|
ÖZET: Uyuşmazlık, iş kazası sonucu maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkeme, işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirmediği iddialarını değerlendirirken, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5. maddeleri çerçevesinde işverenin sorumluluğunu belirlemiştir. İşverenin, çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü, iş kazasında meydana gelen zararın tazmini açısından kritik bir unsurdur.
Mahkeme, kazanın meydana gelmesinde davacının %100 kusurlu olduğunu belirlemiş, ancak işverenin de gerekli önlemleri almadığına dair delillerin toplanması gerektiğini vurgulamıştır. İşverenin sorumluluğu, yalnızca yazılı kurallara değil, aynı zamanda iş güvenliği açısından gerekli tüm önlemlere uymasıyla da bağlantılıdır. Sonuç olarak, mahkeme, olayın tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu kapsamda, kazanın gerçekleştiği süreçteki çalışma saatleri, dinlenme süreleri ve işverenin alması gereken önlemler detaylı bir şekilde incelenmelidir. Tüm bu unsurlar, iş kazasında tarafların kusur oranlarının belirlenmesinde belirleyici olacaktır. |
10. Hukuk Dairesi 2023/6646 E. , 2024/12118 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/3606 E., 2023/424 K.
KARAR : Davanın Reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/1235 E., 2021/924 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin davalı şirket bünyesinde çalışmakta iken 11.11.2016 tarihinde kendisine verilen talimat doğrultusunda arızalanmış bir tırı tamir etmek üzere işverenin aracıyla gece vakti Adana’ya doğru yola çıktığını, yolda geçen süre ile tırın tamiri için gerekli olan sürenin müvekkilinin sabaha kadar hiç uyumaksızın çalışmasına neden olduğunu, kendisine verilen tamir işini sabaha karşı tamamladıktan sonra Adana’dan Konya’ya dönmek için yola çıkan müvekkkilinin önceki gün neredeyse 24 saat çalışmış olmasının verdiği yorgunlukla ve yıpranmışlıkla trafik kazası yaptığını, kazadan sonra yoğun bakımda 20 günü aşkın süre kaldığını, ardından ayrıntılı tedaviler uygulandığını, davalının gerekli güvenlik tedbirlerini almadığını ve denetimini yapmadığını, işçileri yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmediğini, gerekli eğitimi vermediğini, davalının müvekkilinin ağır şekilde yaralanmasına sebep olan iş kazasının meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin kusuru olmadığını, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat, 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, dava konusu kazanın tamamen davacının kusurundan kaynaklandığını, müvekkilinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, Ulukışla Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/19 Soruşturma sayılı dosyasında davacının tam kusurlu bulunduğunu ve diğer araç sürücüsünün kural ihlali yapmadığının anlaşıldığını, kazanın davacının dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmesi sonucu tam kusuruyla meydana geldiğini, müvekkili işverenin davacıya yola çıkmamalarını söylediğini, müvekkilinin her türlü iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini verdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin bir kusurunun bulunmadığı, kazanın meydana gelmesinde davacı kazalının %100 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesiz dayanaktan yoksun ve çelişkilerle dolu raporuna dayanarak davacının kazanın meydana gelmesinde % 100 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle maddi manevi tazminat taleplerini reddetmesinin ek rapor yeni heyet raporu alınması taleplerinin dikkate almamasının hukuki dinlenilme … ve adil yargılama hakkını kısıtlama niteliğinde olduğunu, kazada açıkça işverenin denetim ve gözetim yükümlülüklerini aykırı hareketlerinin olduğunu davacının trafik kazasında %100 kusurlu olsa bile işverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatına aykırılığının bulunduğunu, manevi tazminat açısından davacı aleyhine maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretinin hatalı olduğunu bildirmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;”…İlk derece mahkemesince iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda; kazanın meydana gelmesinde davacının yerine getirmediği dikkat ve özen yükümlülüklerinin tek ve temel etken unsur olduğu, davalı işverenin herhangi bir etkisinin ve ihmalinin bulunmadığı bildirilmiş, SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının inceleme raporu da aynı yönde tesbitte bulunmuştur. Bilirkişi heyeti tarafından denetime elverişli şekilde ve iş güvenliği mevzuatına uygun hazırlanan rapor ve SGK tarafından yapılan tahkikatta da aynı sonuca ulaşılmış olması dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen ret kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacı tarafın vekalet ücreti konusundaki istinaf talebinde ise; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ve Yargıtay 22 HD nin 16.07.2020 T 2018/567 E 2020/9618 sayılı kararları gereğince manevi tazminata ilişkin davanın tamamı reddedildiğinden davalı taraf lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin kabulü ile bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden vekalet ücretine ilişkin hüküm kurulmak üzere kararın kaldırılması, bunun dışındaki istinaf sebepleri açısından ise ret kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur…” gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının kazanın meydana gelmesinde % 100 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle maddi manevi tazminat taleplerini reddetmesinin ek rapor yeni heyet raporu alınması taleplerinin dikkate almamasının hukuki dinlenilme … ve adil yargılama hakkını kısıtlama niteliğinde olduğunu, kazada açıkça işverenin denetim ve gözetim yükümlülüklerini aykırı hareketlerinin olduğunu davacının trafik kazasında %100 kusurlu olsa bile işverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatına aykırılığının bulunduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasında kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 55 inci, 74 üncü ve 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesi, 4857 sayılı İş Kanun’un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun’un 4 üncü maddeleri, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken 4857 sayılı Kanun’un 77 nci ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
2. Buna göre 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4 üncü maddesinde:
“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun … getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların … ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun … getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.
3. Görüldüğü üzere işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci madde de işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu madde de ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
4. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
5. Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
6. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
7. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
8.Yine Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1979 yılında benimsenen ve Ülkemizce de onaylanan Karayolu Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin 153 sayılı İLO Sözleşmesi’nin 5 ve 6 ncı maddelerinde karayolu taşımacılığında sürücü olarak çalışanların azami çalışma saatleri belirlenmiş, anılan maddelerde hiçbir sürücünün mola vermeksizin ve devamlı olarak dört saatten fazla araç kullanmasına izin verilemeyeceği, her ülkenin yetkili makam ya da kuruluşunun, özel ulusal koşulları dikkate alarak, sözü geçen dört saatlik süreyi bir saatten fazla olmamak üzere artırabileceği, fazla mesai dâhil, azami toplam araç kullanma süresinin günde dokuz, haftada kırk sekiz saati aşamayacağı düzenlenmiştir.
9.Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98 inci maddesinin B bendi gereğince yük ve yolcu taşıması yapan araç işletenleri ile bu araçları sürenlerden; Araç işletenlerinin;
1) Otobüs, kamyon ve çekici araçlarında takoğraf cihazı bulundurmaları ve bunların işler durumda olmalarını sağlamaları,
2) Araçlarına ait takoğraf kayıtlarını, kayıt tarihinden itibaren 1 ay süreyle araçlarda, 5 yıl süreyle de işyerlerinde, işyeri yoksa araçlarında muhafaza etmeleri veya ettirmeleri,
3) Trafiğe çıkardıkları taşıtların cins ve plakalarını, şoförlerin kimler olduğunu, işe çıkış yer, gün ve saati ile gidilecek yeri kaydettikleri bir defter veya liste düzenleyerek kayıtlarını tutmaları,
4) Yük ve yolcu nakliyatı yapan kuruluş yetkililerinin şoförlerin çalışma sürelerini ve bu süre içerisindeki kural dışı hareketlerini izlemeleri ve kuralları ihlal etmeyi itiyat haline getiren şoförleri eğitmeleri ve bu konuda önleyici tedbirler almaları,
5) Şehirlerarası yük ve yolcu nakliyatı yapan araçlarda, bu Yönetmeliğin öngörmüş olduğu çalışma ve dinlenme sürelerini göz önünde bulundurmak suretiyle, şoförlerin gideceği yer ve güzergahları dikkate almaları ve buna göre uğrayacağı, il, ilçe veya durak yerlerinde yedek şoförleri hazır bulundurmaları, zorunludur.
10.Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; 11.11.2016 tarihinde davalı işyerine ait … plaka sayılı kamyonet tipi aracı sevk ve idare eden davacı …’nın, Ulukışla istikametinden Aksaray istikametine seyir halinde olduğu sırada öndeki aracı sollamaya çıktığı esnada kendi aracının sol ön köşe kısımlarıyla karşı istikametten gelmekte olan … Dayan sevk ve idaresindeki … çekici ve… dorse plakalı aracın sol ön yan kısımlarına çarpması sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası meydana geldiği, SGK Başkanlığı inceleme raporunda; olayın iş kazası olduğunun, kazalının %100 kusurlu olduğunun belirtildiği, eldeki dosyada Mahkemece aldırılan 27.12.2020 tarihli kusur bilirkişi raporunda; davacı kazalının 29/18 sayılı Karayolları Trafik Kanunu 84 üncü maddesinde yer alan diğer kusurlardan 56/1-a’da belirtilen şerit izleme ve değiştirme kurallarına uymamak, dikkatli ve tedbirli olmamak şeklinde özetlenebilecek taksirli eylemi nedeniyle kazaya sebebiyet verdiği ve olayda %100 kusurlu olduğunun belirtildiği, Mahkemece işbu rapora itibar edilerek hüküm kurulduğu, ancak hükme esas alınan kusur raporundaki kabul ile kusur oranı tespitlerinin trafik iş kazasının gerçekleşmesine ilişkin oluşa uygun olmadığı, kazazedenin kazanın gerçekleştiği gün kaç saat çalıştığı, ne kadar süre istirahat yapması gerektiği, kazanın gerçekleştiği an itibariyle yorgun olup olmadığı, aracın teknik bakım ve kontrollerinde eksiklik olup olmadığı, yapılan işin niteliğine göre, iş ile ilgili ve işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün ilgili maddelerine göre işverenin işyerinde alması gerekli önlemleri alıp almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı, tüm bunların olaya etkisinin varlığı gibi hususların ayrıntılı incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranının hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmadığı anlaşılmaktadır.
11.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra Mahkemece yapılacak iş, aynı olaya ilişkin varsa rücu dava dosyasındaki kusur raporlarının da dosya kapsamına getirtilerek – verilen kararların kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek, kazanın gerçekleştiği günden önce yapılan çalışma saatlerini gözeterek araçta yedek şoför bulunup bulunmadığı, iş kazasının gerçekleştiği olay anına gelinceye kadarki süreçte kazazede sigortalının çalışma, araç kullanma ve dinlenme sürelerine uygun olarak çalıştırılıp çalıştırılmadığı, böylelikle olay anında kazazede işçinin yorgun olup olmadığı hususunda da taraflarca gösterilen delillerin de toplanarak dosya kapsamına dahil edilmesi bu şekilde toplanacak delillerle birlikte dosyanın trafik – iş güvenliği alanında uzman A Sınıf İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı 3 kişilik heyete tevdii edilerek tarafların somut verilere dayalı iş güvenliği açısından alması gereken önlemlerin neler olduğu hangi önlemlerin alınıp; hangi önlemlerin alınmadığı, trafik iş kazası olayının gerçekleşmesinde taraf kusurlarının belirlenmesi sağlanıp, çelişki oluşması halinde çelişkilerin de giderilmesi suretiyle mevcut delillerle birlikte değerlendirmek ve dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek bir karar vermekten ibarettir.
12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.11.2024 tarihinde karar verildi.