alacaklara en yüksek mevduat) faizi olmakla, durdurma kararının ne derece işlevsiz olduğunu gösterdiği, 2.14.MSB ile yapılan yazılı ve sözlü görüşmelerde sulh anlaşmasının yerine getirilmesi talebi yinelendiğinde, MSB yetkililerince şifahi olarak , dava açmayan üyelerin alacaklarının zamanaşımına uğradığı savının beyan edildiği, ancak, söz konusu beyanın kabulünün mümkün olmadığı, zira, taraflar arasında yapılan sulh görüşmeleri neticesinde, MSB tarafından yayınlanan

13.11.2014 tarihli genelge ile sulh anlaşması gereğince intibakı yapılan üyelerin fark alacaklarının

dava açılmaksızın, 14.02.2013 tarihinden 5 yıl geriye yönelik olarak ödenmesi kararı verildiği, bu nedenle; zamanaşımının MSB tarafından yayınlanan 13.11.2014 tarihli genelge ile kesildiği ,

4 / 3213.11.2014 tarihinden sonra yeniden işlemeye başladığı ve henüz dolmadığı , bu bağlamda, sulh

anlaşması neticesinde MSB tarafından yayınlanan 13.11.2014 tarihli genelgeden de anlaşılacağı üzere üyelere 14.02.2013 tarihi itibariyle 5 yıl geriye yönelik fark alacaklarının ödenmesi gerekliliği hususunun MSB tarafından ikrar edilmiş olduğu , 2.15.Öte yandan, 5 yıllık zamanaşımına uğradığı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, 6098 sayılı

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Zamanaşımının Kesilmesi” başlıklı maddesinde hangi durumlarda zamanaşımının kesileceği hususunun; ” Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse ” şeklinde belirtilmiş olduğu, buna göre borçlunun borcunu ikrar etmesinin (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden olduğu , borcun varlığının borçlu tarafından tanınmasının, tek taraflı bir irade bildirimi olup; borçlunun alacaklıya karşı borcunun devam ettiğini kabul ettiği anlamını taşıdığı, TBK’nın; “Borcun

İkrar Edilmesi Veya Karara Bağlanması Halinde (Yeni Sürenin Başlaması)” başlıklı 156 ncı maddesinin; “Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar . Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır . “ hükmünü haiz olduğu, borçlunun borcunu ikrar etmesi hususunun Türk Borçlar Kanununda zamanaşımını kesen sebepler arasında gösterilerek düzenleme altına alındığı, somut durumda; MSB tarafından yayınlanan genelge ile borcun varlığının ikrar edilmiş olduğu ve bu ikrar ile zamanaşımının kesildiği, sonuç itibariyle, MSB tarafından ileri sürülen zamanaşımı olgusunun hiçbir şekilde hukuki bir dayanağının bulunmadığı, 2.16.Sonuç itibariyle; intibaklara bağlı geriye dönük alacaklar konusunda daha önce genelgeler gereğince başlayan ve hesaplamaları yapılarak ödemelerine başlanan (bazı üyelere ödenen) sulhen ödemeye başvurarak, Devlete karşı dava açmayan üyelerin yeni bir dava açmasına gerek kalmadan yine genelge ile durdurulan sulhen ödemelerinin, anılan Yargıtay ilamı ve Mahkeme kararları uyarınca tekrar başlatılarak ivedilikle sonuçlandırılması amacıyla MSB’den hukuksal ve iş barışı açısından çözüm yollarını görüşmek amacıyla toplantı günü verilmesi talep edildiği; ancak MSB tarafından Sendikaya geri dönüş yapılmadığından ve konu hakkında üyelerin mağduriyetlerini giderecek bir görüşme dahi yapılamadığı, dolayısıyla gelişme sağlanamadığından Kamu Denetçiliği

Kurumuna başvurma zorunluluğunun hasıl olduğu, 2.17.Tüm bu hususlar gözetildikten sonra, MSB tarafından sulh anlaşması durdurularak mağdur edilen üyelerin bu mağduriyetlerinin giderilmesi ve ortaya çıkan bu hukuka aykırı işlemin ortadan kaldırılması için gereğinin yapılması talep edilmiştir .

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

3. Milli Savunma Bakanlığının başvuru konusuna ilişkin 21/ 11/ 2018 tarihli ve – sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 3.1.Kamu Denetçiliği Kurumunca; askeri işyerlerinde çalışmakta olan işçilerden işe giriş ücret derecesi yanlış hesaplanan işçilerin ücret derecelerinin düzeltilmesi maksadıyla işveren sendikası olan Türk Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası (TÜHİS) ile işçi sendikası

Türk Harb Sanayii Savunma ve Güvenlik Çalışanları Sendikası (TÜRK HARB-İŞ) arasında yapılan

21 Şubat 2012 tarihli protokol kapsamında, ücret derecesi düzeltilen işçilere geriye dönük fark

5 / 32alacakların ödenmesi için bir çözüm önerisinde bulunulması maksadıyla Türk Harb-İş Sendikasınca

başvuruda bulunulduğu belirtilerek; a) Ücret dereceleri düzeltilen işçilere geriye dönük ücret fark alacaklarının ödenmesine yönelik işçilerle sulh sözleşmesi yapılıp yapılmayacağının, b) İşçi sendikasının ücret derecesi düzeltilen işçilere geriye dönük fark alacaklarının ödenmesi talebine karşılık işverenin zamanaşımı iddiasının olup olmadığının, c) İntibaktan kaynaklanan geriye dönük alacakların ödenmesi maksadıyla kaç işçinin dava açtığının, d) Açılan davalardan kaçının sonuçlandığının, e) Bahse konu uyuşmazlıkla ilgili yargıda görülen veya halen görülmekte olan davaların belge ve kararlarının neler olduğu hususlarında açıklayıcı bilgi, belge ve görüşlerin başvuru ilişiğinde yer alan mütalaalar da incelenerek bildirilmesinin talep edildiği, 3.2.İlk defa askeri işyerlerinde istihdam edilmeye başlanılan işçilerin ücret derecelerinin, 21 Şubat

2012 öncesinde öğrenim düzeylerinin yanısıra, işe alındıkları meslek kolundaki çalışma hayatları

alınarak belirlenmiş olduğu, bazı işçilerin işe giriş ücret derecelerinin belirlenmesi esnasında hatalı uygulamalar yapıldığının tespit edilmesi neticesinde ; kalıcı çözüm sağlanmasına yönelik olarak işveren sendikası olan (TÜHİS) ile işçi sendikası olan (TÜRK HARB-İŞ) arasında 21 Şubat 2012 tarihinde imzalanan protokol kapsamında işe giriş ücret derecelerinin düzeltilmesinin sağlandığı, 3.3.Bahse konu protokol hükümlerine uygun olarak işe giriş ücret dereceleri düzeltilen işçilerin bu nedenle oluşan geriye doğru ücret, prim, ilave tediye ve ikramiye fark alacaklarının ödenmesi hususunda işçi sendikası tarafından talepte bulunulması üzerine uyuşmazlığın 659 sayılı Kanun

Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde yapılacak sulh sözleşmeleriyle çözümlenebileceği konusunda gerekli olan Hukuk Müşavirliğinin olumlu görüşünü müteakip yayımlanan yazıyla işçilerle sulh sözleşmesi yapılmaya başlandığı, 3.4.Ancak sulh sözleşmelerinin yapılmaya başlanmasına rağmen bazı işçilerce, ücret derecesi düzeltilmesi neticesinde oluşan geriye doğru ilave alacakların tahsili maksadıyla yargı yoluna gidilmesi üzerine, yapılan yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporunda “Asıl hakkı doğuran

21.02.2012 tarihli protokol olduğundan talep ve dava konusu yapılan hesaplanmasında hakkı

doğuran protokol tarihinin esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır .” denilmek suretiyle; geriye doğru hesaplanacak işçi alacakları için en fazla 1 Şubat 2012 tarihine kadar geriye gidilmesi gerektiğinin belirtildiğinden, açılan alacak davasının henüz sonuçlanmaması ve bu konuda açılmış olan alacak davası sonuçlanıncaya kadar sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmemesinin uygun olacağı değerlendirildiğinden, daha önce bu hususta sulh sözleşmesi yapılmasına olanak sağlayan Milli Savunma Bakanı Onayının yürürlükten kaldırılması konusunda Milli Savunma

Bakanı Onayı alınarak sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmesi sürecinin durdurulduğu, 3.5.Ayrıca, işe giriş ücret dereceleri düzeltilen işçilere geriye doğru ödeme yapılıp yapılmayacağı hususunda MSB Hukuk Müşavirliğiyle yapılan görüş alışverişi neticesinde gönderilen yazıda, işçilerin intibak uygulamasından kaynaklanan fark alacağa ilişkin açmış oldukları davanın (Karşıyaka 4. İş Mahkemesinin 23 Haziran 2016 tarih ve / E . / K,) reddedilerek

6 / 32Bakanlık lehine sonuçlandığı, işçi sendikasınca Yargıtaya taşınan bu mahkeme kararına karşı

Yargıtay tarafından bozma kararı verildiği ve bunun kesin bir mahkeme kararı olmadığı, davanın yerel mahkemede tekrar görüleceği, fark alacakların sulhen ödenmesi konusunun mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre değerlendirilmesinin uygun olacağının belirtildiği,

3.6.4857 sayılı İş Kanunun 32 nci maddesinde ücret alacaklarının zamanaşımı süresinin 5 (beş) yıl

olarak belirtilmiş olduğu, bahsi geçen bilirkişi raporunda da yer verildiği üzere intibaktan kaynaklanan geriye dönük ücret, prim, ilave tediye ve ikramiye fark alacaklarını doğuran olayın 21 Şubat 2012 tarihli protokol olduğu, dolayısıyla işçi sendikasınca talep edilen fark alacakların 5 yıllık zamanaşımının dolması sebebiyle ödenmesine imkan bulunmadığı , zamanaşımı dolmuş olan alacağın idarece ödenmesi halinde Sayıştay denetimlerde sorumlular hakkında hazine zararına sebebiyet verme gerekçesiyle işlem yapılabileceğinin değerlendirildiği, 3.7.Talep edilen bilgilerin temini amacıyla ilgili birimlerle yapılan incelemeler neticesinde; a) 21 Şubat 2012 tarihli protokol gereğince 725 (yedi yüz yirmi beş) kişinin intibakının yapıldığı, b) Ücret derecesi düzeltilen işçilerden 64 (altmış dört) tanesi ile sulh sözleşmesi yapıldığı ancak taraflarına henüz bir ödemede bulunulmadığı, c) Ücret derecesi düzeltilen 60 (altmış) işçiyle fark alacaklarının ödenmesine yönelik sulh sözleşmesi yapıldığı ve taraflarına fark alacak olarak ödemede bulunulduğu, Hususlarının tespit edildiği, 3.8.Ayrıca, 21 Şubat 2018 tarihli protokol gereği ücret derecesi düzeltilen işçilerden kaçının dava açtığı ve açılan davalardan kaçının sonuçlandığı ile dava sonuçlarının bildirilmesi, MSB’nin taraf olduğu ve adli ve idari yargıya intikal eden davalarda Bakanlığı temsil görevinde bulunan MSB

Hukuk Müşavirliğinden talep edildiği, MSB Hukuk Müşavirliğince bildirilen yazıda; intibakı yapılan işçi isimlerinin dava takip sisteminden sorgulanarak yapılan incelemelerde;

– İntibakı yapılan işçi isimlerinin davacı olarak göründüğü 252 adet dava dosyasının bulunduğu, – Söz konusu dava dosyalarının tetkik edilmesi sonucunda 22 Ekim 2018 tarihi itibariyle 34 dosyanın ücret derecesi intibakından kaynaklanan alacakların ödenmesine yönelik olduğunun tespit edildiği, – Bunların dördünde kabul ve kısmen kabul kararları verildiği, – Ancak dosya incelemesi işlemlerinin halen devam ettiği, Hususları bildirilmiştir . Bilahare Milli Savunma Bakanlığının 24/ 12/ 2018 tarihli yazısında da, güncel dosya ve dava bilgisinin bildirildiği görülm üştür .

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. 18/ 10/ 1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir . Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler .”

7 / 325. 14/ 6/ 2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi”

başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında ;

“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir .” 6. 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin; 6.1. Amaç ve kapsam başlıklı 1 inci maddesinde; “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesidir .” hükmü, 6.2. İlkeler başlıklı 3 üncü maddesinde; “ Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında; a) İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, b) İdarelerin taraf oldukları davaların, usul ekonomisine uygun olarak, imkânlar ölçüsünde idarelerde istihdam edilen hukuk müşavirleri ve avukatları tarafından takibi, c) Davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun olarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunması, esastır .” hükmü, 6.3. Adli uyuşmazlıklarda sulh başlıklı 9 uncu maddesinde; “İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esastır . İdareler, kendi aleyhlerine dava açılacağını veya icra takibine başlanılacağını öğrenmeleri durumunda da karşı tarafı sulhe davet edebilirler . Sulhe davet, uyuşmazlığın tarafı olan gerçek veya tüzel kişilerce de yapılabilir . İlgili mevzuatında daha uzun bir süre öngörülmediği takdirde, sulhe davette karşı tarafa, ifa, itiraz veya sulh teklifinde bulunmak üzere otuz güne kadar süre verilir .” hükmü, 7. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun; 7.1. Zamanaşımının kesilmesi başlıklı 154 üncü maddesinde;

“ Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir :

1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse .

2. Alacaklı, dava veya def ’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa” hükmü, 7.2. Birlikte borçlulara etkisi başlıklı 155 inci maddesinde;

“Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı

8 / 32kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur .

Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur .

Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz .” hükmü, 7.3. Yeni sürenin başlaması “1. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması hâlinde” başlıklı

156 ncı maddesinde;

“Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar .

Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır .” hükmü, “2. Alacaklının fiili hâlinde” başlıklı 157 nci maddesinde;

“Bir dava veya def ’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar .

Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar .

Zamanaşımı, iflas masasına başvurma sebebiyle kesilmişse, iflasa ilişkin hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan itibaren yeniden işlemeye başlar .” hükmü, 8. 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinin son fıkrasında;

“…Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır .” hükmü, düzenlemelerine yer verilmiştir .

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, emsal yargı kararları, uzman görüşleri, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi ” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur .

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran Sendika, özetle MSB ile imzalanan sulh anlaşmasının MSB tarafından durdurulması neticesinde mağdur edilen üyelerinin bu mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmektedir . Bu kapsamda, Sendika üyelerinin 21.02.2012 tarihli sözleşmeden doğan haklarını kullanıp kullanamayacaklarının tespit edilmesi ve MSB’nin 13.11.2014 tarihli yazısının hukuki niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir .

11. Konuya ilişkin olarak başvuran Sendika tarafından, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Medenî Usûl ve İcra İflâs Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof . Dr . ile

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanı Doç .

Dr . ‘tan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 293 üncü maddesi kapsamında uzman görüşleri alınmıştır .

9 / 3211.1. Prof . Dr . ’in 06.06.2018 tarihli Uzman Görüşünde özetle;

 Türk Harb-İş Sendikası ile MSB arasındaki uyuşmazlığın, MSB ve İç İşleri Bakanlığı’na bağlı işyerlerinde işe girişte bazı işçilerin ücret derecesinde hatalı intibak yapılmış olmasından kaynaklandığı,  Hatalı ücret derecesinden intibakları yapılan sendikalı işçilerin intibaklarının düzeltilmesi için

Türk-Harb İş Sendikası ile işvereni temsilen Türk Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri

Sendikası (TÜHİS olarak anılacaktır) TÜHİS arasında 21.02.2012 tarihinde protokol yapıldığı,  Ücret dereceleri düzeltilen sendika üyesi işçilerin, MSB tarafından yayımlanan 13.11.2014 tarihli ve 15.01.2015 tarihli Genelgeler ile 659 sayılı KHK hükümleri çerçevesinde intibaklarının düzeltildiğini belirterek 18.01.2013 tarihinden itibaren geriye doğru 5 yıllık fark alacaklarını dava açılmasına gerek kalmadan yasal faizi ile birlikte hesaplanarak sulhen ödenmesini MSB’den istemiş oldukları,  İş yerlerinde fark ücret ödemesi yapılması gereken işçilerin ücret alacakları hesaplanıp ödenmeye başladıktan sonra, bazı işçilerin Sendikanın bilgisi dışında MSB aleyhine dava açmış olduğu, MSB’nin de bu dava süreçlerini gerekçe göstererek davalar sonuçlanıncaya kadar ödemelerin durdurulmasına ve işçilerden gelen sulh tekliflerinin kabul edilmemesine karar verdiği,  Netice itibariyle MSB’nin işçilerle imzalamış olduğu sulh sözleşmesini, sulh sözleşmesi henüz imzalamamış işçiler bakımından ise sulh tekliflerini, dava açan işçilerin davasını dikkate alarak askıya aldığı ve ödemeleri durdurduğu, daha sonrasında ise dava açmayan işçiler bakımından alacaklarının zamanaşımına uğradığını iddia etmiş olduğu,  MSB ile işçiler arasında yapılan sulh anlaşmasının ve henüz sulh anlaşması yapılmayan işçiler bakımından, sulh anlaşması yapılmasına 14.11.2014 tarihli Genelge ile karar verilmesinin, 659 sayılı

KHK hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve anlamı ile sendika üyesi işçilerin intibaktan kaynaklanan fark ücret alacaklarının, borçlu MSB tarafından ikrar edilip edilmediği, ikrarın zamanaşımı sürelerine etkisinin değerlendirilmesi gerektiği, 11.1.1. 659 sayılı KHK Çerçevesinde Sulh Anlaşması Yapılmasına Karar Verilmesinin ve

İşçilerle Yapılan Sulh Anlaşmasının Uyuşmazlığın Çözümü Bakımından Hukukî Niteliğinin

Değerlendirilmesi Açısından;

 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ( 659 sayılı KHK) ile genel anlamda kamu kurumlarının hukuk hizmetlerinin yeniden düzenlenmesi, bu hizmetlerin etkili, verimli ve usûl ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesi, ayrıca bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasının amaçlandığı ( 659 sayılı KHK m . 1),  659 sayılı KHK çerçevesinde, anlaşmazlıkları önleyici tedbirlerin zamanında alınması ve uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümüne çaba gösterilmesinin (m . 4/ 3-b) özel bir öneme sahip olduğu, hatta 20 maddeden oluşan KHK’nın birkaç maddesinin (m . 9 ilâ 11) sadece bu konuya ayrılmış olduğu ve bu maddelerin oldukça ayrıntılı ve uzun düzenlendiği, bu önemin bir sonucu

10 / 32olarak KHK’da çok açık şekilde “İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine

başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esastır .” denilerek, idarenin öncelikle sulh çerçevesinde hareket etmesi esasının benimsenmiş olduğu , adeta bu konuda zorlayıcı düzenleme yapmış olduğu, idareye görev yüklendiği, şartları oluştuğunda çok açık bir durum söz konusu ise, bu göreve aykırı davranış sergilenmesinin farklı şekillerde yaptırımların uygulanması sonucunu da doğurabileceği (Bu konuda bkz . Muhammet

ÖZEKES, Pekcanıtez Usûl Medenî Usûl Hukuku, İstanbul 2017, C. II, s. 1295- 1296; C. III, 2826- 2827),  İdarenin kişilerle sürekli ihtilaf halinde olmasının, bireyle Devlet arasındaki güveni zedelediği, uzayan yargı süreçlerinde kişilerin mağdur olması karşısında, kişilerin psikolojik olarak yıpranması, maddî ve manevî zarar görmesinin olumsuz etkilerinin ortaya çıktığı, ayrıca idarenin de daha kısa sürede, barışçı yolla ve daha az masrafla uyuşmazlığı çözmekte yararı bulunduğu, bunun kişiler nezdinde olumlu sosyal etkisinin de ayrıca önem taşıdığı, keza, artık birçok hukukî düzenlemede (örneğin, 6100 sayılı HMK, 6325 sayılı HUAK, 7036 sayılı İşMK) uyuşmazlıkların öncelikle sulh veya arabulucu yoluyla çözümünün öngörüldüğü, teşvik edildiği, hatta zorunlu kılınmakta olduğu (örneğin, 4857 sayılı İşK m . 3), kişiler arasında bu teşvik edilir, hatta zorunlu hale getirilirken

Devletin taraf olduğu uyuşmazlıklarda, dava yolunun tercih edilmesi ve kişilerle süreklilik arz eden ihtilaf halinde olmasının düşünülemeyeceği, nitekim somut olayda da, bu söylenenler çerçevesinde

659 sayılı KHK esas alınarak sulh olunduğunun görüldüğü, örneğin, dosya içindeki belgelerden

Hukuk Müşaviri Hakim Albay tarafından 23.10.2014 tarihinde yazılan yazıda, uyuşmazlığın 659 sayılı KHK çerçevesinde sulh anlaşması ile sona erdirilmesinde kamu yararı ve menfaatinin bulunduğu, aksi takdirde kamunun yüksek miktarlarda zarara uğramasının kuvvetle muhtemel olduğunun belirtildiği, bir yandan bu menfaat ve aksi halde yüksek miktarlı zarardan bahsedip sulh olunması, ancak daha sonra bu sulhun yerine getirilmemesinin çelişkili sonuç doğuracağı,  Somut uyuşmazlıkta uyuşmazlığın çözümüne ilişkin temelde 659 sayılı KHK çerçevesinde hareket edildiği; ancak daha sonra MSB’nin, bu sulh ve buna istinaden yayımlanan Genelgelere rağmen, bazı işçilerin (Sendikanın bilgisi dışında) dava açmalarını gerekçe göstererek, davalar sonuçlanıncaya kadar ödemelerin durdurulmasına ve işçilerden gelen sulh tekliflerinin kabul edilmemesine karar vermiş olduğu, sulh tekliflerini askıya alarak ödemeleri durdurduğu, daha sonra ise dava açmayan işçiler bakımından alacaklarının zamanaşımına uğradığını ileri sürdüğü,  Ortaya çıkan bu durumun hem 659 sayılı KHK’nın yukarıda belirtilen amacına hem de 659 sayılı

KHK’da kabul edilen ilkelere aykırı olduğu; ayrıca KHK’da çok ayrıntılı düzenlenen sulh anlayışıyla da bağdaşmadığı, kaldı ki, MSB’nin önce sulh yaparak bu sulhu de yukarıdaki gerekçelerle kabul etmiş olduğu; ancak daha sonra, bazı işçilerin dava açmasını ileri sürerek diğer işçilerin de mağduriyetine yol açacak bir yol izlediği, bu durumun, sulhe davetle hak ve alacaklara ilişkin sürelerin duracağı (m . 10/ 5) anlayışıyla da uyumlu olmadığı, KHK’nın bir mağduriyet ortaya çıkmaması ve sulhun etkinliği bakımından hak aramaya engel olacak süre riskini de bertaraf etmek istediği; kaldı ki, yine KHK’da sulh halinde dava açılamayacağı da belirtildiğinden (m . 10/ 4), bu hükmü dikkate alan Sendika veya diğer işçilerin sulhe güvenerek dava açmamasının söz

11 / 32konusu olduğu, KHK hükümlerine, sulhe, sulhte varılan anlaşmaya, buna bağlı olarak idareye

güvenen ve dava açmayan işçileri, dava açan işçiler sebebiyle mağduriyete uğratmanın, ahde vefa (pacta sund servanda) gibi temel bir hukuk ilkesine de aykırı olduğu , ayrıca dava açan işçiler karşısında, ahdine vefa gösterip sulhe güvenip dava açmayan işçileri daha mağdur etmek gibi çelişkili, hukuk ve adalet duygularını zedeleyen bir durumun da ortaya çıktığı, bunun sonucu olarak da, baştan sulh olunmayacağı bilinseydi, dava açmayan işçilerin de dava açması mümkünken, -şayet MSB’nin gerekçesi kabul edilecek olursa- onların da idareye güvenlerinin sonucu dava açmalarının engellenmiş olduğu, daha doğrusu zamanaşımı riskine muhatap olmaları gibi bir durumun ortaya çıktığı , bunun idare tarafından baştan kabul edilen sulhe sonradan uymama neticesinde, dolaylı olarak hak arama özgürlüğünü de sınırlandırdığı , bunun ise, Anayasanın 36 ncı maddesinde temelini bulan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bakımından sorunlu olduğu gibi , idarenin uyandırdığı güvene aykırı davranması bakımından da 659 sayılı

KHK’daki anlayışa da aykırı olduğu, bu durum sonucu bir mağduriyet ortaya çıkarsa, Anayasa

Mahkemesi’nde veya devamında AİHM’de bireysel başvuru da söz konusu olabileceği, ortaya çıkacak durumun yeni uyuşmazlıklar, yeni davalar uzayan yargı süreçleriyle işçilerin gereksiz yere oyalanması, idarenin zarar görmesi anlamına geldiği,  Sonuç olarak, MSB’nin davranışı ve işlemlerinin, taraflar arasındaki sulhun temelini teşkil eden

659 sayılı KHK’nın temel anlayışına ve düzenlemelerine uygun olmadığı, yeni sorunlara yol açacak

nitelikte olduğu; zira mağduriyet devam ettiğinde Sendika ve işçiler yeni hukukî arayışlar içine girecekleri, davalar açacakları, somut olaydaki durum dikkate alındığında da muhtemelen bu davalarda haklı çıkacakları, bunun hem işçiler bakımından açık mağduriyete dönüşmesi hem yargıya gereksiz iş yükü çıkartması hem de idareye zaman, emek ve para kaybettireceği değerlendirmelerine yer verilmiştir .

11.1.2. Somut Olay Çerçevesinde Borcun MSB Tarafından İkrar Edilip Edilmediği ve İkrarın

Zamanaşımına Etkisi Açısından;

 Zamanaşımı süreleri açısından, özellikle uyuşmazlık ile de ilgili olan bozucu zamanaşımı sürelerinin, başta Türk Borçlar Kanunu (TBK) olmak üzere farklı kanunlarda düzenlendiği, zamanaşımı sürelerinin kişisel hakkın kaybolmasına, düşmesine neden olmamakla birlikte, hakkın alınmasını zorlaştıran, davalının “borçlunun” def ’i hakkı kazanmasına neden olan süreler olduğu, kaybettirici “bozucu” zamanaşımı süresinin geçmesine rağmen borcun yine mevcut olduğu, fakat varlığını eksik bir borç olarak sürdürdüğü; ancak, borçlunun zamanaşımı def ’ini kullanarak alacağın mahkeme yoluyla alınmasına engel olabileceği, yani kişinin alacak hakkı kanunda öngörülen süreler içinde talep ve takip edilmediği takdirde, alacağın zamanaşımına uğraması durumunun söz konusu olacağı (Bu konuda ayrıca bkz . Ahmet KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Bası, Ankara 2014, s. 486 vd.; Eraslan ÖZKAYA, Özel Hukukumuzda Zamanaşımı ve Hak Düşürücü

Süreler, Ankara 2012, s. 26 vd.),  Somut olay bakımından da ücret dereceleri konusunda intibakı yapılan işçilerin, intibak nedeniyle ortaya çıkan geçmişe dönük fark ücret alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı sorunu bulunduğu,

12 / 32 Zamanaşımına dair Kanun’da belirtilen süreler genel olarak belli bir zaman dilimini içermekle

birlikte, bazı durumlarda zamanaşımın kesilmesi durumu söz konusu olabildiği, zamanaşımın kesilmesi, işlemeye başlayan zamanaşımı süresinin kanunda belirtilen nedenlerle hiçbir sonuç doğurmadan silinmesi, mevcut nedenden dolayı yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması anlamına geldiği, zamanaşımın kesilmesi için işlemeye başlaması gerektiği, işlemeye başlamamış veya dolmuş zamanaşımın kesilmesinden söz edilemeyeceği, zamanaşımının kesilmesinin Türk

Borçlar Kanunu’nun 154 ilâ 157 nci maddelerinin genel hükümleri ile düzenlenmiş olduğu, 154 üncü maddede zamanaşımını kesen nedenlerin sayıldığı, zamanaşımını kesen nedenlerin TBK’da belirtilenler ile sınırlı olmayıp diğer kanunlarda da zamanaşımının kesilmesine ilişkin çeşitli hükümler bulunduğu, TBK 154 üncü maddesinde sayılan sebepler göz önünde tutulduğu takdirde, zamanaşımının borçlunun işlem ve eylemleri; borcun ikrarı, tanınması, faiz ödenmesi, kısmî ifada bulunulması, rehin verilmesi, kefil gösterilmesi ile kesilebileceği gibi, alacaklının işlem ve eylemleri; dava veya def ’i yoluyla hakeme veya mahkemeye başvurulması, icra takibinde bulunulması, alacağın iflâs masasına kaydettirilmesi ile de kesilebildiği (Bu konuda ayrıca bkz . Kemal

OĞUZMAN/Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.1, İstanbul 2012, s. 604),  İnceleme konusunu, zamanaşımının borçlunun eylem ve işlemleri neticesinde kesilmesi halinin oluşturduğu, borçlunun zamanaşımı kesen işlem ve eylemlerinin TBK m . 154/ 1’de sayıldığı; ancak, sayılan sebeplerin sınırlı olmadığının madde metninde “özellikle” tabirinin kullanılmasından anlaşıldığı, gerçekten konuyu da ilgilendirdiği için özellikle zamanaşımını kesen ikrarın sarih veya zımnî olarak yapılabileceği, ikrarın pek çok şekillerinin bulunduğu göz önünde tutulursa, borçlunun zamanaşımını kesen eylem ve işlemlerinin sadece TBK m . 154/ 1’de sayılan sebeplerden ibaret olmadığı sonucuna varılabileceği,  Borçlunun borcunu ikrar etmesinin, borcunu tanıma, borcunu kabullenme anlamına geldiği, İsviçre Borçlar Kanunu’nda da ikrarın bu anlamda kullanıldığı, borcun ikrarının, borçlunun, borcun halen mevcut olduğunu gösteren düşünce açıklaması olarak da tanımlanabileceği, bir düşünce açıklaması olarak ikrarın, hukukî sonuca yönelmiş bir hukukî işlem değil, hukukî işlem benzeri fiil olduğu, diğer bir ifadeyle ikrar eden borçlu zamanaşımın kesilmesi gibi bir sonuç arzu etmiyor olsa bile, sadece o düşünce açıklamasının varlığının, kanun gereği zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğuracağı (Bu konuda ayrıca bkz . Mehmet ERDEM, Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010, s.

275 vd.; Eraslan ÖZKAYA, s. 261 vd.)

 İkrarın bir irade beyanı olduğu, örneğin, borçlunun borcunu yazılı veya sözlü beyan etmesi şeklinde olabileceği gibi bir eylem veya işlem olarak örneğin rehin verilmesi, faiz ödenmesi gibi de yapılabileceği, bu ikrar şekillerinin aynı zamanda sarih veya zımnî ikrar türlerini de oluşturduğu, bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere ikrarın hiçbir şekle bağlı olmadığı, borcun kabul edildiğini gösteren borçlunun her türlü eylemi ve işlemi veya beyanının ikrar niteliğinde olduğu, ikrar olarak kabul etmeye yetecek derecedeki davranışların varlığının yeterli olduğu, Yargıtay Hukuk Genel

Kurulu’nun aşağıdaki kararı konuyla ilgili olarak genel çerçeveyi çizdiği;

“818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde ( 6098 Sayılı TBK .154) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir . Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir . Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi

13 / 32borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır . Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için,

eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir . Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır .

818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 133/ 2 maddesi ( 6098 Sayılı TBK .154/ 2) hükmü uyarınca, dava

açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir . Kanun’un 135. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir . Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez . Ancak işverenin, şikâyet üzerine bölge çalışma müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser” . (Yargıtay HGK, T .07.02.2018, E .2015/ 9- 3555, K.2018/ 184 – Kazancı İçtihat Bankası) .

 TBK m . 154/ 1’de sözü edilen ikrarın, borcu tanıma, borcu kabul etme anlamında kullanıldığından yargılama hukukunda kabul edilen ikrardan (HMK m . 188) daha farklı ve daha geniş bir anlam taşıdığı, usûl hukukunda ikrarın bir tarafın, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğunu bildirmesi olarak tanımlandığı, usûl hukukunda ikrarın, ispat hukukuyla doğrudan bağlantılı bir kurum olduğu, ayrıca usûl hukukundaki ikrarın yapılış şekli, etkisi, çeşitlerinin de tamamen farklı olduğu (Bu konuda bkz . Oğuz Atalay, Pekcanıtez Usûl Medenî Usûl Hukuku, İstanbul 2017, C. II, s. 1632 vd.), yukarıda değinildiği gibi ikrarın yazılı, sözlü, sarih veya zimnî her türlü yapılabileceği, somut olaya da yol göstermesi bakımından konuyu ele alan bir Yargıtay kararında; “ Borçlu, borcu ikrar ettiği takdirde zamanaşımı kesilmiş olur . Bu ikrar borçlunun açıkça veya bazı işlemleri ile borcun halen var olduğunu belirtmesi olup, bu nevi işlemlerin yapılması yeterlidir . İnceleme konusu olayda davalıların miras bırakanı tarafından davacıya birçok mektup gönderildiği ve en son mektup tarihinin 1965 olduğu ileri sürülmüş ve bu mektuplar dosyaya ibraz edilmiştir . Öte yandan uyuşmazlığın çözümlenmesi için bir hakem sözleşmesinden bahsedilmiş ve

30.7.1967 günlü bir hakem sözleşmesi ibraz edilmiştir . Alacak sözleşmeden doğmuştur ve on yıllık

zamanaşımına tabidir . Mektuplar ve hakem sözleşmesinden davanın açıldığı 1972 gününe kadar on yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir . O halde mahkemece mektuplar ve hakem sözleşmesi üzerinde durulmak ve sonucuna göre karar verilmek gerekir . Karar yerinde bunlardan söz edilmeksizin mücerret sözleşme gününden itibaren on yıl geçtiği gerekçesi ile zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirir .” (Yargıtay 13.HD, T .23.01.1976, E .1976/ 2208, K.1976/ 314 – Kazancı İçtihat Bankası) şeklinde bu hususun belirtildiği,  İkrarın zamanaşımını kesebilmesi için borçlu veya yetkili temsilcisi tarafından alacaklıya veya alacaklının yetkili temsilcisine yöneltilmiş olması gerektiği, (Bu konuda ayrıca bkz . Fikret EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Ankara 2014, s.1293), böyle bir ikrar yoksa, örneğin borçlu kendi not defterine borç ikrarını içeren bir not düşmüşse veya alacaklıya ulaşmayacak şekilde üçüncü bir şahsa borç ikrarında bulunup da alacaklı bu ikrarı tesadüfen öğrenmişse bu ikrarın zamanaşımını kesmeyeceği, buna karşın borçlu alacaklıya ulaşacağını bilerek veya alacaklıya ulaştırmak amacıyla borç ikrarında bulunmuşsa bu ikrarın zamanaşımını keseceğinin kabulü

14 / 32gerektiği, Yargıtayın; “Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

İstanbul İkinci Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.11.1974 gün ve 973/ 584- 411 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 11.

Hukuk Dairesinin 2.6.1975 gün ve 975/ 727 esas 3593 sayılı ilamı ile, “Davalı Demirbank gerek teminat mektupları karşılığında avansı kendisi veren davacı Sümerbank ile bu sebebe dayanan hukuki ilişkisini devam ettirmiş, gerekse Sümerbank’a karşı avans borçlusu bulunan ve bu nedenle

Sümerbank’ın ondan öğrenmek durumunda olduğu müteahhitten komisyonları talep etmek suretiyle borcu ikrar, yani teminat mektubundan doğan vecibesini kabul yolunda irade izhar ve bunu eylemleriyle teyit eden davalı Demirbank’ın teminat mektupları ile bağlı bulunduğuna ilişkin borç kabulünün… zamanaşımını kesen bir sebep olarak sayılması iktiza ederken bundan zuhul olunması doğru görülmemiştir” . (Yargıtay HGK, T .11.05.1977, E .1976/ 11- 3211, K.1977/ 471 – Kazancı İçtihat

Bankası) şeklindeki kararında bu durumun oldukça geniş anlaşıldığı, sadece temsilci değil, karşı tarafın öğrenebilme imkânı doğuran hallerin de bu kapsamda sayıldığı, İkrarın dava açılmadan önce yapılabileceği gibi davanın devamı sırasında da yapılabileceği, dava

 açılmadan önce yapılmışsa zamanaşımını keseceğinden alacaklı dava açmak için yeni süre elde etmiş olacağı, davanın devamı sırasında yapılmış ise davanın açılması ile kesilen ve tekrar başlayan zamanaşımının tekrar kesileceği, ikrarın zamanaşımı dolmadan yapılması gerektiği, zamanaşımı dolmuş hüküm ve sonuçları meydana gelmişse, yapılan ikrarın zamanaşımı kesmesinin düşünülemeyeceği; ancak, zamanaşımı def ’inden vazgeçmiş sayılacağı şeklinde düşünülebileceği,  Zamanaşımı süresi geçtikten sonra yapılan ikrarın zamanaşımını kesmez ise de bu borç ikrarına dayanılarak dava açılabileceği, açılan böyle bir davada borçlunun zamanaşımı def ’inde bulunmasının çelişkili davranış yasağını oluşturacağı ve Medeni Kanun’un 2 nci maddesine aykırı olacağından himaye görmeyeceği,  Yukarıdaki açıklamalar, somut olay bakımından değerlendirildiğinde, somut olaydaki uyuşmazlıklar ile ilgili olarak intibaktan kaynaklanan geçmişe dönük fark ücret alacaklarının borçlusunun MSB olduğu, alacaklılarının da Türk Harb-İş Sendikası’nın işçileri olduğunun anlaşıldığı, Türk Harb-İş Sendikası ile işveren MSB’yi temsilen yetkili temsilcisi işveren sendikası

TÜHİS yetkililerinin 21.02.2012 tarihinde bir araya gelerek ve 01.03.2011 ile 28.02.2013 tarihleri arasında uygulanmak üzere işçi ve işveren sendikası arasında 28.10.2011 tarihinde imzalanan 23 üncü Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin bazı maddelerinde değişiklik yapılması konusunda mutabık kaldıkları ve bazı maddelerde değişiklik yapıldığı, “Yanlış İşe Alma ve Ücret İntibakı” başlıklı 41 inci maddede tarafların; “İşçi sözleşme şartlarına göre alınması gereken ücret derecesinin altında işe alınmış ise; bu durumu yazılı olarak belgeleyerek düzeltme yapılmasını işverenden ister .

İşverenin işçinin bu başvurusunu ve konu ile ilgili belgelerini uygun görmesi halinde, müracaat tarihini takip eden aybaşından geçerli olmak üzere, işçinin hakkı olan ücret derecesine intibakı yapılır” şeklinde düzenleme yapmış oldukları,  Buna göre, borcun ikrarının bizzat muhatabı tarafından yerine getirilmesi zorunlu olmayıp yetkili temsilciler tarafından, onların aracılığıyla ve onlara yönelik olarak yapılan ikrarın da hüküm ve sonuç doğuracağı, ücretleri yanlış dereceden tespit edilen işçiler bakımından bu ücretlerin doğru derecelere intibak ettirilmesi konusunda tarafların açıkça mutabık olduğu ve bu konuda

15 / 32bir tereddüt olmadığı,

 Protokolün düzenlenmesinin akabinde MSB tarafından 18.03.2013 tarihinde Türk Harb-İş

Sendikası’na hitaben yazılan yazıda 2567 işçi arasından işe giriş ücret derecelerinin hatalı tespit edildiği, tespit olunan işçilerin daha önce ücret derecelerinin iş yeri tarafından düzeltilip düzeltilmediğinin kontrol edileceği, ücret dereceleri hatalı tespit edilen işçilerden bu hususta yargı yoluna başvurmadıklarına dair yazılı beyanlarının alınacağı , daha önce ücret dereceleri düzeltilmeyen ve bu hususta yargı yoluna başvurmayan işçiler için, EK-B’de belirtilen kesin kabul ücret dereceleri temel kabul edilerek her ücret derecesindeki bekleme süreleri ve varsa olağanüstü terfi işlemleri dikkate alınmak suretiyle güncel ücret derecelerinin iş yerleri tarafından yeniden belirleneceğinin belirtildiği, ayrıca ilgili 10 yazıda, güncel ücret dereceleri yeniden tespit edilen işçilerin 14 Şubat 2013 tarihinde ödenecek ücretlerinin, düzeltilen ücret dereceleri üzerinden hesaplanacağının belirtildiği, ilgili yazının altında Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın da imzasının yer aldığı,  MSB tarafından 13.11.2014 tarihinde Türk Harb-İş Sendikası’na hitaben yazılan

Genelge’de; geriye doğru yapılacak ücret ödemeleri sonrasında SGK tarafından uygulanacak idarî para cezasının önüne geçilmesi ve sorunun kalıcı olarak çözüme kavuşturulması maksadıyla

MSB’nin üyesi bulunduğu işveren sendikası TÜHİS ile işçi sendikası Türk Harb-İş Sendikası arasında 21 Şubat 2012 tarihinde protokol imzalandığının belirtildiğinden bahsedildiği, bu yazıda ayrıca ücret derecesi hatalı tespit edilen işçilerin durumlarının incelemesinin tamamlandığı, halihazır ücret derecelerinin düzeltilmesinin 15 Ocak 2013 tarihi itibariyle sağlandığının belirtildiği, bu hususta 13.11.2014 tarihli Genelge’de 21.02.2012 tarihli protokol uyarınca işe giriş ücret dereceleri düzeltilen işçilerin, ücret derecelerinin işe giriş tarihinden itibaren düzeltilmesi nedeniyle oluşan ücret, prim, ilave tediye ve ikramiye alacaklarının ödenmesi hususunda işçi sendikası tarafından tekrar talepte bulunulması üzerine, söz konusu uyuşmazlığın 659 sayılı KHK hükümleri çerçevesinde yapılacak sulh anlaşmalarıyla çözümlenip çözümlenemeyeceği hususunda

MSB Hukuk Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığının görüşünün alındığının belirtildiği,  Konuyla ilgili olarak Hukuk Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığınca; Milli Savunma

Bakanı’nın onayının alınması kaydıyla ilgi (a) yazıda zikredilen işçilerden daha önce ücret dereceleri düzeltilmeyen ve bu hususta yargı yoluna başvurmayanlar için , komisyon raporundaki kesin kabul ücret dereceleri temel kabul edilerek işe giriş ücret derecelerinin hatalı olduğunun kabul edildiği , ilgi (a) yazı tarihi olan 18.01.2013 tarihinden geriye doğru beş yıllık süreye ilişkin ücret ve ücret dışı işçilik alacaklarının ödenmesi maksadıyla sulh anlaşması yapılmasının mümkün olduğunun belirtildiği,  Belirtilen yazıda işe giriş ücret dereceleri ilgi (a) MSB yazısına istinaden düzeltilen işçilerin, intibaktan kaynaklanan alacaklarının 659 sayılı KHK çerçevesinde yapılacak sulh anlaşmaları ile ödenmesi konusunda Hukuk Müşavirliğinin mütalâasında sözü edilen Bakan onayının alındığı , mütalâada belirtilen hususları içerecek şekilde hazırlanacak sulh anlaşmaları vasıtasıyla intibaktan kaynaklanan işçi alacaklarının gecikmeye meydan verilmeden ödenmesinin Milli

Savunma Bakanı namına Personel Başkanı tarafından rica edildiğinin anlaşıldığı, ayrıca Hukuk

Müşaviri Hakim Albay tarafından 23.10.2014 tarihinde yazılan yazıda da

16 / 32uyuşmazlığın 659 sayılı KHK çerçevesinde sulh anlaşması ile sona erdirilmesinde kamu yararı

ve menfaatinin bulunduğu , aksi takdirde kamunun yüksek miktarlarda zarara uğramasının kuvvetle muhtemel olduğunun belirtildiğinin görüldüğü,  Dolayısıyla somut uyuşmazlık bakımından 13.11.2014 tarihli özel Genelge dikkate alındığında, borçlu MSB tarafından intibaktan kaynaklanan fark ücretlerin ve sair işçilik alacaklarının 18.01.2013 tarihinden itibaren beş yıl geriye dönük olarak hesaplanıp ödenmesinin kabul edildiği , 659 sayılı KHK çerçevesinde sulh anlaşmaları ile ödemenin yapılmasının gerektiğinin belirtildiğinin anlaşıldığı, bu hususların tümü dikkate alındığında, borçlunun borcunu ikrarı bakımından borçlu MSB’nin 13.11.2014 tarihli açık iradesinin borcun tüm fark ücret alacağına hak kazanan işçiler bakımından kabul manası taşıyacağı sonucu çıktığı, zira, ilgili Genelgenin fark ücret alacağına hak kazanan işçilerle ilgili olarak işçi

Sendikasına hitaben yazıldığı, netice itibariyle borçlunun 13.11.2014 tarihi itibariyle 18.01.2013 tarihinden itibaren geriye dönük beş yıllık fark ücretlere ilişkin alacaklıların alacaklarını ikrar etmiş olduğu sonucunun doğduğu, borçlunun mevcut durumu kendi temsilcisi olan TÜHİS ile komisyonlar aracılığıyla tespit ettirip sulh anlaşması çerçevesinde ödeme yapacağını belirtip ödemelere başlamış olması bakımından TBK m. 154/ 1 gereğince zamanaşımının 13.11.2014 tarihinde kesildiği ve bu tarihten itibaren yeniden işlemeye başladığının kabul edilmesi gerektiği,  MSB tarafından 12.03.2015 tarihinde Türk Harb-İş Sendikası’na hitaben yazılan yazıda hak sahibi işçilerle sulh anlaşmasının 659 sayılı KHK hükümleri çerçevesinde yapılmaya başlandığının belirtildiği, ancak bazı işçilerin MSB aleyhine dava açmış olmasından bahisle , alacağının tahsili için yargı yoluna başvurmamış olan işçiler tarafından yapılacak sulh tekliflerinin, aynı konuda açılmış olan alacak davaları sonuçlanıncaya kadar kabul edilmemesi ve bu hususta daha önce alınan

Millî Savunma Bakanının onayının yürürlükten kaldırılması konusunda onay alındığı belirtilerek sulh anlaşması yapılmamış işçilerle anlaşma yapılmaktan imtina edildiği,  Türk Harb-İş Sendikası tarafından 05.05.2016 tarihli yazı ile MSB’ye başvuru yapıldığı ve daha önce durdurulan sulhen ödemelerin uyuşmazlık konusu ile ilgili bir sendika üyesi tarafından açılan dava hakkında Yargıtay tarafından verilen kararın gerekçe kılınarak kaldırılmasının talep edildiği, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin konu hakkında vermiş olduğu 11.02.2016 tarihli / E ve

/ K. sayılı kararında; “… davalı işveren bizzat hatalı (eksik) ücret derecesi tespiti ile işçinin ücretini uzunca süre eksik ödenmesine sebep olduğu açıktır . Bizzat davalı kabulünde olan bu durum karşısında işçinin geriye dönük oluşan haklarının tespitini veya tahsilini dava yolu ile istemesinde bir engel bulunmamaktadır . Mahkemece davacının derece tespiti konusunda dava yoluna başvurmadığı yolundaki dilekçesinin bir haktan vazgeçme olarak değerlendirilmesi ve işletme toplu iş sözleşmesi bu konuda geriye dönük düzenleme içermemesi gerekçe olarak gösterilmesi de isabetsiz olmuştur . Kaldı ki toplu iş sözleşmeleri niteliği gereği ileriye dönük olarak düzenleme içerirler .

İşletme toplu iş sözleşmesi hükümlerinin hatalı uygulanmasından kaynaklanan ücret derecesi farkından doğan alacak isteklerinin belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken, açıklanan maddi ve hükmü olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir .” denilerek temyiz olunan kararın oy birliği ile bozduğu,

17 / 32 10.05.2016 tarihinde MSB tarafından Türk Harb-İş Sendikası’na hitaben yazılan cevabî yazıda,

Yargıtay, her ne kadar yerel mahkeme kararını bozmuş olsa da ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığından bahisle bu karar dikkate alınarak işlem yapılamayacağının belirtildiği,  18.05.2017 tarihinde Türk Harb-İş Sendikası tarafından MSB’ye tekrar başvuru yapıldığı, bu başvuruda MSB aleyhine dava açan sendika üyesi bir işçi ile ilgili uyuşmazlık hakkında Yargıtay’ın 22. Hukuk Dairesi’nin / E . ve / K. sayılı 30.03.2017 tarihli kararının gerekçe gösterildiği, ilgili kararda; “… davacının yukarıda belirtilen protokol hükmünce 15.01.2013 tarihinden itibaren, işe giriş tarihinden önceki mesleğinde çalıştığı süre ve öğrenim durumu değerlendirilerek yeni ücret derecesine intibakının yapıldığı, bu kabule göre davacının gerekli şartları sağlamasına rağmen işe girişte doğru ücret derecesine intibak ettirilmediğinin tespit edildiği, ayrıca davalı ile sulh sözleşmesi yapan dava dışı emsal işçilere 15.01.2013 öncesine ilişkin fark ücretlerinin ödendiği anlaşılmış olup yanılgılı değerlendirme ile davacıların yalnızca 21.02.2012- 15.01.2013 tarihleri arası alacaklarının kabulü isabetli olmamıştır . Bu itibarla davalının zamanaşımı def ’i dikkate alınarak intibaktan kaynaklanan fark alacaklara karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir” şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğu, Türk Harb-İş Sendikası’nın Yargıtay kararını da esas alarak Millî

Savunma Bakanı ve yetkililerine güvenerek dava açmayan işçiler bakımından durdurulan sulhen ödeme işlemlerine devam edilmesini talep ettiği, 21.02.2018 tarihinde Türk Harb-İş Sendikası tarafından MSB’na hitaben yeniden dilekçe yazılarak talepte bulunulduğu; ancak herhangi bir cevap verilmediği,  Somut olay bakımından, ücret derecelerine ilişkin intibakı kabul edip, intibaktan kaynaklanan fark ücret alacaklarını ve diğer işçilik alacaklarını ödeyeceğini belirten ve bu yönde açık irade beyanında bulunan MSB tarafından sonrasında sulh anlaşmalarının ve ödemelerin durdurulmuş olmasının, sulh tekliflerinin kabul edilmiyor olmasının objektif bir değerlendirme içermediği, yukarıda açıklana gelen hukukî gerekçelere, Yargıtay kararlarına aykırı olduğu, ayrıca idareye, kamu bütçesine maddî külfetler oluşturup zarar verdiği ve vermeye devam edeceğinin anlaşıldığı, zira

Yargıtay kararlarından da anlaşılacağı üzere, davalı idarenin işçilerin ücret intibaklarından kaynaklanan alacaklarını ödememesi gibi bir durumun söz konusu olmasının mümkün olmadığı, idare adına mütalâa veren hâkim albay tarafından da bu hususun ayrıntılı olarak belirtilerek sulh anlaşmaları akdedilip ödemelerin yapılmasının idare adına daha yararlı olacağının vurgulandığı,  Dava açmayan işçiler bakımından zamanaşımı iddiaları ile ilgili olarak sürenin 13.11.2014 tarihli açık ikrara ilişkin irade beyanı ile kesilmiş olduğu hususunda şüphe olmadığı , yeni işleyecek sürenin tayini bakımından ise sözleşmeden kaynaklanan alacakların ifası talepleri, kanun başka bir zamanaşımı süresi öngörmediği takdirde, TBK m .146 gereği on yıllık zamanaşımına tâbi olduğu, MSB ile işçiler arasında sulh teklifi neticesinde yapılan sulh anlaşması ile bu alacakların zamanaşımı süresinin on yıl olacağı ve anlaşmanın imzalandığı tarihten itibaren başlayacağı, Yargıtayın; TBK’nın 146 ncı maddesinde ( 818 Sayılı BK md .125) sözleşmeye dayanan alacakların, başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun hükme bağlandığı, dava konusu ihtilafta uygulanacak zamanaşımı süresinin, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunması sebebiyle TBK’nın 146 ncı maddesi gereğince 10 yıl olup, dava tarihine kadar geçen sürede, zamanaşımı süresinin dolmadığı, bu sebeple davanın esasına girilip, taraf delilleri

18 / 32toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın

reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirdiği yönünde kararları olduğu (Yargıtay 3.HD, T . 19.10.2017, E . 2016/ 3544, K. 2017/ 14219 – Kazancı İçtihat Bankası)

 Sulh teklifleri kabul edilmeyen ancak 13.11.2014 tarihinde sulh anlaşması yapılarak uyuşmazlığın sonlandırılacağı vaat edilen işçiler bakımından ise sözleşmenin ifasına yönelik alacaklar kadar, sözleşme yapma vaadinden kaynaklanan taleplerin de on yılda zamanaşımına uğrayacağı, (Mehmet ERDEM, s. 43 vd.); “Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil (ferağa icbar)

davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, (Afyon İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi)nce zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair verilen 4.4.1985 gün ve 112- 193 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 30.3.1986 gün ve 1985/ 4997- 1987/ 1849 sayılı ilamiyle; ( …Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan haklar

BK .nun 125. maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına tabi ise de, satışa konu taşınmazın alıcıya fiilen teslim edilmesi halinde ve alıcı buradan men edilmedikçe sözleşme uyarınca ferağın verileceği ümidi içinde bulanacağı cihetle zamanaşımı söz konusu olmaz . Taşınmazı alıcıya teslim eden ve onda ferağ ümidini yaratan kişinin sonradan zamanaşımı def’inde bulunması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz.

Mahkemece bu hususlar göz önünde tutulmadan yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru değildir . O halde diğer yönler incelenmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir” (Yargıtay HGK, T .8.5.1987, E .

1986/ 14- 679, K. 1987/ 358 – Kazancı İçtihat Bankası)

 Yukarıda verilen Yargıtay kararı, somut olaydaki durum bakımından oldukça yol gösterici ve önemli olduğu, somut uyuşmazlık bakımından zamanaşımı süreleri geçecek olsa dahi, bu def ’inin

MSB tarafından işçilere karşı ileri sürülebilmesinin mümkün olmadığı, bir borçlunun, borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcu ödemekten kaçınması, kanunen kendisine tanınmış bir hak olsa da, bunun hukuka ve dürüstlüğe aykırı olduğundan bahsedilemeyeceği , bazı hallerde bir borçlunun zamanaşımı def ’ini ileri sürmesinin dürüstlükle bağdaşmayabildiği, örneğin, alacaklının dava açmasına engel olmak için onu oyalayacak hareketlerde bulunmak suretiyle zamanaşımı süresini geçirten borçlunun, bu def ’i ileri sürmesi dürüstlüğe aykırı olduğu, borçlunun bu durumda def ’i hakkını kötüye kullanmış olduğu (Bu konuda ayrıca bkz . Kemal OĞUZMAN, Turgut ÖZ, s.612 vd.),  Somut olay bakımından MSB tarafından sendika işçilerine intibaktan kaynaklanan fark ücretlerinin ödenmesi noktasında güven verildiği, 13.11.2014 tarihli yazılı Genelge ile ödemelerin sulh anlaşması ile yapılacağının belirtildiği, bazı işyerlerinde ödemelerin yapıldığı, bazı işçilerle sulh anlaşmasının da imzalanmış olduğu, idarenin, yani MSB’nin borçlu olduğunu ikrar etmiş olduğu tüm işçiler bakımından ödeme yapacağını belirttikten ve bazı işçilere ödeme yaptıktan sonra, dava açmadan MSB’ye güvenip bekleyen işçiler bakımından alacakların zamanaşımına uğradığı iddiasında bulunması ve bu iddianın mahkeme ve başka bir yargı mercii nezdinde kabul görmesinin mümkün olmadığı; nitekim yukarıdaki Yargıtay kararının da bunu açıkça belirtmiş olduğu, dolayısıyla zamanaşımı süresinin 13.11.2014 tarihinden itibaren başlayacağı ve yeni sürenin on yıl olarak kabul edilmesi gerektiğinin değerlendirildiği,  Sonuç olarak ise; MSB’nin zamanaşımını ileri sürerek işçilere intibaka ilişkin haklarını

19 / 32ödememesi yönündeki davranışı ve işlemlerinin, yeni sorunlara yol açacağı, bunun hem işçiler

bakımından açık mağduriyete dönüşmesi hem yargıya gereksiz iş yükü çıkartması hem de idareye zaman, emek ve para kaybettireceği, bu çerçevede taraflar arasındaki sulhun esasını teşkil eden 659 sayılı KHK’nın temel anlayışına ve düzenlemelerine uygun olmadığı,  MSB’nin dava açmayan işçilerin taleplerinin zamanaşımına uğradığı iddiasının da, yapılan sulh, bu konudaki yazışmalar ve Genelgeler dikkate alındığında TBK m. 154/ 1 hükmü karşısında geçerli olamayacağı ,  Konuyla ilgili somut olay çerçevesinde verilen Yargıtay 22. Hukuk Dairesi kararının da sulh ve protokolün dikkate alınmasını gerekli kıldığı, kararlarda da belirtildiği gibi, işçilerin haklarından vazgeçtiği sonucuna varılamayacağı,  MSB’nin dava açarak alacak talep eden işçiler karşısında sulhe güvenerek dava açmayan işçilerin mağdur olmasını doğuracak davranışının hukukî güvenliğe ve idarenin uyandırdığı güvene aykırı olacağı, ayrıca hak arama ve adil yargılanma hakkı bakımından da sorunlu olduğu,  Konuyla ilgili Yargıtay kararları da dikkate alındığında, idarenin önce bu konuda imkân tanıyıp ümit verip, hatta bu konuyu resmî hale getirdikten sonra zamanaşımını ileri sürerek bundan vazgeçmesinin dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağı, bu çerçevede yapılan sulhle zamanaşımı süresinin on yıl olarak kabulü gerekeceği, Değerlendirmelerine yer verilmiştir .

11.2. Doç . Dr . ’ın 18.06.2018 tarihli Uzman Görüşünde özetle;

Uyuşmazlık konusu olayla ilgili adil ve isabetli bir sonuca varılabilmesi için her şeyden önce taraflar arası hukuki ilişkilerin tespit ve nitelendirilmesine ihtiyaç olduğu, bunun içinde öncelikli olarak; dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerin incelenip değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 11.2.1. 21.02.2012 Tarihli Protokol ile ilgili olarak;

İş bu protokolün; Türk Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşveren Sendikası ile Türk Harb-İş

Sendikası arasında akdedildiği, Türk Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası ile

Türk Harb-İş Sendikası arasında 28 Ekim 2011 tarihinde imzalanan 23 üncü Dönem İşletme Toplu İş

Sözleşmesinin bazı maddelerinde değişikliklerin yapılması hususunda taraflar arasında mutabakat sağlandığı,  Protokolde intibak işlemleri yapılacak işçilerin durumlarının incelenmesi amacıyla bir

Komisyonun oluşturulması ve bu Komisyon tarafından intibaklarında hata tespit edilen işçilerin yine

Komisyon tarafından belirlenen ücret derecesine intibaklarının yapılmasının kararlaştırıldığı, Protokol gereğince oluşturulacak Komisyonun, Millî Savunma Bakanlığınca görevlendirilecek iki, işveren ve işçi sendikaları ile ilgili kuvvet komutanlıklarından birer kişinin katılımıyla oluşturulacağı ve Komisyona Millî Savunma Bakanlığı temsilcisinin başkanlık yapacağı; Komisyon kararlarını oy çokluğu ile alınacağına ilişkin hükümlere de yer verildiği, 11.2.2. Milli Savunma Bakanlığı’nın 13 Kasım 2014 tarihli yazısı ile ilgili olarak;

20 / 32 Milli Savunma Bankalığı tarafından Türk Harb-İş Sendikasına hitaben, “İntibaktan Kaynaklanan

İşçi Alacakları” konusuyla yazılan bu yazıda; 21 Şubat 2012 tarihli protokol gereğince; intibak ve ücret derecelerinin düzeltilmesine ilişkin işlemlerin 15 Ocak 2013 tarihi itibarıyla sağlandığı; intibaktan kaynaklanan alacakların yargı yoluna başvurmayanlar için 18 Ocak 2013 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreye ilişkin ücret ve ücret dışı işçilik alacaklarının ödenmesi maksadıyla sulh anlaşması yapılmasının mümkün olduğunun bildirildiği,  Söz konusu yazıda; işçi alacağına yasal faiz ödenebileceği, uyuşmazlığın; 659 sayılı Kanun

Hükmünde Kararname çerçevesinde yapılacak sulh anlaşmaları ile çözümlenebilmesi için Millî

Savunma Bakanının onayının alındığı; hazırlanacak sulh anlaşmaları vasıtasıyla intibaktan kaynaklanan işçi alacaklarının gecikmeye meydan verilmeden ödenmesi gerektiği ifadelerine yer verildiği, 11.2.3. Milli Savunma Bakanlığı’nın 12 Mart 2015 tarihli yazısı ile ilgili olarak;

 Milli Savunma Bakanlığı tarafından Türk Harb-İş Sendikasına hitaben, “İntibaktan Kaynaklanan

İşçi Alacakları” konusuyla yazılan bu yazıda; 21 Şubat 2012 tarihli protokol gereğince; intibak ve ücret derecelerinin düzeltilmesine ilişkin işlemlerin 15 Ocak 2013 tarihi itibarıyla sağlanmış ve 18

Ocak 2013 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreye ilişkin alacaklarının ödenmesi maksadıyla sulh anlaşmaları yapılmaya başlanmış ise de; konuya ilişkin açılan bir davaya sunulan bilirkişi raporunda; alacakların protokol imzalanma tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği; geriye dönük bir hesaplamam yapılamayacağı bildirilmiş olduğundan; konuya ilişkin davalar sonuçlanana kadar 659 sayılı KHK hükümlerine göre yapacakları sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmemesi gerektiği; konuya ilişkin önceden verilen bakan onayının da geri alındığı, 11.2.4. Türk Harb-İş Sendikasının 5 Mayıs 2016 tarihli yazısı ile ilgili olarak;

Türk Harb-İş Sendikası tarafından Milli Savunma Bakanlığı’na hitaben yazılan bu yazıda; Milli

Savunma Bakanlığınca sulh sözleşmesi tekliflerinin durdurulması ve ödeme yapılmaması kararı nedeniyle, sendika üyesi bir işçi tarafından; henüz ödenmeyen geriye dönük alacakların ödenmesi amacıyla dava açıldığı; ilk derece mahkemesi tarafından geriye dönük ödemelerin talep edilemeyeceği gerekçesi ile bu talebin reddine karar verildiği; ancak bu kararın Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin 11.02.2016 tarih, / Esas ve / Karar sayılı ilamı ile “işçinin geriye dönük oluşan haklarının tespiti ve tahsilini dava yolu ile istemesinde bir engel bulunmadığı” gerekçesi ile bozulduğunun bildirildiği, bu yazı ile; Yargıtay bozma kararından sonra durdurulan sulhen ödemelerin açılacak davalarla hazinenin zarara uğratılmasına neden olunmadan tekrar başlatılması talebinde bulunulduğu, 11.2.5. Milli Savunma Bakanlığı’nın 10 Mayıs 2016 tarihli yazısı ile ilgili olarak;

 Milli Savunma Bakanlığı tarafından Türk Harb-İş Sendikası’na hitaben yazılan bu yazıda;

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 11.02.2016 tarih, / Esas ve / Karar sayılı ilamı ile “işçinin geriye dönük oluşan haklarının tespitini veya tahsilini dava yolu ile istemesinde bir engel bulunmadığı” gerekçesi ile bozulmasına rağmen; bu konuda kesinleşen bir kararın da henüz mevcut olmaması nedeniyle bu aşamada konuya ilişkin davalar sonuçlanana kadar 659 sayılı KHK

21 / 32hükümlerine göre yapacakları sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmemesinin uygun olacağı

ifadelerine yer verildiği, 11.2.6. Türk Harb-İş Sendikasının 18 Mayıs 2017 tarihli yazısı ile ilgili olarak;

 Türk Harb-İş Sendikası tarafından Milli Savunma Bakanlığı’na hitaben yazılan bu yazıda, bu aşamaya kadar gelinen süreç özetlenerek; Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 30.03.2017 tarih ve E .

/ , K. / sayılı Bozma Kararı ile intibaktan dolayı alacakları için dava açan üyelerin fark alacaklarının ödenmesine karar verilmiş olup, Milli Savunma Bakanı ve yetkililerinin sözlerine güvenerek kamu zararına sebep olunmaması için Devlete karşı dava açmayan üyeler açısından adalet ve hakkaniyete uymayan bir durumun ortaya çıkmasına neden olunduğu; bu nedenle; intibaklara bağlı geriye dönük alacaklar konusunda sulhen ödemeye başvurarak dava açmayan üyelere durdurulan sulhen ödemelerin; Yargıtay kararı dikkate alınarak tekrar başlatılarak ivedilikle sonuçlandırılması talebinde bulunulduğu, 11.2.7. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 30.03.2017 Tarih ve E. / , K . / sayılı

Kararında;

 Anılan kararda aynen; “Somut olayda, davacının 21.02.2012 tarihli protokol hükmünce

15.01.2013 tarihinden itibaren, işe giriş tarihinden önceki mesleğinde çalıştığı süre ve öğrenim

durumu değerIendirilerek yeni ücret derecesine intibakının yapıldığı, bu kabule göre davacının gerekli şartları, taşmasına rağmen işe girişte doğru ücret derecesine intibak ettirilmediğinin tespit edildiği, ayrıca davalı ile sulh sözleşmesi yapan dava dışı emsal işçilere 15.01.2013 öncesine ilişkin fark ücretlerinin ödendiği anlaşılmış olup yanılgılı değerlendirme ile davacıların yalnızca

21.02.201215.01.2013 tarihleri arası alacaklarının kabulü isabetli olmamıştır . Bu itibarla

davalımn zamanaşımı defi dikkate alınarak intibaktan kaynaklanan fark alacaklara karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir ” ifadelerine yer verildiği,  Böylece Yargıtayın; ilk derece mahkemesinin sadece 21.02.2012- 15.01.2013 tarihleri arasındaki intibak farkından kaynaklanan alacakları kabul etmesine ilişkin kararının isabetli olmadığı; gerekirse davalının zamanaşımı defi de dikkate alınarak intibaktan kaynaklanan fark alacaklara karar verilmesi gerektiğini kabul ettiği tespitlerine yer verilmiştir .

11.2.8. Anılan tespitlerden sonra yapılan değerlendirmede ise; 11.2.8.1. 21.02.2012 Tarihli Protokol’ün Değerlendirilmesinde, Söz konusu protokolün; Türk Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşveren Sendikası ile Türk

Harb-İş sendikası arasında imzalanmış olup; taraflar arasında 28 Ekim 2011 tarihinde imzalanan 23 üncü Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesinin bir kısım maddelerinde değişikliklerin yapılmasına ilişkin esasları içerdiği,  Yapılan bu sözleşmenin tarafların özgür iradeleri ile akdedilmiş olup; taraflar için bağlayıcı bir nitelik taşıdığı, bu sözleşme ile tarafların, kendi aralarında uymak mecburiyetinde oldukları hukuki bir alan, normatif bir düzen kurdukları, bu düzenin, tarafların kurdukları mikro bir hukuk düzen olup,

22 / 32herkesi değil; sadece tarafları bağladığı için; kısmi bir bağlayıcılığa sahip olduğu, nitekim bu durumu

ifade etmek üzere Fransız Medeni Kanunu’nun 1134/ 1. maddesinde “Kanuna uygun olarak yapılmış sözleşmeler, onu yapanlar hakkında kanun yerine geçer’ hükmüne yer verildiği,  Benzer bir hüküm İtalyan Medenî Kanununun 1372 nci maddesinde; “sözleşme, taraflar arasında kanun gücündedir” şeklinde ifade edildiği (Bkz . Lackner, H./Langer, E ./NicoIo, S. M.]

Raffeiner, J. Vinatzer, Italienisches Zivilgesetzbuch ( 1942), 2. Aüf . Tübingen 1968, s. 271 vd.), aynı hükmün Milletlerarası Ticarî Sözleşmelere İlişkin İlkelerin “Genel Hükümler’ Başlığını taşıyan

Birinci Bölümünün 1.3 numaralı maddesinde; “Geçerli olarak yapılan sözleşme onu yapan tarafları bağlar” (Bkz . Çev . Dayınlar”, Kemal : UNIDROIT, Milletlararası Ticarî Sözleşmelere İlişkin İlkeler

Roma 2004, Ankara 2005, s. 6.) şeklinde yer aldığı; çünkü, söz konusu hükmün, “tarafların iradelerinin ve dolayısıyla 1982 Anayasa’nın 48 inci maddesinde de yer alan “sözleşme hürriyetinin” (Vertragsfreiheit— liberte contractuelle) bir gereği olduğu (Geniş bilgi Çin bkz . Bensheimer, J: Die

Zivilgesetze der Gegenwart Bd. l, Frankreich Code CIVIL, Berlin 1932, s, 348 vd.), zira tarafların bir sözleşme ile bağlı kalma isteklerinin sebebinin; sözleşme konusu şeyi istemiş olmaları olduğu, gerçekten de tarafların, sözleşme ile iradelerinin bu yönde olduğunu da açıklamış bulundukları, tarafların bir hukukî ilişkide, iradelerini ne kadar kullanabilirlerse o oranda irade özerkliğine sahip olacakları (Bkz . Tekinay, S.S./Akman, S./Burcuoğlu, H./Altop, A; Tekinay Borçlar Hukuku Genel

Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 363; HGK.nın T . 20.3.1974, E . 1970/ 1053, K, 1974/ 222 sayılı kararı (YKD . 1977, S. 1, s. 11- 23), nitekim böyle bir sonucun, Sayıştay Genel Kurulu’nun

28.06.2001 tarihli ve 4988/ 1 sayılı kararında da ” …yükümlülüklerden doğan borçların tespitinde,

öncelikle bu yükümlülüklerin belirlendiği taahhüt senedinde yer alan hükümlerin uygulanması, taahhüt senedinde herhangi bir düzenleme yapılmamışsa, genel hükümlere gidilmesi gerekmektedir …” (Bkz . Sayıştay Dergisi, Sayı 42, s. 72 vd.) ifadeleri ile açıklandığı,  Somut olayda her şeyden önce taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin dikkate alınması gerektiği, Yargıtay’ın da bir kararında aynen; ” …20.05.2000 tarihli yazılı sözleşme tarafların serbest iradeleriyle düzenlenmiş olup içeriğindeki hükümler tarafları bağlar .” ( 6. HD T. 2132005, E .

2005/ 710, K, 2005/ 2446 (YKD . 2005, S. 8, s. 1203- 1209) ifadeleri ile bu durumu açıkça vurguladığı, o halde geçerli olarak kurulan sözleşme hükümlerinin; uyuşmazlığın taraflarını bağlayacağının kabul edilmesi gerektiği,  Taraflar arası uyuşmazlıkta; Milli Savunma Bakanlığının; sözleşme hükümleri gereğince; intibak ve ücret derecelerinin düzeltilmesine ilişkin işlemleri 15 Ocak 2013 tarihi itibarıyla tamamlamış olduğu; intibak işlemlerinden kaynaklanan alacakların; yargı yoluna başvurmayanlar için 18 Ocak

2013 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreye ilişkin ücret ve ücret dışı işçilik alacaklarının

varlığını 13 Kasım 2014 tarihli yazı ile kabul ve taahhüt etmiş olduğu, dolayısıyla; Milli

Savunma Bakanlığının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğünün birinci aşamasını tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiği, ancak bundan sonraki süreçte; sendika üyesi işçilerin geriye dönük 5 yıllık intibak alacak farkının; işçiler tarafından dava açılıp özelikle hazinenin yargılama masraflarından kurtulmasını sağlamak amacı ile sulh yoluyla ödenmesinin kabul edilmesine rağmen; Milli Savunma Bakanlığı’nın değişik nedenler ileri sürerek ödemekten imtina ettiği ve böylelikle 21.02.2012 tarihli sözleşmeye aykırı davrandığının tespit edildiği ,

23 / 32 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32 nci maddesinin son fıkrasına göre; işçi ücretlerinden doğan

alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu; iş bu uyuşmazlık konusu sözleşmenin 21.02.2012 tarihinde akdedilmiş olduğu dikkate alınırsa iş bu sözleşmeden doğan işçilik ücretlerine ilişkin alacakların da 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun kabul edilmesi gerektiği , buna göre; Türk

Harb-İş Sendikası üyelerinin 21.02.2012 tarihli sözleşmeden doğan alacaklarının; TBK . m . 153 ve 154’de yer alan zamanaşımının durması veya kesilmesi sebeplerinden birisinin gerçekleşmemesi halinde 21.02.2017 tarihi itibariyle zamanaşımına uğramış olduğunun kabul edilmesi gerekeceği, 11.2.8.2. Milli Savunma Bakanlığı’nın 13 Kasım 2014 Tarihli Yazısının Değerlendirilmesinde,  İş bu yazıda Milli Savunma Bakanlığının, 21 Şubat 2012 tarihli protokol gereğince; intibak ve ücret derecelerinin düzeltilmesine ilişkin işlemlerin 15 Ocak 2013 tarihi itibarıyla sağlandığını, intibaktan kaynaklanan alacakların yargı yoluna başvurmayanlar için 18 Ocak 2013 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreye ilişkin işçilik alacaklarının ödenmesi maksadıyla sulh anlaşması yapılmasının mümkün olduğunu bildirdiği , Milli Savunma Bakanlığı’nın 13 Kasım

2014 tarihli yazsının, hukuki niteliği konusunda iki önemli noktanın üzerinde durulması gerektiği :

 Bunlardan ilkinin zamanaşımı süresi ile ilgili olduğu, buna göre; Milli Savunma Bakanlığı’nın bu yazısının; 21 Şubat 2012 tarihli protokolde belirtilen intibak alacaklarından tamamen bağımsız bir borç olarak kabul edilecek olursa; artık bu borcun 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32 nci maddesindeki zamanaşımım süresine değil; sözleşmeden doğan TBK . 146’daki 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun kabulünün gerektiği, çünkü işçilerin intibak işlemlerinden doğan alacakların; iş akdinden değil; 21 Şubat 2012 tarihli sözleşmeden doğduğu,  İkinci önemli noktanın ise, borç ikrarına ilişkin olduğu, Milli Savunma Bakanlığı’nın bu yazıda ifade ettiği irade beyanının; 21.02.2012 tarihli sözleşme içeriği ile kabul edilen alacakların halen mevcut olduğu ve bu alacakların da kendisi tarafından halen kabul edildiği anlamını taşımakta olduğu, başka bir ifade ile bu yazıyla ortaya konulan iradenin, TBK . 154 anlamında borç ikrarı niteliği taşıdığı,  Gerçekten de borç ikrarının; en genel anlamıyla; borçlunun borcun varlığını kabul etmesi; benimsemesi ve onaması anlamına geldiği, başka bir ifade ile borçlunun; herhangi bir sebepten doğan borcunun halen mevcut olup; bunu ifa ile yükümlü olduğunu gösteren irade beyanlarında bulunmasının, “ikrar” olarak kabul edildiği, borç ikrarının en önemli sonucunun ise TBK . 154 anlamında, borç için işlemekte olan zamanaşımını kesmesi olduğu, bir alacak için işlemekte olan zamanaşımının; borçlunun bu alacağı ikrar etmesi ile kesildiği ve ikrara ilişkin irade beyanından itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin başladığı,  TBK . 154 anlamında, alacak için işleyen zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğuran bir irade açıklamasının ikrar olarak kabul edilebilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerektiği,  TBK . 154 anlamında ikrarın söz konusu olabilmesi için; her şeyden önce buna ilişkin bir irade beyanın bulunması gerektiği, ikrara ilişkin irade beyanı tek taraflı bir irade beyanı olup; karşı tarafın bunu kabul etmesine gerek olmadığı,

24 / 32 İkrara ilişkin bu irade beyanının herhangi bir şekle tabi olmadığı, yazılı yapılabileceği gibi sözlü

de yapılabileceği; keza açık irade beyanı ile gerçekleştirilebileceği gibi; örtülü irade beyanı ile gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu, borçlunun borcunun varlığını mahkeme huzurunda veya mahkeme dışında yazılı veya sözlü olarak beyan etmesinin, alacaklıya göndermiş olduğu bir yazı ile borcun varlığını kabul edip ödenmesine ilişkin esasları belirlemesi; borcunu ödemek için mehil istemesi, ibra, takas veya tescil talep etmesi durumlarının açık irade beyanı ile gerçekleşen ikrara örnek olarak gösterilebileceği, aynı şekilde borçlunun faiz ödemesi, kısmi ifada bulunması, rehin vermesi, kefil göstermesi, ifa yönünde alacaklıya bir şey vermesi, borç ödemek amacıyla alacağın devredilmesi gibi eylemlerin de aslında örtülü irade beyanı ile gerçekleştirilen ikrar olduğu (TBK . m .

154/ 11- 1),  TBK . 154 anlamında ikrarın zamanaşımını kesen bir sebep olarak kabul edilebilmesi için; ikrarda bulunan borçlunun fiil ehliyetine sahip olması ve ayrıca borç üzerinde de tasarruf yetkisine sahip olması gerektiği (Bkz . Çandarlı, Zahid : Borçlar Hukukunda Müruruzaman ve Buna Mütedair Temyiz

Mahkemesi Kararları, Ankara 1943, s. 93 vd.; 9 HD, T . 12.02.214, E . 2011/ 54255 K. 2014/ 4208:

“Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması gerekir”) , gerçekten de ikrar aslında hukuki niteliği itibariyle; bir tasarruf işlemi niteliğinde olduğundan; borçlunun tasarruf ehliyetine de sahip olması şartı da arandığı (Bkz, Eren, s, 1293;

Özkaya, s. 269. Ayrıca bkz ., 9 HD, T . 1202214, E . 2011/ 54256; K. 2014/ 4208),  Borçlunun bizzat kendisinin ikrar iradesini açıklamasının şart olmadığı; akdi veya yasal temsilci tarafından açıklanmasının da mümkün olduğu, ayrıca borçlunun ikrar iradesini alacaklı veya onun temsilcisine yöneltmesi gerektiği, aksi takdirde; ikrarın zamanaşımını kesmeyeceğinin kabul edildiği, öte yandan; borçlunun kendi kişisel alanında kalan ve alacaklının öğrenme imkânının bulunmadığı bir yer ve zamanda ikrar iradesini açıklamasının zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğurmayacağı, bu beyanın alacaklı tarafından tesadüfen öğrenilmiş olması halinin zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğurmayacağı, buna karşılık borçlunun ikrar iradesinin alacaklı tarafından öğrenilebileceği düşüncesi ile açıklamış olduğu beyanın, zamanaşımını kesecek nitelikte bir ikrar olduğunun kabul edildiği,  İkrar beyanının zamanaşımını kesici etkiye sahip olabilmesi için; alacak için işleyen zamanaşımı süresi içerisinde açıklanması gerektiği, başka bir ifade ile alacak için işleyen zamanaşımı süresinin

dolmadan ikrarın açıklanması gerektiği ( 9. HD, T . 12.02.2014, E . 2011/ 54256; K 2014/ 4208:

“Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını keşen nedenlerden biridir . Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır . Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir . Gerçekte de borç İkrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç İkrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır .”),  Bu nedenle zamanaşımı süresinin dolmasından sonra açıklanan ikrar beyanının zamanaşımının

25 / 32kesilmesi soncunu doğuran bir etkiye sahip olamayacağı, çünkü bu durumun; borçlunun

zamanaşımından feragat ettiği anlamına geldiği,  İkrara ilişkin irade beyanının TBK . 154 anlamında zamanaşımını kesen bir sebep olarak kabul edilebilmesi için; halihazırda zamanaşımı işleyen alacağa ilişkin olması gerektiği, başka bir ifade ile bütün hukuki sebebi ile mevcut borcun varlığı ve kabul edildiğine ilişkin irade açıklaması ikrar olarak kabul edildiği, nitekim mevcut borç ile; açıklanan veya ikrar edilen borcun hukuki sebepleri birbirinden farklı ise; bu takdirde ikrar değil; borcun yenilenmesinin söz konusu olacağı; yenilemenin, zamanaşımını kesen bir sebep değil; önceki borcu sona erdirip; ondan bağımsız olarak yeni bir borç yaratan bir hukuki işlem olduğu, yenileme ile TBK . 146 anlamında on yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı,  Yukarıda sayılan şartlara uygun olarak açıklanan ikrar beyanının en önemli sonucunun; söz konusu alacak için işleyen zamanaşımını kesmesi olduğu, gerçekten de TBK .154 gereğince; borçlunun borcu ikrar etmiş olmasının; zamanaşımını kesen en önemli sebep olarak kabul edildiği, ikrarın sadece maddi hukuk bakımından değil; usul hukuku bakımından da önemli sonuçları bulunduğu, usul hukuku bakımından ikrar, davacı veya davalı tarafından karşı tarafın ileri sürdüğü bir veya daha fazla vakıanın doğruluğunun beyan edilmesi şeklinde gerçekleşen salt bir usul işlemi olduğu, ikrar salt bir usul işlemi olduğundan, iradeyi bozan sebeplerden birisine dayanılarak iptalinin mümkün olmadığı; ikrar beyanının, sadece maddi bir hatadan kaynaklanması halinde geri alınabileceği, ikrar sadece konusunu teşkil eden vakıayı çekişmeli olmaktan çıkardığı için, bu vakıaların ispatına gerek kalmayacağı, ikrara rağmen davanın ikrarda bulunan taraf lehine de sonuçlanabileceği, fakat ikrarın hiçbir zaman davayı sona erdirmeyeceği, ancak, iş bu hukuki görüşe konu olan uyuşmazlık; ikrarın maddi hukuk bakımından sonuçlarıyla ilgili olduğu için; ikrarın usul hukuku bakımından diğer sonuçları üzerinde durulmadığı,  Milli Savunma Bakanlığının; 13 Kasım 2014 tarihli yazısı ile taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri gereğince; 18 Ocak 2013 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreye ilişkin ücret ve ücret dışı işçilik alacaklarının ödenmesi maksadıyla sulh anlaşması yapılmasının mümkün olduğunu; bu konuyla ilgili olarak da bakan onayının alındığını bildirmiş olduğu,  Ancak; söz konusu yazıya istinaden; işçi alacaklarının ödenmesinin Türk Harb-İş Sendikası tarafından Bakanlıktan talep edilmesine rağmen; Milli Savunma Bakanlığı’nın bu defa 12 Mart 2015 tarihli yazı ile; açılan bir davada dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, alacakların protokol imzalanma tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği; geriye dönük bir hesaplamam yapılamayacağının bildirilmiş olduğunu gerekçe göstererek, davalar sonuçlanana kadar sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmemesi gerektiğini; konuya ilişkin önceden verilen bakan onayının da geri alındığını ifade ettiğini,  Söz konusu davaların karara bağlanması ve Yargıtay tarafından da, dava açan sendika üyesi işçiler lehine bozma kararının verilmesi üzerine; Sendika tarafından intibak alacaklarına ilişkin işlemlere başlanılmasının tekrar talep edilmesine rağmen; bu defa Bakanlığın 10 Mayıs 2016 tarihli yazısı ile konuyla ilgili kesinleşen bir Mahkeme Kararının henüz mevcut olmaması nedeniyle sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmemesinin uygun olacağının bildirildiği,

26 / 32 Tüm bu yazışmalar; Milli Savunma Bakanlığı’nın dava açmamış olan sendika üyeleri

üzerinde; dava açılmasına gerek kalmaksızın sulh yoluyla ödeneceğine ilişkin haklı bir güven yaratmasına rağmen ödeme sürecinin değişik bahanelerle sürekli erteleyerek, daha sonra da alacakların zamanaşımına uğradığını ileri sürmek suretiyle bu güveni boşa çıkardığını, Milli

Savunma Bakanlığı’nın bu tutumu ile; dava açmadan alacak haklarının sulh yoluyla yerine getirileceğini düşünen ve buna güvenen işçilerin Bakanlığa karşı duydukları güveni zedelemiş olduğu ,  Milli Savunma Bakanlığı’nın bu tutumunun; hem uygulamada hem de doktrinde kabul edilen ve

“çelişkili davranış yasağı” kavramıyla da ifade edilen; dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiği, nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddesinin; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır . Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” . hükmü varken, sulh yoluyla intibak işlemlerinden kaynaklanan ödemleri değişik bahanelerle geciktiren ve sonra da alacakların zamanaşımına uğradığını ileri süren Milli Savunma Bakanlığı’nın bu tutumunun hukuk düzeni tarafından korunmaması gerektiği kanaatine varıldığı,  Sonuç olarak; yukarıda yapılan inceleme ve değerlendirmeler doğrultusunda;

 Milli Savunma Bakanlığı’nın 21.02.2012 tarihli sözleşmeden doğan edimleri yerine getirmek zorunda olduğu; bu sözleşmeden doğan borçlarını ifa ile yükümlü olduğu; bu nedenle Sendika üyesi işçilerden dava açmayanların; iş bu sözleşmeden doğan alacaklarını dava dışı yollarla da talep etme hakkına sahip olduğu;

 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32 nci maddesinin son fıkrası gereğince işçilik ücret alacaklarında zamanaşımı süresinin beş yıl olduğu; dolayısıyla 21.02.2012 tarihli sözleşmeden doğan alacakların 21.02.2017’de zamanaşımına uğradığı ; ancak bunun için TBK . m. 153 ve TBK . m. 154’de yer alan zamanaşımının durması veya zamanaşımının kesilmesine yol açan sebeplerden birisinin gerçekleşmemesi gerektiği;

 Uyuşmazlık konusu iş bu somut olayda; 21.02.2012 tarihli sözleşme gereğince işçilere tanınan ve intibaktan kaynaklanan alacakların herhangi bir dava açılmaksızın ödenmeye başladığı; ancak faiz konusunda çıkan anlaşmazlık sebebiyle sendika üyesi bazı işçiler tarafından davaların açıldığı; açılan davalarda 21.02.2012- 15.01.2013 tarihleri arası alacakların varlığına karar verildiği; ancak işbu kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 30.03.2017 tarih ve E . / , K. / sayılı kararı ile bozulduğu;

 Bu aşamaya kadar Milli Savunma Bakanlığına karşı dava açılmaksızın sulh yoluyla alacaklarını tahsil etmeyi amaçlayan sendika üyesi işçilerin dava açması halinde; emsal karar haline gelmiş olan

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 30.03.2017 tarih ve E . / K. / sayılı kararının uygulanacağı; açılan davaların işçilerin lehine sonuçlanacağı;

 Milli Savunma Bakanlığının; işçiler tarafından açılan davalarda, alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığı iddiasını ileri sürmüş olsa da; bu iddianın hukuki dayanaktan yoksun olduğu ; çünkü Milli Savunma Bakanlığı’nın 13 Kasım 2014 tarihli yazısının hukuki niteliği

27 / 32itibariyle Sendika üyesi işçilerin 21.02.2012 tarihli sözleşmeden doğan alacak haklarının ikrarı

niteliğinde olduğu ; bu yazının borç ikrarı olduğu konuşunda bir şüphenin veya duraksamanın bulunmadığı;

 Milli Savunma Bakanlığı tarafından açıklanan borcun ikrarına ilişkin iradenin TBK . 154 hükmü gereğince zamanaşımını kesen bir sebep olduğu ; TBK_ 156 gereğince zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı; bu sürenin ise 4857 sayılı Kanun’un 32 nci maddesinin son fıkrası gereğince 5 yıl olduğu; işçilerin intibaklarından doğan alacakların işçilik ücretlerinden bağımsız ve 21 Şubat 2012 tarihli sözleşmeden doğan bir alacak olduğunun kabulü halinde ise zamanaşımı süresinin TBK . 146 gereğince 10 yıl olduğu ;

 Türk Harb-İş Sendikası üyesi işçilerden; yapılan intibaklar nedeniyle doğan alacaklarını tahsil edemeyen ve dava yoluna başvurmayanların; zamanaşımının kesilme tarihi olan 13 Kasım 2014’den itibaren 5 yıl içinde ; ( TBK . 146’nın kabulü halinde ise 10 yıl içinde ) yani 13 Kasım

2019 tarihine kadar dava açma imkânına sahip olduğu ;

 Milli Savunma Bakanlığı’nın 13 Kasım 2014 tarihli yazı ile işçilerin dava açmamaları şartıyla geriye dönük 5 yıllık intibak alacaklarının sulh yoluyla ödeneceğini açıkça kabul ve taahhüt etmesine rağmen ; daha sonradan değişik gerekçeler ve bahaneler ileri sürerek ödemeleri gerçekleştirmemesi ve hazine zararına yol açmama düşüncesi ile dava açmayan işçilerin alacak haklarının zamanaşımına uğradığını ileri sürmesinin dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiği ;

 Açılacak bu davalarda da Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 30.03.2017 tarih ve E . / , K.

/ sayılı kararı doğrultusunda işçiler lehine karar verileceği ; bu nedenle, işçilerin alacaklarının sulh yoluyla ödenmesinin hazine zararına yol açılmaması bakımından makul bir talep olduğu ;

Sonuç ve kanaatine ulaşıldığı bildirilmiştir .

12. Dosya kapsamı, idarenin cevapları, yukarıda belirtilen uzman görüşleri ve yargı kararları kapsamında Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde ; 12.1. 21.02.2012 tarihli Protokol ile ilk defa askeri işyerlerinde istihdam edilmeye başlanılan işçilerin ücret derecelerinin, 21 Şubat 2012 öncesinde öğrenim düzeylerinin yanısıra, işe alındıkları meslek kolundaki çalışma hayatları alınarak belirlenmiş olduğu, bazı işçilerin işe giriş ücret derecelerinin belirlenmesi esnasında hatalı uygulamalar yapıldığının tespit edilmesi neticesinde ; kalıcı çözüm sağlanmasına yönelik olarak işveren sendikası olan (TÜHİS) ile işçi sendikası olan (TÜRK HARB-İŞ) arasında 21.02.2012 tarihinde imzalanan protokol kapsamında işe giriş ücret derecelerinin düzeltilmesinin sağlandığı anlaşılmıştır .

12.2. Türk Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşveren Sendikası ile Türk Harb-İş Sendikası arasında akdedilen ve 28 Ekim 2011 tarihinde imzalanan 23 üncü Dönem İşletme Toplu İş

Sözleşmesinin bazı maddelerinde değişiklikler yapılmasını ihtiva ettiği, buna göre; “Yanlış İşe Alma ve Ücret İntibakı” başlıklı 41 inci maddesinin; “İşçi sözleşme şartlarına göre alınması gereken ücret derecesinin altında işe alınmış ise; bu durumu yazılı olarak belgeleyerek düzeltme yapılmasını işverenden ister . İşverenin işçinin bu başvurusunu ve konu ile ilgili belgelerini uygun görmesi

28 / 32halinde, müracaat tarihini takip eden aybaşından geçerli olmak üzere, işçinin hakkı olan ücret

derecesine intibakı yapılır” şeklinde düzenlendiği görülmektedir .

12.3. Bahse konu protokol hükümlerine uygun olarak işe giriş ücret dereceleri düzeltilen işçilerin bu nedenle oluşan geriye doğru ücret, prim, ilave tediye ve ikramiye fark alacaklarının ödenmesi hususunda işçi sendikası tarafından talepte bulunulması üzerine uyuşmazlığın 659 sayılı Kanun

Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde yapılacak sulh sözleşmeleriyle çözümlenebileceği konusunda gerekli olan Hukuk Müşavirliğinin olumlu görüşünü müteakip yayımlanan yazıyla işçilerle sulh sözleşmesi yapılmaya başlandığı anlaşılmaktadır .

12.4. Buna göre, ücretleri yanlış dereceden tespit edilen işçiler bakımından bu ücretlerin doğru derecelere intibak ettirilmesi konusunda tarafların açıkça mutabık olduğu ve bu konuda bir tereddüt olmadığı açıktır .

12.5. MSB tarafından 13.11.2014 tarihinde Türk Harb-İş Sendikası’na hitaben yazılan

Genelge’de ise; geriye doğru yapılacak ücret ödemeleri sonrasında SGK tarafından uygulanacak idarî para cezasının önüne geçilmesi ve sorunun kalıcı olarak çözüme kavuşturulması maksadıyla

MSB’nin üyesi bulunduğu işveren sendikası TÜHİS ile işçi sendikası Türk Harb-İş Sendikası arasında 21 Şubat 2012 tarihinde protokol imzalandığının belirtildiği, bu yazıda ayrıca ücret derecesi hatalı tespit edilen işçilerin durumlarının incelemesinin tamamlandığı, halihazır ücret derecelerinin düzeltilmesinin 15 Ocak 2013 tarihi itibariyle sağlandığının belirtildiği, bu hususta 13.11.2014 tarihli Genelgede 21.02.2012 tarihli protokol uyarınca işe giriş ücret dereceleri düzeltilen işçilerin, ücret derecelerinin işe giriş tarihinden itibaren düzeltilmesi nedeniyle oluşan ücret, prim, ilave tediye ve ikramiye alacaklarının ödenmesi hususunda işçi sendikası tarafından tekrar talepte bulunulması üzerine, söz konusu uyuşmazlığın 659 sayılı KHK hükümleri çerçevesinde yapılacak sulh anlaşmalarıyla çözümlenip çözümlenemeyeceği hususunda MSB Hukuk

Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığının görüşünün alındığının belirtildiği, konuyla ilgili olarak

Hukuk Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığınca; Milli Savunma Bakanı’nın onayının alınması kaydıyla yazıda zikredilen işçilerden daha önce ücret dereceleri düzeltilmeyen ve bu hususta yargı yoluna başvurmayanlar için , komisyon raporundaki kesin kabul ücret dereceleri temel kabul edilerek işe giriş ücret derecelerinin hatalı olduğunun kabul edildiği , 18.01.2013 tarihinden geriye doğru beş yıllık süreye ilişkin ücret ve ücret dışı işçilik alacaklarının ödenmesi maksadıyla sulh anlaşması yapılmasının mümkün olduğunun belirtildiği, belirtilen yazıda işe giriş ücret dereceleri MSB yazısına istinaden düzeltilen işçilerin, intibaktan kaynaklanan alacaklarının 659 sayılı KHK çerçevesinde yapılacak sulh anlaşmaları ile ödenmesi konusunda

Hukuk Müşavirliğinin mütalâasında Bakan onayının alındığı anlaşılmaktadır .

12.6. Ancak sulh sözleşmelerinin yapılmaya başlanmasına rağmen bazı işçilerce, ücret derecesi düzeltilmesi neticesinde oluşan geriye doğru ilave alacakların tahsili maksadıyla yargı yoluna gidilmesi üzerine, yapılan yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporunda “Asıl hakkı doğuran

21.02.2012 tarihli protokol olduğundan talep ve dava konusu yapılan hesaplanmasında hakkı

doğuran protokol tarihinin esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır .” denilmek suretiyle; geriye doğru hesaplanacak işçi alacakları için en fazla 01.02.2012 tarihine kadar geriye gidilmesi gerektiğinin belirtildiğinden, açılan alacak davasının henüz sonuçlanmaması ve bu konuda açılmış

29 / 32olan alacak davası sonuçlanıncaya kadar sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmemesinin

uygun olacağı değerlendirildiğinden daha önce bu hususta sulh sözleşmesi yapılmasına olanak sağlayan Milli Savunma Bakanı Onayının yürürlükten kaldırılması konusunda Milli Savunma

Bakanı Onayı alınarak sulh sözleşmesi tekliflerinin kabul edilmesi sürecinin durdurulduğu anlaşılmaktadır .

12.7. Yaşanan süreç içerisinde, Sendika veya diğer işçiler sulh protokolüne güvenerek dava açmazken, idarenin, kendisine güvenen ve dava açmayan işçileri, dava açan işçiler sebebiyle mağduriyete uğrattığı görülmektedir . Bu durum da ahde vefa (pacta sund servanda) gibi temel bir hukuk ilkesine aykırı olup , dava açan işçiler karşısında, ahdine vefa gösterip sulhe güvenerek dava açmayan işçileri daha mağdur etmek gibi çelişkili, hukuk ve adalet duygularını zedeleyen bir durumu ortaya çıkarmaktadır .

12.8. Bunun sonucu olarak da, sulh anlaşmasına güvenerek dava açma hakları olmasına rağmen dava açmayarak zamanaşımı riskine muhatap olan işçiler yönünden, Anayasanın 36 ncı maddesinde temelini bulan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği söylenebilir . Ayrıca idarenin uyandırdığı güvene aykırı davranması bakımından da yapılan uygulamanın 659 sayılı KHK’daki anlayışa aykırı olduğu izahtan varestedir .

12.9. Sonuç olarak, MSB’nin davranışı ve işlemlerinin, taraflar arasındaki sulhun temelini teşkil eden 659 sayılı KHK’nın temel anlayışına ve düzenlemelerine uygun olmadığı gibi, yeni sorunlara yol açacak nitelikte olup; mağduriyet devam ettiğinde Sendika ve işçiler yeni hukukî arayışlar içine girmeleri, yeni davalar açmaları; hem yargıya gereksiz iş yükü çıkartması hem de idareye zaman, emek ve para kaybettireceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, yapılan uygulamanın idarenin aleyhine sonuçlar doğuracağı söylenebilir .

12.10. Diğer yandan, Milli Savunma Bakanlığı; işçiler tarafından açılan davalarda, alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığı iddiasını ileri sürmekte olup; somut olay çerçevesinde borcun idare tarafından ikrar edilip edilmediği ve ikrarın zamanaşımına etkisi açısından yapılan değerlendirmede ise; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32 nci maddesinin son fıkrası gereğince işçilik ücret alacaklarında zamanaşımı süresinin beş yıl olduğu dikkate alındığında, 21.02.2012 tarihli sözleşmeden doğan alacaklar 21.02.2017’de zamanaşımına uğramaktadır . Ancak yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan uzman görüşlerinde de belirtildiği üzere, bunun için TBK . m. 153 ve

TBK . m. 154’de yer alan zamanaşımının durması veya zamanaşımının kesilmesine yol açan sebeplerden birisinin gerçekleşmemesi gerekmektedir . Zira Milli Savunma Bakanlığı’nın

13.11.2014 tarihli yazısının hukuki niteliği itibariyle Sendika üyesi işçilerin 21.02.2012 tarihli

sözleşmeden doğan alacak haklarının ikrarı niteliğinde olduğu değerlendirildiğinden ; borcun ikrarına ilişkin iradenin TBK . 154 hükmü gereğince zamanaşımını kesen bir sebep olduğu ;

TBK_ 156 gereğince zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı; bu sürenin ise 4857 sayılı Kanun’un 32 nci maddesinin son fıkrası gereğince 5 yıl olduğu; işçilerin intibaklarından doğan alacakların işçilik ücretlerinden bağımsız ve 21.02.2012 tarihli sözleşmeden doğan bir alacak olduğunun kabulü halinde ise zamanaşımı süresinin TBK . 146 gereğince 10 yıl olduğu ; buna göre Türk Harb-İş Sendikası üyesi işçilerden; yapılan intibaklar nedeniyle doğan alacaklarını tahsil edemeyen ve dava yoluna başvurmayanların; zamanaşımının kesilme tarihi olan

30 / 3213.11.2014’den itibaren 5 yıl içinde ; ( TBK . 146’nın kabulü halinde ise 10 yıl içinde ) yani

13.11.2019 tarihine kadar dava açma imkânına sahip olduğu sonucuna varılmıştır .

12.11. Diğer yandan Milli Savunma Bakanlığı’nın 13.11.2014 tarihli yazı ile işçilerin dava açmamaları şartıyla geriye dönük 5 yıllık intibak alacaklarının sulh yoluyla ödeneceğini açıkça kabul ve taahhüt etmesine rağmen ; daha sonradan ödemeleri gerçekleştirmemesi ve hazine zararına yol açmama düşüncesi ile dava açmayan işçilerin alacak haklarının zamanaşımına uğradığını ileri sürmesinin dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmektedir .

Anılan işçilerce açılan davalarda 21.02.2012- 15.01.2013 tarihleri arası alacakların varlığına karar verilmiş ise de iş bu kararlar Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 30.03.2017 tarih ve E.

/ , K . / sayılı kararı ile bozulmuştur . Bu anlamda işçiler tarafından açılacak bu davalarda da Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 30.03.2017 tarih ve E . / , K. / sayılı kararı doğrultusunda işçiler lehine karar verilmesi muhtemel olduğundan , işçilerin alacaklarının sulh yoluyla ödenmesinin hazine zararına yol açılmaması bakımından makul bir talep olduğu değerlendirilmektedir . Her ne kadar MSB ödemeleri aleyhe dava açıldığı gerekçesi ile durdurmuşsa da, davalar işçiler lehine sonuçlandığından, idarenin durdurma kararının işlevsiz kaldığı görülmektedir .

12.12. Somut uyuşmazlık bakımından zamanaşımı süreleri geçecek olsa dahi, bu def ’inin MSB tarafından işçilere karşı ileri sürülebilmesi mümkün değildir . Zira bazı hallerde bir borçlunun zamanaşımı def ’ini ileri sürmesinin dürüstlükle bağdaşmayabilmektedir . Somut olay bakımından MSB tarafından sendika işçilerine intibaktan kaynaklanan fark ücretlerinin ödenmesi noktasında güven verildiği, 13.11.2014 tarihli yazılı Genelge ile ödemelerin sulh anlaşması ile yapılacağının belirtildiği, bazı işyerlerinde ödemelerin yapıldığı, bazı işçilerle sulh anlaşmasının da imzalanmış olduğu, idarenin borçlu olduğunu ikrar etmiş olduğu tüm işçiler bakımından ödeme yapacağını belirttikten ve bazı işçilere ödeme yaptıktan sonra, dava açmadan MSB’ye güvenip bekleyen işçiler bakımından alacakların zamanaşımına uğradığı iddiasında bulunması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddesinin; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır . Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” hükmünde yer alan dürüstlük ile bağdaşmamaktadır .

12.13. Sonuç olarak idarenin zamanaşımına yönelik defi niteliğindeki itirazlarının yukarıda belirtilen gerekçelerle 659 sayılı KHK’nın amacına ve ruhuna ve TMK 2 nci maddesinde uygun olmadığı; zira sulh anlaşmasının gereğinin durdurulması ile idarenin kendi eliyle yine idare hukukunun temel prensiplerinden, temel ilkelerinden olan idareye güven ilkesini açıkça zedelediği ve neticede büyük bir mağduriyete yol açtığı değerlendirilmektedir .

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 13. 28/ 03/ 2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği

Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Milli Savunma Bakanlığının, Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde göndermediği ve böylece “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranmadığı, yine

31 / 32idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu

nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine; diğer yandan yukarıda gerekçelendirildiği üzere “ şeffaflık” ve “haklı beklentiye uygunluk” ilkelerine uygun davranmadığı, bu ilkelere uygun davranması gerektiği beklenilmektedir .

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

14. 6328 sayılı Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci maddesinde, Kamu Denetçiliği Kurumunun inceleme ve araştırmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandıramaması hâlinde durmuş olan dava açma süresinin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir . Bu kapsamda incelemenin altı ayda bitirilememe gerekçesi, dava açma süresinin kaldığı yerden yeniden işlemeye başlayacağı hususu ve yargı yolu başvurana 31/ 10/ 2018 tarihli ve sayılı yazı ile bildirilmiştir .

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE;

Milli Savunma Bakanlığı tarafından, sulh anlaşmasının hukuka aykırı bir şekilde durdurulması neticesinde mağdur edilen Sendika üyelerinin bu mağduriyetlerinin giderilmesi ve ortaya çıkan bu hukuka aykırı işlemin ortadan kaldırılması için MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINA

TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Milli Savunma Bakanlığı’nca

bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi .

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi