ÖZET: Başvuru, Sincan Vergi Dairesi’nde mükellef olan bir şirketin, 15 Temmuz 2016 tarihinde kapatılması sonrası, şirketin borçları nedeniyle başvuranın banka hesaplarına uygulanan e-haciz işleminin kaldırılması talebine ilişkindir. Başvuran, şirketin ortağı olmadığını ve yalnızca müdürlük görevini yürüttüğünü belirtmektedir. 1 Şubat 2022 tarihinde başlatılan e-haciz işleminin hukuka aykırı olduğunu savunarak, kamu alacaklarının şirket ve ortaklarının malvarlıklarından tahsil edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı, başvuranın kanuni temsilcilik sıfatının 17 Kasım 2005 tarihinde başladığını ve 30 Haziran 2016’da sona erdiğini belirtmiştir. Bu tarihler dikkate alındığında, başvuranın sorumluluğunun yalnızca temsil yetkisi süresince geçerli olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun gereğince, şirketin borçlarının öncelikle şirket malvarlığından tahsil edilmesi gerektiği, bu mümkün olmadığında ise ortaklar ve kanuni temsilcilerden tahsil edileceği açıklanmıştır.

Sonuç olarak, başvurunun kabulüne ve amme alacağının tahsilinde tasfiye sürecinin işletilmesine, bu süreç sonunda borcun tahsilinin mümkün olmaması halinde ortaklar ve kanuni temsilci hakkında takibat yapılmasına karar verilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’na, bu karar doğrultusunda gerekli işlemlerin yapılması tavsiye edilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2022/10528-S.22.16265

BAŞVURU NO : 2022/2858

KARAR TARİHİ : 18/08/2022

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

SİNCAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ

BAŞVURUNUN KONUSU : Kamu alacaklarının şirketin ve ortakların malvarlığından alınması ile e-haciz işleminin kaldırılması talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 22/02/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza başvuruda bulunan şikayetçi dilekçesinde özetle Sincan Vergi Dairesinin no.lu vergi mükellefi olan .’nde ( )

İşletme Müdürü olarak çalışırken 15 Temmuz 2016 tarihinde görevine son verildiğini, şahsının adı geçen şirketin ortağı olmayıp, şirket müdürü olarak görev yapmış bulunduğunu, . (bundan sonra kısaca “ ” olarak adlandırılacaktır.) 23 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan 667 Sayılı KHK ile kapatıldığını, ’nın borçları nedeniyle, 1 Şubat 2022 tarihinde banka hesaplarına elektronik haciz işleminin tesis edildiğini öğrenmiş bulunmakta olduğunu, şirketinin mal varlığının amme borçlarını karşılayacak meblağlarda olduğunu, şirket ortaklarının mal varlığı üzerinde herhangi bir işlem yapılmadığını, buna karşılık adı geçen şirkete ortak olmamasına ve şirkette bordrolu çalışmasına rağmen, üstelik bu şirketteki işine son verilerek mağdur edilmesine rağmen, amme alacağı için şahsının banka hesaplarına elektronik haciz konulmuş olduğunu, ifade ederek, kamu alacaklarının şirketin ve ortakların malvarlığından alınmasını, kendisine uygulanan e-haciz işleminin kaldırılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

/

2. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Kurumumuz tarafından gönderilen bilgi ve belge talebine istinaden gönderilen Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın

06.05.2022 tarihli ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle;

2.1. “1) Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Kanuni temsilcilerin ödevi” başlıklı 10 uncu maddesinde “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır…” hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni Temsilcilerin

Sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35 inci maddesinde “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir…” hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinin Birinci Kısım İkinci Bölümünün “IX. Kanuni

Temsilcilerin Sorumluluğu” başlıklı alt bölümünde, 6183 sayılı Kanunun amme borçlusu saydığı kanuni temsilcilerin kimler olduğu ve sorumluluklarının şeklinin Türk Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu, Türk

Ticaret Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta belirlendiği, ilgili mevzuatta belirlenen tüzel kişiliği haiz kuruluşlar için ayrıca ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmelerinde ve bu sözleşmelerde aynı usulle yapılan değişikliklerde tayin edilen kanuni temsilcilerin

6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında amme alacağının ödenmesinden sorumlu

tutulacakları açıklanmıştır.

Bu itibarla, 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddeleri uyarınca tüzel kişilerin malvarlıklarından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının ödenmesinden tüzel kişiliğin kanuni temsilcileri sorumludurlar. Diğer taraftan, usulüne uygun olarak tahakkuk eden amme alacaklarının ödeme süresi içinde ödenmemesi halinde, bu alacaklar 6183 sayılı

Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre takip ve tahsil edilmektedir. Anılan Kanunun; – “Haciz” başlıklı

62 nci maddesinde, “Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya

üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur.” hükmü, – “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi” başlıklı 79 uncu maddesinde, “Hamiline yazılı olmayan veya cirosu kabil senede dayanmayan alacaklar ile maaş, ücret, kira vesaire gibi her türlü hakların ve fiilen tutanak düzenlemek suretiyle haczi kabil olmayan üçüncü şahıslardaki menkul malların haczi, borçlu veya zilyed olan veyahut alacak ve hakları ödemesi gereken gerçek ve tüzel kişilere, kurumlara haciz keyfiyetinin tebliği suretiyle yapılır. …” hükmü, yer almaktadır.

Ayrıca, 6183 sayılı Kanunun uygulamasına ilişkin Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinin İkinci Kısım, İkinci Bölüm Menkul Malların Haczi ve Satışı bölümünün “II. Üçüncü Şahıslardaki Menkul Malların, Alacak ve Hakların Haczi” başlıklı alt bölümünde üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi ile ilgili ayrıntılı açıklamalar yer almaktadır.

