ÖZET: Bu Danıştay kararı, ceza infaz kurumlarında kantin hizmetinin iyileştirilmesi talebi üzerine yapılan başvurunun reddine ilişkin bir değerlendirmeyi içermektedir. Başvuran, ceza infaz kurumunda satılan ürünlerin kalitesiz olduğunu ve alternatif ürünlerin satışının yasaklandığını iddia etmiştir. Ancak, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, kantin ürünlerinin çoğunluğunun ulusal markalardan oluştuğunu ve ürünlerin güvenlik standartlarına uygun olarak tedarik edildiğini belirtmiştir.

Mahkeme, başvuranın kantin hizmetindeki yetersizliklerin insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında değerlendirilemeyeceğine, ayrıca başvuranın sağlığına zarar verecek bir durumun söz konusu olmadığına karar vermiştir. Ceza infaz kurumlarının güvenlik ve disiplin gereklilikleri nedeniyle bazı sınırlamaların uygulanmasının makul olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvurunun reddi, hukuka ve hakkaniyete uygun bulunmuştur.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/64073-S.20.69335

BAŞVURU NO : 2020/1296

KARAR TARİHİ : 06/07/2020

RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, ceza infaz kurumu kantin hizmetinin iyileştirilmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 21/01/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza başvuruda bulunan başvuran, Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunduğunu, 1.1. Tutuklu bulunduğu süre zarfında ihtiyaçlarını ücretini kendileri ödeyerek kurum kantininden karşıladıklarını, ancak son dönemde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce gönderilen bir yazı gerekçe gösterilerek kantinde satılan birçok ürünün sadece açık ceza infaz kurumu tarafından üretilen ürünler olduğunu, başka ürünlerin satılmasının yasaklandığını, bu ürünlerin kalite problemi ile ilgili (beyaz peynirin çok tuzlu olması, kavurmanın tuzlu ve yağlı olması, sıvı sabunun cildi kurutması vb.) şikâyetlerinin dikkate alınmadığını, 1.2. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce başlatılan bir uygulamaya göre farklı firmalara ait satılan ürünlerde sınırlamaya gidildiğini (örneğin; X ürününde A markasından Y ürününde B markasından başkasının satılmasının yasaklanması), bu uygulamanın bir sonucu olarak Osmaniye Açık Ceza İnfaz Kurumu tarafından parfüm yapıldığı gerekçesiyle kurum kantininde bu ürünün satılmaya başlandığını ve deodorant satışının yasaklandığını, birbirinden farklı amaç ve kullanımları olan bu ürünlerin muadil kabul edilip yasaklanmasının makul olmadığını, 1.3. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün söz konusu uygulaması ile her ne kadar fiyatı düşük ürün satılması hedefleniyor olsa da kalite konusunda ciddi sorunların yaşandığını, 1.4. Bu uygulamadan dolayı gerek açık ceza infaz kurumu ürünlerinde gerekse tek marka ürünlerde uzun zaman alan temin sorunları (ürünün 3-4 hafta satılamaması gibi) nedeniyle mağduriyetlerin oluştuğunu, 1.5. Açık ceza infaz kurumu ürünlerinin satışında tekele gidilmesinin satılma kaygısı yaşanmadığından kalite seviyesinin düşmesine sebebiyet verdiğini, üretimi yapılan ürünlerde sadece açık ceza infaz kurumu ürünlerinin satılmasının ve diğer ürünlerde satılacak markanın

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce belirlenmesinin Kamu İhale Kanunu hükümlerine ve serbest piyasa ekonomisi ilkelerine aykırı olduğunu düşündüğünü ifade ederek, ilgili konulardaki müracaatları sonuçsuz kaldığı için konunun Kurumumuzca değerlendirilmesini ve mağduriyetlerinin sonlandırılmasını talep etmiştir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Ceza ve Tevkifevleri Genel

Müdürlüğü’nden 31/01/2020 tarih, yazımız ile bilgi ve belge talep edilmiş olup, söz konusu idarenin 02/04/2020 tarihli cevabi yazısında; 2.1.“Anılan Kurum kantininde satılan ürünlerin ulusal markalarla birlikte İşyurdu

