onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, öncesi tescil harici bırakılan bir taşınmazın, toplulaştırma sonrası Hazine adına tapuya tescil edilmesi nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptali ve tescil talebini konu almaktadır. Dava, 1962 yılında yapılan kadastro çalışmalarında tespit harici bırakılan taşınmazın, 2019 yılında gerçekleştirilen toplulaştırma ile Hazine adına tescil edilmesi üzerine açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi, davacının taşınmaz üzerindeki zilyetliğini ve imar faaliyetlerini dikkate alarak kısmen kabul kararı vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, taşınmazın orman tahdit hattının orman olmayan kısmında yer aldığını ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluştuğunu belirterek istinaf talebini reddetmiştir. Ancak, Yargıtay, temyiz itirazlarını kabul ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararını ortadan kaldırmış ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına hükmetmiştir. Bu karar, arazi toplulaştırma işlemlerinin hukuki dayanağının ve bu süreçteki idari tasarrufların geçerliliğinin önemini vurgulamaktadır.

8. Hukuk Dairesi         2022/6532 E.  ,  2024/5879 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2022/938 E., 2022/1168 K.
    KARAR : İsitinaf başvurusunun esastan reddine
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Türkoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI : 2018/265 E., 2020/252 K.

    Taraflar arasındaki öncesi tescil harici bırakılan sonradan Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptal ve tescil talepli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.

    Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    K A R A R

    Davacı … vekili dava dilekçesinde özetle; davacının dava konusu 20494.96 metrekare yüzölçümündeki tescil harici bırakılan taşınmazı yonca ekimi yaparak tarla amaçlı ve 30’a yakın ceviz ağacı dikerek 30-40 yıldan fazla zamandır kullandığını, davacının dava konusu taşınmazı imar ve ihya yaparak ekonomik amaca uygun hale getirildiğini öne sürerek taşınmazın davacı adına tapuya tesciline kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.

    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;” fen raporuna ekli krokide (A) ve (B) harfi ile belirtilen taşınmazın evveliyatının orman olmadığı kullanılmayan, hali arazi niteliğindeki bir taşınmaz olduğu, bu özelliğini 1970 yıllarında kısmen 1980 yıllarının başından itibaren tamamen kaybettikleri ve tarla olarak kullanılmaya başlandıkları, daha sonraki yıllarda (B) harfi ile gösterilen bölümün bir kısmına ceviz fidanları dikilerek meyve bahçesi haline getirildiği , günümüze kadar da (A) ile gösterilen bölümün tamamı tarla olarak, (B) ile gösterilen bölümün büyük kısmı tarla, az bir kısmı da meyve bahçesi şeklinde kullanılmaya devam edildiği, dava konusu yerlerin toplulaştırma çalışmalarında … Mahallesi 453 ada 11 nolu parsel içerisinde Maliye adına tarla vasfı ile tescil edilen yerlerden olduğu, dinlenen mahalli bilirkişilerin ve tanıkların beyanlarında davacının dava konusu taşınmaza 20 yıldan fazla süre ile aralıksız ve çekişmesiz olarak malik sıfatıyla zilyet olduğunu somut olarak ifade ettikleri” gerekçesiyle davanın kabulüne (A) ve (B) ile gösterilen kısımlarına yönelik olarak tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline, (C) bölümü hakkında ise esas yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir. Davalı Maliye Hazinesi tarafından (A) ve (B)’ye yönelik olarak kurulan kısım yönünden karar istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince “(A) ve (B) harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümlerinin orman tahdit hattının orman olmayan kısmında yer aldığı ve 6831 Sayılı Yasa’nın 1. maddesine göre orman sayılmayan yerlerden olduğunun bildirildiği dikkate alındığında dava konusu taşınmaz bölümlerinin 1954 tarihli memleket haritası ve 1956 tarihli hava fotoğraflarında belirlenen niteliğine göre hali arazi vasfında olduğu, imar ve ihya gerektiren yerlerden olmadığı, idari yoldan Hazine adına ilk tapu kaydı oluşturulduğunda ham toprak vasfıyla tapuya tescil edildiğ,i daha sonra toplulaştırma çalışması sırasında da tarla vasfıyla tapuya tescil edildiği dikkate alındığında (A) ve (B) harfleriyle gösterilen bölümler üzerinde dava tarihi itibariyle davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı kazanım koşullarının oluştuğu” belirtilerek istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Bu karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, öncesi tescil harici bırakılan taşınmazın dava açıldıktan sonra yapılan toplulaştırma sonucu Hazine adına tapuya tescil edilmesi nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir.

    1962 yılında yapılan kadastro çalışmalarında Kahramanmaraş İli, … İlçesi, … Mahallesi çalışma alanında bulunan taşınmaz tespit harici bırakılmış, Kadastro Müdürlüğü tarafından taşınmazın tescil harici bırakılma nedeninin bilinmediği bildirmiştir. … Köyünde 38 numaralı Orman Kadastro Komisyonu 18/05/1993 tarihinde 6831 sayılı Yasaya göre ormanların kadastrosu ve aynı Kanunun 2/B madde uygulaması yapmak üzere işe başlanılmış, 27.04.1995 tarihinde de işi sonuçlandırma tutanağı düzenlenmiştir. Kadastro çalışmaları 01.08.1995 tarihinde ilan edilerek, 28.01.1996 tarihinde kesinleşmiştir.

    Dava 27.04.2018 tarihinde tapusuz taşınmazın tescili olarak açılmıştır. Yargılama sırasında dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 2019 yılında yapılan toplulaştırma çalışması sırasında, dava konusu taşınmaz 453 ada 11 parsel (öncesi 670 parsel- ham toprak) sayı ve tarla vasfıyla Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Davacı vekili 22.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, talebinin tapu iptal ve tescil olduğunu bildirmiştir. Islah dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimi itibariyle uyuşmazlığın arazi toplulaştırma işleminden kaynaklandığı açıktır.

    Bilindiği üzere; ülkemizde, toprak toplulaştırmasına imkan veren genel bir hüküm niteliğindeki “toprağın iyileştirilmesi” başlığını taşıyan hüküm Medeni Kanunun 755 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; su yollarını düzeltme, sulama, bataklık yerlerini kurutma, yol açma,orman yetiştirme, arazileri toplulaştırma gibi iyileştirme işleri ancak ilgili maliklerin girişimleriyle yapılabilecekse belirtilen işlerin yapılabilmesi için,arsaların (toprakların) yarısından fazlasına malik bulunan ve sayıca da maliklerin üçte ikisini (5403 Sayılı Yasanın 17. ve 2009 tarihli Tüzüğün 16 ncı maddesine göre, isteğe bağlı olmayan toplulaştırmada kayıt maliklerinin yarısından fazlasını) teşkil eden kimselerin olumlu karar vermesi gerekir. Çoğunluk kararı alındıktan sonra diğer maliklerin alınan karara uyma mecburiyetleri vardır.

    Hemen belirtilmelidir ki, Medeni Kanunun 755 inci maddesini karşılayan İsviçre Medeni Kanunun 703 üncü maddesi 3 Ekim 1951 tarihli Tarım Kanununun 121.maddesiyle değiştirilmiş, toplulaştırma belirli ölçüde kolaylaştırılmış, maliklerin üçte ikisinin değil, sadece salt çoğunluğunun olumlu oyu yeterli sayılmıştır.

    Öte yandan, 22.05.1985 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un 12/C maddesi ile Sulama Dairesi Başkanlığına (sulu ve kuru tarım arazilerinde toplulaştırmaya uygun arazi sahipleri çoğunluğunun isteğine bağlı arazi toplulaştırılması için, etüt plânlama, program ve projelerini hazırlamak, hazırlatmak,tasdikini yapmak, uygulama işlerini yapmak, yaptırmak) görevleri de verilmişken bu defa 5286 sayılı Yasanın 6 ncı maddesine eklenen 1 inci madde hükmü gereğince Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kaldırılmış, Kurumun hak ve yükümlülükleri tüm mal varlığı ile birlikte İstanbul ve Kocaeli illerinde bu illerin Büyükşehir Belediye Başkanlıklarına, diğer illerde İl Özel İdarelerine devredilmiştir (geçici md.5, 1/A maddesi). Bu yasal düzenleme ile anılan kurumun hukuki varlığı son bulduğundan arazi toplulaştırması işleminden kaynaklanan kuruma özgülenen işlevlerin hukuki dayanağı da sona ermiştir.

    19.07.2005 tarihli ve 25880 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve yayımı tarihinde yürürlüğe giren 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda arazi toplulaştırılması işlemleri hükme bağlanmış ve bu konuda bazı düzenlemeler getirilmiştir. Öncelikle yasanın “tanımlar” başlığını taşıyan 3/ö maddesinde arazi toplulaştırılmasının tarifi ve amacı belirtildikten sonra “Arazi Toplulaştırması ve Dağıtımı” başlığını taşıyan 17 nci maddesi hükmünde de ihtiyari ve zorunlu toplulaştırma olarak 2 türlü toplulaştırma kabul edilmiş ve niteliği genel olarak açıklandıktan sonra prosedürü yönünden bir takım kıstaslar konulmuştur. Ayrıca aynı maddenin son fıkrasında ise, toplulaştırma çalışmaları ile ilgili usul ve esasların tüzükle düzenleneceği öngörülmüş, yasanın 24 üncü maddesinde de kanunun uygulanmasına dair tüzüklerin Bakanlar Kurulu tarafından yönetmeliklerin ise ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından Yasanın yürürlüğü (19.7.2005) tarihinden itibaren bir yıl içerisinde hayata geçirilmesi öngörülmüş ve bahis konusu Tüzük, Bakanlar Kurulunun 29.6.2009 tarihli ve 15154 sayılı Karar” ile 24.7.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, önceki 24.09.1979 tarihli 7/18231 sayılı Bakanlar Kurulu kararına bağlı Arazi Toplulaştırma Tüzüğü yayımıyla yürürlüğe giren yeni Tüzüğün 31 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış ve geçici 1 inci maddesiyle yeni Tüzüğün yürürlüğe girmesinden önce Bakanlar Kurulu kararı alınmış ve sonuçlanmamış toplulaştırmalarda 1979 tarihli Tüzüğün bu Tüzüğe aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği düzenlemesine yer verilmiş, ancak eski Tüzüğün yasal dayanağını oluşturan 3202 Sayılı Yasanın geçici 6. maddesi hükmü ile 3083 sayılı Yasa da halen yürürlüğünü devam ettirmektedir.

    O halde, toplulaştırma işleminden kaynaklanan davada taraflar arasındaki çekişmenin giderilmesinde tüzük hükümlerinin göz ardı edilemeyeceği açıktır.

    Gerek 24.09.1979 tarihli 7/18231 Sayılı Tüzükte ve gerekse 29.6.2009 tarih 15154 Sayılı Tüzük hükümlerinde öngörülen ve Bakanlar Kurulu Kararı ile başlatılan arazı toplulaştırma işlemlerinin gerçekleştiriliş ve özellikle kesinleştirilme yöntemi dikkate alındığında bu konudaki kararların toplulaştırma ve diğer işlemler yönünden kamu yararı kararı sayılacağı bir başka deyişle, kamusal tasarruf oldukları ve bunlara yönelik nihai kararlara (idari işlemlere) karşı idari yargı yerinde dava açılacağı tartışmasızdır.

    Değinilen bu yasal düzenlemeler ve ilkeler gereğince ve ayrıca 21.01.2004 tarih 1/5-15 sayılı H.G.K. kararında da benimsendiği üzere; arazi toplulaştırma işlemi sonunda oluşturulan tapu kaydının iptali ve tescili veya düzeltilmesi için açılan davalarda öncelikle toplulaştırma parseline ilişkin sicil kaydının illetini (hukuki sebebini) teşkil eden işlemin idari yargı safhasını da kapsayacak şekilde kesinleşip kesinleşmediğinin saptanması, idari tasarruf halen geçerliliğini koruyor ve varlığını kesinleşmekle sürdürüyorsa eldeki davanın dinlenmesine olanak bulunmadığı gözetilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi, eğer açılmış bir dava var ise sonucunun beklenilmesi gerekeceği hususları kuşkusuzdur.

    S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
    Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

    İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

    Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

    Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

    14.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.