TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2019/720-S.1072
BAŞVURU NO : 2018/17142
KARAR TARİHİ : 11/04/2019
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : ÜMRANİYE BELEDİYE BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın; kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan
2011 yılına dayanan alacağının, taksitlerle ödenmesinin
yarattığı mağduriyetin giderilmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 18/12/2018
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran özetle; Ümraniye Belediyesi tarafından kendisine ait olan iki taşınmazına
kamulaştırmasız el atıldığı gerekçesiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, açmış olduğu dava neticesinde her iki parsel için hesaplanan el atma bedelinin ödenmesi yönünde karar verildiğini ve söz konusu kararın kesinleştiğini, söz konusu bedelinin bir kısmını taksitler halinde ödendiğini ancak tamamının halen ödenmediğini belirterek; söz konusu mahkeme kararının gereğinin yerine getirilerek söz konusu bedelin tamamının ödenmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Ümraniye Belediye Başkanlığından
bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur. İlgili idarenin 04/01/2019 tarihli ve sayılı ile 10/20/2019 tarihli ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle;
2.1) tarafından kamulaştırmasız el atma kaynaklı tazminat talebiyle
Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan 2011/ sayılı dosyadan gelen ilk gerekçeli kararın 02/02/2012 tarihinde tebliğ edildiği,
2.2) Bunun üzerine davacı tarafından 25/01/2012 tarihli ilk icra takibinin Pendik 2. İcra
Müdürlüğü’nün 2012/ sayılı dosyası ile başlatıldığı ve icra emrinin 03/02/2012 tarihinde
ulaştığı, söz konusu takibe itiraz edildiği, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6.
maddesine göre ödemelerin kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden yapılacağını ve bu hükmün kamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanacağını, ancak icra takibinin başlatıldığı tarihte mahkeme kararının henüz temyiz ve karar düzeltmeye konu edilmemiş olmasından dolayı kesinleşmediği, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhine temyiz başvurusunda bulunulduğu, temyiz talebi üzerine Yargıtay 5. Hukuk
Dairesi’nin 2012/ 2012/ sayılı 11/06/2016 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi kararının onandığı ve Yargıtay ilamının 25/07/2012 tarihinde tebliğ edildiği, tebliğ edilen onama kararı üzerine bir üst kanun yolu olan karar düzeltme isteminde bulunulduğu, karar düzeltme isteminin, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2012/ 2012/ sayılı, 24/12/2012 tarihli kararı ile reddedildiği, karar düzeltme istemi reddine ilişkin Yargıtay
İlamının 07/02/2013 tarihinde tebliğ edildiği, bu işlemler neticesinde ilk derece mahkemesi kararının 24/12/2012 tarihi itibari ile kesinleştiği,
2.3) Kesinleşme tarihinden itibaren alacağa ilişkin ödemelerin başlatılması yükümlülüğü
doğduğunu, söz konusu alacakla ilgili icra takibi olduğundan ödemelerin de bu icra dosyasına yapılması gerektiği, ancak icra dosyası incelendiğinde görüleceği üzere alacağın miktarı konusunda uyuşmazlıklar oluştuğu ve bu durumun bekletici mesele yapıldığı, 2011 yılından bu yana kadar ödemelerin tam olarak yapılamamasının nedeninin alacağın kesinleşmesi ve daha sonra da icra dosyasında net alacağın miktarı konusundaki belirsizliğin giderilmesi için yapılan yargılama faaliyetleri olduğu, icra dosyasına ilişkin anlaşmazlıkları neticelendiren icra mahkemesi kararlarının ardından Mali Hizmetler Müdürlüğünce ödemelerin başlatıldığı,
2.4) Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanunun ve Kamulaştırma Kanunu’nun ilgili
maddeleri gereğince ödemelerin garameten ve taksitlerle gerçekleştirildiği,
2.5) Başvurana ödemelerin yargılama süreçlerinin tamamlanmasının akabinde mevzuattaki
düzenlemeler uyarınca garameten ve taksitler halinde yapıldığı ve yapılmaya da devam ettiği, yapılan bütün işlemlerin usul ve yasaya uygun olarak yürütüldüğü açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3) 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci
maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar kamu yararı amacı ile kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”,
3.1) “Kamulaştırma” başlıklı 46 ıncı maddesinde, “Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu
yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir. Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.”,
3.2) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü
maddesinde; “… Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler. … ” ,
4) 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
5) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek Protokol No. 1’in “Mülkiyetin korunması”
başlıklı 1 inci maddesinde, “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”
6) 8/12/2001 tarih ve24607 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4721 sayılı Türk Medeni
Kanununun “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683 üncü maddesinde, “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. ”
7) 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Kamulaştırma Şartları” başlıklı 3.
maddesinde; “İdareler, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.
Cumhurbaşkanınca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecek kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanununda gösterilen miktarı, nakden ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden az olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödeme miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi uygulanır. Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanların bedeli, her halde peşin ödenir. İdarelerce yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlanılamaz.”
7.1) “Kamulaştırılmaksızın kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti” başlıklı
Geçici 6. maddesinde; “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava
şartıdır…İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava açılması hâlinde, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava tarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece bu Kanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine hükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddenin sekizinci fıkrasına göre idarece ödenir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır. Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktu olarak belirlenir. Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli
Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı
Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir… İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir. Bu maddenin bedele ilişkin hükümleri, vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı açtıkları tazminat davası süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olanlar hakkında da uygulanır. Evvelce açtıkları davalar sonunda tazminat almaya hak kazanmış veya süre dışındaki sebeplerden dolayı davaları reddedilmiş olanlar hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, gerek iç hukuka ve gerekse milletlerarası hukuka göre evvelce açtıkları davalar sonunda hak kazanmış oldukları tazminat henüz ödenmemiş olanlara, idare tarafından nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir. Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koyma-dan dolayı bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması hâlinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızca sekizinci fıkra hükümleri uygulanır. Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
8) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya
kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; idarenin işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret
Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme
9) Başvuran, 1 numaralı paragrafta ayrıntılarına yer verilen başvurusunda;
kamulaştırmasız el atma hakkındaki mahkeme kararının yerine getirilerek mağduriyetin giderilmesini talep etmektedir.
10) Anayasanın 46 ncı maddesine göre, kamulaştırma, Devlet ve kamu tüzelkişilerinin, kamu
yararının gerektirdiği hallerde, karşılığını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz bir malın tamamına veya bir kısmına, kanunda gösterilen esas ve usullere göre zorla el atması işlemidir. Kamulaştırmasız el atma ise, Anayasa Mahkemesinin 2013/9381 Başvuru
No’lu ve 03/03/2016 tarihli Bireysel Başvuruya İlişkin Kararında belirtildiği üzere, kamulaştırma yapmaya yetkili olan Devlet, kamu tüzelkişileri, kamu kurumları ve kamu yararı bulunması halinde yararlarına kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileri tarafından, Anayasanın 46 ncı maddesi ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa aykırı şekilde, özel mülkiyete konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilen veya hukuken el konulması işlemidir.
11) Anayasa Mahkemesinin 3/4/2014 tarih 2013/711 sayılı bireysel başvuru kararında;
başvurucular, taşınmazlarına Belediye tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığını, açtıkları davalar sonunda taşınmazın bedelinin Belediyeden tahsiline karar verildiğini, Mahkeme ilamına dayalı icra takibine rağmen hükmedilen bedellerin ödenmediğini, kamu mallarının haciz edilemezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçınıldığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, ihlalin tespitini ve taşınmazın değerinin artması nedeniyle tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
Başvuru Mahkemece adil yargılanma hakkının ihlali ve mülkiyet hakkının ihlali olmak üzere iki kısımda incelenmiştir. Bu kapsamda “mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade edilerek yargı kararlarının uygulanması “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca Devletin bir kurumu aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararı ile ortaya konulan borcunu ekonomik kaynak yokluğunu ileri sürerek makul sürede ifa etmekten kaçınamayacağı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağı açıkça ifade edilmiştir.
Kamulaştırma işlemi yapmaksızın bireylere ait taşınmazlara el atan idarelerin bu fiilleri nedeniyle açılan davalar sonucunda hükmedilen alacakları yahut tazminatları ödememesini ise mülkiyet hakkının unsurları olan mülkiyetten barışçıl yararlanma ve mülkiyete saygı ilkelerinin ihlali olarak nitelemektedir. Bu açıklamaların ardından Anayasa Mahkemesi, başvurunun mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi sonucu, alacak hakkının ödenmemesiyle ilgili şikâyet yönünden kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine ve manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
12) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen “Sporrong ve Lönnroth (İsveç)” davasında
değinildiği üzere, taraf devletlerin şehir planlaması politikalarını uygulama bakımından geniş bir takdir marjından yararlanmaları gerekmektedir; ancak taraf devletler şehir planlamasına ilişkin olarak sahip oldukları takdir yetkisini ölçülülük ilkesini gözetmek suretiyle kullanmak zorunda bulunmaktadırlar. Uzun süreli kamulaştırma şerhleri ve imar yasakları ile mülkiyet hakkına müdahale edilmesi halinde öncelikli olarak dikkat edilmesi gerekenin, toplumun genel yararı ile bireylerin temel haklarının korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığı hususudur. (Sporrong and Lönnroth v. İsveç, Başvuru No. 7151/75 ve 7152/75, 23 Eylül 1982)
13) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15/12/2010 tarih ve 2010/5-662 Esas, 2010/651 Karar
sayılı kararında; “…bir kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında sonucu itibari ile bir fark bulunmamakta her ikisi de kişinin mülkiyet hakkının sınırlandırılması bakımından aynı sonucu doğurmaktadır…” hususlarına değinilmiştir.
14) Somut olayda; Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 16/01/2012 tarihinde
başvurana ait Ümraniye İlçesi Çakmak Mahallesi pafta, ada, parsel ve parselin 15/03/1999 tarihli 1/1000 ölçekli Ümraniye revizyon uygulama imar planında “park alanı ve yol” içinde bırakılarak kullanılması imkansız hale getirildiğinden her iki parsel içinde ayrı ayrı olacak şekilde kamulaştırmasız el atma bedeline hükmedildiği, söz konusu kararın 24/12/2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle idare tarafından “park alanı ve yol” olarak başvuranın mülkiyetinde bulunan taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı mahkeme kararıyla sabittir. Bu durumda başvuranın açtığı davada lehine hükmedilen bedelin kendisine halen tam olarak ödenmemesinden şikayetçi olan başvuranın taşınmaz mülkiyetine yönelik müdahalenin sonuçlarının idare tarafından ortadan kaldırılıp kaldırılmadığının ve mülkiyet hakkı ile kamu yararının gerekleri arasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
15) Bilindiği üzere 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6 ncı maddesi ile
kamulaştırmaksızın ve malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulmasına ilişkin mülk sahiplerine bedelin ödenmesi ve idare adına tescil edilmesi işlemleri hakkında düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre kamulaştırmaksızın el atılan taşınmazların bedelinin ödenerek idare adına tescilinin sağlanması için öncelikle söz konusu Kanun’da belirtildiği üzere uzlaşma yolu denenmelidir. Uzlaşma sağlanamaması durumunda ise idare veya malik üç ay içinde dava açarak bedelin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini isteyebilmektedir. Ayrıca söz konusu maddeye göre idarelerin kesinleşen yargı kararları gereği ödemek zorunda oldukları bedellere ilişkin olarak belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayırmaları ve kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması halinde ödemelerin sonraki yıllara sari olacak şekilde gramaten ve taksitle yapılacağı, taksitlendirmelerde bütçe imkanları ile alacakların tutarının dikkate alınacağı ve taksitli ödeme süresince kanuni faiz uygulanacağı belirtilmiştir.
16) Başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşmeden hükmedilen bedelin
ödenmesi için başvuran tarafından icra takibinin başlatıldığı, İcra Müdürlüğünün 25/01/2012 tarihli İcra Emrine göre alacak miktarının toplam 1.079.068,85 TL olduğu tespit edilmiştir.
Yargıtay’ın kararı ile 24/12/2012 tarihinde İlk Derece Mahkemesinin kararının kesinleştiği görülmüştür. Ayrıca İdare tarafından haciz işlemlerinin iptali ile İcra Hukuk Mahkemesinde dava açtığı ve 12/06/2014 tarihinde de davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Diğer taraftan İdarece 27/02/2014 tarihinden başlayarak kısmi ödemelerde bulunulmuştur. Bu kapsamda 2014 yılında 700.000,00 TL, 2015 yılında 309,068,85 TL, 2017 yılında 440.000, 00
TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Son olarak 18/10/2018 tarihli borç muhtırasına göre 644.184,26 TL borcun olduğu görülmüş olup ilgili idare tarafından gönderilen bilgi ve belgelerde borç muhtırasının bütçe imkanları doğrultusunda dikkate alınarak 2019 yılı ödeme listesine alındığı ve 29/01/2019 tarihinde 50.000,00 TL ödendiği ve kalan ödemelerinde yapılmaya devam edeceği belirtilmiştir.
17) Somut olayda her ne kadar ilgili idare tarafından 2011 yılından bu zamana kadar ödemelerin
tam olarak yapılmamasının nedeninin alacağın kesinleşmesi ve daha sonra da icra dosyasında net alacağın miktarı konusundaki belirsizliğin giderilmesi için yapılan yargılama faaliyetleri olduğu belirtilse de 2014 yılında İcra Hukuk Mahkemesinde dava sürecindeyken ödeme yapıldığı ya da 2016 Mayıs- 2017 Şubat ayları arasındaki dönem ile 2018 yılı gibi yargılama faaliyetinin olmadığı dönemlerde ödeme yapılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla idarenin ilk ödemeyi Şubat 2014 tarihinde yaptığı, değişen miktarlarda da olsa ödemelerine devam ettiği bundan böyle de ödemelerine devam edeceği yönünde Kurumumuza göndermiş olduğu yazıda taahhütte bulunmuş olsa da ödeme takviminin kesin olarak belirlenmediği anlaşılmaktadır.
18) Sonuç olarak Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, şikayete konu
taşınmazların 15/03/1999 tarihli revizyon uygulama imar palanında “park alanı ve yol” içinde bırakıldığı, söz konusu taşınmazlar için 2011 yılında kamulaştırmasız el atma davasının açıldığı ve el atılan taşınmaz hakkındaki İlk Derece Mahkemesinin kararının 2012 yılında kesinleştiği, Mahkemece belirlenen tazminat bedelinin aradan geçen süre içerisinde ödemesinin tamamlanamadığı, ödemelerin yerine getirilmesinde idarenin gerekli özeni göstermediği ve öngörülebilirliğin sağlanmadığı dolayısıyla bireysel mülkiyet hakkı ile kamu yararının gerekleri arasında olması gereken orantılılığın sağlanamadığı bu anlamda idarenin işleminin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
19) İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde, tam ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, ancak idarenin, başvurana verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı tespit edilmiş olup, İdarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
20) 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının
idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul
İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamında göre, BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvuranın kesinleşen Mahkeme ilamına göre arta kalan (Bakiye) alacağının tamamının ödenmesi, bu mümkün olmadığında kabul edilebilir süreli ve gerçekçi bir ödeme takviminin yapılarak makul sürede ödenmesi ve mağduriyetin giderilmesi yönünde yeni bir işlem tesis edilmesi hususunda ÜSKÜDAR BELEDİYE
BAŞKANLIĞINDA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,
ÜSKÜDAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın ŞİKÂYETÇİYE ve ÜSKÜDAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi