|
ÖZET: Uyuşmazlık, davacının 03.12.2009 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olup olmadığının tespitine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi, davanın kısmen kabulüne karar vererek, kazanın iş kazası olduğuna hükmetmiş, ancak davalı Türkiye Taşkömürü Kurumu yönünden davanın reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece kararını esastan reddederek, temyiz başvurularını da onaylamıştır.
Yargıtay, iş kazası tespitine ilişkin kararın, tarafların iddiaları, belgeleri ve hukuki nitelendirmeleri açısından usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirmediğine hükmetmiştir. Bu bağlamda, iş kazası tespitinin, işverenin sorumluluğu ve iş sağlığı güvenliği açısından önem taşıdığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, iş kazasının tespiti yönündeki ilk derece mahkemesi kararını onayarak, işverenin sorumluluğunun devam ettiğini ve iş kazasının iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu durum, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku açısından önemli bir içtihat oluşturmuştur. |
10. Hukuk Dairesi 2024/2898 E. , 2024/13578 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2879 E., 2023/2767 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/282 E., 2023/259 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı, davalı Kurum ve davalı … Madencilik Pet. Ürün. Enerji. A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, davacının 03.12.2009 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili, sigortalının yapmış olduğu başvuru sonucu dilekçesinde belirtmiş olduğu işverenden gerekli belgeler istenmiş olmasına rağmen işverence gerekli bildirim yapılmadığını, bu nedenle iş kazası kabul edilmeyeceğini belirterek haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı TTK vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, 3213 sayılı Kanun’un ek 7 maddesi gereğince Kurumun sorumluluğunun bulunmadığını, muvazaa ilişkisinin bulunmadığını belirterek, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … Madencilik…A.Ş. vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının davalı … Madencilik çalışanı olmadığını, ihbar olunan …-Hamarat Madencilik’in çalışanı olduğunu, husumet yönünden reddine karar verilmesini ve kaza tarihinden uzun zaman sonra Kuruma başvuru yapıldığını belirterek, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, davanın davalı TTK yönünden reddine, davanın diğer davalılar yönünden kabulü ile davacı …’nun 03.12.2009 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı, davalı Kurum ve davalı … Mad. Pet. Ürün. Enerji…A.Ş. vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, Türkiye Taşkömürü Genel Müdürlüğünün işveren olduğunu, davalı Kurum vekili, işverenin iş kazası bildiriminde bulunmadığını, davalı … Mad. Pet. Ürün. Enerji…A.Ş. vekili, sigortalının … çalışanı olduğunu, şirketin sorumluluğunun bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemişlerdir.
C. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde verilen hükmün yerinde olduğu anlaşılmakla davacı, davalı Kurum ve davalı … Mad. Pet…A.Ş. vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Temyiz yoluna başvurma harcı ve aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üyeler …, … ve … oyları ve oy çokluğuyla,
23.12.2024 tarihinde karar verildi.Başkan
KARŞI OY GEREKÇESİ
I. TEMEL UYUŞMAZLIK:
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık 2006 yılında davalı … İşletmelerinin asıl işi kapsamında olan maden çıkarma faaliyetinin, bölge sınırlaması ve … sözleşmesi kapsamında diğer davalıya devredilmesinden sonra davalı A. Şirketinin işçisi olan davacının iş kazası tespitinde, davalı … İşletmelerinin asıl işveren olarak kabulü gerekip gerekmediği noktasındadır.
2. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda “davalılar … Madencilik A.Şirketi ile Hamarat Madencilik … arsında 18 nolu sahada bulunan ocakta faaliyet gösterilmesine dair taraflarca 04.06.2009 imza altına alınmış taşeronluk sözleşmesi gereği … madenciliğin taşeron üzerinde emir talimat denetim yetkisi olduğu kişinin rödavans sahibi davalı … madencilik şirketi üzerinden sigortalı olması da dikkate alınarak davacının olay günü … Madencilik asıl işveren sıfatı ile ve alt işveren sıfatı ile Hamarat madencilik- …’ın bir çalışanı olarak işveren temsilcisinin talimatlanna göre bir işin ifası sırasında geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olduğu ve Davalı … Madencilik ile davalı … Hamaratın asıl işveren ve alt işveren sıfatı ile kazadan müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, TTK ile … Madencilik … A.Ş. (Karadon TİM 18 nolu … Sahası) arasında imzalanmış olan … sözleşmesi gereği, “Firmanın çalıştığı işyerinde Firma işçileri ile birlikte çalışan mühendisi ve daimi nezaretçisi çalışmamakta ve firmaya alet-edevat ve malzeme sağlamadığı, Kurum ile Firma arasında imzalanmış olan rödevans sözleşmesinin 18, 20 ve 22. maddeleri uyarında söz konusu sahada bulunan işyerlerindeki işçi alacaklarından yasal yükümlüklerden Firmanın sorumlu olduğu, TTK’nın yapılan madencilik faaliyetinin işletme projesine uygunluk açısından denetlemeye yetkili olduğu, sahadaki işyerlerinde sürdürülen tüm faaliyetlerdeki İSG önlemlerinden firmanın sorumlu olduğu, … ortaya çıkacak yükümlüklerden Firmanın sorumlu olduğunun belirtildiği, sonuç olarak TTK ile davalı … Madencilik arasında asıl işveren alt işveren taşeron ilişkisi olmadığı aralarında muvazaa olmadığı” gerekçesi ile davalı … İşletmeleri yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden iş kazasının tespitine karar verilmiştir.
3. Kararın davacı ile davalı Kurum ve davalı A.Şirket vekili tarafından istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiş, aynı tarafların temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
II. KAVRAMLAR VE AÇIKLAMASI:
4. Anayasanın 168. maddesi ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4. maddesi gereği devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, arama ve işletme hakkının gerçek ve tüzel kişilere devri ancak kanunun öngördüğü şartlarda mümkündür. Madenler üzerinde imtiyaz sahibi devlet olup bu imtiyazını kömür ve linyitte Türkiye Taşkömürü İşletmeleri Kurumu ile yerine getirmektedir.
5. Madenler üzerindeki hakların bölünmezliğini, devir ve intikalini düzenleyen anılan Kanun’un 5. maddesinde, madenler üzerindeki hakların hiç birisinin hisselere bölünemeyeceği ve her bir hakkın bir bütün halinde muameleye tabi tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan yasal düzenleme çerçevesinde, ruhsat sahibi tarafından maden sahası üzerinde, ruhsatın verdiği yetkilerin tamamının yada bir bölümünün sözleşme ile 3. kişilere devri mümkün değildir. Ancak uygulamada, ruhsat sahipleri özel hukuk alanına giren kimi sözleşmelerle ve belirli bir bedel karşılığında maden çıkarma ve satış haklarını özel kişilere bırakmaktadırlar. … olarak adlandırılan bu yöntemle ruhsat sahipleri, taşeron olarak üretim yapan üçüncü kişilere süreli sözleşmeler ile maden çıkarma ve satış haklarını kiralamaktadırlar.
Günümüz literatüründe …, “maden ruhsat alanlarının, hukuki hak ve sorumlulukları kendisinde kalması koşuluyla hak sahibi tarafından sözleşme ile özel veya tüzel bir kişiye, bir süre tahsis edilmesi durumunda, maden ocağı-nın işletilmesini üstlenen özel veya tüzel kişinin, esas ruhsat sahibine, ürettiği her bir ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ” olarak tanımlanmaktadır.
… sözleşmesine ilişkin Maden Kanunu’nda özel bir düzenleme olmadığı için Borçlar Kanunu’nun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen “hasılat kirasına” ait hükümler uygulanır. Türk Borçlar Hukukunda sözleşmelerde şekil serbestisi geçerlidir. Yasada özel olarak bir şekle bağlanmayan sözleşmeleri taraflar istedikleri şekilde yapabilirler. … sözleşmesi maden ruhsatının devri anlamına gelmediğinden, devir sözleşmesinin Maden İşleri Genel Müdürlüğünde yetkili memur huzurunda yapılması zorunluluğu yoktur. … sözleşmesine ilişkin Maden Kanunu’nda özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte Maden Yasası’nın 28. maddesi gerekçesinde “ diğer taraftan bu süre zarfında madenci kendisine maddi destek arayabileceği gibi, işletme iznini bir başkasına kiralayabilecek ve kanun karşısında teknik ve mali yönden tek sorumlunun ruhsat sahibi olacağı esası getirtilmektedir “ denilmek suretiyle dolaylı da olsa rödövans sözleşmesine işaret edilmekle davanın Mevzuatımızdaki dayanağının Maden Yasası olduğunun kabulü gerekir.
6. Rödovansçının sorumluluğu konusunda 24.06.2010 tarih 27621 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5995 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile Maden Kanunu’na eklenen Ek 7. maddesi ile yeni düzenleme yapılmıştır. Anılan maddede; maden ruhsat sahiplerinin, ruhsat sahalarının bir kısmında veya tamamında üçüncü kişilerle yapmış oldukları … sözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak İş Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki sorumluluklarının rödovansçıya ait olacağı, ancak bu durumun ruhsat sahibinin Maden Kanunu’ndan … sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir. Ancak iş kazası bu değişiklik tarihinden öncedir.
7. 10.06.2010 tarihinde 5995 sayılı Yasa’nın 10. maddesi değiştirilmeden ön-ceki Maden Yasası’nın 17, 24 ve 29. maddelerinde öngörülen yükümlülükler ruhsat sahibi tarafından yerine getirilir. Bu yükümlülüklerin ihmali maden ruhsatının iptali sonucunu doğurur. Rödovansçının maden sahasının iyi bir şekilde işletme borcu vardır. Maden rezervini daha sonraki kullanımlar için ulaşılamayacak şekilde tahrip eden rödovansçı ruhsat sahibine karşı sorumlu olur. Maden Yasası’nın 31. maddesi gereğince işletme ruhsat sahibinin maden işletme faaliyetinde bulunabilmesi ve cevher istihracı yapabilmesi için fenni nezaretçi görevlendirme zorunluluğu vardır. Maden işletmesi … yoluyla yapılıyor olsa dahi fenni nezaretçi atama yükümlülüğü ruhsat sahibine aittir. (Maden ve Taşocakları Hukuku, Doç. Dr. … Topaloğlu).
… sözleşmesinde bir alt işverenlik ilişkisinin kurulup kurulmadığının tespiti, işçilik hakları konusunda … önem arz etmektedir. Kanunen geçersiz olmayan bir alt işverenlik sözleşmesinin mevcut olması halinde alt işverene bağlı çalışanların hakları, prim ve sair alacaklarına ilişkin olarak asıl işveren alt işverenle birlikte İş Kanun’u 2/6 maddesi uyarınca müteselsil sorumluluk altına girecektir. Aksi halde, yani bir alt işverenden söz edilemeyeceği durumlarda, tek işverenin varlığı ve sorumluluğu gündeme gelecektir. Yargıtay, iş hukuku kay-naklı uyuşmazlıklarda … sözleşmesine alt işverenliğe ilişkin hükümlerin uygulanacağını birçok kararında hüküm altına almıştır (Y. 21. HD. 26.01.2010 tarih ve 2009/12236 E, 2010/620 K., Y. 10. HD. 17.10.2014 tarih ve 2014/16695 E, 2014/19906 K.). Ancak son yıllarda bu içtihadın aksine kararlar verildiği anlaşılmaktadır (Y. 22. HD. 01.07.2019 tarih ve 2017/23242 E, 2019/14660 K.).
8. Sosyal güvenlik hukuku boyutu ile bakıldığında ise 506 sayılı Kanun’un 87. maddesine göre; “sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir.” 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 12. maddesinde de “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görev-lendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir. Sigortalılar, üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren, bu Kanun’un işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükümleri düzenlenmiştir. Bu çerçevede, asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka
bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayı-sıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir. İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunma-dığı durumda ise bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise; asıl işverenden istenilen işin, asıl iş ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
9. Aslında burada temel sorun asıl-alt işveren ilişkisinin sözleşme türü olarak yorumlanmasıdır. Oysa bu sözleşme üstü, işçi ve sigortalı açısından yasadan kaynaklanan sorumluluğu düzenleyen üçlü bir ilişki türü olup, her türlü sözleş-meden doğabilir. … sözleşmesi ile de asıl-alt işveren ilişkisi kurulabilir. Önemli olan bu sözleşmede asıl-alt işveren ilişkisinin unsurlarının olup olmadığıdır. Nitekim
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bir içtihadında buna vurgu yaparak “maden ruhsat sahibinin işçi çalıştırıp çalıştırmadığı; üretim araçlarının kim tarafından ne şekilde sağlandığı, üretim işinin kimin tarafından yapıldığı, sözleşme hükümlerinin uygulandığı dönem içerisinde denetim görevinin gerçekleş-tirilip gerçekleştirilmediği, bu konuda eleman çalıştırılıp çalıştırılmadığı; konularının da araştırılarak, 5510 sayılı Kanun’un 12. maddesinde belirtilen koşulların olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (Y. 10. HD. 19.01.2022 tarih ve 2020/4326 E, 2022/770 K.).
10. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’da … sözleşmesinden bağımsız olarak asıl-alt işveren ilişkisi kavramına ve unsurlarına yer vererek, asıl-alt işveren ilişkisi yönünden değerlendirilmesi gerektiğini içtihat etmiştir. (Y. HGK. 31.05.2022 tarih ve 2022/9-439 E, 2022/781 K.). Ancak aynı genel kurul diğer bir kararında oy çokluğu ile verdiği kararda “Sözleşme maddeleri ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde; TTK’nın işletme faaliyetinde bulunmadığı ve kendi adına işletmede işçi çalıştırmadığı, maden işletme ve üretim yönünden herhangi bir faaliyette bulunmadan maden işletme hakkını davalı şirkete devrettiği ve taraflar arasındaki sözleşmenin rödövans sözleşmesi olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır” gerekçesi ile asıl-alt işveren ilişkisi kabul etmemiştir Y. HGK. 26.04.2022 tarih ve 2020/(22)9-61 E, 2022/607 K.).
11. Türkiye’nin 6580 sayılı Kanun’la onayladığı ve 12.12.2014 tarihli 29203 sayılı resmi gazetede yayınlanarak 23.03.2015 tarihinde yürürlüğe giren 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlıkla ilgili Sözleşmesinin tanımlar bölümünün 1/2 maddesinde işveren “bir madende bir ya da daha fazla sayıda işçi, duruma göre operatör (işletmeci), baş yüklenici(ana yüklenici-birincil imtiyaz sahibi), yüklenici ya da taşeron çalıştıran gerçek ya da tüzel kişidir” olarak tanımlanırken, işverenin sorumlulukları 6 ila 12. maddeler arasında belirtilmiş ve 12. madde de açıkça “Aynı madende faaliyetlerin iki ya da daha fazla sayıda işveren tarafından yürütülmesi halinde, madenden sorumlu olan işveren işçilerin güvenliği ve sağlığıyla ilgili tüm önlemlerin yaşama geçirilmesini koordine edecek ve işlerin güvenliğinden birinci derecede sorumlu işveren o olacaktır. Bu hüküm, tek tek işverenleri, işçilerin güvenlik ve sağlığıyla ilgili tüm önlemlerin yaşama geçirilmesi sorumluluğundan kurtarmaz” hükmüne yer vermiştir.
12. Anılan sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde ruhsat sahibinin işletmeci, … sözleşmesi ile devralanın ise alt yüklenici olduğu, bu anlamda söz-leşmeye göre her ikisinin de işveren konumunda olacağı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca iş hukuku normu haline gelen bu sözleşme hükümlerine göre asıl-alt işveren ilişkisinin değerlendirilmesi isabetli olacaktır.
III. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:
13. Davalı … İşletmelerinin Maden Kanunu uyarınca kömür ve linyit madenlerini işletme faaliyeti asıl işi kapsamındadır. … sözleşmesi ile asıl işi kapsamındaki madenin işletilme hakkını devretmekte, ancak yasal sorumluluğu devam etmektedir. İşletme ile davalı Şirket arasında … sözleşmesi yapılması, asıl-alt işveren ilişkisini ortadan kaldırmaz. Zira yukarıda açıklandığı gibi asıl-alt işveren ilişkisi bir sözleşmesel ilişki olmayıp, kanun’dan … ve sigortalı ile sözleşme ile işi veren ve alan işveren arasında bir üçlü ilişkidir. Asıl-alt işveren ilişkisinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun
2/6 ve 5510 sayılı Kanunu’nun 12. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda Türkiye
Kömür İşletmelerinin asıl işini verdiği açıktır. Denetim ve takip ile alt işverence üretilen madeni alma görevi devam etmektedir. İş kazasının asıl işveren sıfat ile davalı … İşletmeleri içinde kabulü gerekir. Davacının bu yönde temyizi uyarınca kararın bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun onama görüşüne katılınmamıştır.