|
ÖZET: Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup, davacının sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi ve zamanaşımı süresinin başlangıcı üzerine odaklanmaktadır. Yargıtay, iş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat taleplerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu belirtmiştir. Zamanaşımının, alacağın muaccel olmasıyla başladığı ve iş kazası sonucunda zararın öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başladığı ifade edilmiştir.
Dava dosyasında, davacının iş kazası sonucu %27 oranında sürekli iş göremezlik yaşadığı ve bu durumun tespitinin Adli Tıp Kurulu tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, davacının zamanaşımının başlangıç tarihinin 19.06.2010 olduğu ve bu tarihten itibaren on yıllık sürenin dolduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, davacının talep ettiği maddi tazminat miktarının zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, davacının maddi tazminat talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuş ve davacının tazminat taleplerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu durum, iş kazası tazminat davalarında zamanaşımının önemini ve sürecin dikkatli bir şekilde yürütülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. |
10. Hukuk Dairesi 2023/11056 E. , 2024/10398 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1932 E., 2021/2228 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 43. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/932 E., 2021/212 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar … ve … Sanayi ve Temizlik Hizmetleri Ticaret Anonim Şirketinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine, davalı … Belediyesinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, sigortalının 19.06.2010 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
1. Davalı … Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iş kazası sebebiyle maluliyetinin bulunmadığını, iş gücü kaybının iş kazasından değil davacıda var olan epilepsi hastalığından kaynaklandığını, davacının iş yeri talimatına uygun davranmaması sonucu kendi kusurlu hareketi ile kazaya sebebiyet verdiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
2.Davalı … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, diğer davalı … şirketi aralarında herhangi bir bağ bulunmadığını, davacının epilepsiden kaynaklı %40 engelli raporu olduğunu, iş kazasından kaynaklı iş gücü kaybı bulunmadığını, meydana gelen iş kazasında şirketlerinin kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
3.Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazasının olduğu tarihte işveren sıfatlarının bulunmadığını, husumet itirazında bulunduklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile 124.546,24 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 19.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve davalı … Belediyesinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 35.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 19.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve davalı … Belediyesinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, davalı … San. ve Tem. Hiz. Tic. A.Ş.’ye yönelik açılan maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davalı asıl işveren Çankaya Belediye Başkanlığı ile alt işveren … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şirketi nezdinde çöp toplama ve nakli hizmet alım işinde 04.05.2020 tarihinden itibaren çöp toplama işçisi olarak çalışan davacının olay tarihi olan 19.06.2010 tarihinde 32 yaşında iken iş kazası geçirdiği, yapılan işin niteliği itibariyle yardımcı iş niteliğinde sayılmakla davalı … Belediyesinin asıl işveren … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şirketinin alt işveren olarak esas alınan kusur oranına göre dava konusu tazminatlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu sonucuna varılmasının yerinde olduğu, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 03.06.2020 tarihli raporu kapsamında davacının % 27 oranında iş göremezlik oranının bulunduğunun ve bakıma muhtaç olmadığının tespit edildiği, SGK inceleme raporuna göre; davalı … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şti’nin %75, davacının %25 kusurlu olduğunun tespit edildiği, kusur durumunun tespiti için her biri iş güvenliği uzmanı olan bilirkişi heyetine tevdi edilen dosyada alınan 26.07.2019 tarihli heyet raporunda iş kazasının oluşumunda gelişi güzel çalışılmasına ve buradaki güvenliğin çalışanların inisiyatifine bırakması nedeniyle %50 oranında davalı … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şti. yapılan işin niteliği itibariyle kullandırılan vincin halatın sağlamlığının sağlanmaması nedeniyle %15 oranında davalı … Belediye Başkanlığı, gerekli mesafede durmaması nedeniyle %35 oranında davacı kusurunun belirlenmesinin olaya ve dosyadaki delillere uygun olduğu, neticeten hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunun denetime elverişli, kusurun aidiyeti ve dağılımı açısından yapılan değerlendirmelerin ise isabetli olduğu, yapılan hesaplamalarda SGK tarafından ödenen rücuya tabi ödemelerin isabetli bir şekilde tenzil edildiği, yol masrafları tedaviye yönelik olduğundan yapılmayan muhtemel tedaviye ilişkin dahi masraf talep edilebileceği gözetildiğinde yol masraflarının hüküm altına alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, ıslah değer artırım dilekçesi kapsamında davalı olarak iş ortaklığının gösterilmesi maddi yazım hatası olup, davacı tarafın düzeltme dilekçesinin kabulü ile bu kapsamda davalı … yönünden Mahkemece takdir edilen vekalet ücretinde istinafa gelen yönünden hata bulunmadığı sonucuna varıldığı, yerleşik içtihatlar kapsamında maddi ve manevi tazminat talepli davalarda faiz başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu, talep gibi faiz başlangıç tarihinin belirlenmesinin yerinde görüldüğü, eyleminin kabul edilen meydana geliş biçimi, tarafların kusur oranları, ekonomik ve sosyal durumları, olay tarihi ve yukarıda anılan ilkeler nazara alındığında, davacı yararına takdir edilen manevi tazminat tutarının manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek düzeyde olup, fazla olmadığı sonucuna varıldığı, davacının 19.06.2010 tarihinde geçirdiği iş kazası sürekli iş göremezlik oranının tespiti için SGK Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 28.02.2017 tarihli raporuna göre sürekli iş göremezlik derecesi %27 olarak tespit edilmişken, itiraz üzerine alınan SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 13.03.2019 tarihli raporuna göre %27, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 03.06.2020 tarihli raporuna göre de %27 olarak tespit edilmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda davacının 19.06.2010 tarihli iş kazası neticesinde davacı bakımından değişen ve gelişen durumun olmadığı ve neticeten zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu eldeki davanın; 6100 sayılı HMK’nın yürürlükte olduğu tarihte açıldığı, dilekçe kapsamına göre fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu belirtilerek kısmi dava türünde açılmış olup 11.11.2020 tarihli ıslah dilekçesinde ise “belirsiz nitelikte maddi tazminat” miktarının artırıldığının belirtildiği, dava konusu olayda, davacı bakımından zamanaşımının başlangıç tarihinin 19.06.2010 tarihi olduğu, hal böyle olunca, kısmi dava olarak açılan davanın tam ıslah yolu ile dahi olsa belirsiz alacak davasına dönüştürülemeyeceği de dikkate alınarak maddi tazminat isteminin artırılmasına ilişkin ıslaha karşı süresi içerisinde ileri sürülen zamanaşımı def’i nin ilgili asıl işveren yönünden kabul edilip, davacı yönünden ıslahla artırılan maddi tazminat kısmının ilgili davalı yönünden reddi yerine, yazılı şekilde ıslah konusu maddi tazminat istemini de kapsar biçimde, maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi hatalı olmakla, davalı … Belediyesinin maddi tazminat yönünden ıslah zamanaşımına yönelen istinaf talebinin yerinde bulunduğu, öteki taraftan; davacı için alınan raporlarda “bakıma muhtaç kaydı” bulunmamasına rağmen geçici iş göremez kaldığı süre boyunca bakıcı gideri hesabı yapılarak maddi tazminat alacağına karar verilmesi yönünden açık istinafa gelen davalı … Belediyesinin istinaf başvurusunun kabulü ile bu miktarın ilgili davalı yönünden reddi gerektiği gerekçesiyle;
I-Davalılar … ve … Sanayi ve Temizlik Hizmetleri Ticaret Anonim Şirketinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,
II-Davalı …’nin istinaf başvurusunun yukarıda belirtili sebeplerle sınırlı olarak HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
III- Davanın davalılar … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve … yönünden kısmen kabulü ile
a-124.546,24-TL maddi tazminatın (davalı … Belediyesinin bu miktarın 300,00- TL’sinden sınırlı sorumlu olmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) iş kazası tarihi olan 19.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve …’nden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin … yönünden reddine,
b-35.000,00-TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 19.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar … Sanayi Ürünleri İmalat ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve Çankaya Belediyesinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
c-Davalı …’ne yönelen davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın dava türlerinden “kısmi dava” türü değil, belirsiz alacak davası olduğunu, dolayısıyla belirsiz alacak davasını açtığı tarih olan 18.03.2016 tarihinde zamanaşımının kesilmiş olduğunu, somut olayda uygulanacak olan zamanaşımı süresinin TBK hükümleri gereği ceza zamanaşımı olduğunu, lehlerine hükmedilen bakıcı giderinin hukuka uygun olup bu hususun bilirkişi raporuyla da sabit olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı … San. ve Temizlik Hiz. Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; hem beyan düzeltme dilekçesi maddi hata olarak kabul edilmemeli hem de 2. bedel arttırım /ıslah dilekçesine muvafakati olmaması nedeniyle 11.11.2020 tarihli bedel arttırım /ıslah dilekçesinin esas alınması gerektiği ve müvekkilinin ilam vekalet ücretinin buna göre tespit edilmesi gerektiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
3.Davalı … vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurması, gelir bağlanmasını talep etmesi, varsa bakiye alacağı için de dava açması gerektiğini, davacının geçirmiş olduğu kaza sonucu maluliyeti olmadığı gibi, aksine, çalışmasına engel bir durumunun da tıbben söz konusu olmadığını, davacının uzun yıllardır epilepsi hastası olduğunu, müvekkiline atfedilen kusur %15 oranında olduğundan 300,00-TL’nin % 15’i oranında maddi tazminata hükmedilmesi gerektiğini, maddi tazminat isteminin reddedilen miktarı üzerinden lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiği halde 300,00-TL üzerinden vekalet ücreti hükmedilmesinin HMK’nın dava masraf ve vekalet ücretine ilişkin hükümlerine aykırı olduğunu, manevi tazminat istemi ile ilgili olarak kabul kararı verilen miktarın diğer davalı şirket ile idareden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira kusur oranına göre kabul edilen manevi tazminatın %15’i oranındaki kısmından sorumlu tutulması gerektiğini, reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden de diğer davalı şirket ve İdare lehine ayrı ayrı vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiği halde tek vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
4.Davalı … Sanayi … Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazında bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesince dikkate alınmayarak hüküm kurulduğunu, söz konusu kazanın meydana gelmemesi için alınması gerekli tedbirlerin ağırlıklı olarak Çankaya Belediyesinin sorumluluğunda olmasına rağmen müvekkili şirkete diğer davalı … Belediyesinden daha fazla kusur yüklenmesinin hukuka aykırı olduğunu, rücu dosyasında müvekkili şirketin % 30 kusurlu bulunduğunu, davacının epilepsi hastası olduğunu, davacının iş görmezlik tespitinde bu hastalığının etkili olmadığı yönündeki rapora itibar edilerek bu yönde hüküm kurulmasının doğru olmadığını belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55, 74 ve 417. maddesi, 5510 sayılı Kanunun 13. maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 4. maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı HMK nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.
3.Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
2. Maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalılar vekillerinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; kaza olayı sonucu davacı sigortalının % 27 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, olayın meydana gelmesinde davalıların %65 oranında, davacı kazalı … Temel’in %35 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır.
3. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161. (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
4. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125. maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125. maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146. (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
5. Türk Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.
6. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.
7. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK’nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.
8. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.
9. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.
10. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık “gelişen durum” ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK’nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).
11. Nitekim HGK’nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da “geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir.” şeklinde belirtilmiştir.
12. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 19.06.2010 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde yaralanan davacının SGK Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezi’nin 28.02.2017 tarihli raporu, SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 13.03.2019 tarihli raporu ve giderek Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 03.06.2020 tarihli raporu ile sürekli iş göremezlik oranının %27 olarak tespit edildiğine, yardıma muhtaç olmadığına ve kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği anlaşılmıştır.
13.Bu açıklamalara göre davacının sürekli iş göremezlik oranının %27 olduğunun Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 03.06.2020 tarihli raporu ile tespit edildiği gözetildiğinde, davacının zararının bu tarihte belli olduğu anlaşılmaktadır. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında talep artırım dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat miktarının zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün değildir.
14. Öte yandan, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK. ile … davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107. maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
15. Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”
16.Bu doğrultuda HMK ‘nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
17.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli … gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
18.Öte yandan HMK`nin 33. maddesine göre hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
19.Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin hakime olduğu hususu da dikkate alınarak davayı 6100 sayılı HMK’nun 107. maddesine dayalı belirsiz alacak davası olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi ve buna göre de zamanaşımının dava tarihi itibariyle tüm alacak yönünden kesildiğinin kabul edilerek talep artırıma yönelik dilekçeye yönelik zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır.
20.Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin 04.12.2020 tarihli talep artırım dilekçesinde talep edilen miktarın zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur.
21. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Manevi tazminatlara yönelik temyiz istemlerinin miktardan reddine,
2.Davalılar vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz istemlerinin reddine,
3.Davacı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz istemleri nedeniyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
4.Temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
5.Aşağıda yazılı temyiz harcının sorumlulukları oranında ilgililere yükletilmesine,
6.Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine,
05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.