|
ÖZET: Bu karar, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasında, davacıların uzun yıllardır zilyetliğinde bulundukları taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ve kendilerine tescili talebini içermektedir. İlk Derece Mahkeme, davacıların zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu belirleyerek davayı kabul etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, taşınmazların doğal sit alanı ve milli park sınırları içinde kaldığını, ancak davacıların bu taşınmazları 20 yılı aşkın süredir zilyetlikleri altında bulundurduğunu ve bu durumun kazandırıcı zamanaşımı ile edinme koşullarını sağladığını tespit etmiştir.
Mahkeme, ayrıca, taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğunu ve koruma alanında bulunmalarının zilyetlikle edinime engel teşkil etmediğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, davacıların haklarının korunması gerektiğine ve taşınmazların kendilerine tescil edilmesi gerektiğine hükmedilmiştir. Temyiz başvurusu, usul ve kanuna uygun bulunarak reddedilmiştir. Bu karar, kazanılmış hakların korunması ilkesine dayanmaktadır ve Yargıtay içtihatlarıyla da desteklenmektedir. |
8. Hukuk Dairesi 2022/5695 E. , 2024/5711 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1110 E., 2022/963 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beyşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/286 E., 2020/200 K.
Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sonucunda, Konya ili … ilçesi …/… Mahallesinde bulunan taşınmazlar yönünden 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) kapsamında yapılan tesis kadastro tespitinin 30.03.2007 tarihinde, …/… çalışma alanında bulunan taşınmazlar yönünden kadastro tespitinin 30.01.2007 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davacılar vekili dava dilekçesinde, murisleri anne ve babalarının ölümü ile kendilerine intikal eden ve uzun yıllardır zilyetliklerinde bulunan, kadastro çalışmaları sırasında sit alanında kaldığı gerekçesiyle davalı Hazine adına tespit ve tescil edilen, 369 ada 1 parsel, 293 ada 13 parsel, 283 ada 89 parsel, 295 ada 107 parsel, 247 ada 20 ve 22 parsellere ait tapu kayıtlarının iptali ile davacılar adına tescilini istemiş; davalı Hazine vekili davanın reddini savunmuştur.
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacı yararına eklemeli şekilde zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, Konya ili … ilçesi …/… Mahallesi 293 ada 13 parsel, 295 ada 107 parsel, 369 ada 1 parsel, 283 ada 89 parsel, …/… mahallesi 247 ada 22 parsel, 247 ada 20 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile, Beyşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/1063 Esas ve 2016/1042 Karar sayılı mirasçılık belgelerindeki hisseleri oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu taşınmazların … Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 03.10.1991 tarih ve 1136 sayılı kararı ile doğal sit alanı ve Bakanlar Kurulunun 11.09.1993 tarihli ve 93/4010 sayılı kararı ile Milli Park sınırları içinde kaldığının tespit edildiği, ancak dava konusu taşınmazların 1956 yılından … Gölü Milli Park statüsüne geçirilen 1993 yılına kadar yaklaşık 37 yıllık zaman aralığında tarımsal alan olarak kullanıldığı, ayrıca parsellerdeki kullanıma Milli Park ilanı olan 1993 yılından sonra da devam edildiği, 1993 tarihli … Gölü Milli Park sınırları içinde iken, 27.11.2018 tarihli ve 30608 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.11.2018 tarihli ve 378 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan … Gölü Milli Park sınırlarına göre taşınmazların … Gölü Milli Park sınırları dışına çıkarıldığı, uzman orman bilirkişi ile jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarla kesinleşen orman tahdidine, memleket haritaları ve hava fotoğraflarına dayalı olarak yapılan inceleme, araştırma ve uygulama sonucunda çekişmeli taşınmazların tamamının 4785 sayılı Kanun hükümleri gözetilerek 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) hükümleri uyarınca yapılıp kesinleşen orman tahdidi dışında kaldıkları, orman sayılmayan yerlerden oldukları da tespit edildiği, çekişmeli taşınmazların üzerinde birinci grup olarak tarif edilen korunması gerekli kültür varlığı bulunmadığı, birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlardan olmadığı, taşınmazların 1nci Derece Doğal Sit alanında kaldığından, 5663 sayılı Kanun’un 1nci maddesi ile değişik 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunun 11/1 inci maddesi kapsamında yer almadıklarından zilyetlikle iktisaplarının mümkün olduğu anlaşılmakta olduğu, yine dava konusu 278 ada 21 sayılı parselin “kültür varlıklarının koruma alanında kaldığı” belirtilmiş ise de, koruma alanınında bulunmasının yukarıda sözü edilen kanuna göre zilyetlikle edinime engel teşkil etmediği sonucuna varıldığı, diğer taraftan çekişmeli taşınmazların, Bakanlar Kurulunun 11.09.1993 tarihli ve 93/4010 sayılı kararı ile “… Milli Parkı” olarak ilan edilen alan sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmakta ise de; taşınmazların 1993 yılından geriye doğru 20 yılı aşkın süredir davacının tarım arazisi, arsa ve ev olarak zilyetliğinde bulunduğu ve söz konusu taşınmazların içinde yer aldığı bölgenin milli park olarak ilan edildiği tarihten çok önce davacı lehine 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinme koşulları gerçekleştiğinden, sonradan milli park olarak ilan edilen ve statüsü değişen taşınmazda kazanılmış hakların korunması ilkesi gereğince davacının da haklarının korunması ve kendisine mülkiyet hakkı tanınarak taşınmazın adına tescili gerektiği, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2015 tarih ve 2014/8-201 Esas, 2015/2436 Karar sayılı ilamında da aynı hususa işaret edildiği, ayrıca, aynı yerde aynı nitelikte şahıslar adına tescil edilen taşınmazlar hakkındaki davaların Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesinin temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.