Yazımıza konu olayda, ; -28/11/2005 tarihli ve 6440 sayılı Türkiye

Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen 17/11/2005 tarihli ortaklar genel kurulu kararıyla adı geçen şirketi 10 yıl süre ile temsil ve ilzama yetkili kılındığı, -2/12/2015 tarihli ve 8959 sayılı Türkiye Ticaret Sicili

Gazetesinde ilan edilen 27/11/2015 tarihli ortaklar genel kurulu kararıyla adı geçen şirketi 10 yıl süre ile ile birlikte temsil ve ilzama yetkili kılındığı, -15/7/2016 tarihli ve 9116 sayılı

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen 18/6/2016 tarihli ortaklar genel kurulu kararı ile 30/6/2016 tarihi itibarıyla adı geçen şirketteki temsil ve ilzam yetkisinin sona erdiği, – nin FETÖ/PYD soruşturması kapsamında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kapandığı ve şirketin ticaret sicil kayıtlarından 6/9/2016 tarihinde resen silindiği ve 9/9/2016 tarihli ve sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde bu hususun tescil ve ilan edildiği, anlaşılmaktadır. Buna göre, ‘un kanuni temsilcilik sıfatının 17/11/2005 tarihinde başladığı ve 30/6/2016 tarihinde sona erdiği dikkate alındığında, adı geçenin 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında sorumluluğunun tespitinde bu tarihlerin dikkate alınması gerekmektedir.

Dolayısıyla, şirket kanuni temsilci olması nedeniyle 213 sayılı Kanunun

10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında sorumlu olduğu dönemlere ilişkin

olarak .’den tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının adı geçenden takip ve tahsil edilmesi anılan Kanunlardan kaynaklanan bir zorunluluktur.

2) Bilindiği gibi, 19/8/2016 tarihli ve 29806 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6736

sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanunun 5 inci maddesinde, vergi ve matrah artırımına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup, bu madde kapsamında vergi ve matrah artırımında bulunulması halinde, artırımda bulunulan yıllara ilişkin vergi incelemesi yapılmayacağı hükme bağlanmıştır. Öte yandan, 1 Seri No.lu Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 6736 sayılı

Kanun Genel Tebliğinin (V/C-2/b) bölümünde “… Diğer taraftan, 5520 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, ticaret sicilinden silinmek suretiyle tüzel kişiliği sona eren kurumlar vergisi mükellefleri hakkında kesilecek vergi cezaları dahil kurumlar vergisi, katma değer vergisi vb. her türlü vergi tarhiyatı, -Tasfiye öncesi dönemler için, müteselsilen sorumlu olmak üzere kanuni temsilcilerden herhangi biri adına, -Tasfiye dönemleri için, tasfiye memuru veya birden fazla tasfiye memuru varsa müteselsilen sorumlu olmak üzere bunlardan herhangi biri adına yapılmaktadır. Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan bir şirket adına, matrah artırımında bulunmak üzere bildirim veya beyanda bulunulması mümkün değildir. Ancak, söz konusu kurumların kanuni temsilcilerinin veya tasfiye memurlarının, anılan Kanun kapsamında kendileri tarafından (tasfiye edilerek ticaret sicilinden silinmiş olan kurumların kanuni temsilcisi veya tasfiye memuru olduklarına dair bilgileri de ihtiva eden) bildirim veya beyanlar ile artırımdan yararlanmaları mümkün bulunmaktadır. Bu çerçevede, tasfiye öncesi dönemler için, kanuni temsilciler hep birlikte; tasfiye dönemleri için, tasfiye memuru veya birden fazla tasfiye memuru varsa tüm tasfiye memurları birlikte matrah artırımında bulunabilecektir.” açıklaması yer almaktadır.

Bu itibarla, tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan bir şirket adına, matrah artırımında bulunmak üzere bildirim veya beyanda bulunulamamakla birlikte, şirket kanuni temsilcilerinin 6736 sayılı Kanun kapsamında kendileri tarafından bildirim veya beyanlar ile artırımdan yararlanabilecekleri dikkate alındığında, tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan .’nin 17/11/2005 ila 30/6/2016 tarihleri arasında kanuni temsilcisi olan bu dönemlere ilişkin olarak 6736 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamında matrah artırımında bulunması mümkün bulunmaktadır. Yazımıza konu olayda, tarafından Sincan Vergi

Dairesi Müdürlüğüne verilen 9/11/2016 tarihli dilekçe ile nde müdürlük yaptığı belirtilerek, müdürlük yapılan dönemlere ilişkin 6736 sayılı Kanunun 5 nci maddesi

kapsamında matrah artırımı hükümlerinden faydalanılmak istenildiği, anılan Kanun kapsamında verilen başvuru dilekçelerine istinaden tecil dosyalarının oluşturulduğu, ancak bu tecil dosyalarına ilişkin ödemeler süresinde yapılmadığından bu borçlardan dolayı da adı geçen hakkında takip işlemleri yapıldığı anlaşılmıştır. Buna göre, tarafından anılan şirkette kanuni temsilci olduğu dönemlere ilişkin olarak 6736 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamında matrah artırımı başvurusu sonucunda tahakkuk eden alacaklar süresinde ödenmediğinden, bu alacakların da adı geçenden takip ve tahsil edilmesi gerekmektedir.

3) Bilindiği üzere, 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan

edilen olağanüstü hal kapsamında, darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde alınması zaruri olan tedbirler ile bunlara ilişkin usul ve esaslar 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı 2. Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun

Hükmünde Kararname ve 17/8/2016 tarihli ve 29804 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 670 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK)

ile belirlenmiştir.

Diğer taraftan, 667 sayılı KHK 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek

Kabul Edilmesine Dair Kanun; 668 sayılı KHK 24/11/2016 tarihli ve 29898 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve

Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul

Edilmesine Dair Kanun; 670 sayılı KHK 8/3/2018 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun

Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmıştır. 7091 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü malvarlığının idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmış, anılan maddenin beşinci fıkrasında borçların ödenmesinde esas alınacak sıra belirlenmiştir. Daha sonra, 6/1/2017 tarihli ve Mükerrer 29116 sayılı Resmi

Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 7084 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken

Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşan 679 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6ncı maddesiyle, 670 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrası değiştirilerek, borçların ödenmesinde; kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, çalışanların sigorta primleri, rehinli alacaklar, enerji, iletişim ve su kullanım borçları, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk Lirasını geçmeyen borçlar ve diğerleri şeklinde sıralamanın esas alınacağına hükmedilmiştir. Bu itibarla, anılan madde hükmüne göre her ne kadar KHK’lar kapsamında kapanan şirketlerin kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlarının öncelikli olarak ödeneceği hükme bağlanmışsa da bu şirketlerin mal varlığının olup olmadığının bilinememesi nedeniyle tasfiye sonucunda amme alacaklarına ilişkin olarak vergi dairelerine para aktarılıp aktarılmayacağı veya aktarılan tutarın amme borçlarını karşılayıp karşılamayacağı hususlarının belli

/

olmadığı, aktarılsa dahi şirketlerin vergi daireleri dışında (Sosyal Güvenlik Kurumu vb.) diğer kamu idarelerine de borcu olabileceği ve bu sebeple aktarılacak tutarın kamu idareleri arasında taksim edilebileceği hususları dikkate alındığında, 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi kapsamında tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı olarak nitelendirilecek söz konusu alacakların 213 sayılı Kanunun

10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında kanuni temsilcilerden, 6183 sayılı

Kanunun 35 inci maddesi kapsamında ise limited şirket ortaklarından takip ve tahsil edilmesi gerekmektedir.

Kaldı ki, 15/4/2022 tarihli ve 31810 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7394 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz

Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun

35 inci maddesiyle 7091 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde değişiklik yapılmış ve borçların ödenmesinde

çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk lirasını geçmeyen borçlar, işçi alacakları, rehinli alacaklar, bu fıkra kapsamında türü belirtilen alacaklara girmeyen diğer alacaklar, enerji, iletişim ve su kullanımından kaynaklanan alacaklar, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, çalışanların sigorta primleri şeklinde sıralamanın esas alınacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere, KHK’lar kapsamında kapanan şirketlerin borçlarının ödenmesine ilişkin sıralamada, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar ilk sırada yer alırken,

7394 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucunda kamu idarelerine ödenmesi gereken alacaklar son

sıralarda yer almış ve söz konusu alacakların tahsili daha da güç hale gelmiştir.

Bu kapsamda, .’nden aranılan amme alacaklarının tahsili amacıyla Defterdarlık birimlerine alacak kaydı yapılmakla birlikte, tahsil edilemeyeceği anlaşılan söz konusu amme alacaklarının ödenmesinden 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer

35 inci maddesi kapsamında sorumluluğu bulunan hakkında yapılan takip

işlemlerinde hukuka aykırı bir husus bulunmamaktadır.

4) Konuya ilişkin olarak mahallinden alınan bilgilerden;

a) .’den tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 ve 35 inci maddeleri kapsamında sorumluluğu bulunan kanuni temsilci ve şirket ortaklarından takip ve tahsiline yönelik işlemlere başlanıldığı, b) Bu kapsamda, 6183 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine istinaden ‘un banka hesaplarında bulunan tutarlara tatbik edilen haczin, söz konusu tutarların Sincan Vergi Dairesi

Müdürlüğü hesaplarına aktarılmasını müteakiben 11/4/2022 tarihinde kaldırıldığı, c) Adı geçen şirketin anılan Vergi Dairesi Müdürlüğüne 29/4/2022 tarihi itibarıyla gecikme zammı dâhil 193.409,61 TL borcu bulunduğu, ç) Başvuru sahibi ile Başkanlığımız arasında başvurusu konusu yapılan işleme ilişkin olarak “yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış dava” bulunmadığı, anlaşılmıştır.

5) adına 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35

inci maddesi kapsamında düzenlenen 2 ana takip numaralı ödeme emrine konu borçların, adı geçenin anılan şirketteki kanuni temsilcilik sıfatının sona erdiği tarihten sonraki dönemlere (7/2016) ilişkin olduğu anlaşıldığından, adı geçen hakkında yapılan takiplerin bu husus dikkate alınarak düzeltilmesi gerektiği 5/5/2022 tarihli ve sayılı yazımızla Ankara Vergi Dairesi Başkanlığına bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

/ 3. 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2.maddesinde; “Türkiye

Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk

Devletidir”, 3.1. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar kamu yararı amacı ile kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.2. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”, 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesine göre; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Limited şirketlerin amme borçları” başlıklı 35 inci maddesinde; Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. …Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.”, 5.1. “Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35 inci maddesinde “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir… Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.”, 6. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kanuni temsilcilerin ödevi” başlıklı 10 uncu maddesinde; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmalarıhalinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği

olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. (Değişik:

3/12/1988-3505/2 md.) Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret

/ sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Beşinci fıkra kapsamına girmeyen tüzel kişilerin tüzel kişiliklerinin veya tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin sona ermesi halinde, sona erme tarihinden önceki dönemlere ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tüzel kişiliği olanların kanuni temsilcilerinden, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler (adi ortaklıklarda ortaklardan herhangi biri) ve varsa bunların temsilcilerinden herhangi biri adına yapılır.”, 7. Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği’nin Limited Şirketlerin Amme Borçları”na İlişkin

8 inci bölümünde;

“1. 6183 sayılı Kanunun 4369 sayılı Kanunla değişik 35 inci maddesi 5766 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelere göre“Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.” Şeklini almıştır.

2. Maddenin birinci fıkrası hükmüne göre, limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu tutulacaklardır.

Limited şirket borçlarından sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi ortaklar, 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca amme borçlusu olup, bu Kanun hükümlerine göre takip edilecektir.

3. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 503 ve müteakip maddelerinde limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş, Kanunun 511 inci maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında; ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları yer almış, 515 inci maddesinde şirket esas mukavelesinde yapılan her değişikliğin ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 519 uncu maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların ad ve soyadlarının, pay miktarlarının, vukuu bulan ödemelerin, payların devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği hükme bağlanmıştır.Aynı

Kanunun 520 nci maddesi hükmüne göre de ortaklık payının devri; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakatı ve devrin pay defterine işlenmesi ile hüküm ifade etmektedir.

Bu hükümlerin birlikte incelenmesinden de görüleceği gibi, limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgiler; şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde ise pay defterinde yer almaktadır.

(Ek paragraf:RG-11/9/2013-28762) 14/2/2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununu mülga eden 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 573 ve müteakip maddelerinde limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş, Kanunun 587 nci maddesinde tescil ve ilan edilecek

hususlar arasında; ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları, müdürlerin ve şirketi temsile yetkili diğer kişilerin kimliği, temsil yetkisinin kullanılma şekli yer almış, 589 uncu maddesinde şirket esas sözleşmesinde yapılan her değişikliğin ilk sözleşmede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 594 üncü maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların adlarının, her ortağın sahip olduğu esas sermaye pay sayısının, esas sermaye paylarının devirleri ve geçişleri itibari değerlerinin, grupları ve esas sermaye payları üzerindeki intifa ve rehin haklarının, sahiplerinin adlarının ve adreslerinin bu deftere kaydedileceği vukuu bulan ödemelerin, payların devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği hükme bağlanmıştır.

…

(Ek paragraf:RG-11/9/2013-28762) Diğer taraftan, 6102 sayılı Kanun 14/2/2011 tarihinde yayımlanmış ve istisnai düzenlemeleri hariç olmak üzere 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı tarihte yürürlüğe giren 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ile de yeni Türk

Ticaret Kanunu hükümlerinin yürürlüğe girmesi ve uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Yapılan düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, amme alacağının ödenmesinden 6183 sayılı

Kanunun 35 inci maddesi çerçevesinde sorumluluğu bulunan ortakların tespitinde amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihte yürürlükte bulunan ilgili Kanun hükümleri dikkate alınacaktır. Aynı şekilde ortaklık payının devri ile ilgili olarak da payın devredildiği tarihte yürürlükte olan Kanun hükümlerinin uygulanacağı tabiidir.

4. 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi uyarınca limited şirket ortakları hakkında takibe geçilebilmesi için, Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre şirket hakkında yapılan takip muameleleri sonucunda amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmektedir.

5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yapılan değişiklikle;

-Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi; “Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,”

-Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi; “Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu

Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu düzenleme çerçevesinde limited şirket ortaklarının sorumluluğuna başvurulmadan önce alacaklı tahsil dairelerince Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlardaki hususlar dikkate alınmak suretiyle yapılacak işlemlere dayanılarak amme alacağının şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmektedir.

5. Kanunun 35 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait olan ve devir tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacaktır.

Buna göre, şirket ortağının payını devretmesi halinde, devreden ve devralan şahıslar, şirketin devir tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş borçlarından, Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye hisseleri oranında sorumlu olacaklardır. Ancak bu sorumluluğa başvurulabilmesi için

/

amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememiş veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekmektedir.

6. Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacaktır.

Buna göre, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda farklı kişilerin şirket ortağı olması halinde, söz konusu kişilerin bu amme alacağından müteselsilen sorumlu tutularak, Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye hisseleri oranında takip edilmesi gerekmektedir.

7. Kanunun 35 inci maddesinde yapılan değişiklikler ve bu bölümde yapılan açıklamalar çerçevesinde limited şirket ortakları hakkında yapılacak takipte aşağıdaki hususlara dikkat edilecektir.

– Öncelikle şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda şirket ortaklarının kimler olduğu ve bu ortakların sermaye hisseleri; şirket ana sözleşmesi, ana sözleşme değişikliği veya pay defterindeki kayıtlardan tespit edilecektir.

– Her bir ortağın sermaye hissesine göre takip konusu olan amme alacağından sorumlu olduğu tutar belirlenecektir.

– Şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının ödenmesinden sermaye hissesi oranında sorumlu tutulması gereken ortağın, hissesini devredip devretmediği araştırılacak, hisse devrinin söz konusu olduğu hallerde, devralan şahsın devir tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş şirket borçlarından sorumlu tutulacağı tutar tespit edilecektir.

– Ortaklar hakkında takip muamelesine 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre tanzim edilecek ödeme emrinin tebliği suretiyle başlanılacaktır.” 8. Türk Ticaret Kanunu’nun “Yönetim ve Temsil”e ilişkin 623 üncü maddesinde; “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. (2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler. (3)

Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler.” 9. 17.08.2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (söz konusu KHK, 08/03/2018 tarih ve 30354 (Mükerrer)

sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması

Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kabul edilmiştir.) “Devir işlemlerine ilişkin tedbirler” başlıklı 5 inci maddesinde; “(1) 20/7/2016 tarihli ve sayılı

Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan

Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere kefaletten doğmaması ve Fethullahçı

Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne veya diğer terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir.

(2) (Değişik:8/4/2022-7394/35 md.) Bu madde kapsamında devralınan varlıklardan nakit ve diğer hazır değerler emanet, diğer varlıklar ise nazım hesaplarda izlenir. Nazım hesaplarda izlenen varlıklardan; elden çıkarılanların tutarı ile elden çıkarılmayanlar rayiç bedeli tespit edilerek ilgili varlık hesapları karşılığında emanet hesaplarına alınır. Ödenmesine karar verilen borçlar asıl alacağa idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte bu emanetlerden ödenerek kalan nakit tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Nakit dışı diğer tutarlar ise ilgili hesaplara alınır.

(3) Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilir. Bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıkları da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılır. Bu durumda şirketlere daha önce atanmış kayyımlar tasfiye memuru olarak görevlendirilebilir veya bu şirketlere tasfiye memuru atanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve birinci fıkrada yer alan hususları bu şekilde devralınan varlıklar için de uygulamaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.

(4) Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar.

(5) (Değişik:8/4/2022-7394/35 md.) Borçların ödenmesinde, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk lirasını geçmeyen borçlar, işçi alacakları, rehinli alacaklar, bu fıkra kapsamında türü belirtilen alacaklara girmeyen diğer alacaklar, enerji, iletişim ve su kullanımından kaynaklanan alacaklar, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, çalışanların sigorta primleri şeklinde sıralama esas alınır.

Emanet tutarı, ilgili sıra içerisinde bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse garameten paylaştırma yapılır. Kapatılan özel öğretim kurum ve kuruluşları, kurs, dershane, öğrenci yurtları ve pansiyonlara avans veya peşin ödeme şeklinde kapatma tarihinden sonraki dönemler için ifa edilmiş olan öğrenim ve barınma bedelleri, yukarıda belirtilen sıraya tabi tutulmaksızın iade edilir. İhtilaflı taleplere ilişkin ise, talep sahiplerinin taleplerin reddine ilişkin kararın ilgililere tebliğinden itibaren 3 ay içinde dava açıldığına dair belge sunmaları halinde, bu fıkradaki sıralama değişmeksizin ihtilaf konusu tutar, kapatılan kurum/kuruluşun varlık hesaplarında nakit veya malvarlığı değerinin bulunması koşuluyla emanet hesabında

tutulur. Süresinde dava açıldığına ilişkin belge sunulmaması halinde, ihtilaf konusu alacak hakkında talepte bulunulmamış gibi işlemlere devam edilir.” düzenlemeleri yer almaktadır.

IV. KAMU DENETÇİSİ ARİF DÜLGER’İN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

10. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde, başvurunun kabulü gerektiği yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Uyuşmazlık konusu özetle, 28/11/2005 tarihinden beri, Sincan Vergi Dairesinin no.lu vergi mükellefi olan .’nde ( ) Limited olarak çalışmakta iken 15 Temmuz 2016 tarihinde görevine son verilen başvuran hakkında,

23 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan 667 Sayılı KHK ile kapatılan,

.’nin borçları nedeniyle, 1 Şubat 2022 tarihinde banka hesaplarına uygulanan elektronik haciz işleminin, ilgilinin adı geçen şirketin ortağı olmaması varlığının amme borçlarını karşılayacak meblağlarda olması, şirket ortaklarının mal varlığı üzerinde herhangi bir işlem yapılmamış olması, buna karşılık adı geçen şirkete ortak olmamasına ve şirkette bordrolu çalışmasına rağmen, amme alacağı için şahsının banka hesaplarına elektronik haciz konulmuş olması nedeniyle, şirketin kamu alacaklarının şirketin ve ortakların malvarlığından alınması, kendisine uygulanan e haciz işleminin kaldırılmasını talebi hakkındadır.

12. Konuyla ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın cevabi yazısında, ‘un; -28/11/2005 tarihli ve 6440 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen 17/11/2005 tarihli ortaklar genel kurulu kararıyla adı geçen şirketi 10 yıl süre ile temsil ve ilzama yetkili kılındığı, -2/12/2015 tarihli ve 8959 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen 27/11/2015 tarihli ortaklar genel kurulu kararıyla adı geçen şirketi 10 yıl süre ile ile birlikte temsil ve ilzama yetkili kılındığı, -15/7/2016 tarihli ve 9116 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen 18/6/2016 tarihli ortaklar genel kurulu kararı ile 30/6/2016 tarihi itibarıyla adı geçen şirketteki temsil ve ilzam yetkisinin sona erdiği, – .’nin FETÖ/PYD soruşturması kapsamında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kapandığı ve şirketin ticaret sicil kayıtlarından 6/9/2016 tarihinde resen silindiği ve 9/9/2016 tarihli ve 9155 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde bu hususun tescil ve ilan edildiği, bilgileri verilerek; kanuni temsilcilik sıfatının 17/11/2005 tarihinde başladığı ve 30/6/2016 tarihinde sona erdiği dikkate alındığında, adı geçenin 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında sorumluluğunun tespitinde bu tarihlerin dikkate alınmasının gerektiği, şirket kanuni temsilci olması nedeniyle 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında sorumlu olduğu dönemlere ilişkin olarak .’den tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının adı geçenden takip ve tahsil edilmesinin anılan Kanunlardan kaynaklanan bir zorunluluk olduğu ifade edilmiştir.

13. Yine anılan cevabi yazıda, KHK’lar kapsamında kapanan şirketlerin kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlarının öncelikli olarak ödeneceği hükme bağlanmışsa da bu

şirketlerin mal varlığının olup olmadığının bilinememesi nedeniyle tasfiye sonucunda amme alacaklarına ilişkin olarak vergi dairelerine para aktarılıp aktarılmayacağı veya aktarılan tutarın amme borçlarını karşılayıp karşılamayacağı hususlarının belli olmadığı, aktarılsa dahi şirketlerin vergi daireleri dışında (Sosyal Güvenlik Kurumu vb.) diğer kamu idarelerine de borcu olabileceği ve bu sebeple aktarılacak tutarın kamu idareleri arasında taksim edilebileceği hususları dikkate alındığında, 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi kapsamında tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı olarak nitelendirilecek söz konusu alacakların 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında kanuni temsilcilerden, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi kapsamında ise limited şirket ortaklarından takip ve tahsil edilmesi gerekmekte olduğu ifade edilmiştir.

14. İlgili idarenin cevabi yazısında, “1 Seri No.lu Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin

6736 sayılı Kanun Genel Tebliğinin (V/C-2/b) bölümünde “…Diğer taraftan, 5520 sayılı Kanunun 17 nci

maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, ticaret sicilinden silinmek suretiyle tüzel kişiliği sona eren kurumlar vergisi mükellefleri hakkında kesilecek vergi cezaları dahil kurumlar vergisi, katma değer vergisi vb. her türlü vergi tarhiyatı, Tasfiye öncesi dönemler için, müteselsilen sorumlu olmak üzere kanuni temsilcilerden herhangi biri adına, Tasfiye dönemleri için, tasfiye memuru veya birden fazla tasfiye memuru varsa müteselsilen sorumlu olmak üzere bunlardan herhangi biri adına yapılmaktadır. Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan bir şirket adına, matrah artırımında bulunmak üzere bildirim veya beyanda bulunulması mümkün değildir. Ancak, söz konusu kurumların kanuni temsilcilerinin veya tasfiye memurlarının, anılan Kanun kapsamında kendileri tarafından (tasfiye edilerek ticaret sicilinden silinmiş olan kurumların kanuni temsilcisi veya tasfiye memuru olduklarına dair bilgileri de ihtiva eden) bildirim veya beyanlar ile artırımdan yararlanmaları mümkün bulunmaktadır. Bu çerçevede, tasfiye öncesi dönemler için, kanuni temsilciler hep birlikte; tasfiye dönemleri için, tasfiye memuru veya birden fazla tasfiye memuru varsa tüm tasfiye memurları birlikte matrah artırımında bulunabilecektir.” açıklaması yer almaktadır. Bu itibarla, tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan bir şirket adına, matrah artırımında bulunmak üzere bildirim veya beyanda bulunulamamakla birlikte, şirket kanuni temsilcilerinin 6736 sayılı Kanun kapsamında kendileri tarafından bildirim veya beyanlar ile artırımdan yararlanabilecekleri dikkate alındığında, tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan nin 17/11/2005 ila 30/6/2016 tarihleri arasında kanuni temsilcisi olan bu dönemlere ilişkin olarak 6736 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamında matrah artırımında bulunması mümkün bulunmaktadır. Yazımıza konu olayda, tarafından Sincan Vergi Dairesi Müdürlüğüne verilen 9/11/2016 tarihli dilekçe ile

‘nde müdürlük yaptığı belirtilerek, müdürlük yapılan dönemlere ilişkin 6736 sayılı Kanunun 5 nci maddesi kapsamında matrah artırımı hükümlerinden faydalanılmak istenildiği, anılan Kanun kapsamında verilen başvuru dilekçelerine istinaden tecil dosyalarının oluşturulduğu, ancak bu tecil dosyalarına ilişkin ödemeler süresinde yapılmadığından bu borçlardan dolayı da adı geçen hakkında takip işlemleri yapıldığı anlaşılmıştır.” denilmek suretiyle, şirket borçlarının yapılandırılması işlemi için kanuni temsilci sıfatıyla tarafından başvuruda bulunulduğu, bu nedenle, “borçların, adı geçenin anılan şirketteki kanuni temsilcilik sıfatının sona erdiği tarihten sonraki dönemlere (7/2016) ilişkin olduğu” gerekçesiyle ilgili hakkında takip yapıldığı görülmektedir.

15. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 636 ıncı maddesinde, limited şirketin sona erme sebepleri, şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi, genel kurul kararı, iflasın açılması ve kanunda öngörülen diğer sona erme hâlleri olarak sayılmış olup, Kanunun 533 üncü maddesinde, Limited Şirketlerin sona ermesi halinde tasfiye sürecine girmesi ve tüzel kişiliğin tasfiye ile sınırlı olmak üzere devam etmesi ve şirketin, tasfiye sürecinin sonuna kadar tüzel kişiliğini koruması öngörülmüştür. Ancak somut olayda .’nin FETÖ/PYD

soruşturması kapsamında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kapandığı ve şirketin ticaret sicil kayıtlarından 6/9/2016 tarihinde resen silindiği ve 9/9/2016 tarihli ve 9155 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde bu hususun tescil ve ilan edildiği anlaşılmakla, hukukumuzda öngörülmüş bulunan şirketin sona ermesi ile birlikte mevcut olan tüm hesaplarının kapatılması ve alacak ve borçlarını ihtiva eden ilişkilerinin sona ermesi işlemlerini içeren tasfiye sürecinin olağanüstü hal şartları nedeniyle işletilmediği anlaşılmaktadır.

16. Öte yandan, 17.08.2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken

Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname “Devir işlemlerine ilişkin tedbirler” başlıklı 5 inci maddesinde; 20/7/2016 tarihli ve sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne veya diğer terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye

Bakanlığı yetkili olduğu, açıkça öngörülmüş olup, ’nin

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na devredildiği, ve şirketin taşınır taşınmaz mal varlığı yönetimi ile tüm alacak ve borç ilişkilerinin tespiti ve tasfiyesi işlemlerinin anılan idarenin yetki alanında olduğu görülmektedir. Yine maddenin 3 üncü fıkrasında; kapatılan kurum, kuruluşların bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkin edileceği, bu durumda şirketlere daha önce atanmış kayyımların tasfiye memuru olarak görevlendirilebileceği veya bu şirketlere tasfiye memuru atanabileceği ifade edilerek, bu kapsamda kapatılan şirketlerin alacak ve borç ilişkileri için tasfiye sürecinin işletilebileceği öngörülmüştür.

17. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 573 üncü maddesinde, limited şirket ortaklarının şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlü olduğu öngörülmüş olup, bu durumun istisnasını ise amme borçlarından dolayı sorumluluk oluşturmaktadır. 6183

Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 1 inci maddesine göre devlete, idari kurumlara ve belediyelere ait amme borçlarında bu kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 6183

/

sayılı “Limited şirketlerin amme borçları” başlıklı 35 inci maddesinde de, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacağı ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacağı, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı, açıkça düzenlenmiştir.

18. Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği’nin Limited Şirketlerin Amme Borçları”na İlişkin 8 inci bölümünde; 6183 sayılı Kanunun 4369 sayılı Kanunla değişik 35 inci maddesi 5766 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelere göre Limited şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olduğu ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacağının öngörülmüş olduğu, limited şirket borçlarından sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi ortakların, 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca amme borçlusu olup, bu Kanun hükümlerine göre takip edileceği, ifade edilmiştir.

19. Yine Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği’nde de belirtildiği üzere; 6102 sayılı Türk Ticaret

Kanununun 573 ve müteakip maddelerinde limited şirketlerin kuruluşunun düzenlenmiş olduğu, Kanunun

587 nci maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında; ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri

sermaye miktarları, müdürlerin ve şirketi temsile yetkili diğer kişilerin kimliği, temsil yetkisinin kullanılma şeklinin yer almış olduğu, 589 uncu maddesinde şirket esas sözleşmesinde yapılan her değişikliğin ilk sözleşmede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 594 üncü maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların adlarının, her ortağın sahip olduğu esas sermaye pay sayısının, esas sermaye paylarının devirleri ve geçişleri itibari değerlerinin, grupları ve esas sermaye payları üzerindeki intifa ve rehin haklarının, sahiplerinin adlarının ve adreslerinin bu deftere kaydedileceği vukuu bulan ödemelerin, payların devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceğinin hükme bağlanmış olduğu görülmektedir. Dolayısıyla amme alacaklarının takibinde, Ticaret Sicilinde yer alan hususların önem arz ettiği, takip yapacak idarelerin burada tutulan kayıtlardan yararlanarak takip işlemlerini gerçekleştirebileceği ifade edilmiş olmaktadır.

20. Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği’nin Limited Şirketlerin Amme Borçları”na İlişkin 8 inci bölümünde 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi uyarınca limited şirket ortakları hakkında takibe geçilebilmesi için, Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre şirket hakkında yapılan takip muameleleri sonucunda amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmekte olduğu, 5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yapılan değişiklikle; “Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi” nin “amme borçlusunun bu

Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,”; “Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi”nin ise “Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacakları,” şeklinde tanımlanmış olduğu, bu düzenleme çerçevesinde limited şirket ortaklarının sorumluluğuna başvurulmadan önce alacaklı tahsil dairelerince Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlardaki hususlar dikkate alınmak suretiyle yapılacak işlemlere dayanılarak amme alacağının şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmekte olduğu ifade edilmiştir.

21.Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği’nde, Kanunun 35 inci maddesinde yapılan değişiklikler ve bu bölümde yapılan açıklamalar çerçevesinde limited şirket ortakları hakkında yapılacak takipte öncelikle şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda şirket ortaklarının kimler olduğu ve bu ortakların sermaye hisseleri; şirket ana sözleşmesi, ana sözleşme değişikliği veya pay defterindeki kayıtlardan tespit edileceği, her bir ortağın sermaye hissesine göre takip konusu olan amme alacağından sorumlu olduğu tutarın belirleneceği, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının ödenmesinden sermaye hissesi oranında sorumlu tutulması gereken ortağın, hissesini devredip devretmediğinin araştırılacağı, hisse devrinin söz konusu olduğu hallerde, devralan şahsın devir tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş şirket borçlarından sorumlu tutulacağı tutarın tespit edileceği, ortaklar hakkında takip muamelesine 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre tanzim edilecek ödeme emrinin tebliği suretiyle başlanılacağı hususlarına dikkat edileceği belirtilmiştir.

22. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni Temsilcilerin

Sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35 inci maddesi ise “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir…

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.” Hükmünü amirdir. Maddenin son fıkrasında, kanuni temsilcinin asıl amme borçlusu olmadığı, asıl amme borçlusunun şirket ve ortaklar olduğu ifade edilmiş olmaktadır.

23. Limited şirketlerin amme alacaklarının tahsili konusunda 6183 sayılı Yasa’nın 35 inci Maddesi ve mükerrer 35 inci vergi idarelerinin dayanak kuralları olup, limited şirketlerle sınırlı olarak, şirketin mal varlığından karşılanamayan kamu alacağının takip ve tahsilinde, şirket ortakları ile şirketin kanuni temsilcisi (veya temsilcileri) arasında öncelik-sonralık bakımından bir sıralama bulunup bulunmadığı konusundaki Danıştay daireleri arasındaki görüş ayrılığının içtihatların birleştirilmesi yolu ile giderilmesinin istenmesi üzerine Danıştay Büyük Genel Kurul’unca verilen 11.12.2018 tarihli

Esas, Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “Tüzel kişilerde, vergi borçları nedeniyle doğan sorumluluk tüzel kişiliğe ait olduğundan, limited şirketin vergi borçları için önce limited şirket tüzel kişiliği takip edilmekte, vergi alacağının şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilci veya ortak takibata tabi tutulmaktadır. Buna göre kanuni temsilcinin ve ortağın sorumluluğu feri niteliktedir. Vergi alacağı için şirket tüzel kişiliği aleyhine hiçbir takibat yapılmaksızın doğrudan doğruya kanuni temsilcilere veya ortağa başvurmak mümkün değildir.

Dolayısıyla vergi alacağının limited şirket kanuni temsilcileri veya ortaklarından tahsil edilebilmesi için, limited şirket hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un öngördüğü tüm cebri takip yollarının uygulanması, tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin anlaşılmasının saptanması gerekmektedir.

Limited şirket ortağının sorumluluğu, ortağın şirkete karşı koymayı taahhüt ettiği esas sermaye paylarını ödemeye ilişkindir. Bu durumu sınırlı şahsi sorumluluk olarak tanımlamak mümkün olup, aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak da kabul edilmektedir. Hal böyle olunca bu sorumluluk aslında bir vergi sorumluluğu olmayıp, kimi Danıştay kararlarında da belirtildiği şekilde, tahsilat muhataplığı

sorumluluğudur. Bir başka deyişle limited şirket ortağının, vergi alacağından olan sorumluluğu, tahsil ile ilgilidir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda kanuni temsilciler için öngörülen sorumluluk kısaca kusura dayalı

sorumluluk olarak kabul edilmekte, kanuni temsilcilerin, vergiye ilişkin ödevlerin yerine getirilmemesinde kusurlu olmadığını ispat ederek yani “kurtuluş beyyinesi” göstererek sorumluluktan kurtulması olanağı tanınmaktadır.”

Her biri birer usul yasası olan Vergi Usul Kanunu ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında

Kanun’da, vergi borcunun tahsili için önce kanuni temsilciye mi yoksa ortağa mı gidileceği düzenlenmemiş ise de, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile ortakların sorumluluğu hakkında hüküm getirilmesi, kanuni temsilciye gidilmeden de ortağa gidilebilmesini sağlamak amacını taşıdığı gibi kamu alacağını korumaya ve hızlı bir şekilde tahsilini sağlamaya yönelik olduğu sonucuna varılmıştır.

Nitekim söz konusu 35. maddede ortak için öngörülen doğrudan doğruya sorumluluğun vergi alacağı için olduğu kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar karşısında, limited şirketin vergi borçlarının tahsilinde ortağa gidilmeden önce kanuni temsilciye gidilmesi gerektiğinin hukuken kabulü mümkün bulunmamıştır.”

Açıklamalarına yer verilmiştir. Bu bağlamda, öncelik sıralamasının, kanuni temsilci ile ortaklar arasında rücu ilişkisi de göz önüne alındığında, öncelikle şirket tüzel kişiliği, buradan tahsil edilememesi halinde, şirket ortakları ve kanuni temsilci olacağı anlaşılmaktadır.

24. Başvuranın e-haciz işleminin kaldırılması talebine ilişkin olarak, 6183 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine istinaden başvuranın banka hesaplarında bulunan tutarlara tatbik edilen haczin, söz konusu tutarların Sincan Vergi Dairesi Müdürlüğü hesaplarına aktarılmasını müteakiben 11/04/2022 tarihinde kaldırıldığı anlaşılmıştır.

25. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde öngörülen tasfiye sürecinin işletilmesi, idarece anılan Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan sürecin ne aşamada olduğunun tespiti yapıldıktan sonra, tasfiye sürecinin hitamından sonra şirketin tüm taşınır ve taşınmaz malvarlığı ile alacak ve haklarının şirket borçlarının ödenmesinde yeterli olmadığının anlaşılması halinde, ortaklar ve kanuni temsilci hakkında takibat yapılması gerektiği, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi ile şirket tüzel kişiliğinin sona ermiş bulunması gerekçe gösterilerek, tasfiye sürecinin kontrolü sağlanmadan, doğrudan doğruya kanuni temsilci hakkında takibata geçilerek e-haciz işlemi uygulanmasında hukuka ve hakkaniyete uygunluk bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 26. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak

Kurumumuza gönderildiği anlaşılmıştır.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

27. 14/06/2012 tarih ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ilgili idarece tavsiye kararı üzerine 30 gün içerisinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresinden arta kalan sürede Ankara Vergi Mahkemesine yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE, Amme alacağının ödenmesinde mevzuatta öngörülen tasfiye sürecinin işletilerek öncelikle

Sağlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti.’den tahsili yoluna gidilmesi, borcun tahsilinin mümkün olmaması halinde ortaklar ve kanuni temsilci hakkında takibat yapılması hususunda HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, HAZİNE

VE MALİYE BAKANLIĞI GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın, BAŞVURANA ve HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI GELİR İDARESİ

BAŞKANLIĞI’NA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi

/