|
ÖZET: Başvuruda, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan başvuranın, bölüm başkanı ve başkan yardımcısı tarafından sistematik mobbinge maruz kaldığı iddia edilmiştir. Mobbing, işyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından belirli bir süre boyunca sistematik olarak uygulanan, mağdurun kişilik değerlerine ve sağlığına zarar veren kötü niyetli davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Başvuran, bu durumun kendisini mağdur ettiğini belirterek, mobbingin sonlandırılmasını ve ilgili kişiler hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını incelemiş ve başvuranın mobbing iddialarını destekleyen yeterli ve ikna edici açıklamalar sunduğunu tespit etmiştir. İdarenin, başvuranın iddialarına yönelik açıklamalarının yetersiz olduğu ve tarafsızlık ilkesine uygun bir ispat külfetini yerine getiremediği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, başvuranın maruz kaldığı mobbing uygulamalarının gerçek olduğu kabul edilerek, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’ne ve Yükseköğretim Kurulu’na gerekli incelemelerin başlatılması yönünde tavsiyede bulunulmuştur. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/5977-S.20.9524
BAŞVURU NO : 2019/18067
KARAR TARİHİ : 14/04/2020
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
YÖK YÜKSEKÖĞRETİM KURULU
BAŞKANLIĞI,TCKN:10000000
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın kendisine uygulanan mobbingin sonlandırılması ve ilgililer hakkında gerekli işlemlerin başlatılması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 14/10/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran özetle, Dokuz Eylül Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak görev yaptığını, bölüm başkanı ve başkan yardımcısı tarafından kendisine sistematik olarak mobbing uygulandığını, bu durumun kendisini mağdur ettiğini belirterek söz konusu mobbingin sonlandırılmasını ve ilgililer hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmektedir.
2. Başvuran 2013 Ocak ayında Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa
Birliği Anabilim Dalına merkezi atama usulüne dayanan Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında araştırma görevlisi olarak atandıktan sonra Senato Kararı, Dekanlık, Rektörlük ve Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) onayı ile 2018 Ocak ayında Uluslararası İlişkiler
Bölümüne atandığını, öncesinde de TÜBİTAK bursu kapsamında yurtdışında görevli olduğunu, 16/06/2018 tarihinden itibaren fiilen araştırma görevlisi olarak görev yaptığını, görevde bulundukları Kasım 2018-Temmuz 2019 tarihleri arasında görev yapan ve nın kendisine sistematik olduğunu düşündüğü haksız eylem ve işlemleri ile mobbinge varan uygulamaları olduğunu belirtmektedir. Bu süreçte yaşadığı sıkıntılarını Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İletişim
Merkezi ALO 170 ile gerçekleştirdiği görüşme sonrasında durumunu hem bölüm başkanlığına hem dekanlığa iletmesine rağmen tutumun değişmediğini, takiben Türkiye İnsan Hakları ve
Eşitlik Kurumuna başvuru yaptığı, takiben de Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurduğunu belirtmektedir.
3. Başvuranın . Hakkındaki iddiaları, 3.1. Başvuranın ÖYP kapsamında atanmış olduğundan bahisle, kadro geçişlerinin tepeden inme ve kabul edilemez biçimde gerçekleştiği yönünde ifadelerini tekrarlaması, 3.2. Koordinatörlük görevlerinin kendisine verilmemesi, 3.3. Bölümdeki diğer araştırma görevlilerinin birden fazla kurulda görevlendirilmesine rağmen kendisine hiç kurul üyeliği verilememesi, 3.4. Doktora tez savunmasını gerçekleştireceği 21/11/2018 tarihi öncesinde resmi işlerinin takibi için Anabilim Dalı Başkanından izin almasına rağmen Bölüm Başkanının olumsuz cevap vermesi, 3.5. Bölüm içerisinde akademik yayınların artırılması amacıyla teklif ettiği editörlü kitap önerisine kayıtsız kalınması, 3.6. Üniversiteleri Sürekli Eğitim Merkezi tarafından yapılan Akademik Çeviri Kursuna katılma talebinin hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedilmesi, 3.7. Tübitak tarafından desteklenen saha çalışması sonrasında sunmuş olduğu doktora tezinin bulgu ve sonuçlarını sunacağı seminerin hiçbir gerekçe gösterilmeden iptal edilmesi, 3.8. İslam Çalışmaları hakkında Uluslararası İlişkiler Bölümünde dersler açılması yönündeki e postaya rağmen yapmış olduğu önerilere kayıtsız kalınması, 3.9. Kadro beklentisine girmemesi yönündeki söylemler, 3.10. Dr. Unvanını almış olmasına rağmen ders verip vermek istemediği yönünde kendisine kayıtsız kalınması 3.11. İş huzurunu sağlamak için Mart ayı başında talep ettiği görüşmeye bir boyunca yanıt alamaması 3.12. TUBİTAK’a Araştırma Projesi gönderme kapsamında dilekçesinin işleme alınmayarak mağdur edilmesi, 3.13. Hakkındaki disiplin soruşturmalarından haberdar değilken iletişim kurabilmek ve makamına duyduğu saygı ve hürmeti gösterebilmek amacıyla hediye etmek istediği çiçeklerin kabul edilmemesi, 3.14. Anne ve babasının hayatta olmaması ve bu sebeple de en yakını olan teyzesinin cenazesinin akabinde üzüntü ve matemi umursanmaksızın hakkında disiplin soruşturması başlatılması, 3.15. Art niyet ve önyargılarla hazırlanmış bir disiplin soruşturması sürecine maruz bırakılması, 3.16. Whatsup üzerinden yapılan yazışmaların rızası olmaksızın aleyhine kullanılması
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
5. Başvuruya konu iddialar hakkındaki bilgi ve belge talep yazımıza istinaden Dokuz Eylül
Üniversitesi Rektörlüğü tarafından gönderilen ve Kurumumuzca 20/03/2020 tarihinde kaydedilen sayılı cevabi yazıda özetle; 5.1. Başvuranın mobbing iddialarına ilişkin olarak İşletme Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr.
E.Y.G. tarafından yapılan incelemede iligililer hakkında soruşturma izni verilmemiş, herhangi bir mağduriyet yaşanmadığından bahisle kişiler hakkında soruşturma başlatılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Uluslararası İlişkiler
Bölüm Başkanlığı görevinde bulunan (Kasım 2018-Temmuz 2019)
hakkındaki iddiaların gerçeği yansıtmadığı, başvuran açısından herhangi bir hukuka aykırılığa ve hak kaybına yol açmadığı, bu sebeple de haklarında herhangi bir soruşturma açılmasına gerek görülmediği, ayrıca görevlerini hukuka uygun, tarafsız ve nesnel olarak, eşitlik ve iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde yerine getirdiği, her iki öğretim üyesinin de anabilim dalı başkanlarının görüşleri ve tüm öğretim elemanlarının ısrarlı talepleri ile göreve getirildiği, saygın, çalışkan ve güvenilir oldukları, başvuranın ise adı geçen öğretim üyelerini haksız ithamlar ile suçlamaya çalıştığı, 5.2. Buna karşın başvuranın iki konuda tam kusurlu davranışta bulunduğu, bunların; izinsiz olarak şehir dışına gitmek, fakültede yapılacak bilgilendirme toplantısına raporlu izinli olduğu dönemde sağlıklı olarak katılmak olduğu, 5.3. Başvuranın çok fazla madde ile suçlamada bulunması, Fakülte dışından özel arkadaşlarını şahit göstermesi, dekanlık makamını atlayarak rektörlük makamına ve çeşitli kurumlara şikayetlerini iletmesi gibi hususların iddiaların asılsızlığını gösterdiği, iddialarının asılsız olması bir yana usul açısından da idareyi hasız yere meşgul ettiği, 5.4. Dikkati çeken önemli bir hususun 6328 sayılı Kurumumuz Kanununun 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre idari başvuru yolları tüketilmeksizin yapılan başvuruların ilgili kuruma gönderilmesinin gerektiği, telafisi güç veya imkansız zarar doğması tehlikesi oluştuğunda doğrudan incelenebileceği hükmünün varlığına rağmen ve telafisi güç veya imkansız zarar doğabileceği iddialarının yersiz olmasına rağmen Kurumumuzun esastan inceleme ve araştırma aşamasına geçmesinin anlaşılamadığı, 5.5. Fakülteleri Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim elemanı numaralı iddialarının Dekanlığın uhdesinde olan ve bölüm yönetiminin yetkisi dışında olan konularla ilgili olduğu, 5.6. 1 numaralı iddiasının gerçek dışı olduğu, zira bahsi geçen bölüm başkanının başvurandan sonra ilgili bölüme görevlendirildiği, bu konuda şahit olarak gösterilen kişinin de daha sonra depresif nöbet teşhisi ile raporlu ve izinli olduğu, 5.7. 2 numaralı iddia olan koordinatörlük görevi verilmemesi iddiasının da yersiz, manasız ve dayanaksız olduğu, bölümde öğretim elemanı sayısının onsekiz olduğu, verilecek görevin ise üç olduğu, bu görevler tecrübe gerektirdiğinden sık değişiklik yapılmadığı, 5.8. 4 numaralı iddiası olan doktora tez savunmasına ilişkin resmi iş ve işlemlerin takibi ve hazırlığı sürecinde kendisine izin verilmediğine ilişkin iddianın da gerçeği yansıtmadığı, 5.9. 5 numaralı iddiası olan editörlü kitap önerisine kayıtsız kalınması iddadına ilişkin olarak, bu önerilerin derlenip dekanlığa arz edildiği, başkaca bir işlem için görevli veya zorunlu olmadıkları, 5.10. 6 numaralı iddiası olan akademik çeviri kursuna izin verilmemesi iddiasına ilişkin olarak hafta içi olan bu kursun 8 hafta olduğu, akademik işlerini aksatmaması için hafta sonu bulunan alternatiflere yönlendirildiği, hafta sonunu tercih etmemesinin kendi sorunu olduğu, dolayısıyla kursa katılımının bölüm başkanlığınca engellenmediği, 5.11. 7 nolu maddenin gerçeği yansıtmadığı, başvuranın yazılı veya sözlü onay aldığına ilişkin bir kanıt bulunmadığı, 5.12. 8 numaralı iddiaya ilişkin ders değişikliği kararının bölüm başkanlığında olmadığı 5.13. 11 numaralı iddiasının gerçek dışı olduğu ve dedikodular hakkında görüşmek için ifadesi kullanılmasının akademik teamüllere aykırı olduğu, 5.14. 12 numaralı iddiadına ilişkin olarak Tübitak Projesi kapsamında süreyi kaçırmasının başvuranın kabahati olduğu, bölüm başkanı ile iletişim kurmamasının yine başvuranın tercihi olduğu, 5.15. 13 numaralı iddianın bir kurum ciddiyetine yakışmadığı, 5.16. 14 ve 15 numaralı bölüm başkanlığına yöneltilen ve 4 ve 5 numaralı bölüm başkan yardımcılığına yöneltilen iddialara ilişkin olarak; başvuranın teyzesinin cenazesi sonrasındaki hal ve hareketleri ve izinsiz şehir dışına gitmesine ilişkin bilgilendirmelerin dekanlığa yapıldığı, takiben hakkında soruşturma açıldığı, amire karşı saygısız davranışlar hususunda ceza almamış olsa da bu hal ve hareketlerinin mevzuata uygun olmadığı, 5.17. 16 numaralı bölüm başkanlığına yöneltilen ve 6 numaralı bölüm başkan yardımcılığına yöneltilen Whatsup mesajının delil olarak dekanlığa sunulmasına ilişkin iddiaya ilişkin olarak söz konusu yazışmanın akademik camiada kabul edilemez olduğu bu sebeple delil olarak sunulduğu, 5.18. 17 numaralı iddiasının gerçek dışı olduğu, 5.19. 19 numaralı bölüm başkanlığına yöneltilen ve 7 numaralı bölüm başkan yardımcılığına yöneltilen araştırma projesi kapsamında yeni bir ortak bulması için üniversite dışından birileri ile görüşmesinin telkin edilmesine ilişkin olarak akademik çalışmaların bireysel olduğu, bölüm yönetiminin proje ortağı bulmak gibi bir sorumluluğunun olmadığı, 5.20. 20 numaralı bölüm başkanlığına yöneltilen ve 8 numaralı bölüm başkan yardımcılığına yöneltilen iddialara ilişkin olarak, başvuranın ruhsal ve fiziksel olarak yaşadığı rahatsızlıkların bölüm yönetiminin davranışları ile nedensellik bağının bulunmadığı, 5.21. 22 numaralı bölüm başkanlığına yöneltilen ve 10 numaralı bölüm başkan yardımcılığına yöneltilen iddiların yersiz, manasız, haksız ve kasıtlı olduğu, 5.22. 24 numaralı dilekçelere kayıtsız kalınması iddiasına ilişkin olarak kişinin iyi niyeti ve dürüstlüğü konusunda şüpheler bulunduğu, ayrıca kişinin raporlu olduğu dönemde yapılan bilgilendirme toplantısına katıldığı, 5.23. Başvuranın İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna yapmış olduğu başvurunun ayrımcılık temellerinden herhangi birine dayandırılamadığı, 5.24. Başvuranın bölüm başkanına haksız, suçlayıcı ve itibarsızlaştırıcı ithamlarda bulunduğu, 5.25. 11/08/2019 tarihinde başvuran hakkında “Dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak suç isnadında bulunmak, “kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak” iddiaları ile hakkında disiplin soruşturması açıldığı, 5.26. 08/01/2020 tarihinde başvuran hakkında dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak, suç isnadında bulunmak iddiaları ile hakkında disiplin soruşturması açıldığı,
III. İLGİLİ MEVZUAT
6. 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın; 6.1.”Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci maddesinde; “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”, 6.2. “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10 uncu maddesinin beşinci fıkrasında;“Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”, 6.3. “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”, 6.4. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında; “Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”, 6.5. “Çalışma hakkı ve ödevi” başlıklı 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasında; “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.”, 6.6. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan
Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 6.7. “Genel ilkeler” başlıklı 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında; “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.”, 6.8. “Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence” başlıklı 129 uncu maddesinin birinci fıkrasında “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.”, 6.9. Yükseköğretim üst kuruluşları” başlıklı 131 nci maddesinde; “Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim – öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur.” 7. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 8. 04/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 8.1. “Yükseköğretim Denetleme Kurulu” başlıklı 8nci maddesinde; “ Yükseköğretim
Denetleme Kurulu, Yükseköğretim Kurulu adına üniversiteleri, bağlı birimlerini, öğretim elemanlarını ve bunların faaliyetlerini gözetim ve denetim altında bulunduran, Yükseköğretim
Kuruluna bağlı bir kuruluştur.” 8.2. “Yükseköğretim Denetleme Kurulunun görevleri” başlıklı 9 uncu maddesinde; “(Değişik: 17/8/1983 – 2880/5 md.) Yükseköğretim Denetleme Kurulunun görevleri; a) Yükseköğretim kurumlarında, eğitim – öğretim ve diğer faaliyetlerin bu Kanunda belirtilen amaca ve ana ilkelere uygunluğunu Yükseköğretim Kurulunca hazırlanacak esaslara göre ve onun adına denetlemek, b) Yükseköğretim Kurulu Başkanı tarafından bu Kanunun 53 üncü maddesine göre istenen soruşturmaları yapmak”
8.3. “Disiplin ve Ceza İşleri Genel esaslar” başlıklı 53 ncü maddesinde; “a. (Değişik:
2/12/2016 – 6764/26 md.) Yükseköğretim Kurulu Başkanı üst kuruluşlar, rektörler ve bağımsız vakıf meslek yüksekokulu müdürlerinin ve 53/Ç maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan fiillerle ilgili olarak öğretim elemanlarının; rektör, üniversitenin; bağımsız vakıf meslek yüksekokulu müdürü, bağımsız vakıf meslek yüksekokulunun; dekan, fakültenin; enstitü ve yüksekokul müdürleri, enstitü ve yüksekokulların; kadrosu bulunan uygulama araştırma merkezi ile bağımsız enstitü müdürleri, uygulama araştırma merkezi ile enstitünün; bu birimlerin genel sekreter veya sekreterleri de bağlı birim personelinin disiplin amirleridir. b.
(Değişik: 2/12/2016 – 6764/26 md.)(2) Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanları, memur ve diğer personeline uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır.
(1) 657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri için
uyarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır:
(2) a) Yetkili makamların bilgi ve belge istemini mazeretsiz olarak zamanında yerine getirmemek.
b) Maiyetindeki elemanların yetiştirilmesinde özen göstermemek.
c) Destek alınarak yürütülen araştırmalar sonucu yapılan yayınlarda destek veren kişi, kurum veya kuruluşlar ile bunların katkılarını belirtmemek.
(3) Aylıktan veya ücretten kesme: Devlet yükseköğretim kurumlarında brüt aylıktan; vakıf yükseköğretim kurumlarında brüt ücretten bir defaya mahsus olmak üzere 1/30 ila 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır.
657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri için
aylıktan veya ücretten kesme cezasını gerektiren fiiller şunlardır:(1) …
ı) Dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak suç isnadında bulunmak.” 9. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun; 9.1. “Amir durumda olan devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında; “Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır.”, 9.2. “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” başlıklı 125 inci maddesinde; “Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını
gerektiren fiil ve haller şunlardır:
… B – Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile
bildirilmesidir Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
… c) Görev sırasında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak, … C- Aylıktan kesme: Memurun, brüt aylığından 1/30 – 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır.
Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
… e) Görev sırasında amirine sözle saygısızlık etmek,”, 10. 19/03/2011 tarihli ve 27879 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “İşyerlerinde Psikolojik
Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” konulu Başbakanlık Genelgesinde; kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin çalışanların itibarını ve onurunu zedelediği, verimliliğini azalttığı ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediği, kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi, iş sağlığı ve güvenliğinin ve çalışma barışının geliştirilmesi için bazı tedbirlerin alınması gerektiği, işyerinde psikolojik tacizle mücadelenin öncelikle işverenin sorumluluğunda olduğu, işverenlerin çalışanların tacize maruz kalmamaları için gerekli bütün önlemleri alacakları, bütün çalışanların psikolojik taciz olarak değerlendirilebilecek her türlü eylem ve davranışlardan uzak duracakları belirtilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
11. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurana uygulanan mobbingin sonlandırılması yönünde Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğüne ve gerekli inceleme ve soruşturmaların yürütülmesi amacıyla Yükseköğretim Kuruluna tavsiyede bulunulması yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 12. Başvuran Dokuz Eylül Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak görev yaptığını, bölüm başkanı ve başkan yardımcısı tarafından kendisine sistematik olarak mobbing uygulandığını, bu durumun kendisini mağdur ettiğini belirterek söz konusu mobbingin sonlandırılmasını ve ilgililer hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmektedir.
13. Mobbing “İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü” olarak tanımlanmış, mobbingin unsurları olarak; işyerinde gerçekleşmesi, sistemli bir şekilde yapılması, süreklilik kazanmış bir sıklıkla tekrarlanması, kasıtlı yapılması, yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacında olması, mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında zarar ortaya çıkması hususları sayılmıştır. [Bkz, İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Bilgilendirme Rehberi, Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Mayıs 2014)] 14. Psikolojik tacize maruz kalan bireylerin; bıktırma, yıldırma, dışlanma, kurumun hizmetlerinden yoksun bırakılma, aşağılanma, izin ve görevlendirilmelerde yararlandırılmama, zorla tayin gibi psikolojik tacize neden olabilecek tutum ve davranışlara maruz kalabilmekte oldukları, bir olguya işyerinde psikolojik taciz diye bakabilmek için davranışların ayda birkaç kez tekrarlanması, birbiri ardına birtakım evreler içinde geçmiş olması, uzun süre devam etmesi ve davranış tarzlarının kişiye kötü muamele şeklinde olması gerektiği, en azından, kasıtlılık, süreklilik ve sistemlilik niteliklerini taşıması gerektiği belirtilmiş, mobbinge neden olabilecek idari işlemler ise; geçici görevlendirme (görev yeri değişikliği), mesleğin (unvanın)
gerektirdiği görevleri vermeme, atama (atamama) özlük haklarının yerine getirilmemesi, disiplin soruşturması açılması olarak sayılmıştır. [Bkz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek
Fırsat Eşitliği Komisyonu İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu (Nisan 2011)]
15. Devlet Memurları Kanununun disiplin hükümlerinin kamu hizmetini yürütebilmek amacıyla fiillerin ağırlık derecesine göre belirlenmek suretiyle ilgiliye ceza verilebileceği düzenlenmiştir. Kanun koyucunun disiplin hükümlerini düzenleme amacının ilgiliyi cezalandırmak maksatlı değil kamu hizmetlerini gereği gibi yürütülebilmesinin sağlanması maksadının olduğu anlaşılmaktadır. Disiplin soruşturması ve disiplin cezalarının amacı kamu hizmetlerinin en iyi düzeyde yürütülmesini, memurların hiyerarşik düzen içerisinde uyumlu hareket etmesini ve memuriyet ilkelerinin korunmasını sağlamak maksadı ile uygulanması gerekmekte olup, bu amacın dışında kullanılması durumunda ise çalışanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşebilecektir. Bu kapsamda sık sık kurum amirlerince kötü muamele olarak nitelendirilebilecek davranışlarda bulunmaktansa objektif gibi görünen nedenler arkasına sığınılarak yersiz disiplin soruşturması açılması ve ceza verilmesi yoluna gidildiği bilinmektedir (Doç. Dr. Serkan ÇINARLI, Uzm. Dr. Selçuk Sinan ÇELİK; Disiplin Soruşturmaları
Açarak Kamu Görevlilerine “Mobbing” Uygulanması, Mevlana Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.3, S.1
Haziran 2015, s.62).
16. Bu kapsamda Danıştay 8. Dairesi’nin sayılı kararında ilk kez mobbing terimini kullanmasının yanı sıra “ … Fakültesi öğretim üyesi olan davacıya verilen üç ayrı disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi üzerine, bu işlemler göreve yargı kararı ile atandığı tarihten itibaren kendisine karşı yürütülen mobbing, bıktırma ve yıldırmaya yönelik eylem ve işlemler, manevi yapısını olumsuz olarak etkileyecek ağırlıkta bulunduğu anlaşıldığından, idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle üzüntü ve sıkıntı yaşayan davacının manevi zararının tazmini gerekir.” ifadelerine yer vermek sureti ile disiplin hükümlerinin amacı dışında kullanılması sureti ile mobbing uygulandığı tespit edilmiştir. Yine
Danıştay 5. Dairesi’nin sayılı kararında da Emniyet
Müdürlüğü’nde görev yapan davacının, hakkında yürütülen disiplin soruşturmalarına konu olan eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, görev yaptığı yerde yıprandığı, sağlıklı ve verimli bir şekilde göreve devam etme imkânının kalmadığı sonucuna ulaşarak davacının başka yere naklini hukuka uygun bulmuştur.
17. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 27/12/2013 tarihli ve sayılı
Kararında “…Mobbingin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu, ayrıca mobbing iddialarında davacı işçinin, kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesinin yeterli olduğu, işyerinde mobbing gerçekleşmediğinin ispat külfetinin davalıya düştüğü…” belirtilmiştir.
18. Bilindiği üzere akademisyen; üniversite ve benzeri yükseköğrenim kurumlarında öğretimi gerçekleştiren, araştırma yapan ve özgün araştırmalarıyla alanına katkıda bulunan kişilere verilen genel mesleki unvandır. Üniversitelerde ve araştırma kurumlarında görev yapan öğretim yardımcıları olan çevirmenler, uzmanlar, öğretim planlamacıları, araştırma görevlileri, okutmanlar ve öğretim görevlileri ile öğretim üyeleri olan yardımcı doçentler, doçentler ve profesörler farklı derecelerden akademisyenlerdir. Meslekte yetişme ve yetkinlik kazanma sürecinde akademisyenlerin çok yoğun ve stresli dönemlerden geçen ve daha mesleğin başlarında kimi zaman altından kalkmakta zorlanacakları çeşitli sorunlar ile karşılaşmalarına neden olan birçok olumsuz durumu da beraberinde getirmektedir.
19. Üniversitelerde mobbing olgusu üzerine yapılan akademik çalışmalar incelendiğinde; 10 kamu üniversitesinde tarama yöntemi ile yapılan 1133 Araş. Gör., 580 Öğr.
Gör./Okutman/Uzman, 1480 Yard. Doç. Dr., 606 Doç. Dr. ve 437 Prof. Dr. olmak üzere toplam
4236 Akademisyen üzerinde yapılan araştırma sonucu incelendiğinde, araştırmaya katılan
akademisyenlerin %66,8’i mobbing ile karşılaştıkları görülmektedir. Bu sonuç Eğitim ve öğretimin en üst seviyede yapıldığı üniversitelerde yaşanan durumun vehametine işaret etmektedir. Yine bahsi geçen çalışmada, akademisyenlerin en çok Araş. Gör. Unvanındayken mobbing mağduru oldukları belirtilmiştir. Bu sonuç mesleki konumun ve statünün yükselmesinin mobbing ile karşılaşma riskini azalttığı sonucunu ortaya koymaktadır.
Akademisyenler sırası ile en çok “yüksek lisans yaparken” sonra “doktora ders aşamasında” ve daha sonra “doktora tez aşamasında” mobbing mağduru olduklarını belirtmişlerdir. Doktora ders ve tez aşamaları bir bütün olarak ele alındığında, akademisyenlerin en çok doktora döneminde mobbing mağduru oldukları görülmektedir. Özellikle yeterlik sınavı süreçlerinin çok meşakkatli geçtiği düşünüldüğünde doktora dönemi bilimsel olarak akademik kariyer süreçlerinin en yoğun sürdüğü dönem olarak bilinmektedir. Akademisyenlere mobbing uygulayan kişilerin %89,9’unun yöneticilik görevi olduğu belirlenmiştir. Akademisyenler en çok “Bölüm Başkanları” ve “Dekanlar veya Müdürler” tarafından mobbing’e maruz kaldıklarını, ek olarak akademisyenlerin çoğu mobbing olayına karşı sessiz kaldıklarını belirtmişlerdir. Akademisyenlerin çok az bir kısmı mobbing ile karşılaştıklarında hukuki yollara başvurduklarını belirtmişlerdir. Bunun en büyük nedenlerinden biri, hukuki yollara başvurulması sonucunda daha kötü durumlarla karşılaşılabileceğinden çekinmeleri ve akademik kariyerlerinin de bu yüzden zarar göreceğinin endişesini taşımaları olduğu, diğer bir nedeninin ise mobbing olayını ispat edememe endişesi içinde olduğu anlaşılmaktadır. YÖK’ün bu konuda yaptığı çalışmalarda düşünüldüğünde bu sorunun giderek büyüdüğü ve mutlaka önüne geçilmesi gereken bir problem olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu konu ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmalı, çeşitli çözüm önerileri getirilmeli ve hatta mobbing’e maruz kalmış akademisyenler tespit edilerek rehabilite edildikten sonra tekrar bilimsel çalışmalarını devam ettirebilmelerine imkân tanınması gerekmektedir. (Üniversitelerde Mobbing’in İncelenmesi ve
Akademisyenler Üzerine Bir Uygulama, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi, Mehmed Zahid ÇÖGENLİ, Tuncer ASUNAKUTLU)
20. Şikâyet konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak yapılan inceleme neticesinde başvuranın iddialarına fakülte yönetimince yanıt verildiği, iddiaların bir kısmının bölüm başkanlığı görevinin yürütülmesine ilişkin olduğu, bir kısmının da kişisel iletişim sürecindeki aksaklıklardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında söz konusu olayda ilgili hakkında açılan ilk disiplin soruşturmasında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak fiilinin sübuta ermediğinden bahisle disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verildiği ve dolayısıyla da başvuranın disiplin cezası almadığı anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu disiplin soruşturmasının açılma gerekçesi incelendiğinde, başvuranın anne ve babasının hayatta olmadığından en yakını olan teyzesinin cenazesi ve yakın arkadaşının babasının cenazesi sonrasındaki üzüntü ve keder sebebiyle davranışlarının yanlış anlaşıldığı ve bunu düzeltmek için amirlerinden özür dilediği hususları göz önüne alındığında tüm bunlara rağmen hakkında cezai işlem yürütülmesinin her ne kadar ceza almamış olsa da hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmadığı değerlendirilmektedir.
21. Söz konusu disiplin soruşturmasını takiben başvuranın bölüm başkanı ve bölüm başkan yardımcısına ilişkin tarafına mobbing uygulandığı iddialarını Kurumumuza ve Türkiye İnsan
Hakları ve Eşitlik Kurumuna ilettiğinden ve bu iddialarının asılsız, yersiz ve dayanaksız olduğundan bahisle hakkında iki disiplin soruşturması daha açıldığı belirtilmektedir. (6.6)
numaralı paragrafta belirtildiği üzere; Kamu Denetçisine başvurmak herkes açısından anayasal bir haktır ve kimse bu hakkın kullanımı kapsamında sorguya çekilemeyeceği gibi bu hakkı kullanmadan önce herhangi bir makamdan izin veya onay alması da talep edilemez. Bu nedenle
Kurumumuza yapılan başvurunun ardından başvuranın tekrar soruşturma geçirmesinin iyi yönetimle bağdaşmadığı ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Bu olumsuz sonuçların, sadece buna muhatap olan kişiyi değil, aynı zamanda bu duruma tanık olan personeli de olumsuz etkileyebileceği açıktır. Bu bağlamda; diğer personel açısından, idareyle yaşadıkları bir sorun karşısında anayasal hakları olan kamu denetçisine başvuru hakkını kullandıkları takdirde kendilerinin de benzer muameleye tabii tutulabileceği düşünceleri ile üzerlerinde bir baskı hissedebileceklerinden İdare tarafından Kamu Denetçisine başvuru hakkının ihlal edildiği görülmektedir.
22. Ayrıca ilgili idarenin başvuran tarafından şikayet konusunun Kurumuza intikal ettirilmesi öncesinde İdarelerine başvurmadığı, telafisi güç ve imkansız zarar oluşabileceği hususunda
Kurumumuzu yanıltarak esastan inceleme aşamasına doğrudan geçilmesinin anlaşılamadığı yönündeki değerlendirmelerine ilişkin olarak da başvuranın Kurumumuza yapmış olduğu 2019/13635 sayılı ilk başvurusuna Kurumumuzca verilen Gönderme Kararı idari başvuru yollarının tüketilmesi niteliğinde olduğundan ve başvuran bu karar sonrasında Kurumumuza tekrar şikayetini yinelediğinden telafisi güç ve imkansız zarar oluşması hususu artık değerlendirmeye alınmaksızın dosyanın esasının incelenmesi gereği hasıl olmuştur.
23. Mevzuat hükümleri, yargı kararları ve cevabi yazılar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; başvuran hakkında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak fiili gerekçesiyle (bu fiil başvuranın teyzesinin cenazesi sonrasında yaşadığı acıyı atlatamamış olmasından kaynaklanan selamlaşmama vb. gibi hal ve hareketlerine karşı açılması ) açılan disiplin soruşturmasının sübuta ermediği, başvuran hakkında tarafına mobbing uygulandığı iddialarını Kurumumuza ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna ilettiğinden ve bu iddialarının asılsız, yersiz ve dayanaksız olduğundan bahisle hakkında iki disiplin soruşturması daha açıldığı, ayrıca başvuranın teyzesinin cenazesine katılmak için şehir dışına çıkmış olmasının gerekli yerlere bilgilendirme yapmasına rağmen izinsiz şehir dışına çıktığından bahisle soruşturmada gerekçe olarak sunulması, başvuranın fakültede yapmak istediği çalışmalara destek verilememesi, açmak istediği derslerin açılamaması, ders paylaşımının hakkaniyetli gerçekleştirilmemesi ve hazırladığı TÜBİTAK Projesinin idari sebeplerle gecikme yaşandığından süreyi kaçırması gibi işlem ve eylemler bulunması, başvuranın, maruz kaldığı mobbing iddiasına yönelik olarak hukuk literatüründe “ilk görünüş ispatı” olarak tanımlanan yeterli ve ikna edici açıklamaları ortaya koyduğu, yargı kararlarında da yer verildiği üzere mobbing gerçekleşmediğinin ispat külfetinin idareye düştüğü ancak idarenin üzerine düşen tarafsızlığa dair ispat külfetini gereğince yerine getiremediği, bir diğer ifadeyle cevabi yazıda iddiaları açıklamaktan uzak nitelikte olduğu değerlendirilmektedir.
24. Yukarıda anlatılan hususlar, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; yukarıda izah edilen tespitler ışığında, somut olay açısından başvuranın, maruz kaldığı mobbing iddiasına yönelik olarak hukuk literatüründe “ilk görünüş ispatı” olarak tanımlanan yeterli ve ikna edici açıklamaları ortaya koyduğu, idarenin bu aşamadan sonra üzerine düşen tarafsızlığa dair ispat külfetini gereğince yerine getirememesi ve yaptığı muamelelerin hukuka ve hakkaniyete uygunluğunu ispat edici nitelikte açıklamalarda bulunamaması nedeniyle, kamu görevlisi olan başvurana yönelik eylemlerin etkileri ve yoğunluk derecesi gibi unsurlar dikkate alındığında, başvuranın -idarenin şikâyete konu uygulamalarının kendisine mobbing (yıldırma) amacıyla uygulandığı- iddiasının gerçek olduğu, İdarenin hakkaniyeti esas alan bir tutum içinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda; Anayasanın 125 inci maddesinin son fıkrasında yer alan, idarenin kendi eylem işlemlerden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükmü de göz önünde bulundurularak, mobbinge taraf kişiler hakkında gerekli incelemenin başlatılması ve bundan sonraki süreçte mobbing olarak algılanacak uygulamalara fırsat verilmemesi yönünde idareye tavsiyede bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
25. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Kurumumuzca talep edilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içinde gönderildiğinden ve başvuranın dilekçesi üzerine kısa sürede cevap verdiğinden “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun hareket ettiği; ancak, başvuranın talebini reddederken bu işlem karşısında hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğinin göstermemiş olması sebebiyle
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı tespit edilmiş olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
26. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İzmir
İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN KABULÜNE,
Başvuranın uygulanan mobbingin sonlandırılması yönünde DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ
REKTÖRLÜĞÜNE ve gerekli inceleme ve soruşturmaların yürütülmesi amacıyla
YÜKSEKÖĞRETİM KURULUNA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca, DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ ve YÜKSEKÖĞRETİM
KURULU tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi