TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/8618-S.21.13884

BAŞVURU NO : 2020/103587

KARAR TARİHİ : 08/06/2021

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Kamulaştırmasız el atılan taşınmazın kamulaştırılması ve el atılan döneme ilişkin haksız işgal tazminatı ödenmesi talepleri hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 27/12/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran özetle, Şanlıurfa ili, Suruç ilçesi, Saygın mahallesi, parsel numaralı taşınmazın maliki 2 olduğunu, taşınmazının yaklaşık 700m sinin Suruç İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce işgal edildiğini iddia ve şikâyetle, taşınmazının kullanımda olan kısmı için 2013 yılından bu yana tarafına haksız işgal tazminatı ödenmesi ayrıca taşınmazın kamu hizmetine ayrılan kısmının kamulaştırılması hususunda gereğini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Milli Eğitim Bakanlığı İnşaat ve Emlak Genel Müdürlüğünün 03.03.2021 tarihli ve

sayılı cevabi yazısında özetle:

2.1. Bakanlıkları MEBCBS portalında yapılan incelemede, söz konusu taşınmazın bir kısmının üzerinde

Saygın İlkokulunun yer aldığının görüldüğü, söz konusu taşınmazın bütçe imkânları ve kamulaştırma programı çerçevesinde kamulaştırılmasının önünde hukuki bir engel bulunmadığı, bahse konu taşınmazın henüz yatırım programına dâhil edilmediği; Açıklamalarına yer verilmiştir.

3. Şanlıurfa Valiliği İl Millî Eğitim Müdürlüğünün 05.03.2021 tarihli ve sayılı

cevabi yazısı ve ekinde yer alan belgelerden özetle:

3.1. Başvuruya konu taşınmazın kullanımda olan kısmı için haksız işgal tazminatı ödenmesine ilişkin kendilerine İl Milli Eğitim Müdürlüğüne yapılmış bir başvurunun bulunmadığı; 3.2. Suruç ilçesi Mal Müdürlüğünce 19.12.2011 tarihli ve 1671 sayılı; 20.12.2011 tarihli ve ve sayılı yazılarla, Saygın köyünde bulunan ve mülkiyeti Maliye Hazinesine ait ve parsel numaralı taşınmazların okul yeri olarak kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığına tahsisi hususunda DSİ 15. Bölge Müdürlüğüne görüş sorulduğu, DSİ 15. Bölge Müdürlüğünce söz konusu parseller yönünden yapılan incelemede taşınmazların Suruç Ovası Pompaj Sulama Projesi kapsamında “sulanabilir tarım arazisi “niteliğinde olduğu belirtilerek, 20.02.2012 tarihinde konu hakkında olumsuz görüş verildiği; 3.3. Söz konusu parsellerin 16.05.2016 tarihli 3083 sayılı yasaya göre toplulaştırma işlemi ile pasife alınarak ada parsel olarak tescil edildikleri, söz konusu parselin başvuruya konu numaralı parselin bitişiğinde yer aldığı; Hususları anlaşılmıştır.

4. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı Metropolitan Nazım

İmar Planlama Şube Müdürlüğünün 18.02.2021 tarihli ve sayılı cevabi yazısında

özetle:

4.1. Şanlıurfa İli, İlçesi, Mahallesi, parsel numaralı taşınmaza ait arşiv kayıtlarında herhangi bir 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı bulunmadığı, söz konusu taşınmazda kamulaştırma işlemi yapılmadığı, ayrıca söz konusu bölgede uygulama imar planı bulunmaması nedeniyle, İmar Kanunun 18. madde uygulaması yapılmasının da mümkün olmadığı; Açıklamalarına yer verilmiştir.

5. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü XXI (Şanlıurfa) Bölge Müdürlüğünün 15.02.2021 tarihli ve E-

sayılı cevabi yazısı ve ekinde yer alan belgelerden özetle:

5.1. Başvuruya konun mahallesi parsel sayılı taşınmazın Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/12/2017 tarihli ve . sayılı kararı ile başvuran adına hükmen tescil edildiği; anlaşılmıştır.

5.2. Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/12/2017 tarihli ve sayılı kararının

başvuru konusuna ilişkin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“DAVA: Davacı 22/03/2011 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Köyü ve no.lu parsellerin kuzeyinde gölün güneyine düşen 5825 metrekare olan dedesinden kendisine kalan tarlanın tapu kadastro kayıtlarında parsel numarasının olmadığını ve tapusunun bulunmadığını … öğrenmiş bulunduğunu, tarlanın yıllardır kendilerinin olduğunu tarlanın tapusunun adına çıkarılmasını talep ve dava etmiştir.

Davacı 23/08/2012 havale tarihli dilekçesinde dava konusu taşınmazın taraflarınca üç kuşaktır davasız aralıksız tarım arazisi olarak kullanıldığını ve TMK 713 gereğince adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER, DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:

/

Davacının eklemeli zilyetliğe (babasının ve dedesinin) dayandığı gözetildiğinde davacının babası nüfus kayıtlarına göre 04/01/1986 yılında vefat ettiği gözetildiğinde ve 1985 yılındaki hava fotoğraflarına göre dava tarihi olan 2011 yılına kadar 26 yıl içerisinde imar ihyanın tamamlandığı nazara alındığında davacının dedesinin zilyetliğine dayanmasına gerek olmadan dahi dava konusu taşınmazı 20 yıl boyunca davasız aralıksız malik sıfatıyla zilyet olarak kullanma şartını sağladıkları anlaşılmaktadır.

Davacı taraf mahkememize sunduğu 19/09/2013 havale tarihli beyan dilekçesinde dava konusu taşınmaz üzerinde okul inşaatı yapıldığını beyan etmiştir. 13/07/2017 tarihinde yapılan keşif sonrası hazırlanan fen bilirkişisi raporunda dava konusu taşınmaza komşu no.lu parselde yapılan okula ait bahçenin dava konusu taşınmaz içerisinde olduğu belirtilmiştir. Suruç Mal Müdürlüğüne yazılan müzekkere sonucu gelen 13/11/2017 havale tarihli yazı cevabında dava konusu taşınmaza komşu no.lu parselin (toplulaştırma sonrası ada no.lu parsel) Milli Eğitim Müdürlüğüne okul yeri olarak verildiğini, 08/12/2011 yılında tahsis talebi olduğunu, yapılan okulun bahçe duvarının söz konusu davalı alanın B ile belirtilen kısmı içerisinde yer aldığı belirtilmiş ve krokideki A ve B harfleriyle ilgili herhangi bir tahsis talebine rastlanılmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla dava konusu alan B harfli alan ile ilgili herhangi bir tahsis kaydı olmamasına rağmen okul duvarının dava konusu alan içerisine taştığı sabittir.

HÜKÜM (Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere): Davanın KABULÜ İLE; Tapulama çalışmaları sırasında köy boşluğu olarak bırakılan ve Fen Bilirkişi ve Jeodezi ve

Fotogrametri Mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan 05/08/2017 tarihli bilirkişi raporunun ekinde yer alan krokide kırmızı kalemle işaretli A ve yeşil kalemle işaretli B harfleriyle gösterilen toplamda 5867,33 metrekarelik alanın TC kimlik numaralı Mehmet ve Rabia’dan olma Suruç doğumlu davacı adına TESCİLİNE…” 5.3. Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/12/2017 tarihli hükmü, davalılar Şanlıurfa Büyükşehir

Belediyesinin ve Suruç Belediyesinin istinaf talebine istinaden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16.

Hukuk Dairesinin İncelemesi sonucu 2018/400 Esas, Karar sayılı ilamı ile istinafın reddine karar verilmiş, kesin olmak üzere verilen hüküm ilam tarihi itibariyle 25/06/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

5.4. Suruç Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporu ve eki koordinatlı ölçü krokisinin 2 incelenmesinden, B ile belirtilen kısmın 645,14 m olduğu anlaşılmıştır.

III. İLGİLİ MEVZUAT

6. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 6.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)

maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”;

6.2. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”; 6.3. “Kamulaştırma” başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasında, “Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.”; 6.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında, “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”; 7. 04/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 7.1.“Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanun; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, …karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler.”; 7.2. “Kamulaştırma şartları” başlıklı 3. maddesinde, “İdareler, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.

… Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanların bedeli, her halde peşin ödenir.”;

7.3. “Hakların sınırlandırılması ve mülkiyetin idareye geçmesi” başlıklı 25. maddesinde (Değişik:

24/4/2001 – 4650/14 md.), “Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi, mal sahibi için 10 uncu madde uyarınca mahkemece yapılan tebligatla başlar.

Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur. …” 8. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 8.1. “A. Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683. maddesinde; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.”; 8.2. “A. Taşınmaz mülkiyetinin konusu” başlıklı 704. maddesinde, “Taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır: 1. Arazi, 2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, 3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.”;

8.3. “B. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması I. Tescil” başlıklı 705. maddesinde, “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”; 8.4. “b. Olağanüstü zamanaşımı” başlıklı 713. maddesinde, “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. …” 8.5. “III. Sorumluluk 2. İyiniyetli olmayan zilyet bakımından” başlıklı 995. maddesinde, “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.; 9. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 9.1. “Kurumun Görevi” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”; 10. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği

Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 10.1. “Tavsiye kararı” başlıklı 32. maddesinde, “İnceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde tavsiye kararı verilir…”; Düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

11. Kamu Denetçisi incelemesi neticesinde: Başvuruya konu taşınmazın okul bahçesi olarak kamulaştırmasız el atılan kısmının, ivedilikle kamulaştırılması yönünde Milli Eğitim Bakanlığına tavsiyede bulunulmasını; Başvuranın 2013 yılından bugüne gelene dek taşınmazının okul bahçesi olarak kullanımda olan kısmı için tarafına ecrimisil bedeli ödenmesi yönündeki talebinin, 25/06/2018 tarihine kadar olan kısmı yönünden reddini; 25/06/2018 tarihi itibariyle başvurana ecrimisil ödenmesi yönünde Milli Eğitim

Bakanlığına tavsiyede bulunulmasını; önermiştir.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

12. Başvuran özetle, taşınmazına komşu parselde yapılan okula ait bahçe duvarının taşınmazı içerisinde kaldığını iddia ve şikâyetle, taşınmazının kullanımda olan kısmı için tarafına 2013 yılından bu yana haksız işgal tazminatının (ecrimisil) ödenmesi, ayrıca taşınmazının kamu hizmetine ayrılan kısmının kamulaştırılması, hususlarında gereğini talep etmektedir.

13. Dosyası kapsamında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde olayların şöyle geliştiği tespit edilmiştir. Başvuran, Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/111 esas sayılı dosyasında 22/03/2011 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Köyü ve no.lu parsellerin kuzeyinde gölün güneyine 2 düşen 5825 m yüzölçümlü dedesinden kendisine kalan tarlanın tapu kadastro kayıtlarında parsel numarasının olmadığını, tapusunun da bulunmadığını, tarlanın yıllardır kendilerinin olduğunu belirterek tarlanın tapusunun adına çıkarılmasını talep ve dava etmiştir. Başvuran 23/08/2012 havale tarihli dilekçesinde de, dava konusu taşınmazın taraflarınca üç kuşaktır davasız aralıksız tarım arazisi olarak kullanıldığını ve TMK 713 gereğince adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama devam ederken başvuran Mahkemeye sunduğu 19/09/2013 havale tarihli dilekçesinde, dava konusu taşınmaz üzerinde okul inşaatı yapıldığını beyan etmiş, 13/07/2017 tarihinde yapılan keşif sonrası hazırlanan fen bilirkişisi raporunda da, dava konusu taşınmaza komşu 455 no.lu parselde (yeni 131/2) yapılan okula ait 2 bahçenin (645,14m ) dava konusu taşınmaz içerisinde olduğu tespiti yapılmıştır. Yargılama neticesinde

Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/12/2017 tarihli hükmü ile taşınmazın başvuran adına tesciline karar verilmiş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin incelemesi sonucunda 2018/400 Esas, Karar sayılı ilam ile karar 25/06/2018 tarihinde kesinleşmiştir. .

14. Milli Eğitim Bakanlığı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünün dosyasına sunduğu bilgi ve belgelerde, taşınmaza komşu 455 sayılı Hazine parseli için okul inşası amacıyla 08/12/2011 tarihinde tahsis talebinde bulunulduğu, başvuruya konu taşınmazın bir kısmı üzerinde, inşası tamamlanan ve 2014 yılında faaliyete 2 geçen Saygın ilkokulunun yer aldığı, başvuranın taşınmazının kullanımda olan kısmının (645,14m ) bütçe imkânları ve kamulaştırma programı çerçevesinde kamulaştırılmasının önünde hukuki bir engel bulunmadığı ancak bahse konu taşınmazın henüz yatırım programına dâhil edilmediği, açıklamalarına yer verildiği görülmüştür.

15. Başvuran taşınmazına kamulaştırmasız el atıldığını iddia ve şikâyetle, taşınmazının kamulaştırılmasını talep etmektedir.

16. Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.

17. Kamu yararı amacıyla mülkiyet hakkına sınırlama getiren uygulamalardan birini oluşturan kamulaştırma işlemlerinin yasal dayanağı incelendiğinde, Anayasanın 46. maddesinde ve 2942 sayılı

Kanunda birbirine benzer düzenlemelere yer verilerek, idarelerin kamu yararının gerektirdiği hallerde, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla veya koşulu oluştuğunda taksitle ödemek üzere kamulaştırma yapmaya yetkili olduklarının kural altına alındığı görülmektedir. 2942 sayılı Kanun’un 3. maddesinde de,

kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanların bedelinin, her halde peşin ödeneceği hüküm altına alınmıştır.

18. Anayasanın mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesi ve kamulaştırma başlıklı 46. maddesi, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasal olmasını zorunlu tutmaktadır. Bu çerçevede yaptığı incelemelerde Anayasa Mahkemesi; Anayasanın 46. maddesi hükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olanın kamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesi olduğunu; yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir uygulama olan kamulaştırmasız el atmanın, yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı hukuki çerçeve içinde değerlendirilemeyeceğini, İdarelere resmî kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulamanın, taşınmaz sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riskini taşıdığını; AİHM’nin de kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaza el atılması yoluyla yapılan müdahalenin, başvurucuların mülkiyet haklarını ihlal ettiği kanaatinde olduğunu vurgulamıştır (Hayati Tunç ve diğerleri, B. No: 2014/1028, 10/3/2016, s.9).

19. Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki çeşitli kararlarında da, tazminat ödenmeksizin kamulaştırmasız el atmak suretiyle bireylerin mülkiyet haklarından yoksun bırakılmalarının Anayasa’nın 13., 35. ve 46. Maddeleriyle, 2942 sayılı Kanun’da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin “kanunilik ilkesini” ihlal ettiği sonucuna varılmıştır (Celalettin

Aşçıoğlu, B. No: 2013/1436, 6/3/2014, s.61-62; Mustafa Asiler, B. No: 2013/3578, 25/2/2015, s.45-46; İbrahim Oğuz ve diğerleri, B. No: 2013/5926, 6/10/2015, s. 87-89).

20. Yukarıdan bu yana yapılan açıklamalardan özetle, Anayasa’nın 46. maddesi hükmü ve 2942 sayılı

Kanun gereği asıl olan, kamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin taşınmazı elde etmesi olup, Anayasanın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nda öngörülen usul izlenmeden kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazın idarenin eline geçmesi halinde, kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaza el atılması yoluyla kişilerin mülkiyet hakları ihlal edilmektedir. Dosyası kapsamında mevcut bilgi ve belgelerden de, başvuranın taşınmazına komşu parselde 2 yapılan okula ait bahçenin 645,14m sinin, başvuranın taşınmazının içerisinde kalması sebebiyle, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı anlaşılmakla, idareye bu yönden tavsiyede bulunulması gerektiği kanaati ve sonucuna varılmıştır.

21. Başvuran ayrıca, tarafına haksız işgal tazminatı/ecrimisil ödenmesi hususunda gereğini talep etmektedir.

22. Haksız işgal tazminatı olarak da tanımlanan ecrimisile yönelik olarak kamu hukukunda yasal düzenlemeler bulunmaktaysa da, özel hukukta bu konuyu doğrudan düzenleyen bir mevzuatın olmadığı görülmektedir. Yargı içtihatları incelendiğinde ise, bu yöndeki taleplerin yasal dayanağı olarak karşımıza

TMK’nın 995. maddesi çıkmaktadır. Nitekim TMK’nın 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu, hüküm altına alınmıştır.

23. Ecrimisil gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme

Kararında; fuzuli işgalin, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması ve haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun

16.05.1956 tarih ve 1956/1 Esas, Karar sayılı kararında da, taşınmaz mal sahibinin, kamulaştırma

işlemlerini tamamlamadan taşınmaza haksız olarak el atan idare aleyhine el atmanın önlenmesi veya taşınmaz bedelinin tahsili davası açabileceğine, bu davalarla birlikte veya ayrı olarak ecrimisil ya da tazminat davası da açabileceğine hükmedilmiştir. (Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı, Erişim tarihi:20.5.2021, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2017/1273, K: 2019/911, T: 19.09.2019).

24. Görüldüğü üzere yargı kararlarıyla, kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idarenin, haksız işgalci konumunda olduğu kabul edilmektedir.

25. Başvuran ecrimisil ödenmesi yönündeki talebinin başlangıç tarihi olarak taşınmaza fiilen el atılan 2013 yılını ileri sürmekte olup, 2013 yılından bugüne dek tarafına ecrimisil ödemesinin yapılmasını talep etmektedir.

26. Ecrimisil taleplerine uygulanacak zamanaşımına ilişkin içtihat 25.05.1938 tarih ve E.1937/29, K.

1938/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (YİBK) ile ortaya konmuştur. Söz konusu kararda, “Haksız surette zabt ve işgal sebebiyle hukukî menfaatları haleldar olan gayrimenkul maliklerinin talep edebilecekleri tazminat davaları hakkında hususî dairece takarrür etmiş olan on senelik müruruzaman müddetinin tatbik edilmesinde de isabet mülahaza olunmamıştır. Çünkü sarih veya zımnî akitten doğan alelumum kira davaları hakkında Borçlar Kanununun 126 ncı maddesi mucibince beş senelik müruruzaman carî bulunmuş olduğundan akte müstenit olmayan ve fakat hukukî neticesi itibariyle ayni mahiyette bulunan bu misillü tazminat ve münasip ücret davalarında da beş senelik müruruzaman cereyan etmesi tabiî ve zarurîdir.”(Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı, Erişim tarihi:20.5.2021), denilmekle ecrimisil davalarının

5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu kabul edilmiştir.

27. 5 yıllık zamanaşımının hesaplanmasında hangi tarihin esas alınacağına ilişkin olarak ise Yargıtay

İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 16.05.1956 tarih ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararında; “Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibariyle, gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna, ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna hükmedilmiştir.” (Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı, Erişim tarihi:20.5.2021), denilmekle malikin idarece yaratılan fiili duruma açtığı dava tarihi itibariyle onay verdiği ve bedeli karşılığında mülkiyet hakkını idareye devretme iradesini ortaya koyduğu için idarenin taşınmaza el atması açılan bu dava tarihine kadar haksız eylem niteliğinde kabul edilmekte ve beş yıllık zamanaşımı süresinin hesaplanmasında dava açma tarihi esas alınmaktadır.

28. Başvuruya konu somut uyuşmazlıkta ise, taşınmaz sahibi tarafından kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil istemine ilişkin idare aleyhine açılmış bir dava söz konusu olmadığı gibi, idare tarafından başvuran aleyhine açılmış bir kamulaştırma davası da söz konusu değildir. Bu bağlamda,

başvuranın ecrimisil istemine ilişkin hak sahipliğinin başladığı tarih ve zamanaşımının, somut olayın koşullarına göre belirlenmesi gerekmektedir.

29. 4721 sayılı TMK’nın 705. maddesinin birinci fıkrasında taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının, tescille olacağı belirtilmiş, ikinci fıkrasında tescilden önce mülkiyetin kazanılacağı durumlar, bir başka anlatımla tescilsiz iktisap halleri tahdidi olarak belirtilmiştir. Buna göre, miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Görüldüğü üzere Mahkeme ilamının bulunması halinde taşınmazın mülkiyetinin tescilden önce kazanılabileceği öngörülmüştür. Bununla birlikte, tescil kararının hukuki sonuç doğurabilmesi için mahkemece tescile karar verilmiş olması yeterli olmayıp, bu kararın kesinleşmiş olması da şarttır. Zira 6100 sayılı HMK’nın 367.

maddesinin ikinci fıkrası gereğince, taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

30. TMK’nın taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin olağanüstü zamanaşımını düzenleyen 713.

maddesinde ise, tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişinin o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir.

31. Söz konusu düzenlemede olağanüstü zamanaşımı ile taşınmaz kazanmanın koşulları belirtilmiş ise de, tescil davası sonucunda verilen kararların hangi tarihten itibaren sonuç doğuracağına, bir başka anlatımla bu kararlarla “mülkiyetin hangi andan itibaren kazanılmış sayılacağı”na ilişkin olarak açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle, Yargıtay’ın çeşitli Dairelerince birbiri ile çelişen kararlar verilmesine üzerine konu

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun gündemine gelmiştir.

32. Kurulun 4.12.1998 tarih, 1996/4 Esas-1998/3 Karar sayılı ilamı incelendiğinde, kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluşması ile taşınmaz üzerindeki zilyetliğin kendiliğinden mülkiyet hakkına dönüşmeyeceği, bu koşulların oluşması halinde sadece zilyet yararına “tescili talep hakkı”nın doğacağı, hâkimin tescil kararı ile” yeni bir hukuki durumun” ortaya çıktığı değerlendirilmiş, söz konusu kararda, “Kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin MK.nun 639/1 maddesine [TMK Md. 713/1] göre verilen tescil kararlarının – İNŞAI, İHDASI, YAPICI, KURUCU, YENİLİK DOĞRUCU – nitelikli kararlar olduğuna, mülkiyet hakkının bu kararların kesinleştiği anda kazanıldığına, 4.12.1998 tarihli ilk oturumda 2/3ü aşan çoğunlukla karar verildi.”, şeklinde hüküm kurulmuştur (Corpus Mevzuat ve İçtihat

Programı, Erişim tarihi:22.5.2021).

33. Somut uyuşmazlıkta da başvuran, şikâyete konu taşınmaz yönünden 22/03/2011 tarihinde Suruç Asliye

Hukuk Mahkemesinin 2011/111 esas sayılı dosyasında Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Suruç Belediyesi, Maliye Hazinesi aleyhine açtığı davada taşınmazın taraflarınca üç kuşaktır davasız aralıksız tarım arazisi olarak kullanıldığından bahisle TMK 713 gereğince adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, Suruç

Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/12/2017 tarihli ve sayılı hükmü ile taşınmazın başvuran adına tesciline karar verilmiş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin incelemesi sonucunda 2018/400 Esas, Karar sayılı ilamı ile karar 25/06/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

34. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. ve 713. maddeleri ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük

Genel Kurulunun yukarıda bahse konu kararının birlikte değerlendirilmesinden, başvuranın, 2013 itibarıyla tarafına ecrimisil ödenmesi yönündeki talebinin, başvuranın davaya konu taşınmazın adına tescil kararının

kesinleştiği 25.6.2018 tarihine kadar olan kısmı yönünden reddi gerektiği değerlendirilmiş, bununla birlikte

25.06.2018 itibarıyla başvuranın ecrimisil isteyebileceği sonucuna ulaşılarak bu yönden idareye tavsiyede

bulunulmasına karar verilmiştir.

B. İyi Yönetim İlkelerine Uygunluk Yönünden Değerlendirme 35. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuzun bilgi ve belge talebine ilişkin cevabi yazılarının süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği değerlendirildiğinden iyi yönetim ilkelerinden “dürüstlük”, “makul sürede karar verme” “nezaket”, “şeffaflık”, “hesap verilebilirlik” ilkelerine uygun davranıldığı, tavsiye kararına uygun olarak işlem tesis edilmesi halinde “kanunilik” ilkesine de riayet edileceği değerlendirilmiştir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

36. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 17 nci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu Denetçiliği Kurumuna dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup, anılan Kanunun 21 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurum tarafından reddedilmesi hâlinde, (varsa) durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar, 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise (varsa) durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup ilgili

İdarenin işlemine karşı Ankara Mahkemeleri nezdinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KISMEN RET KISMEN KABULÜNE, 1. Başvuruya konu taşınmazın kamulaştırmasız el atılan kısmının ivedilikle kamulaştırılması yönünde

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA;

2. Başvuranın 2013 yılından bugüne gelene dek, taşınmazının okul bahçesi olarak kullanımda olan kısmı için tarafına ecrimisil bedeli ödenmesi yönündeki talebinin, 25/06/2018 tarihine kadar olan kısmı yönünden

REDDİNE;

3. 25/06/2018 tarihi itibariyle başvurana ecrimisil ödenmesi yönünde MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA

TAVSİYEDE BULUNULMASINA;

6328 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bu karar üzerine tesis edilecek

işlemin veya eylemin 30 (otuz) gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna; Kararın, Başvurana ve Milli Eğitim Bakanlığına tebliğine;

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi