onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, kadastro tespitine itiraz davasında istinaf süresinin hesaplanması ve mahkemeye erişim hakkının korunması üzerine odaklanmaktadır. İlk Derece Mahkemesi, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunu, yasal sürenin geçmesi gerekçesiyle reddetmiştir. Ancak Yargıtay, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 345. maddesine atıfta bulunarak, istinaf süresinin mahkeme kararında doğru bir şekilde belirtilmediğini ve bu durumun hak arama hürriyetini ihlal ettiğini belirtmiştir.

Yargıtay, mahkeme kararında kanun yolları ve sürelerinin açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğunu vurgulayarak, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun süresinde olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda, mahkeme kararının, tarafların temyiz hakkını kullanmalarını imkânsız kılacak şekilde şekilci bir yorumla reddedilmesinin adil yargılanma hakkını zedelediğine karar vermiştir. Sonuç olarak, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına ve davalı Hazine vekilinin istinaf sebeplerinin esastan incelenmesine karar verilmiştir.

8. Hukuk Dairesi         2022/4018 E.  ,  2024/6330 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2019/1606 E., 2020/328 K.
    KARAR : İstinaf dilekçesinin süreden reddine
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Yozgat Kadastro Mahkemesi
    SAYISI : 2015/11 E., 2019/13 K.

    Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesi kararının, davalı Hazine vekili ve davacı – davalılar …, … ve … tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı Hazine vekilinin istinaf dilekçesinin süreden reddine, davacı – davalıların istinaf başvurularının ise esastan reddine karar verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili ve davacı – davalı … tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    K A R A R
    İlk Derece ( Kadastro) Mahkemesince, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 30 ncu maddesi uyarınca genel mahkemeden aktarılan kadastro tespitine itiraz davasının yargılama sonucunda verilen davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine ilişkin hükmün, davalı Hazine vekili ve davacı – davalılar …, … ve …’nin tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının davalı Hazine vekiline 06.05.2019 tarihinde tebliğ edildiği, istinaf başvurusunun ise iki haftalık yasal süre geçtikten sonra 21.05.2019 tarihinde yapıldığı gerekçesiyle, davalı Hazine vekilinin istinaf dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 346 ncı maddesi gereğince süre yönünden reddine, davacı – davaların istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiş olup, iş bu karar, davalı Hazine vekili ve davacı – davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesince, davalı Hazine vekilinin istinaf talebi, yasal süresi geçirildikten sonra yapıldığı gerekçesiyle reddedilmiş ise de bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
    Şöyle ki; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 345 nci maddesinde; “İstinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar.” hükmüne yer verilmiş olup, İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında, istinaf kanun yoluna başvuru süresinin 15 gün olarak belirtildiği, gerekçeli kararın davalı Hazine vekiline 06.05.2019 tarihinde tebliğ edildiği ve davalı Hazine vekilinin, ilk derece mahkemesince belirtilen 15 günlük sürenin son gününde, ancak yasayla düzenlenen iki haftalık süre geçtikten sonra, 21.05.2019 tarihinde kararı istinaf ettiği anlaşılmaktadır.

    Anayasanın, “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altında düzenlenen 40. maddesinin ikinci fıkrasında, devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Yine 6100 sayılı HMK’nın 297 nci maddesinin (ç) bendi uyarınca da hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi yasal zorunluluktur.

    Kanun yollarına ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 345 ve 361 inci maddelerinde düzenlenen süreler, hakim tarafından değil, kanun tarafından tayin edilen süreler olmalarına rağmen, mahkeme kararında bu sürelerin ve başvurulacak merciin belirtilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin bunları salt göstermesi yetmez; aynı zamanda doğru olarak da göstermeleri zorunludur. Yargı kararlarına başvurulacak kanun yolu ile süresinin hükümde açıkça ve doğru olarak gösterilmemiş olması, hak arama hürriyetinin ihlal edilmesine sebep olacaktır.

    Anayasanın 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş; yine taraf olduğumuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde de, herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır.

    Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

    Nitekim, Anayasa Mahkemesi de bir çok kararında; başvurucuların gerekçeli kararda belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülebileceği, mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında, temyiz süresinin mahkeme kararında farklı belirtilmiş olması karşısında, kanunda belirtilen süre olduğu kabul edilerek, dilekçenin reddine karar veren değerlendirmelerin, mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceği, yapılan yorumun başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiği, bu açıdan kararın, başvurucuların mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşarak, Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 2014/819 başvuru numaralı ve 09.06.2016 tarihli (29757 sayılı ve 29.06.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararı)

    Hal böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun süresinde olduğu kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf sebeplerinin esastan incelenmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu, davalının mahkemeye erişim hakkını zedeleyecek şekilde, istinaf dilekçesinin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması cihetine gidilmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
    Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,

    Dosyanın kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

    05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.