|
ÖZET: Bu Yargıtay kararı, kadastro tespitine itiraz davasında Hazine’nin taşınmaz üzerindeki zilyetlik iddialarının incelendiği bir uyuşmazlığı ele almaktadır. Davalı taraf, taşınmazın 1954 yılından beri kendisinin kullanımında olduğunu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu kapsamında zilyetlik koşullarını sağladığını öne sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi, yapılan incelemeler sonucunda taşınmazın zilyetlik koşullarının gerçekleştiğine ve davanın reddine karar vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi, taşınmazın orman sınırları dışında kaldığını, 2005 yılında imar planına alındığını ve 50 yıldan fazla tarımsal üretimde kullanıldığını belirterek, zilyetlik koşullarının ispatlandığını vurgulamıştır. Ayrıca, taşınmazın üzerindeki ağaçların orman sayılmadığına dair bilirkişi raporları da dikkate alınmıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, temyiz başvurusunu esastan reddederek, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Bu karar, kadastro tespitine itiraz süreçlerinde zilyetlik koşullarının önemini ve orman alanlarının tespitinde dikkat edilmesi gereken unsurları ortaya koymaktadır. |
8. Hukuk Dairesi 2022/6552 E. , 2024/6249 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/606 E., 2022/1540 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2018/48 E., 2021/9 K.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanda genel arazi kadastrosu 1954 yılında yapılmış olup, dava konusu taşınmaz tescil harici bırakılmıştır. Tescil harici bırakılan bu yerde 2016 yılında 3402 Sayılı Kadastro Kanunu (3402 Sayılı Kanun) 8 inci maddesi kapsamında kadastro çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar sırasında taşınmaz “1946 yılından beri …’in kullanımında iken oğlu …’e hibe ettiği ve üzerindeki iki katlı betonarme evin yapıldığı” gerekçesiyle davalı adına senetsizden tespit görmüştür. Bu tespit 22.09.2016 ila 21.10.2016 tarihleri arasında askıya çıkarılmıştır. Dava askı ilan süresi içerisinde açılmıştır.
Ayrıca taşınmazın bulunduğu yörede, 30.10.1984 – 26.11.1984 tarihleri arasında yapılan 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) uyarınca orman kadastrosu ve 2/B çalışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmalar 03.04.1986 tarihinde ilan edilmiş ve 03.10.1986 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı vekilinin dava dilekçesinden özetle; Kocaeli ili … ilçesi … Mahallesi 3976 parsel nolu taşınmaz kadastro çalışmaları sırasında davalı … adına tespit gördüğünü, zilyetlik şartlarının oluşmadığını, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine, taşınmazın tespit gibi tesciline karar verildiği, verilen kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 2017/2743 esas 2018/387 karar sayılı kaldırma kararı ile orman yönünden yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı, taşınmazın imar ve ihyasının hangi tarihte tamamlandığının belirlenmediği, taşınmazın hangi tarihte imar planına alındığının tespit edilmediği gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırıldığı anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama sonucunda; davalı yararına 3402 sayılı Kanunun 14 üncü ve 17 nci maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar davacı vekilince istinaf edilmiştir. Bölge Adliye mahkemesince; “Dava konusu taşınmazın … köyünde 1954 yılında 5602 sayılı Kanuna göre yapılan tapulama çalışmalarında orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakıldığı, 30/10/1984 tarihinde başlanıp 26/11/1984 tarihinde bitirilerek 03/04/1986 tarihinde ilan edilip 03/10/1986 tarihinde kesinleşen 6831 sayılı Kanun’un 2896 sayılı Yasa ile değişik orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarında ise orman sınırları dışında kaldığı, taşınmazın bulunduğu bölgenin ilk defa 11/08/2005 tarihinde uygulama imar planı kapsamına alındığı, 1970, 1980, 1994 ve 1999 tarihli hava fotoğrafları ile 1958, 1981 ve 1997 tarihli memleket haritalarında davalı yerin üzerinde herhangi bir orman ağaç veya örtüsünün görülmediği, dağınık olarak meyve ağaçları ile örtülü bulunduğu, 6831 sayılı Kanun’un 1. maddesi kapsamında kalmadığı, orman sayılmayan alanlardan olduğunun rapor edildiği, dosyaya sunulan ziraatçi bilirkişi raporuna göre taşınmaz üzerinde değişik türde meyve ağaçlarının bulunduğu, taşınmazın 50 yıldan daha uzun bir süredir tarımsal üretimde kullanıldığı, taşınmazın imar planına alındığı 2005 tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin dolduğu, taşınmazın kuzeyinde yer alan 3972 ve 3974 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinde gerçek kişiler adına tespit gördüğü ve tespitin kesinleştiği, taşınmazın doğusunda yer alan 3977 parsel sayılı taşınmaza Hazinenin açtığı davanın reddedildiği ve Dairemizin 2018/358 esas 2018/1538 karar sayılı kararı ile Hazine vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, taşınmazın güneyinde bulunan 3978, 3979, 3980 parsel sayılı taşınmazlara yönelik Kocaeli Kadastro Mahkemesi’nin 2019/104 Esas sayılı dosyasına yapılan yargılama sonucunda taşınmazların gerçek kişiler adına tesciline karar verildiği, verilen bu kararın davalı Hazine, Orman İdaresi ve Belediye Başkanlığınca istinaf edilmesi üzerine, Sakarya BAM 6. Hukuk Dairesinin 2020/1005 esas 2021/1001 karar sayılı kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği anlaşılmış olup, dayanılan gerekçeye göre İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığı” gerekçeleriyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekilince karar temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, denetime elverişli orman mühendisi bilirkişi raporunda 1970, 1980, 1994 ve 1999 tarihli hava fotoğrafları ile 1958, 1981 ve 1997 tarihli memleket haritalarında davalı yerin üzerinde herhangi bir orman ağaç veya örtüsünün görülmediğini, dağınık olarak meyve ağaçları ile örtülü bulunduğu hususunun belirtildiği, yine ayrıca ziraatçi bilirkişi raporuna göre de taşınmazın 50 yıldan uzun süredir tarımsal faaliyette bulunulduğunun belirtildiği dikkate alındığında, davalı lehine zilyetlik koşullarının ispatlandığı, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesindeki gerekçeler ile aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ:Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.