Müdürlüklerinin de üretmiş olduğu ürünlerden oluştuğu, ürün gruplarının çoğunluğunun ulusal markalar olduğu ve ürünleri konsinyatör firmalar tarafından tedarik edildiği, 2.2.İşyurdu Müdürlüklerinde üretilen ürünlerin standartlara uygun ve gerekli izin belgeleri alınarak üretilen ürünler olduğunun bilindiği, 2.3.Ayrıca, kurum kantininde satışa sunulmayan deodorant ürününün Tokat T Tipi Kapalı ve

Açık Ceza İnfaz Kurumu İşyurdu Müdürlüğünün 2019/69 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile basınç ile dolumu yapılan patlayıcı ve yanıcı madde özelliği nedeniyle satışının yapılamadığı, ancak kurum kantininde parfüm satışının olduğu, 2.4.Kurum kantininde, kurumda barındırılmakta olan hükümlü ve tutukluların tüm ihtiyaçlarını karşılayabilmelerine yönelik oldukça geniş bir ürün çeşidi bulundurulmaya çalışıldığı ve tüm ihtiyaçların karşılanmasına yönelik gerekli girişimlerin yapılmakta olduğu, bunun yanında tüketimi az olan ancak talep edilen ürünlerin de yine kantin marifetiyle temin edilmekte olduğu, bununla birlikte kurum kantinine alınan tüm emtiaların 4734 sayılı Kamu

İhale Kanunu ve ilgili mevzuatı hükümlerince alınmakta olduğu ve mevzuat çerçevesinde kar oranları konularak satışının yapılmakta olduğu, bunun dışında kurum idaresince kurum üretimi olmayan hiçbir ürün ile ilgili fiyat belirleme gibi bir durumun söz konusu olmadığı, 2.5.Anılan Kurumun İşyurdu Müdürlüğüne bağlı kantinde satışına karar verilen ürünlerde marka, kalite, son kullanma tarihi, raf ömrü ve ambalaj özellikleri ile TSE, İSO kalite belgesi bulunup bulunmadığına dikkat edilmekte, malzemelerin kuruma alınışında, güvenlik nedeni ile kolay kontrol edilebilir olmasına, kurumda bulunan oda ve eklentilerinde mutfak teşkilatı bulunmadığından ve hükümlü tutukluların günlük iaşelerinin pişmiş yemek olarak karşılandığından, hükümlü tutuklular tarafından çiğ olarak tüketilebilecek gıda maddeleri olmasına özen gösterilmekte, satış anında son kullanma tarihi geçmiş ürünün hükümlü ve tutukluya verilmesinin söz konusu olmadığı gibi bu tür ve bozuk çıkabilen ürünler derhal tedarikçi firmaya teslim edilerek birebir değiştirildiği, 2.6.Öte yandan, Değişik Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer

Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunca tedarik sisteminin yeniden yapılandırılması amacıyla konsinye satış işlemlerinde uygulanacak usul ve esasları düzenleyen Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Konsinye Satış

İşlemlerine Dair Yönetmelik’in 01/11/2018 tarihli ve 30582 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdiği, 2.7.Konsinye satış sisteminin temel amacının kişilerin ihtiyaçları ve kendi tercihleri doğrultusunda daha ucuz, kamu maliyesine yük getirmeden temin edilmesi olduğu, konsinye satış sözleşmeleri ile aynı ürün ya da ürün grubunda birden çok marka satışa sunulabildiği, ayrıca ürün fiyatlarının tüm kantinlerde aynı olacağı, bu şekilde hükümlü ve tutukluların, beğenilerini ve ürün fiyatlarını dikkate alarak karar vermesine imkân tanınmasının amaçlandığı, 2.8.Bu kapsamda, konsinye sistemde satışa konu ürünlerin nihai satış fiyatının, ulusal düzeyde faaliyet gösteren zincir mağazalardan daha düşük olmasının sağlanmaya çalışıldığı, bu şekilde de ceza infaz kurumlarında satışa sunulan ürünlerin çeşit ve fiyatlarının aynı olmasının hedeflendiği,”

Bilgileri edinilmiştir.

3. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumu Müdürlüğü’nden 31/01/2020 tarih, sayılı yazımız ile bilgi ve belge talep edilmiş olup, adı geçen Müdürlüğün 05/05/2020 tarihli cevabi yazısı ekinde bulunan Raporda; 3.1. “UYAP’tan alınan Kurum kantin satış listesi incelendiğinde, Kurumumuz İşyurtları kantininde Konsinyatör firmalardan tedarik edilen ulusal markalı ürünler, Açık-Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu İşyurdu Müdürlüklerinden üretilen ürünler ve yerel piyasadan tedarik edilen ulusal markalı ürünlerin satıldığı, 3.2.Kantinlerde satılan ürünlerden farklı markalar bulunmadığına yönelik asılsız olup, Eti, Ülker, Nestle vb. gibi ürünlerin satışa sunulduğu, 3.3.İşyurtlanna bağlı Açık-Kapalı Ceza İnfaz Kuramlarında üretilen ürünlerin standartlara uygun gerekli izin ve belgelere sahip ürünler üretilmekte olup kurumumuz tarafından belli bir oranda kantinlerimizde satılmakta olduğunu, 3.4.İşyurtlannda üretilen ürünlerin sevkiyatları İşyurdu Müdürlüklerince sağlanmakta olup sipariş geçildikten sonra ivedi olarak tedarikinin sağlandığı, 3.5.Açık-Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda üretilen ürünler sadece Kuram kantinlerinde satılmakta olmayıp; Halka Açık Adliye Satış Mağazalarında İşyurtları Satış mağazalarında, İşyurtları Yöresel Fuarlarında ve Kurum lojmanlarında satışa sunulduğu, üretilen ürünlerin kalitesinde herhangi bir sorun yaşanmamakta olup halk tarafından sürekli talep edildiği, 3.6. UYAP’tan alınan Kantin Satış Listesinden anlaşılacağı üzere Kurum kantininde sadece

Açık-Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İşyurdu Müdürlüklerinin ürünlerinin satılmadığı, ürünlerin çoğunun Bakanlığımızın anlaşmalı Konsinyatör firmalar tarafından tedarik edilen ulusal markalı ürünler olduğu görülmektedir. Ürün satış fiyatlarının da gerek alımı yapılan İşyurdu

Müdürlükleri Yönetim Kurulu kararı ile belirlenmiş fiyatlardan satıldığı, gerekse Konsinyatör firmalardan alınan ürünlerinde satış fiyatlarının Bakanlığımız tarafından anlaşılan satış fiyatı ile satışa sunulduğu anlaşılmaktadır. Kurum kantininde satılan ürünlerin yaklaşık %80’inin konsinyatör firmalar tarafından tedarik edilen ürünler olduğu, %10 ‘unun İşyurdu

Müdürlükleri tarafından üretilen ürünler olduğu ve %10’unun da yerel firmalardan tedarik edilen ulusal markalı ürünler olduğu anlaşılmaktadır.

3.7.Kurum personeli tarafından siparişler ilgili firmalara yapılmakta sevk ettiklerinde hemen satışa sunulmaktadır. İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı’nın 19/03/2019 tarih ve 80991725E.1429/5359 sayılı yazılarında İşyurtları Kurumu Konsinye Satış İşlemlerine Dair

Yönetmeliğin 4. Maddesinin 26. Fıkrası uyarınca konsinye sisteminde satışa sunulan ürün ve ürün guruplarında doğrudan temin ile atımlara derhal son verilmesi, alıma devam eden ilgililer hakkında adli ve idari işlem yapılacağı bildirilmiş ve bu doğrultuda işlem yapılmıştır.”

Bilgisi edinilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”; 4.1. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17.

maddesinin 1 ve 3. fıkralarında; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

(…)

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”; 4.2. Anayasa’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74.

maddesinin 3. ve 4. fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu

Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”,

5. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun “İnfazda temel amaç’’ başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında; “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.”; 5.1. “Hükümlünün Beslenmesi” başlıklı 72. maddesinin 2. fıkrasında; “Hükümlü, kendisine verilen günlük besin ve ihtiyaç maddeleri dışındaki ihtiyaçlarını kurum kantininden sağlayabilir. Kantini bulunmayan kurumlarda, bu maddeler, idarenin izin ve kontrolü altında dışardan sağlanabilir.”; 6. 30582 sayılı ve 01/11/2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Konsinye Satış İşlemlerine Dair Yönetmelik “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Yönetmelik, konsinye satış işlemlerinde uygulanacak usul ve esasların belirlenmesi ile uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amacıyla hazırlanmıştır.”; düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

7. Başvuranın iddiaları, idarelerin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu

Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden 8. Ceza infaz kurumlarında kantin hizmeti, hem mahpusların yemekhane hizmeti dışında beslenme hususunda gerekli ihtiyaçlarını sağlamak, hem de Ceza İnfaz Kurumlarında

Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik uyarınca, mahpusların odalarında bulundurabileceği eşyalarını temin edebilmeleri hizmetine yönelik olarak çalışmaktadır.

9. Hukuka uygun olarak verilen mahkumiyet kararı veya tutuklama kararı uyarınca ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların, özgürlük hakkı dışında diğer tüm temel hak ve özgürlüklerinin, ceza infaz kurumu içerisinde de devam ettiği açıktır. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi birçok kararında “hukuka uygun bir şekilde tutuklu bulundurulan kimselerin, özgürlük hakkı dışında Sözleşme ile güvence altına alınmış olan bütün temel hak

ve özgürlüklerinden faydalanmaya devam ettiklerini” vurgulamıştır. (Velev v. Bulgaristan, B. No:

16032/07, § 30; Hirst v. Birleşik Krallık (No. 2), B. No. 74025/01, § 69; Arslan/Bingöl v. Türkiye, Başvuru

No. 47121/06, 13988/07 ve 34750/07, § 55 ) Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda bu haklar sınırlanabilir. (AYM, B. No: 2013/583, §65)

10. Mahpusların ceza infaz kurumunda bulundukları süre zarfında, özgürlüğünden yoksun olmayan kişilerle aynı hak ve özgürlüklere sahip olduğu söylenebilirse de, mahpusun, hukuka aykırı olan bir fiili nedeniyle, hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda bulunduğu; ceza infaz kurumlarının, bu hukuka aykırı fiil nedeniyle mahpusun rehabilite edildiği, kişinin cezasını infaz ettiği, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem arz ettiği kurumlar olduğunu unutmamak gerekir.

11. Somut olayda başvuran özetle; kurum kantininde satılan ürünlerin çoğunlukla açık ceza infaz kurumları tarafından üretilen ürünler olduğunu ve bu nedenle kalitesiz olduğunu, birbirinin muadili olmayan ürünlerin muadiliymişçesine yasaklandığını ifade etmiştir.

12. Mahpusların kurum kantininden istenilen ölçüde faydalanamaması hususunun

Anayasamız ve AİHS kapsamında güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden hangisi ile ilişkilendirileceği konusunda değerlendirme yapmak gerekmektedir.

13. Anayasamızın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen ‘İnsan Haysiyeti İle

Bağdaşmayan Muamele Yasağı’ bakımından yapılan değerlendirmede; 13.1. Anayasamızın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı vurgulanmıştır.

13.2. AİHM, birçok kararında, AİHS’nin özgürlükten yoksun bırakılan kimselerin ve dolayısıyla bu durumdaki hasta kişilerin durumuna ilişkin hiçbir özel hüküm içermediğini ancak devletin mahpusların fiziksel bütünlüğünü koruma yükümlülüğünden ayrı olarak, doğal yolla ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının, yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artıyor ya da artma riski bulunuyor ise, kendi başına 3. madde (işkence yasağı) kapsamına girebileceğini belirtmiştir. (Bkz., Mouisel v.

Fransa Kararı, Başvuru No : 2020/129667263/01, § 37, 38, 40; Tekin Yıldız v. Türkiye Kararı, Başvuru No : 2020/1296 22913/04, §70)

13.3. AİHM içtihadına göre, bir kötü muamelenin, 3. madde alanına girmesi için, asgari bir vehamete ulaşmış olması gerekir. Bu asgarinin değerlendirilmesi esas olarak nisbî (göreceli)

olup davanın verilerinin tamamına, özellikle muamelenin süresi ve bedensel ve zihni etkileri ile bazen mağdurun cinsiyet, yaş ve sağlık durumuna bağlıdır. (Bkz., Mouisel v. Fransa

Kararı, Başvuru No : 2020/129667263/01, § 37, Kudla v. Polonya Kararı, Başvuru No : 2020/1296 30210/96, § 91, Tarariyeva v. Rusya

Kararı, Başvuru No : 2020/1296 4353/03, § 114; Raninen v. Finlandiya Kararı, Başvuru No : 2020/1296 20972/92, § 55.)

13.4. Başvuranın kurum kantininden elde edemediği ya da kalitesiz olarak elde ettiği ürünlerin, sağlığına herhangi bir zararı olduğuna dair iddiası bulunmadığı görülmüştür.

13.5. Kötü muamele yasağı bakımından yapılan değerlendirmede, başvuranın kantin hizmetindeki yetersizliğin sağlığının kötüleşmesine neden olan bir durum veya kendisinde büyük sıkıntı ya da endişeye yol açtığını gösteren herhangi bir iddiası olmadığı, ceza infaz kurumlarındaki kaynakların ilke olarak sınırlı olduğu ve ceza infaz kurum kantinlerinde yer alan ürünlerin her zaman başvuranın hoşuna gidecek türden olmayabileceği göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın talebinin ‘insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı’ kapsamında kalmadığı görülmüştür.

14. Anayasamızın 17. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen ‘Maddi ve Manevi Varlığın

Korunması Hakkı’ bakımından yapılan değerlendirmede; 14.1. Anayasamızın 17. maddesinin ilk fıkrasında, herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.

14.2. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun ise, “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler’’ başlıklı 6. maddesinde, hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluğun, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirileceği belirtilmiştir.

14.3. Anayasa Mahkemesi söz konusu hak kapsamında yaptığı bir değerlendirmede; “Kişinin bireyselliğinin yani bir kişiyi diğerlerinden ayıran ve onu bireyselleştiren niteliklerin hukuken tanınması ve bu unsurların güvence altına alınması son derece önemlidir. Birçok uluslararası insan hakları belgesinde “kişiliğin serbestçe geliştirilmesi” kavramına yer verilmekle beraber

Sözleşme kapsamında bu kavrama açıkça işaret edilmediği görülmektedir. (AYM, Başvuru No : 2020/1296 2013/2187, 19/12/2013, § 27)

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir.

(§ 28)” hususlarını vurgulamıştır.

14.4. Anayasa Mahkemesi, mahpusların odalarında bulundurabilecekleri eşyalar bakımından yaptığı değerlendirmelerin bir kısmında ‘Maddi ve Manevi Varlığın Korunması Hakkı’ kapsamında değerlendirme yapmış olup, söz konusu kararlarında, mahpusların odalarında bulundurmak istedikleri eşyalarla ilgili şu temel hususları vurgulamıştır: Söz konusu eşyanın

“başka alternatiflerin bulunup bulunmaması”, “başvurucuya aşırı ve katlanılamaz bir külfet yükleyip yüklemediği”, “ikame edilebilir nitelikte olup olmadığı”; “yaşamsal bir öneminin bulunup bulunmadığı”, “kendisi açısından önemli bir zarar doğurup doğurmadığı”; “özel herhangi bir yarar sağlayıp sağlamadığı” hususları yönünden incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. (Başvuru No : 2020/1296 2017/24331, § 45; Başvuru No : 2020/1296 2014/6190, § 37; Başvuru No : 2020/1296 2015/19665, §37)

14.5. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun vasisi tarafından gönderilen takvim kartlarının ceza infaz kurumu tarafından başvurucuya verilmemesi nedeniyle maddi ve manevi varlığının ihlal edildiği iddiasına ilişkin değerlendirmede şu hususlara değinmiştir: “5275 sayılı Kanunu’nun 35. maddesinin gerekçesinde “Bu madde kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin, oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbı malzeme ve diğer ihtiyaç maddelerinin yönetmelikte gösterileceğini belirtmektedir.” Bu kapsamda Kanun, yürütme organına hükümlü ya da tutukluların hangi eşyaları bulundurabileceğine ilişkin düzenleme yetkisi vermektedir. Anayasal sınırlar içerisinde kalmak koşuluyla cezaevinin güvenliği ve düzeni için öngörülen bir takım kurallar konulması pek tabiidir. Somut olayda başvurucu, cezaevinde bulunan bir hükümlü olması sebebiyle bu düzenlemenin kendisine uygulanacağı açıktır.” (AYM, Başvuru No : 2020/1296 2013/4342, § 30, 31)

14.6. Yine Anayasa Mahkemesi bir kararında, “…yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumunda tutulmasından dolayı başvurucunun birtakım sınırlamalara maruz kalmasının doğal olduğu ve bu bağlamda söz konusu sınırlamanın ölçülülükten uzak olmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu eşyaların güvenlik gerekçesiyle başvurucuya verilmemesinin kendisi açısından önemli bir zarar doğurmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.” Hususlarını vurgulamıştır. (AYM, Başvuru

No: 2015/19665, §37)

15. Bu hususta bahsedilmesi gereken bir başlık da işyurtları kurumlarıdır. Söz konusu başlık

altında şu değerlendirmeleri yapmak mümkündür:

15.1. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaç, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfaz Hakkında Kanunun 3. maddesinde, “…öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak…” olarak ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda Kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer taraftan ise, hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla infazın özellikle hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın sürekliliği için hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değildir.

15.2. Hükümlü, büyük olasılıkla, cezanın infazından sonra yeniden topluma döneceğinden, infaz sırasında hükümlünün yeniden toplumun bir üyesi olmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek amacıyla iyileştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Bu nedenle ideal bir infaz sisteminde ceza yaptırımlarının gerek ceza infaz kurumunda gerekse toplum içinde infaz edilmeleri süreci mutlak surette failin topluma yeniden uyum sağlanmasına yönelik rehabilitasyon çalışmaları içermelidir. (Hakan A. YAVUZ, Ceza infaz sistemi ve denetimli serbestlik, Seçkin yayınevi, Temmuz 2018 s.307)

15.3. Yeniden sosyalleştirme, hükümlünün gelecekte sosyal sorumluluk içinde suçsuz bir yaşam sürdürecek yetenek kazanması amacına götüren cezaevindeki gayretlerin toplamıdır.

Yeni görev ve infaz düzeni, hükümlünün geniş kapsamlı bireyleştirilmesi vasıtasıyla suça bulaşmalara karşı etki yapacak amacı takip etmelidir. O, cezaevi içindeki atölyelerde ve tarımda, anlamlı değerler yaratan işte, cezaevinin tabii olmayan ve onun ruhunu ve aklını yükleyen etkilerden kurtarmalıdır. (Timur DEMİRBAŞ, Cezaevlerinde Yeniden Sosyalleştirme (Tretman)

Sorunları, s. 396-397)

15.4. Yeniden sosyalleştirme bakımından çalışmanın da önemi büyüktür; çünkü çalışma, yeniden sosyalleşmenin belirleyici koşulu olarak, her şeyden önce infaz gerçeğinin önemli bir kısmını oluşturur ve günü yenmeye yardım eder. Her yerde Avrupa’da, tüm Dünya’da, çalışma, infazın içeriğinin esasını oluşturur. İnfaz çalışması bir fiyat-yarar analizi içinde sadece ekonomik faktörleri ortaya koymaz. Aynı şekilde, yeniden sosyalleşmenin belirleyici koşulu olarak karakterize edilir. (DEMİRBAŞ, Tretman, s. 405.)

15.5. Çağdaş infaz uygulamalarında suçlunun ıslah edilmesi ve topluma yeniden kazandırılması, onlara verilen eğitimin yanı sıra, hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumlarında bulundukları süre içerisinde varsa mevcut meslek ve sanatlarının korunup geliştirilmesiyle veya meslek ve sanat öğrenmelerini sağlamakla mümkün olmaktadır. Bu amacın gerçekleşmesi için İşyurtları 06.08.1997 tarihinde kurulmuştur. 2019 yılı Aralık ayı itibariyle 309 Ceza İnfaz Kurumu İşyurdu Müdürlüğü bulunmakta ve 2019 yılı Aralık ayı sonu itibariyle, 60.767 hükümlü ve tutuklu işyurtlarında çalışmıştır.

15.6. Hükümlüler, bulundukları ceza infaz kurumlarının içinde veya dışında işyurduna ait atölye ve işkollarında veyahut kurum dışında kamu veya özel sektöre ait işyerlerinde; tutuklular ile hükmen tutuklular ise ceza infaz kurumu içindeki atölye ve işkollarında çalıştırılırlar. Hükümlü ve tutukluların çalıştırılmalarındaki amaç; meslek ve sanatlarının korunup geliştirilmesi veya bir meslek ve sanat öğrenmeleri suretiyle ceza infaz kurumu sonrası hayatlarına topluma yararlı bireyler olarak dönmelerini sağlamak, ekonomik yönden rahatlamalarını temin etmek, ceza infaz kurumlarındaki insan gücünün hizmet ve üretime dönüştürülerek ülke ekonomisine katkıda bulunmalarına yardımcı olmaktır.

15.7. İşyurtlarının mahpusların rehabilitesi yönünden öneminin yanı sıra, işyurtlarında üretilen ürünlerin yalnızca ceza infaz kurumları kantinlerinde değil, özgürlüğünden yoksun olmayan vatandaşlara satışının sağlanması bakımından ekonomik katkısının olduğu da açıktır.

Ceza infaz kurumları dışında yapılan bu satışların gerçekleşebilmesi için belli bir kalitenin, standardın, gerekli izin ve belgelerin bulunması gerekmektedir.

16. Bu hususta bahsedilmesi gereken bir husus da, insan ihtiyaçları konusudur. Bilindiği üzere ihtiyaç, tatmin edildiğinde haz ve doyum, tatmin edilmediği zaman ise acı ve üzüntü veren bir duygu olup, insan ihtiyaçları sonsuzdur. İhtiyaçları genel olarak, zorunlu ihtiyaçlar ve zorunlu olmayan ihtiyaçlar olarak ikiye ayırmak mümkündür. İhtiyaçlar veya ihtiyaçları tatmine yarayan araçlar ikame edilebilirler. İhtiyaçların bir bölümünün tatmini ile diğer bir bölümünün tatmin edilmesi mümkün olduğu gibi, aynı ihtiyacı belirli bir mal yerine başka bir malla tatmin etmek de mümkündür.

17. Başvuran tarafından açık ceza infaz kurumlarında üretilen ürünler haricinde, satışı yapılacak ürünlerin CTE tarafından belirlenmesinin Kamu İhale Kanunu hükümlerine ve serbest piyasa ilkelerine aykırı olduğu belirtilmişse de, başvuranın ceza infaz kurumlarında mahpus olarak barındırıldığı, ceza infaz kurumlarının devletin sorumluluğu ve gözetimi altında bulunan kurumlar olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu iddiasının makul olmadığı görülmüştür.

18. Başvuran, parfüm ve deodorant ürünlerinin birbirinin muadili olmadığını, bu husustaki mağduriyetinin giderilmesi talep etmişse de, esasen söz konusu ürünlerin birbirinin ikamesi olan ürünler olmadığı düşünülmekle birlikte, “deodorant ürününün Tokat T Tipi Kapalı ve

Açık Ceza İnfaz Kurumu İşyurdu Müdürlüğünün 2019/69 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile basınç ile dolumu yapılan patlayıcı ve yanıcı madde özelliği nedeniyle satışının yapılamadığı” görüldüğünden, ceza infaz kurumları güvenliğinin bu konuda üstünlük tanınması gereken husus olduğu düşünülmüştür.

19.Yukarıda ayrıntısı verildiği üzere, başvuranın kantinde satılan ürünlerin çeşitliliğinin az olması ve kalitesinin düşük olduğu yönündeki iddiası ile ilgili olarak; 19.1. Kurumumuza ek olarak gönderilen ‘Kantin Satış Fiyat Listesi’ incelendiğinde, söz konusu ürünlerin alternatiflerinin olduğu, ikame edilebilir nitelikte ürünler olduğu, başvuran için yaşamsal bir öneminin olmadığı, başvurana katlanılamaz bir yük yüklemediği, başvuranın talep ettiği ürünlerin kendisine herhangi bir özel yarar sağlamadığı, 19.2. Başvuranın ceza infaz kurumunda barındırılan bir mahpus olduğu ve ceza infaz kurumu kaynaklarının sınırlı olduğu, ceza infaz kurumlarının disiplin ve güvenliğin önem arz ettiği ve hükümlülerin cezalarını infaz ettiği kurumlar olduğu, 19.3. İşyurtlarında üretilen ürünlerin birçok mahpusun el emeğinin ürünü olduğu, söz konusu üretimin mahpusların rehabilitesi için oldukça önem arz ettiği, ayrıca söz konusu ürünlerin özgürlüğünden yoksun olmayan vatandaşlara, işyurtları satış mağazaları aracılığıyla satışının gerçekleştiği, 19.5. Başvuranın ihtiyaçlarının zorunlu olmayan ve ikame edilebilir ihtiyaçlar olduğunun düşünüldüğü, Hususları birlikte değerlendirildiğinde başvuranın ‘Maddi ve Manevi Varlığın Korunması

Hakkının’ ihlal edilmediği görüldüğünden, ceza infaz kurumu kantin hizmetinin iyileştirilmesi talebinin reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 20. İyi yönetim ilkeleri, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmelik’in 6’ncı maddesinde sayılmış olup; İdarenin başvurana verdiği cevapta hangi sürede hangi mercie başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle ‘karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi’ ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

21. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre, kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE;

Kararın Başvurana ve Adalet Bakanlığına tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi