onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, kadastro tespitine itiraz davasında taraflar arasındaki uyuşmazlığı ele almaktadır. Davacı Hazine, 102 ada 53 parselin kullanımının kendisine ait olduğunu iddia ederek, bu parsel üzerindeki kullanım şerhinin silinmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, Hazine’nin davasını reddederek, davacıların zilyetlik iddialarını kabul etmiş ve taşınmazların tesciline karar vermiştir.

Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozarak, taşınmazların kullanım durumunun ve niteliğinin belirlenmesi için daha kapsamlı bir inceleme yapılması gerektiğine vurgu yapmıştır. Özellikle, taşınmazların zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığına dair yeterli delil sunulmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, uzman bilirkişi raporları ve hava fotoğrafları gibi belgelerin incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

Sonuç olarak, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onaylamış ve Hazine’nin temyiz talebini reddetmiştir. Bu karar, kadastro davalarında zilyetlik ve kullanım durumunun belirlenmesinde delil niteliği taşıyan belgelerin önemini ortaya koymaktadır.

8. Hukuk Dairesi         2022/3419 E.  ,  2024/7542 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
    SAYISI : 2015/142 E., 2022/4 K.
    KARAR : Davanın kabulüne

    Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı-karşı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    K A R A R

    Davacı Hazine, 102 ada 53 parsel sayılı taşınmazın kimsenin kullanımında olmadığını belirterek, … lehine konulan kullanım şerhinin silinmesi istemiyle; …, 53 sayılı parselin uzun yıllardır kendi zilyetliğinde olduğu iddiasıyla, Hazine adına yapılan tespitin iptali istemiyle; … ve arkadaşları da 104 ada 58 sayılı parselin Hazine adına yapılan tespitinin iptali istemiyle dava açmış, Mahkemece, Hazinenin şerhe yönelik davasının reddine; davacıların davasının kabulü ile 102 ada 53 sayılı parselin … adına; 104 ada 58 parselin 1/3’er pay oranı ile … mirasçıları …, …, … adına tespit ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince 14.04.2015 tarihli ve 2014/9543 Esas, 2015/3034 Karar sayılı kararıyla; “Mahkemece, çekişmeli taşınmazların kesinleşen orman sınırı dışında kaldığı, 2/B sahası ile ilgisinin bulunmadığı 1964 tarihli memleket haritasında da % 2 ila 10 eğimli, orman sayılmayan yerlerden olduğu ve zilyedlik yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına oluştuğu gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
    Şöyle ki; uzman bilirkişi raporunda incelendiği bildirilen 1964 tarihli memleket haritası, bunun yapımına esas alınan hava fotoğrafı ve orman kadastro haritaları rapora eklenmemiştir. Orman İşletme Müdürlüğünden gönderilen, işletme şefi … imzalı memleket haritasında ve hangi yıla ait olduğu anlaşılamayan orman kadastro haritasında taşınmazların yeri işaretlenmiş, yerel bilirkişiler ve ziraat uzmanı tarafından üzerinde 40-50 yaşa kadar aşılı zeytin ağaçları olduğu açıklanmıştır. Ancak, hem eski tarihli hava fotoğrafı rapora eklenmediğinden hem de tespit tarihine yakın tarihlere ait resmî belgeler üzerinde kullanım durumunun tespitine yönelik araştırma yapılmadığından bu bilgiler resmî belgelerle denetlenememektedir.
    Tespit tarihine kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülen taşınmazların, Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ve gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile tespit tarihinden 15-20-25 yıl önce çekilen hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen orijinal renkli memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, stereoskop aletiyle üç boyutlu olarak incelenip taşınmazların niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi zorunludur.
    O halde Mahkemece, daha önceki keşiflerde görev almamış bir orman bilirkişi, bir ziraat uzmanı, bir fen elemanı marifetiyle yeniden yapılacak keşifte, yöreye ait 1964 tarihli memleket haritası, bunun yapımına esas alınan hava fotoğrafları ve yine tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait memleket haritası ve hava fotoğrafları ile tüm orman kadastro ve 2/B haritaları getirtilerek, taşınmazların konumu belirlenmeli, hava fotoğrafları stereoskop aletiyle üç boyutlu olarak incelettirilmeli, kadastro paftası üzerine aplike edilerek taşınmazların niteliği, kullanım ve tasarruf sınırlarının olup olmadığı araştırılmalı, üzerindeki bitki örtüsü, ağaç yaşı, dağılımı, kapalılık oranı konusunda ziraat uzmanından rapor alınmalı, taşınmazlar gerçekten 2/B sahasında ve sonradan kullanım kadastrosuna konu olmuş yerlerden ise 2/B işleminin itirazsız kesinleştiği, işlemin iptaline ilişkin hak düşürücü sürelerin geçtiği, yörede 3402 sayılı Kadastro Kanununa eklenen Ek-4. maddesi kapsamında yapılan kullanım kadastrosu çalışmalarının davacı kişilere tahdidin ve 2/B işleminin iptali hususunda yeni bir dava hakkı vermeyeceği, kaldı ki; 5831 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanununa eklenen Ek 10. maddesi hükmü gereğince kesinleşmiş 2/B alanlarının orman sınırları dışına çıkarıldıkları tarihten itibaren zilyetliğe konu olamayacakları ve bu tür yerlerde zilyetlikleri lehine tescil kararı verilemeyeceği, ancak kullanım ispatlandığı takdirde şerhe yönelik karar verilebileceği düşünülmeli, bundan sonra elde edilecek delillere göre karar verilmelidir.” gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; dava konusu İzmir ili … ilçesi … Mahallesi Acıkuyu Mevkii 102 ada 53 parsel ve aynı mahalle Sökeler Mevkii 104 ada 58 parsel sayılı taşınmazların, orman tahdit sınırları dışında bulundukları, eylemli orman olmadıkları, bölgede yapılan ve 1966 yılında kesinleşen tapulama çalışmalarında kullanılmadıkları için tescil harici bırakıldıkları, bu tarihten sonra davacıların murisler tarafından üzerlerindeki çalılar ve taşlar temizlenerek ve deliceler aşılanarak zeytinlik haline getirildikleri, dava konusu 104 ada 58 parsel sayılı taşınmazın eğiminin %10 olması nedeniyle davacıların murisi tarafından teraslama yapıldığı, tesviye eğrilerine paralel sürüm ağaç dikme gibi kültürel önlemler alındığı, bu nedenle toprak muhafaza karakteri taşımadığı, 1975 ve 1979 yılı hava fotoğraflarında davalı taşınmazların çalılıklardan temizlenmiş olduğu ve deliceden aşılı küçük zeytin ağaçlarının bulunduğunun görüldüğü, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında davalı taşınmazların en az 45-50 yıldan beri davacılar ve murisleri … tarafından zeytinlik olarak kullanıldığını belirttikleri, davalı taşınmazların imar ve ihyalarının 1970 yılında tamamlandığı ve bu tarihten itibaren murisleri … tarafından zeytinlik olarak kullanılmaya başlandıkları, muris …’in ölümüyle mirasçıları olan davacılar arasında yapılan taksimde dava konusu 102 ada 53 parsel sayılı taşınmazın davacı …’e verildiği, diğer dava konusu 104 ada 58 parsel sayılı taşınmazın ise … mirasçıları olan davacılar tarafından müştereken kullanıldığı anlaşılmakla davacı … tarafından 102 ada 53 parsel sayılı taşınmaz hakkında, birleşen 2013/228 Esas sayılı dosyada davacılar …, … ve … tarafından 104 ada 58 parsel sayılı taşınmaz hakkında açılan davaların kabulüne, birleşen 2013/260 Esas sayılı dosyada davacı Hazine tarafından 102 ada 53 parsel sayılı taşınmaz hakkında açılan şerhin iptali davasının reddine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

    S O N U Ç : Açıklanan sebeplerle;
    Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,

    Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,

    1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

    16.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.